Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişimi,
küreselleşmenin etkileri ve bu iki dinamiğin
bileşiminden doğan "ağ ekonomileri",
toplumsal boyutta da kaçınılmaz bir paradigma
dönüşümüne yol açmıştır. Bu, zamanımıza damgasını
vuran ve "enformasyon devrimi",
"bilgi toplumu" gibi nitelendirmelerle
tanımlanan dönüşümdür. Bilgi sermayenin, bilgi
dolaşımı ise ekonomik faaliyetin temeline
yerleşmekte, bir ağ yapılanmasıyla dünyayı
kuşatan bu dolaşım, salt ekonomiyle sınırlı
kalmamakta, toplumsal ilişkilerin kurduğu
ağlara egemen olan etkileşim boyutunun sunduğu
artı değerle birlikte gelişmektedir. Bu sosyo-ekonomik
dönüşüm, yönetim biçimlerini, dolayısıyla
devletin işleyiş mekanizmalarını da doğrudan
etkilemektedir.
Bilgi toplumu sosyologu Manuel Castells,
"küresel ağ etkisi"nin yarattığı
paradigma dönüşümünü şu sözcüklerle karakterize
etmektedir: "Küreselleşme, hükümetleri,
kültürleri ve kurumsal yapıları farklı biçimlerde
birbirlerine bağlayan, enstrümental bir enformasyon
ağıyla harekete geçirilmektedir." (1)
Ekonomi gibi, kültür gibi, siyaset ve yönetim
de "enformasyonel" hale gelmektedir.
İşte "e-devlet" ve "e-demokrasi"
kavramlarını ilişkiye sokan "e-yönetişim",
bu enformasyonel çerçevede ortaya çıkmaktadır.
Devletin ve demokrasinin başına "elektronik"
anlamını ifade eden bir "e-" öneki
getirerek önerilen model, genellikle sanıldığı
gibi "teknik" bir icattan, gerçekleşen
bir "bilim-kurgu" ürününden ya da
"yeni ekonomi" olarak adlandırılan
bilgi ekonomisi modellerinin kamusal alana
uyarlanmasından ibaret değildir. Tersine,
bu model öncelikle siyasi, sonra da sosyo-ekonomik
bir bağlamın zoruyla geliştirilmiştir. Bu
modelin öncelikleri, yine genellikle sanıldığı
gibi devletin "ekonomik verimlilik"
hedefinden çok, yurttaşların katılım ve denetim
talepleriyle belirlenmiştir.
E-devlet konusundaki literatürün büyük çoğunluğunun,
"ağ ekonomileri"nden en çok pay
alan bilişim ve iletişim sektörlerinin iş
modelleriyle oluştuğu doğrudur. Ancak bu,
işin daha çok teknik ve işlevsel yönüdür.
E-devleti ve temelini oluşturan e-demokrasi
modellerini, yönetişim, katılım, şeffaflık
ve sosyal adalete dayanan kalkınma talepleri
mümkün kılmıştır.
Katılımcı demokrasinin gelişmiş bir aşaması
olarak nitelendirilebilecek "yönetişim"
(governance) kavramı, birçok farklı biçimde
tanımlanmakla birlikte, anlamsal olarak, "karşılıklı
yönetim," "etkileşim içinde yönetim"
tarzında konumlanmakta olup, bu açıdan, "sivil
toplum" ve "özyönetim" (autonomy
/ self-management) kavramlarının gelişimiyle
yakından ilintilidir.
1970'lerin siyasi yaşama katkısı olan ve
sivil toplumun etkin politik katılımı üzerinde
temellenen "özyönetim" yaklaşımından
doğrudan beslenen "yönetişim", liberal
demokrasinin çoğulculuk anlayışından farklı
olarak, çok daha etkileşimli bir yönetim organizasyonu
olarak karşımıza çıkmaktadır. Katılımcı politikalarla
toplum içerisinde en kapsamlı konsensusu sağlayacak
topluluk merkezli bir yönetim anlayışını sağlamayı
hedefleyen "yönetişim" kavramı;
özyönetim yaklaşımının "demokrasinin
etkinleştirilmesi" idealini daha da ileriye
taşımaktadır.
Liberal ekonominin küreselleşmesi süreci içerisinde,
ulus-devlet kriziyle birlikte ortaya çıkan,
devletin küçülerek etkinleşmesine yönelik
talep ve modeller, yönetişim anlayışının gelişiminde
de önemli bir rol oynamıştır. Bu açıdan yönetişim
kavramı, ekonominin küreselleşmesi süreciyle
de bağlantılı bir gelişme yaşamıştır.
"Yönetim sanatı" nın temelinde
bilgi, özellikle de ekonomi politika bilgisi
vardır. Ulus-devletleri ortaya çıkaran süreçte
de, devletin, artık üzerini kapladığı topraktan
çok, bu toprak üzerinde yaşayan nüfusun, bu
nüfus içerisindeki ekonomik-politik ilişkilerin
bilgisini yönetimin hizmetine vermesi önemli
bir rol oynamıştır. Küreselleşme süreci içerisinde
bu ekonomi politik bilgisinin giderek artan
bir biçimde paylaşıma açılması ise, aynı ulus-devletlerin
egemenlik alanını daraltmıştır; çünkü bilginin
paylaşımı, iktidarın paylaşımıdır.
