Başlığında "Ortadoğu" kavramı bulunan çalışmalara
bakıldığında ilk fark edilecek husus, bu kavramın kapsamının
birbirinden farklı olduğu ve her bir çalışmaya göre genişleyip
daralmış olmasıdır. Bunun içindir ki Ortadoğu ile ilgili
bütün çalışmalar öncelikle bu kavramın içeriğinin belirlenmesi
ve kapsamına nerelerin alındığının gösterilmesiyle başlamaktadır.
Her bir yazar "Ortadoğu" kavramının kapsamını,
genişletip daraltabilmekte; içeriğini biraz da kendi keyfince
ve amaçlarına göre belirlemektedir.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bilimsel çalışmalarda
ve uluslararası siyasette giderek kullanımı yaygınlaşan
"Ortadoğu" (Middle East; Moyen Orient; eş-Şarku'l-Evsat)
kavramını ilk defa 1902 yılında Amerikan deniz tarihçisi
ve stratejisti Alfred Thayer Mahan, National Review'de
yayınlanan Basra Körfezi'nin önemini ele aldığı "The
Persian Gulf and International Relations" başlıklı
yazısında Arabistan ile Hindistan arasındaki bölgeyi ifade
etmek için kullanmıştır. (1) Yüzyılın başlarında Basra
Körfezi'nin stratejik önemi ve bu bölgede Alman İmparatorluğu,
İngiltere ve Rusya'nın nüfuz mücadelelerini anlatmaya
çalışan A. T. Mahan, jeostratejik bir konsept dahilinde
kullandığı "Ortadoğu" (Middle East) kavramı
ile, Süveyş'ten Singapur'a kadar uzanan deniz yolunun
bir bölümünü koruyan ve kesin şekilde sınırlarını belirtmediği
bir bölgeyi anlatmaktaydı. (2) Mahan'ın ardından İngiliz
gazetesi The Times'in dış politika editörü Valentine
Chirol, Tahran muhabiri imzasıyla Basra Körfezi'nin stratejik
önemini, Almanya'nın inşa etmeye çalıştığı Bağdat demiryolunun
Basra'ya kadar uzatılmasının İngiltere'nin bölgede ve
Asya'daki çıkarlarına vereceği zararları anlattığı birkaç
yazısına "Ortadoğu'nun Problemleri" başlığını
koyarak kavramı Basra Körfezi bölgesini anlatmak için
kullanmış ve kavramın benimsenmesine katkıda bulunmuştur.
Mahan ve Chirol'un İngiliz diline kazandırdıkları "Ortadoğu"
kavramı asrın başlarında sözlüklere girerken kitap adlarında
da görülmeye başlanmıştır. Angus Hamilton 1909 yılında
Londra'da yayınladığı Problems of the Middle East
adındaki kitabı ile kavramı bilim dünyasına taşıyarak
Basra Körfezi bölgesinin İngiltere'nin uluslararası menfaatleri
ve sömürgeci devletler arasındaki rekabet çerçevesindeki
önemini anlatmaktaydı. Aynı yıllarda Hindistan'da Kral
naibi olan Lord Curzon, ilk defa 1911'de Hindistan'a yakın
yerleri ifade etmek için resmi konuşma ve belgelerde "Ortadoğu"
kavramını kullanarak ona yarı resmi bir nitelik kazandırmıştır.
(3)
Temelde "Ortadoğu" kavramının, "Şark"
(Doğu) ve "Yakındoğu" (Near East) kavramları
gibi Batı merkezli ve sübjektif bir kavramlaştırmanın
ürünü olarak ortaya çıktığı ve kullanım sahasına girdiği
söylenebilir. Bu kavramlaştırmayı yönlendiren ana bakış,
Avrupa'yı dünyanın merkezi olarak kabul eden ve dünyanın
diğer bölgeleri bu merkeze olan uzaklıklarına göre "yakın",
"orta" ve "uzak" şeklinde kategorize
eden bakıştır. Aslında dünyanın "Avrupa merkezli"
olarak kategorize edilmesi geleneği yeni bir uygulama
değildir ve böyle bir refleks tarihin derinliklerinde
de karşımıza çıkabilmektedir. Avrupa kültürünün şekillenmesinde
önemli bir role sahip olan Eski Yunanlılar dünyayı "medeni
güney" ve "barbar kuzey" şeklinde ikiye
ayırıyorlardı. Bu ikili ayırım Romalılarda "Doğu"
ve "Batı" şeklini almıştır. Bilindiği gibi Roma
İmparatorluğu'nun iki merkezi vardı. İmparatorluğun batıdaki
merkezi Roma, doğudaki merkezi de Constantinopolis idi.