Ulus-devletlerin önünde, ellerindeki devasa
bilgi kompleksini paylaşıma açmaktan başka
çıkar yol bulunmamaktadır, çünkü bir yanda
uluslararası ilişkiler ve küresel ekonomi,
diğer yanda da toplumsal dinamikler giderek
daha çok bilgi paylaşımı üzerinde temellenmekte,
bu bağlamda bilgi paylaşımı yönetebilirliğin
ölçütü haline gelmektedir.
Bilginin, yani iktidarın paylaşımı, katılımcı
demokrasinin de temellerinden birini oluşturmaktadır.
Yurttaşlara ve sivil toplum kuruluşlarına
kamu bilgilerine erişim hakkı tanınmaksızın,
ne demokratik katılımdan, ne de kamu yönetiminin
şeffaflığından söz edilemez. Katılımsız ve
kapalı bir yönetimin ise, totaliter zihniyete,
yolsuzluk ilişkilerine, aşırı merkeziyetçilikten
dolayı tıkanan bir kamu yönetimine yol açtığı
açıktır. Bu yüzden, kamu bilgilerine erişim
hakkını koruma altına alacak yasal düzenlemeler,
özellikle de "Bilgi Özgürlüğü" ya
da daha açık bir ifadeyle "Bilgiye Erişim
Özgürlüğü Yasası", yönetişimin sağlıklı
bir biçimde hayata geçirilmesi için gerekli
hukuksal altyapının en önemli boyutlarından
birini ve ilkesel önceliğini oluşturmaktadır.
E-Devlet ve E-Demokrasi: E-Yönetişim Modeli
Yönetişim, ulusal ölçekte, katılımcı ve etkin
bir demokrasi ile sürdürülebilir kalkınmanın
birlikteliğini ifade ederken, küresel ölçekte
ise etkileşimli bir ağ ilişkisi içinde bir
yandan maksimum katma değer ve verimlilik
yaratırken öte yandan evrensel demokratik
standartlara uygun bir uluslararası ilişkiler
yönetimini ifade etmektedir.
Yönetişim, yukarıda belirtildiği gibi, yönetim
süreci içerisinde yer alan tüm tarafların
konsensusu üzerinde temellenmiş kuralların,
yine bu tarafların sürece etkin katılımıyla
uygulanabilir olması anlamına gelmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, yönetişimin "kuralsızlık"
ya da "gevşek yönetim" olarak algılanamayacağı
açıktır, tersine, kavramın içeriğini oluşturan
politik ve ekonomik boyutlarının birlikteliği,
yönetişim mekanizmasını "katılımcılık,"
"ortaklık," "paydaşlık,"
"etkililik," "verimlilik"
ve "sürdürülebilirlik" gibi
değerlerle ilişkilendirmektedir.
Yönetişim anlayışının, kamu yönetim reformları
ya da yeniden yapılandırma girişimleri için
taşıdığı önem açıktır. Kamu yönetiminde egemen
olan "organizasyon ve yöntem" anlayışı,
yerini giderek iş dünyasının "toplam
kalite" ve "müşteri memnuniyeti"
hedefleriyle iş gören ve paydaşların katılımına
dayanan verimlilik yönetimi anlayışına bırakmış;
yönetim üzerinde giderek daha çok rol oynayan
ve beklentileri artan yurttaş, memnuniyeti
hedeflenen "müşteri" olarak görülmeye;
kamu idarelerinin faaliyetleri de kalite standartları
sürekli yükseltilmesi gereken "hizmetler"
olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Bu bir bakıma, ekonominin siyaset üzerindeki
zaferi olarak görülebilirse de, terazinin
diğer kefesinde yurttaş katılımı, hukuk devleti,
etkin demokrasi ve zenginleşen bir kamusal
alan ve bütün bunların sonucu olarak, yeniden
kazanılan siyasi meşruiyet ve güven ortamı
bulunmaktadır.
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişimi
bir yandan küresel ağlarla ekonomik faaliyetlerin
dolaşım yeteneğini artırmış, öte yanda bireylerin
bilgi edinme ve iletişim yeteneklerini de
zenginleştirerek yönetimsel süreçlere katılım
açısından yepyeni imkanlar sunan bir süreci
hızlandırmıştır.
Söz konusu süreç, yönetişim anlayışının bir
parçası olarak, devletin yurttaşlara kaliteli
hizmet veren bir kurum olarak konumlanmasını
ve bu konumlamanın yukarıda söz edilen küresel
gelişmede önemli bir rol oynayan bilişim ve
iletişim teknolojileri ile daha "gerçekleşebilir"
hale gelmesini sağlamıştır. Bu bakımdan, bilişim
ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, özellikle
de internet adı verilen küresel iletişim ağı,
yönetişim sürecini geliştirecek, kamu yönetimini
etkili ve verimli kılacak, katılımcı ve etkin
demokrasiye yeni imkanlar sunacak bir modelin
ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu modelin
adı "e-devlet"tir.
E-devlet, genellikle, "e-yönetişim",
"e-yurttaş", "e-demokrasi",
"e-oylama", "e-yayıncılık"(2)
gibi bir dizi kavramla birlikte konumlanmaktadır.
"Elektronik" ve "devlet"
terimlerinin bir araya getirilmesiyle sonuçlanan
süreç, aslında bilişim ve iletişim teknolojilerinin
yaygınlaşması ile değil, gazetelerden başlayarak
radyo ve televizyona kadar medyanın bir politika
üretme ortamı olarak kullanımıyla başlamıştır.
İletişim nasıl politikanın bir parçasıysa,
giderek yaygınlaşan medyanın bir politika
mekanı olarak belirmesi de kaçınılmazdır (3).
Medya ile politika arasındaki tarihsel bağlar
bir yana, 1970'li yıllardan bu yana, medyanın,
özellikle de toplumun en geniş kesimlerine
kök salmış olan televizyonun, sivil toplumun
yönetime katılımı ve demokrasi için sunduğu
imkanlar tartışılagelmiştir. "Teledemokrasi"
(4), öncelikle bir kitle iletişim aracı olarak
televizyonun, yönetim süreçlerinde bilgi akışını,
şeffaflığı sağlayacak ve giderek bir zamanların
"agora"sının, yani kent meydanının
işlevini yüklenecek bir tarzda, kamusal olarak
yeniden tasarlanması fikri üzerinde temellenmektedir.
Yurttaşların, kendilerini ilgilendiren tüm
oturum, toplantı vb. süreçleri izleyebilmesinin
öngörüldüğü bu sistemde, kamusal televizyonun
demokrasiye hizmet edecek bir araç haline
getirilmesi amaçlanmıştır. Her ne kadar çok
daha etkileşimli bir medya olan internetin
gelişimiyle bu fikir gözden düşmüşse de, halen
toplum içindeki en yaygın medya olması ve
dijital teknolojiler (dijital TV) sayesinde
belli bir etkileşim imkanını içermesi bakımından,
hala tartışılmakta olan bir konudur.
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişimi,
özellikle de internetin yaygınlaşması, medya
ile demokrasi arasında kurulan bağlantı konusunu
yeniden gündeme getirmiş, internetin doğasını
oluşturan gayri merkezi yapı ve etkileşim
boyutunun sunduğu, yönetişim temelli katılımcı
demokrasi bakımından ciddiye alınması gereken
imkanlar tartışılmaya başlanmıştır.
Bu tartışmalarda, internetin içerdiği etkileşim
boyutunun, tıpkı gerçek dünyada olduğu gibi
"sanal" dünyada da toplulukların
oluşmasına izin vermesi olgusunun da hayli
payı olmuştur. Bu "sanal topluluklar"
aracılığıyla, ortak çıkar ve ilgiler etrafında
hızla oluşan, kapsamlı bilgi dolaşımına izin
veren, hak ve özgürlükler, kalkınma projeleri,
yönetişim platformları, yolsuzluk denetimi
gibi sayısız konuda etkili ve ses getirici
faaliyetler gösteren yeni sivil toplum örgütlenmeleri
ortaya çıkmaktadır. (5) İnternetin etkileşimli
ve gayri merkezi yapısı dolayısıyla, sivil
toplumun örgütlenme ve faaliyet yetenekleri
artmış; bu örgütlenme ve faaliyetin etki ve
kapsamı, internetin ulusötesi yapısı sayesinde
ulusal ve uluslararası ölçeklerde genişlemiştir.
Bir yönetişim modeli olarak e-devletin nihai
hedefi, "e-demokrasi"
olarak konumlanmaktadır. Bu bağlamda, e-devlet
anlayışı, birer "müşteri" olarak
görülen yurttaşlara, etkili, verimli ve düşük
maliyetli süreçlerle "kaliteli hizmet"
sunmak olarak algılanmanın da ötesinde, etkin
bir yönetişim süreci olmasının zorunlu sonucu
olarak, "her bir yurttaşa demokratik
sürece katılmak için güçlendirilmiş fırsatlar
sunmak" ve "hükümetin temsil ettiği
halkın görüş, bilgi ve deneyimlerine ulaşması"
için en iyi yol olarak görülmektedir. (6)
Kuşkusuz bu yaklaşımda, "demokrasi krizi"
olarak da adlandırılan, siyasal sisteme duyulan
güvenin azalmasıyla ortaya çıkan meşruiyet
krizinin ve bunun sonucu olarak seçimlere
ve siyasi faaliyetlere katılımda yaşanan dramatik
düşüşün ciddi bir payı varsa da, internetin
demokrasiyi zenginleştirici imkanlar sunduğu
gerçeği bu konjonktürel durumdan bağımsız
olarak geçerlidir.
"İnternetin belki de en demokratikleştirici
yönü, insanların gruplar halinde örgütlenme
ve iletişimde bulunma yeteneklerini artırmasıdır.
Özgür elektronik meclis ve birlikler bağlamında,
yurttaşlar politika, yönetişim ve topluma
katılım ve söz sahibi olmak için yeni imkanlar
kazanacaklardır. Önümüzdeki on yıl içerisinde,
internetin gelişiminde ve demokrasinin inşasında
aktif rol oynayanlar, aynı zamanda, gelecek
yüzyılda 'çevrim içi demokrasi'nin (democracy
online) tohumlarını atma şansına sahip olacaklardır.
Herhangi bir modern ulusun kuruluşunda olduğu
gibi, bugün yapılan seçimler, savunulan idealler,
kabul edilen kurallar ve oluşan beklentiler,
gelecek kuşaklar için demokrasi bağlılığının
önündeki fırsatları belirleyecektir."