İmparatorluğun doğu kısmına "Bizans İmparatorluğu"
adı daha sonra verilmiş bir ad olup önceleri Doğu Roma
İmparatorluğu şeklinde anılıyordu. Bu durumda İstanbul
"Doğu" dünyasının merkezi oluyordu.
XV. yüzyılda Avrupa'nın Avrupa dışı dünyayı keşfetmesiyle
başlayan Keşifler Çağında Çin, Japonya ve Malezya "Uzak
Doğu" olarak adlandırılmıştır. Söz konusu çağda özellikle
Portekizlilerin "Doğu"ya gidecek bir yol bulma
çabaları sırasında ilişkiler geliştirilen "Uzak Doğu"
ile Avrupa'dan uzak olan Akdeniz sahilleri arasındaki
bölge "Yakın Doğu" (Near East) kavramı ile karşılanmıştır.
Böylece "Yakın Doğu", Batı'da, konuşma dilinde
"Uzak Doğu" ile Avrupa arasındaki bölgeyi ve
genel olarak da 1453'ten bu yana Osmanlı Devleti tarafından
yönetilen yerleri ifade etmek için kullanılmaktaydı. (4)
Güneşin doğduğu yer ve "Yakın Doğu"nun ifade
ettiği bölgeyi anlatacak şekilde "Levant" kavramı
da kullanılmakla birlikte bu kavram daha çok Doğu Akdeniz
kıyıları için tercih edilmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında
ise "Yakın Doğu" kavramının kullanımının iyice
arttığı gözlenmektedir.
Batı dünyasında "Doğu"; (Şark; Orient) veya
"Yakın Doğu" olarak ifade edilmiş olan Osmanlı
Devleti için tercih edilen bu kavramlaştırma, elbette
ki sadece bir coğrafî ifadelendirme değil aynı zamanda
kültürel ve dini motiflerle beslenen ve farklı olan "öteki"ni
ifade eden bir kavramlaştırma idi.
Aslında insanların kendi bulundukları yeri merkez alarak
dünyanın diğer yerlerini merkez olarak aldıkları yere
göre konumlandırıp adlandırmaları sadece Avrupalılara
özgü bir uygulama değildir. Mesela Osmanlılar Batı dünyası
için coğrafi adlandırmadan çok etnik vurguyu öne alan
"Frengistan" kavramını kullanırken İslam coğrafyacıları
batıdaki bölgeler için "el-Mağrib", doğu için
ise "el-Maşrık" isimlendirmesini tercih etmişlerdir.
(5)
Avrupalı emperyalist güçlerin Osmanlı toprakları üzerindeki
mücadele ve emellerini anlatmak için kullanılan "Şark
Meselesi" etrafındaki gelişmelerin yanı sıra 1894-1895
Çin-Japon savaşı da "Yakın Doğu" ve "Uzak
Doğu" kavramlarının yaygınlıkla kullanılmasına hizmet
etmiştir. Bir İngiliz arkeologu ve seyyahı olan D. G.
Hogarth'ın 1902 yılında "The Nearer East" adında
bir kitap yayınlaması, bu kavrama açıklık kazandırmış
ve yeni bir sınır çizmiştir. Ona göre "Yakın Doğu"
kavramı, Arnavutluk, Karadağ, Güney Sırbistan, Bulgaristan,
Yunanistan, Mısır, İran'ın üçte ikisi ve Osmanlı Devleti'nin
Asya'daki bütün bölgeleri ile Hint Okyanusu ve Hazar Denizi
arasında uzanan dağlık ve çöllük bölgeyi kapsamına almaktaydı.