(7)
E-devletin e-demokrasi hedefinin tam anlamıyla
gerçekleşmesi, öncelikle bilişim ve iletişim
teknolojilerinin demokratik bir toplum için
zorunlu temsiliyet ölçütlerini karşılayacak
bir tarzda, tüm topluma eşit ve adaletli bir
biçimde yayılmasına bağlıdır. "Dijital
bölünme" (ya da "dijital uçurum")
olarak adlandırılan, bilişim ve iletişim teknolojilerine
erişimde eşitsiz dağılım, e-demokrasi idealinin
hayata geçirilmesinin olduğu kadar, e-devlet
mekanizmalarının tam anlamıyla işlev göstermesinin
de önündeki en büyük engel olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu soruna etkili çözümler geliştirilmezse,
hem e-devlet ile amaçlanan kamu yönetiminin
hem de e-demokrasi idealinin, bir avuç "bilişim
seçkini"nden başka kimseye faydası olmayacak
adaletsiz bir durum yaratacağı ve demokrasi
krizini derinleştireceği açıktır.
E-devlet modeli, yurttaşların "müşteri",
kamu yönetimi faaliyetlerinin de "hizmet"
olarak görüldüğü, "kalite / fiyat performansı"
ölçütlerinin uygulandığı, en az maliyet ve
emekle en kaliteli hizmetin üretilmesini hedefleyen
bir verimlilik yönetimi sistemidir. Kamu hizmetlerinin,
iş dünyasının "yedi gün / yirmi dört
saat hizmet" anlayışıyla, kişiye özel
olarak farklılaştırılmış, hızlı ve etkili
bir biçimde verileceği bu yeni kamu yönetim
modeli, ancak ağ ekonomilerinin yapı taşı
olan bilişim ve iletişim teknolojileriyle
mümkün olabilecektir.
"Bilişim ve iletişim teknolojileri ve
hükümet, ya da kamu yönetimi, yoğun bir biçimde
iç içe geçmiştir. Kamu yönetimlerinin doğası
bu durumu açıklamaktadır, çünkü kamu yönetimindeki
temel süreç bilgi ve iletişimin işlenmesidir.
Demek ki, çağımızın başat teknolojisi hükümetin
merkezini etkilemektedir. Bilişim ve iletişim
teknolojilerinin hükümet ve kamu yönetimi
üzerindeki etkisi bu yüzden devrimcidir(…).
Kamu yönetimi, bilişim ve iletişim teknolojilerini,
iç örgütlenmesi, işleyişi, işlemleri, politika
geliştirme ve uygulanması, izleme ve denetleme
amaçları, politikacılara, yurttaşlara ve toplumsal
örgütlenmelere bilgi sağlanması için kullanmaktadır.
Kamu yönetimi bu teknolojilere aynı zamanda
bir yasal düzenleme ve politika üretme nesnesi
olarak da bakmaktadır." (8)
Kamu yönetiminde bilişim ve iletişim teknolojilerinin
kullanılması, yönetim açısından daha düşük
bir maliyet ve yurttaşlara yönelik daha kaliteli
hizmet ile sürdürülebilir bir kaynak yönetimini
sağlarken, yurttaşlar aşısından da daha az
"yurttaşlık maliyeti" (zaman, emek,
para), daha yüksek memnuniyet, daha etkin
katılım ve daha fazla güven anlamına gelmektedir.
OECD bünyesinde çalışan Stratejik Yönetim
Forumu'nun, e-devlet uygulamalarında vergi
sistemi için geliştirdiği geleneksel / elektronik
yöntem karşılaştırmasına dair bir tablonun
mantığını (9), e-devlet modelinin geneli için
genişleterek uyarlarsak, söz konusu edilen
paradigma dönüşümü daha net bir biçimde anlaşılabilir:
|
Geleneksel Devlet
|
E-Devlet
|
|
Pasif Yurttaş
|
Aktif Müşteri-Yurttaş
|
|
Kağıt-temelli İletişim
|
Elektronik İletişim
|
|
Dikey/Hiyerarşik Yapılanma
|
Yatay/Koordineli Ağ Yapılanması
|
|
Yönetimin Veri Yüklemesi
|
Yurttaşın Veri Yüklemesi
|
|
Eleman Yanıtı
|
Otomatik Sesli Posta, Çağrı Merkezi
vb.
|
|
Eleman Yardımı
|
Kendi kendine Yardım / Uzman Yardımı
|
|
Eleman-temelli Denetim Mekanizması
|
Otomatik Veri Güncellemesiyle Denetim
|
|
Nakit Akışı / Çek
|
Elektronik Fon Transferi (EFT)
|
|
Tektip Hizmet
|
Kişiselleştirilmiş/Farklılaştırılmış
Hizmet
|
|
Bölümlenmiş / Kesintili Hizmet
|
Bütünsel / Sürekli / Tek-duraklı Hizmet
|
|
Yüksek İşlem Maliyetleri
|
Düşük İşlem Maliyetleri
|
|
Verimsiz Büyüme
|
Verimlilik Yönetimi
|
|
Tek Yönlü İletişim
|
Etkileşim
|
|
Uyruk İlişkisi
|
Katılım İlişkisi
|
|
Kapalı Devlet
|
Açık Devlet
|
Yukarıdaki karşılaştırmalı tabloyu topluma
doğru uzatırsak, denklemin "geleneksel"
sütununda, Osmanlı dönemine dek izleri sürülebilecek,
uyruk, hatta "kul" ilişkisi içinde
olan "rızkına razı" bireylerden
oluşan "kapalı toplum" bulunurken,
paradigma dönüşümünü temsil eden ikinci sütunda,
bilgiyi, dolayısıyla iktidarı paylaşan katılımcı
bireylerin oluşturduğu "açık toplum"
yer almaktadır.
"Parmaklarınızın ucundaki yönetim"
ya da "devlet bir tıklama uzaklığında"
tarzında çarpıcı sloganlarla tanıtımı
yapılan e-devlet projeleri (10), önce çevrim
içi olarak bilgi erişimi ve sonra da kamu
yönetimlerini ve hükümetin diğer organlarını
birbirine bağlayan devlet portalları yoluyla
kamusal işlemlerin çevrim içi yürütülmesi
hedeflerini hayata geçirmeye çalışmakta, uzun
vadede ise elektronik seçim anlamına gelen
e-oylama sistemlerinin geliştirilmesine odaklanmaktadır.
E-devlet modelinin yaygınlaşmasının önündeki
en önemli engellerden biri, yukarıda da belirtildiği
gibi, e-ticaretin küresel gelişimini de doğrudan
etkileyen, ancak kamusal alanda çok daha ciddi
sorunlar yaratabilecek olan "dijital
bölünme" sorunudur. (11) Hızlı, ucuz
ve herkes için erişilebilir internet hizmetinin
sağlanması konusunda ulusal ve uluslararası
ölçekte yaşanan ve giderek derinleşme olasılığı
bulunan eşitsizlik, e-devlet projelerinin
demokratik ve adaletli bir düzlemde gelişmesini
tehdit etmektedir.
Hükümetlerin ve hükümetler arası kuruluşların,
gerek e-devlet ve e-demokrasi, gerekse e-ticaretin
gelişimi konusunda yaptıkları çalışmaların
büyük bir bölümünü "dijital bölünme"nin
önlenmesi sorununa adamaktadırlar. (12) Kısa
vadeli olarak çözüm önerileri, internete kamusal
erişimi artıracak olan kütüphane, okul vb.
halka açık mekanlarda internet erişiminin
sağlanmasını ve kamusal erişim noktalarının
oluşturulmasını kapsarken, uzun vadede ise,
bilişim ve iletişim teknolojilerinin altyapısına
yeterli yatırım yaparak ve internet erişimini
ucuzlatarak herkes için ulaşılabilir kılmak
konusuna odaklanmaktadır. (13)
Ancak, gerek ulusal gerekse uluslararası
düzeyde dijital uçurum sorununa yönelik en
köklü yaklaşım, katılımcı toplumsal ve ekonomik
politikalarla, bilgi ve iletişim teknolojilerinin,
kamusal yarar gözetecek sürdürülebilir bir
kalkınma programı çerçevesinde topluma entegre
edilmesi yönünde giderek gelişen trendlerde
görülmektedir. Bu çabanın başarıya ulaşması,
yalnızca gelişmekte olan ülkelerin değil,
gelişmiş ülkelerin hükümetlerinin ve uluslararası
kuruluşların da bu çaba içinde yer almasına
bağlıdır. Çünkü, bilgi ve iletişim teknolojilerinin
gelişimi kadar, toplumsal ve ekonomik kalkınma
dinamikleri de, doğrudan küreselleşmenin ağ
etkisi altındadır.
E-yönetişim modelinin kalkınmakta olan
ülkeler açısından gerektirdiği ulusal "e-strateji"nin
(14) temel öncelikleri şöyle konumlanabilir:
Politika üretimi, yasal düzenleme
ve ağ yapısına hazır olma durumunun güçlendirilmesi;
Erişimi artırmak ve maliyetleri düşürmek
için bağlantı imkanlarının iyileştirilmesi;
İnsani yeteneklerin ve uzmanlık potansiyelinin
güçlü eğitim programlarıyla zenginleştirilmesi,
yaparak öğrenmenin özendirilerek kullanım
kültürünün ve bilgisayar okuryazarlığının
artırılması;
Küresel e-ticaret ve diğer e-ağlara
katılımın özendirilmesi
Topluluk eksenli, katılımcı bir yaklaşımla,
yurttaşların, sivil toplumun ve özel sektörün
e-yönetişim modelinin paydaşları olarak konumlanması.
Kalkınma temelli bir e-yönetişim modeli,
ancak, katılımcı bir anlayışla, çok-taraflı
paydaşlıklar ve işbirliğine dayalı ortaklıklar
temelinde, yatay koordinasyon içinde, yerel
ve bölgesel uygulamalarla hayata geçirilebilir.
Bu bağlamda, "ekonomik havza" kavramı
ön plana çıkmaktadır. Bölgesel kalkınma stratejileri
açısından büyük önem taşıyan bu kavram, tıpkı
doğal ya da kültürel havzaların bütünsel bir
sistem sunmaları gibi, kendi içerisinde bütünsellik
sağlayabilen, kendi ayakları üzerinde durabilen
bir ekonomik örgütlenme çevresinde oluşturulmuş
bir bölgesel yapılanmayı ifade eder. Ekonomik
havza, ekonomik yeterlilik ve verimlilik kıstaslarına
göre belirlenen bir bölgesel oluşum olup,
yatay koordinasyon örgütlenmesiyle işlemektedir.