(6)
Bu durumda Avrupa'nın ta Romalılardan beri "Doğu"
kavramı ile ifade edilen dünya üç ayrı bölgeye ayrılmış
bulunuyordu: "Yakındoğu" (Near East), "Ortadoğu"
(Middle East) ve "Uzakdoğu" (Far East). Yakındoğu,
daha çok Balkanlar ve Osmanlı Devletini, Ortadoğu Hindistan'a
yakın Basra Körfezini ve Uzakdoğu da Çin ve Japonya'yı
ifade ediyordu.
Birinci Dünya Savaşı'ndan önce ve savaş sırasında Osmanlı
Devleti'nin Balkanlardaki topraklarını kaybetmesi, Arap
Yarımadası'nın belli bölgelerinde İngiliz ve Fransız manda
yönetimlerinin kurulması Ortadoğu kavramının sınırlarını
Yakındoğu kavramının aleyhine geliştirerek yeni bir kapsama
kavuşturmuş oldu. Balkanlar Osmanlı Devleti'nin ve Avrupa
için "öteki" olan "Doğu"nun kapsamından
çıkınca "Yakındoğu" eski anlamını ve kullanımdaki
önemini kaybetmiş oldu. Zira artık Balkanlar, eskisi gibi
"öteki"nin sınırları dahilinde değildi ve Avrupa'nın
bir parçası olmasa da "Doğu"nun kapsamında bir
yer değildi. "Yakındoğu"nun kapsamındaki bölgelerin
bir kısmı Avrupa ve Balkanlara dahil olurken bir kısmı
da "Ortadoğu" kavramı kapsamına dahil olmuş
oluyordu.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Ortadoğu kavramı resmiyet
kazanmıştır. İngiltere hükümetinde Sömürgeler Bakanlığı
bünyesinde "Middle Eastern Department" adıyla
bir idari teşkilatın oluşturulmasıyla söz konusu resmiyet
gerçekleşmiş oldu. Nitekim Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı
Devleti'nden koparıldıktan sonra İngiliz manda yönetimine
verilen ve Milletler Cemiyeti tarafından da onaylanan
Filistin, Mavera-i Ürdün ve Irak yönetimleri bu teşkilata
bağlanmıştır. Bu arada İngiltere'deki Coğrafi Adlar Daimi
Komisyonu (Permenant Commission on Geographical Names)
adlı kuruluş, "Yakındoğu"yu sadece Balkanları
ifade edecek şekilde yeniden tanımlarken "Ortadoğu"
kavramını da Türkiye, Mısır, Arap Yarımadası, Körfez bölgesi,
İran ve Irak'ı kapsamına alacak şekilde sınırlarını belirlemiştir.
Böylece 20. yüzyılın başlarında İstanbul Boğazı'ndan Hindistan'ın
doğu kıyılarına kadar uzanan bölge "Ortadoğu"
olarak isimlendirilmiş oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında
Kahire merkezli Middle East Air Command adıyla bir birim
oluşturulmuş ve İngiltere'nin bölgedeki mandaları olan
Filistin, Mavera-i Ürdün ve Irak'ın yanı sıra Aden ve
Malta da buranın kontrolüne verilmiştir. Daha sonra İran
ve Eritre de bu komutanlığın kontrol alanına dahil edilmiştir.
(7)
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Ortadoğu kavramının kullanımı,
özellikle Anglo-Sakson etkisindeki yerlerde hem sivil
ve akademik çevrelerde, hem de resmi alanlarda yaygınlaşırken
Yakındoğu'nun kullanımı giderek gerilemiştir.
Ortadoğu kavramının kapsamının belirsizliği ve kullananların
kapsamı istedikleri gibi geniş veya dar tutmalarına imkan
vermesi bu kavramın kullanımını zorlaştırmaktadır. Bu
nedenle kavramın belirsizliğini ortadan kaldırmak için
bu kavramla birlikte oluşturulan farklı terkiplerin tercih
edildiği dikkat çekmektedir. Bunlardan "Kuzey Afrika
ve Ortadoğu" (North Africa and Middle East) kavramı
en çok kullanılanıdır. Merkezi Londra'da bulunan Europa
Publications Limited'in yayınladığı yıllıklardan birinin
adı The Middle East and North Africa'dır.