Bölgesel kalkınma stratejilerinin, gayri
merkezi ve bu yüzden daha etkili bir yatay
koordinasyon gerektirdiği bilinmektedir. Çünkü
kalkınma, ancak bir bölgenin kendi iç dinamiklerini
harekete geçirdiğinde kalıcı bir ivme kazanabilir.
Bu bağlamda, e-yönetişim modeli, yatay koordinasyonun
ihtiyaç duyduğu bilgi akışı ve etkin iletişimi
sağlayarak, ekonomik havza yapılanmalarını
bölgesel kalkınma dinamiklerinin temel aktörleri
haline getirebilir.
Çünkü, e-yönetişim, tekrarlana tekrarlana
sıkıcı bir vaaza dönüşebilen "bilgi toplumu
olmak" ödevini anlamlı kılan ve bunu
toplumun tüm kesimleri için yapan yeni ve
farklı bir eğilimi temsil etmektedir. Ancak,
asıl sorun, "bilgi toplumu olmak"tan,
"elektronik ticaretin kalkınma amaçlı
kullanımı"ndan ya da "interneti
ülke sathına yaymak"tan söz ederken,
kolaylıkla dile getirilen (çünkü etkililiği
ve verimliliği kolaylıkla konumlanabilen)
gayri merkeziyetçi yönetim yapılanmalarının,
konu "devlet"e geldiğinde aynı kolaylıkla
dile getirilememesidir.
Gerek e-devlet, gerekse onun bir adım ilerisinde
konumlanan e-yönetişim modelleri, yönetim
anlayışında gerçek bir paradigma dönüşümüne
ihtiyaç duymaktadır. Bu paradigma dönüşümünün
temel dinamiği, bilgiyi, dolayısıyla iktidarı
paylaşmak, katılımı mümkün kılmak ve gayri
merkezi yatay koordinasyon yapısına geçmektir.
E-Yönetişim Modelinin Hukuksal Altyapısı
ve İlkesel Bir Öncelik Olarak Bilgiye Erişim
Özgürlüğü
E-devletin hayata geçirilebilmesi için, en
az teknolojik altyapı kadar, hukuksal ve kurumsal
altyapının da eşzamanlı olarak uygun bir biçimde
geliştirilmesi bir zorunluluktur. Devletin
yurttaşların hizmetinde elektronik bir işlevsellik
ağı kurabilmesi için, hem elektronik imza,
elektronik sözleşme, kişisel bilgilerin korunması,
ulusal bilgi güvenliği, bilgiye erişim özgürlüğünün
teminat altına alınması gibi doğrudan; ve
fikri hakların korunması, tüketici hakları,
usul hukuku, ceza hukuku, vergi kanunu, ihale
yasaları gibi genel alanlarda elektronik işlemleri
kapsayacak değişikliklerin yapılması yoluyla
hukuksal altyapıyı oluşturması; hem de bu
hukuksal çerçeveye uygun, e-devleti mümkün
kılacak kurumsal altyapıyı hayata geçirmesi
gerekmektedir.
Bilişim ve iletişim teknolojileri, kamu yönetiminin
yeniden yapılanması için kullanımlarının da
ötesinde, kişisel ve kurumsal iletişim, elektronik
ticaret ve elektronik iş gibi temel kullanım
alanlarında da bir çok yasal düzenleme ihtiyacı
ortaya çıkarmıştır. Elektronik ortamda yapılan
satışlarda tüketicinin korunmasından elektronik
ödeme sistemlerinin düzenlenmesine, İnternet
Servis Sağlayıcılar'ın sorumluluklarından
internet üzerinde akan içeriğe ilişkin düzenlemelere,
bilgisayar sistemlerine izinsiz girme ya da
virüs yayma gibi bilişim suçlarından kişisel
verilerin korunmasına pek çok alanda yeni
yasal düzenlemeler yapmak ya da mevcut mevzuatı
bu yeni duruma göre güncellemek gerekmektedir.
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin kamu
yönetiminde kullanımının da ek düzenleme ihtiyaçları
doğurduğu gözlemlenmektedir. Doğrudan bu teknolojilerle
ilgili olmayan konularda, örneğin kamu alımlarını
düzenleyen ihale yasalarının e-devlet modeline
uygun bir şeffaflık anlayışıyla düzenlenmesi
ya da kamu yönetimiyle ilgili mevzuatta e-yönetişim
potansiyelini artıracak bir biçimde yurttaş
katılımını mümkün kılacak değişikliklere gidilmesi
bunlardan sadece bir kaçıdır. E-devlet modelinin
yerleştirilmesi için gereken hukuksal altyapıyı,
genel olarak geçerli, ama Türkiye özeline
uyarlanmış bir tabloyla özetlemeye çalışalım:
(15)
|
E-Devlet Modelinin Hukuksal Altyapısı
|
|
Doğrudan
|
Dolaylı
|
Özel
|
|
Kamu bilgilerine erişim özgürlüğü
konusunda düzenlemeler (Bilgi Özgürlüğü
Yasası)
|
Anayasa değişiklikleri (ifade özgürlüğü,
kamu bilgilerine erişim özgürlüğü, kişisel
bilgilerin korunması gibi temel hak
ve özgürlüklere zemin hazırlayacak değişiklikler)
|
|
|
Elektronik belgelere ve iletişime
yasal kimlik kazandıracak düzenlemeler
(Elektronik İmza Yasası, onay kurumlarının,
elektronik noterlik kurumunun oluşturulması);
delil ve ispat hukukunda (usul hukuku)
buna uygun düzenlemelerin yapılması
|
İhale yasalarında şeffaflığı sağlayacak
ve elektronik ortamın kullanımına izin
verecek düzenlemeler
|
3046 sayılı bakanlıkların örgütlenmesini
düzenleyen ve 3056 sayılı, kamu yönetiminin
yapılanmasını düzenleyen yasalarda gerekli
değişikliklerin yapılması
|
|
Kişisel bilgilerin korunması ile ilgili
yasal düzenlemeler (Kişisel Verileri
Koruma Yasası)
|
Özelleştirme kapsamında özel düzenlemeler
(Telekom’un özelleştirilmesi ve ulusal
bilişim ve iletişim altyapısıyla ilgili
özel düzenlemeler)
|
E-devlet modelinin yerleştirilmesi
için gerekli özel kurumsal düzenleme
ve kararlar (BTYK, Kamu-Net Üst Kurulu
gibi..); kamu kurum ve kuruluşlarının
arasındaki yatay ilişki ve koordinasyonu
düzenleyen kararlar
|
|
Fikri mülkiyet haklarını koruyan düzenlemeler
|
Seçim ve siyasi partiler yasalarında
teknoloji kullanımıyla ilgili güncellemeler
(e-sayım, e-oylama vb.)