Bu yıllıkta Atlas Okyanusundan Pakistan'a kadar uzanan
coğrafi bölgedeki ülkelere yer verilmektedir. Bunun yanında
bazı yayınlarda ve kuruluşlarda "Near and Middle
East" şeklinde bir kullanıma rastlamak mümkündür.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki National Geographic
Society bölge ülkelerini kapsayan haritaya "Yakın
Doğu ülkeleri" adını vermektedir. (8) "Ortadoğu"
kavramı artık tüm dünyada tercih edilen bir kavramlaştırma
olmakla beraber özellikle Asya'da ve uluslararası kuruluşlarda
"Güneybatı Asya" (Southwest Asia) teriminin
tercih edildiğini de ifade etmemiz gerekir.
Batıdaki üniversitelerin pek çoğunda Middle East Center
veya Near East Center adında araştırma merkezleri
bulunmaktadır. Bölgesel inceleme ve araştırmaların artış
gösterdiği II. Dünya Savaşı'ndan sonra bu merkezlerde
bölge ülkeleriyle ilgili sosyal, siyasal, ekonomik, tarihi,
kültürel, stratejik, coğrafi ve diğer yönleriyle ilgili
incelemeler yapılmaktadır. Söz konusu bu merkezlerin inceleme
kapsamına aldıkları ülkeler, aynen kavram gibi bir kesinlik
göstermemekte olup birbirinden farklı olabilmektedir.
Mesela bazıları Sudan, Libya, Cibuti ve Afganistan'ı Ortadoğu
kavramı içerisinde gösterirken bazıları bu ülkeleri kavramın
kapsamı dışında tutabilmektedirler.
"Ortadoğu" kavramının sivil ve siyasi alanlardaki
yaygın kullanımına rağmen uluslararası kuruluşlarda ve
resmi yayın ve çalışmalarda, belirsizliği nedeniyle fazla
tercih edilmediği gözlenmektedir. Mesela Birleşmiş Milletler
Organizasyonu içinde bu kavram pek tercih edilmemektedir.
Bu bölgeye yönelik kuruluşlardan biri United Nationals
Relief and Agency for Palestine Refugees in the Near East
(UNRWA)'dır ve burada "Ortadoğu" (Middle East)
değil "Yakındoğu" (Near East) kavramı kullanılmıştır.
Lübnan, Suriye, Ürdün, Batı Şeria ve Gazze'de yaşayan
Filistin göçmenlerine sağlık, eğitim ve sosyal alanlarda
yardım sağlamak amacıyla kurulmuş olan bu teşkilat 1950
yılından beri hizmet vermektedir.
Birleşmiş Milletler'in bu bölgeye yönelik ikinci kuruluşu
Economic and Social Commission for Western Asia-ESCWA
(Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu)'dır. 1974 yılında
Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi'nin bölge
ülkeleri arasında ilişkileri en geniş şekilde geliştirmek
amacıyla kurulmuş olan ESCWA'nın Merkezi Beyrut'ta bulunmaktadır.
Komisyonun üyeleri Bahreyn, Mısır, Irak, Ürdün, Kuveyt,
Lübnan, Uman, Filistin, Katar, Suudi Arabistan, Suriye,
Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen'dir. Dikkat edilirse
İsrail bir bölge devleti olduğu halde ESCWA'ya dahil edilmemiş
sadece bölgedeki Arap ülkeleri üye olarak yer almışlardır.
Birleşmiş Milletlerin "Ortadoğu" kavramını
değil, nesnel/objektif bir coğrafi tanımlama olan "Batı
Asya" kavramını tercih etmesi bu kuruluşların resmi
yayınlarına da yansımıştır. Mesela BM tarafından yayınlanan
Demographic Yearbook'larda dünya devletleri objektif coğrafi
bölgeler altında toplandığı ve bu çerçevede Ortadoğu'daki
ülkelerin de Western Asia (Asie Occidentale) adı altında
tasnif edildiği görülmektedir. Bu tür bir kavramlaştırma
dünyanın değişik coğrafi yerlerinde bulunan kişiler için
geçerli bir kullanım imkanı vermektedir. Buna karşılık
sübjektif ve Batı merkezli bir kavramlaştırma olan Ortadoğu
veya Yakındoğu kavramları, Avrupa dışındaki kişiler için
objektif bir anlam taşımamaktadır. Bununla birlikte BM'nin
değişik birimleri ve kuruluşları tarafından kullanılan
Western Asia'nın yayınlara yansıyan kapsamı ile ESCWA'dakinin
kapsamı aynı olmamaktadır. Sözünü ettiğimiz nüfus yıllıklarında
Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kıbrıs, Bahreyn, Irak,
İran, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Uman, Filistin (Gazze
Şeridi), Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye, Birleşik
Arap Emirlikleri ve Yemen Batı Asya (Western Asia) kavramının
kapsamında gösterilmektedir. (9) Burada Kafkaslardaki
ülkelerin de Western Asia kavramına dahil edilmiş olması
dikkat çekicidir.
Bir başka örnek Birleşmiş Milletler'e bağlı bir kuruluş
olan UNCTAD'ın istatistiklerinden verilebilir. Bu kuruluşun
Handbook of Statistics 2000 (New York-Geneve 2000)
adlı resmi yayınında dünya ülkeleri bölgelere bölünürken
Western Asia (Batı Asya) kavramı kullanılmakta ve bu bölge
kapsamına şu devletler dahil edilmektedir: Bahreyn, Kıbrıs,
İran, Irak, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Uman, Katar, Suudi
Arabistan, Suriye, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri
ve Yemen.
Dikkat çekici olan Demographic Yearbook'ta Western
Asia içerisinde gösterilen Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan'ın
bu yayında Orta Asya (Central Asia)'ya dahil edilmiş olmasıdır.
(10) Bu örnekten de anlaşılmaktadır ki sadece "Ortadoğu"
kavramı için değil, bu bölge için kullanılan Western Asia
kavramının kapsamı için de bir belirsizlik mevcuttur.
Kavramın kapsamı bir yayından diğerine, bir kuruluştan
başkasına göre değişebilmektedir. Bu durumda Western Asia
kavramının Ortadoğu ile bütünüyle örtüştüğü ileri sürülemez.
Bundan dolayıdır ki Batı Asya ile Ortadoğu'nun farklılığı
sebebiyle Ortadoğu için "Güneybatı Asya" (Southwest
Asia) kavramı kullanılmaktadır. Böylece Batı Asya içerisinde
yer alan Ortadoğu "Güneybatı Asya" kavramı ile
objektif olarak tanımlanmış ve sınırlandırılmıştır. Mesela
Yakındoğu kapsamında yer alan Kıbrıs'ın çoğu yayınlarda
Ortadoğu'nun kapsamına alınmadığı görülmektedir; bunda
Ortadoğu'nun sübjektif ve kültürel kullanımının etkili
olduğu açıktır.
Bütün bu farklı kullanımlar ve kapsamın değişkenliği
dikkate alınmak şartıyla bugün Ortadoğu kavramının dar
anlamda Türkiye, İran, Mezopotamya, Arap Yarımadası, Körfez
ülkeleri ve Mısır'ı içine alacak şekilde kullanılmakta
olduğunu söylemek mümkündür. Bu kavramın kapsamının daha
da genişletilerek Libya, Sudan, Eritre, Cibuti ve Afganistan'ı
da içerecek şekilde geniş anlamda kullanıldığı; bazı çalışmalarda
ise kapsamın daha da genişletilerek Atlas Okyanusundan
Mısır'a kadar tüm Kuzey Afrika'yı içine alacak genişlikte
kullanılmakta olduğu da görülmektedir. Hatta bazı çalışmalarda
Ortadoğu kavramının kapsamına Kafkasların ve Orta Asya'nın
da dahil edilerek kapsamın iyice genişletildiği de dikkat
çekmektedir.
Bu durumda Ortadoğu için belirsizliğin ve kapsam kargaşasının
devam ettiğini söyleyebiliriz. Kişisel kanaatimiz Ortadoğu
kavramının dar anlamda kullanılmasının yani Türkiye, İran,
Mezopotamya, Arap Yarımadası, Körfez ülkeleri ile Mısır'ı
kapsayacak şekilde kullanılmasının daha doğru olacağı
yönündedir. (11) Eğer daha geniş kapsamda kullanılacaksa
bu durumda Kuzey Afrika ve Ortadoğu kavramlaştırmasının
tercih edilmesinin daha doğru olduğunu düşünmekteyiz.
Yine Kafkaslar ile Orta Asya'nın ise her durumda Ortadoğu
kavramının kapsam alanı dışında düşünülmesi gerekmektedir.