|
Bilgi Personeli Yasasının çıkartılması
|
|
Devlet sırlarının güvenliğini teminat
altına alan, hangi bilgilerin paylaşıma
açılabileceği, hangilerinin açılamayacağı
konusunda sınırlandırmalar ve standartlar
getiren bir Ulusal Bilgi Güvenliği Yasası
|
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin
yaygınlaşmasını ve dijital bölünmenin
önüne geçilmesini sağlamaya yönelik
teşvik kararları ve politikalar
|
Bilgi merkezleri ve hizmetleri alanında
özel düzenlemeler
|
|
Ceza ve Ceza Usul yasalarında, kişisel
hak ve özgürlüklere saygılı ve uluslararası
mevzuatlara uygun bir biçimde, bilişim
ve iletişim suçlarını düzenleyen maddeler
|
Yerel yönetimlerle ilgili yasal düzenlemelerde,
gayri-merkeziyetçi yapıyı teminat altına
alıcı ve yurttaş katılımını artırıcı
güncellemeler
|
|
|
Elektronik ortamda sözleşme usul ve
ilkelerini belirleyecek ve elektronik
satışlarda hizmet, ürün iade vb. konuları
kapsayacak bir biçimde güncellenmiş
Tüketiciyi Koruma Yasası
|
Elektronik fon transferi, e-para vb.
yeni finansal araçlarla ilgili düzenlemeler
|
|
|
Vergi yasalarında e-ticarete uygun
güncellemeler ve yeni teknolojilerin
vergi tahsilatında kullanımına izin
veren düzenlemeler
|
Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu”,
“Milli Kütüphane Kanunu”, Muhasebe-i
Umumiye Kanunu” ve “Ayniyat Talimatnamesi”nin
yeniden düzenlenmesi
|
|
|
Gümrük mevzuatında ödeme sistemleri,
ürün teslimatları ve gümrükleme konusunda
yeni teknoloji kullanımına izin veren
güncellemeler
|
Kamu yönetiminde kağıt temelli iletişimden
elektronik iletişime geçişi özendirecek,
tasarruf ve teşvik kararları
|
|
E-devlete zemin hazırlayacak hukuksal altyapının
oluşturulmasında özen gösterilmesi gereken
bir takım ilkeler vardır. Bu ilkeler, genel
olarak, temel hak ve özgürlüklere saygılı
bir hukuk devletinin sahip olduğu anayasal
ilkelerdir. Bunun yanı sıra, yurttaş katılımının
en üst düzeye çıkarılması; gayri-merkeziyetçi
ve kamu birimleri arasında yatay koordinasyonun
etkinleştirilmesine izin veren bir yapının
geliştirilmesi; yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi;
bilişim ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması
ve kamusal erişimin mümkün kılınması gibi
dijital bölünmeyi önleyecek politikalar, yani
e-devlet modelini anlamlı kılan siyasal ilkeler
de, söz konusu hukuksal altyapının oluşturulmasında
belirleyici olmalıdır.
Yukarıda belirtilen düzenlemeler, birbirleriyle
uyumlu bir yapıda ve genellikle eşzamanlı
olarak geliştirilmelidir. Örneğin, elektronik
onay kurumları ile ilgili düzenlemeler gerçekleştirilmeden
elektronik imza yasasının uygulanamayacağı
açıktır. (16)
E-devletin hayata geçirilmesi için en hayati
yasal düzenlemenin "Elektronik İmza Yasası"
olduğu söylenir. Bu, teknik olarak doğru olabilir.
Çünkü, e-devletin teknik altyapısının oluşması
için, tüm iletişimin aktığı elektronik ortama
yasal bir kimlik kazandırılmasının zorunluluğu
açıktır. Ama, e-devlet, yalnızca "teknik"
bir devlet değil, aynı zamanda bir hukuk devletidir.