Zira hem Kafkaslar, hem de Orta Asya kavramlaştırması
yerleşmiş, kabul görmüş ve sınırları belli bölgelerdir.
Bunlar için ayrı bir kavramlaştırma çabasına girmek gereksiz
gözükmektedir.
İngilizce bir terkip olan Middle East'ın olduğu
gibi tercümeleri zaman içerisinde diğer dillere de yerleşmiş
ve benimsenmiştir. Fransızca'da Yakındoğu'nun yerine "Proche
Orient" kullanılırken Ortadoğu'nun karşılığında
"Moyen Orient" kullanılmaktadır. Arapça'da
Ortadoğu yerine kullanılan "eş-Şarku'l-Evsat"
İngilizce'deki Middle East'ın kelime kelime çevirisinden
ibarettir. Türkçe'de de benzer çevirinin yerleştiği gözlenmektedir.
Önceleri "Orta Şark" kullanılırken günümüzde
"Ortadoğu" şeklindeki kullanım benimsenmiştir.
Ortadoğu kavramının kapsamı hala müphemliğini korumakla
birlikte kullanımı hem ulusal ve uluslararası siyasette,
hem bilimsel çalışmalarda, hem de günlük dilde yerleşmiş
bulunmaktadır. Bu ad altında araştırma merkezleri, üniversiteler,
enstitüler, basın kuruluşları, sanayi tesisleri ve pek
çok örgüt tesis edilmiştir.
----------------------------------------------------------------------------------------------
1. Bernard Lewis, "Orta Şarkın Tarihi Hüviyeti",
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XII, 1964,
s.75.
2. Bk. Marwan R. Buheiry, The Formation and Perception
of the Modern Arab World, (The Darwin Press, Princeton,
New Jersey, 1989), s.160-162. Ayrıca bk. Peter Beaumont-Gerald
H. Blake-J. Malcolm Wagstaff, The Middle East: A Geographical
Study, New York-Toronto-Brisbane, John Wiley and Sons,
1985, s.1-3.
3. Roderic H. Davison, "Where Is The Middle East?",
Foreign Affairs, Vol. 38, New York 1959-1960, s.668.
4. Don Peretz, The Middle East Today, New York-Chicago,
1978, s.3.
5. Meşhur İslam coğrafyacılarının eserleri ve bu eserlerde
kullandıkları kavramlar hakkında bakınız: Murat Ağarı,
İslam Coğrafyacılığı ve Müslüman Coğrafyacılar/Doğuşu
Gelişimi ve Temsilcileri, İstanbul, Kitabevi Yayınları,
2002, s.253-380.
6. Aynı yer, s.667.
7. Bk. Davison, a.g.m., s.669-671.
8. Peretz, s.3.
9. Bk. UN, Demographic Yearbook 1997, New York 1999, s.32.
10. Bk. UN, UNCTAD Handbook of Statistic 2000, New York-Geneve,
2000, s.293.
11. Bk. P. J. Vatikiotis, Conflict in the Middle East,
London, The aldin Press, 1971, s.xiii-xvi.
Kaynaklar
Bernard Lewis, "Orta Şarkın Tarihi Hüviyeti",
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XII, 1964.
Don Peretz, The Middle East Today, New York-Chicago, 1978.
Marwan R. Buheiry, The Formation and Perception of the
Modern Arab World, The Darwin Press, Princeton, New Jersey,
1989.
Meşhur İslam coğrafyacılarının eserleri ve bu eserlerde
kullandıkları kavramlar hakkında bakınız: Murat Ağarı,
İslam Coğrafyacılığı ve Müslüman Coğrafyacılar/Doğuşu
Gelişimi ve Temsilcileri, İstanbul, Kitabevi Yayınları,
2002.
P. J. Vatikiotis, Conflict in the Middle East, London,
The aldin Press, 1971.
Peter Beaumont-Gerald H. Blake-J. Malcolm Wagstaff, The
Middle East: A Geographical Study, New York-Toronto-Brisbane,
John Wiley and Sons, 1985.
Roderic H. Davison, "Where Is The Middle East?",
Foreign Affairs, Vol. 38, New York 1959-1960.
UN, Demographic Yearbook 1997, New York 1999.
UN, UNCTAD Handbook of Statistic 2000, New York-Geneve,
2000.