Bizce e-devletin hukuksal altyapısında asıl
öncelik, ilkesel olarak, yurttaşların ve sivil
toplum kuruluşlarının kamu bilgilerine erişim
özgürlüğünü teminat altına alan "Bilgi
Özgürlüğü Yasası"ndadır. Kamu bilgilerine
erişim, başta Uluslararası İnsan Hakları Bildirgesi'nin
19. maddesi (17) olmak üzere, bir çok ulus-ötesi
belge tarafından teminat altına alınmış bir
hak ve bu niteliğiyle bir uluslararası hukuk
konusudur. Bu hak, aynı zamanda anayasayla
korunma altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden
biridir.
Kamu bilgilerine erişim özgürlüğü, yurttaşların
yönetime demokratik katılımı için esastır.
Çünkü, daha önce de belirtildiği gibi, "bilginin
paylaşımı, iktidarın paylaşımıdır". Kamu
bilgilerine erişim hakkının yasayla korunması,
aynı zamanda kamu yönetiminde şeffaflığın
da teminat altına alınmasıdır.
Ancak bu koruma, ne yazık ki yeterli olmamakta,
kamu bilgileri, bir çok nedenle iktidarlar
tarafından erişilmez kılınmaya çalışılmaktadır.
Devletin yurttaşlarıyla kulluk temelinde bir
ilişkiyi dayatmasının ve kendini yüceltmesinin
bir göstergesi olan bu gizlilik tavrı, genellikle
"ulusal güvenlik" gibi "hassas"
gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılmakta
ve aslında "yurttaşlara duyulan güvensizliğin"
en temel ifadelerinden biri olmaktadır.
Bu tavrın aynı zamanda devlet içinde veya
dışında oluşan çıkar gruplarının kurduğu yolsuzluk
ilişkilerinin süregitmesini de sağladığı unutulmamalıdır.
Kamu için hayati önem taşıyan kararlar, ihaleler
kapalı kapılar ardında, yurttaşların denetimine
kapalı bir biçimde gerçekleşmektedir. Ortaya
çıkan tablo, merkezi iktidarın güçlülük yanılsamasıyla
etkililiğini kaybettiği, kamu yönetiminin
kamuya yönelik olmadığı belli çıkar ilişkileriyle
işlemez hale geldiği, giderek tüm toplumun
yolsuzluk ekonomisiyle krizden krize girdiği,
güvenini ve umudunu kaybettiği bir ülkenin
karanlık peyzajıdır. Ne yazık ki, bu tablo
bizler için de hayli tanıdıktır.
Bu yüzden, giderek daha çok ülke, anayasanın
korumakta etkisiz kaldığı kamu bilgilerine
erişim hakkını, özel yasalarla teminat altına
almaya çalışmaktadır. Elliden fazla ülkede
(bu arada Avrupa Birliği'nde de) bu yasalar
ya çıkarılmıştır ya da tasarı halinde sunulmuştur.(18)
Bu yasalar genellikle "Bilgi Özgürlüğü
Yasası" olarak adlandırılmaktadır.
Bilgi Özgürlüğü Yasası, hangi bilgilerin
"ulusal güvenlik" kapsamında değerlendirilmesi
gerektiği, hangi bilgilerin kamu "sağlığı
ve huzuru" açısından açıklanmasının sakıncalı
olacağı vb. erişim sınırlandırılmasıyla ilgili
konuları açık ve net, uluslararası tutarlılıkta
standartlarla konumlayacak; kamusal bilgilere
erişim kamu yönetim birimlerinin yetki alanından
çıkartılarak her türlü takdir hakkı bağımsız
yargıya bırakılacak ve böylelikle bilgiye
erişim özgürlüğü hukuk devletinin teminatı
altına alınmış olacaktır.
Bilgi Özgürlüğü Yasası, ancak katılımcı bir
demokrasiye inanan siyasal bir irade ve kararlılıkla
gerçekleştirilebilir. Yalnızca uluslararası
toplumda yalnız kalmamak ve imaj kaygısıyla
çıkarılan bir yasa genellikle uygulanamaz
olacaktır. Nitekim bazı ülkelerde, yasanın
çıkmasına rağmen, ya yurttaşların ve sivil
toplum kuruluşlarının bilgiye erişim talepleri
geciktirilmekte ve bürokrasiye boğulmakta,
ya belli kamu yönetim işlevleri özelleştirilerek
ve vakıf vb. kuruluşlara devredilerek yasanın
kapsamından çıkarılmakta, ya da hükümetler
bilgileri aşırı fiyatlara satma eğilimi içine
girerek erişilmez kılma ve yasayı delme çabalarında
bulunmaktadır. (19) Bu yüzden, çıkarılacak
yasa, bu tür girişimleri önleyecek açıklık
ve somutlukta olmalıdır.
Yukarıda verilen tablo açısından, ülkemizin
durumuna bakıldığında, daha yapacak çok işin
olduğu görülmektedir. Fikri mülkiyet hakları
ve tüketiciyi koruma yasasında yapılan bazı
değişikliklerin dışında, henüz yol alınamamıştır.
Kişisel Verileri Koruma Yasası henüz taslak
halindedir. Bir süredir e-imzanın düzenleneceği
bir yasayla ilgili haberler basında çıkmaktadır.
(20)
Bilgi Özgürlüğü Yasası ise henüz telaffuz
aşamasındadır (21). Ancak yukarıda konumlamaya
çalıştığımız hukuk devleti yaklaşımının tam
tersi bazı kaygı verici gelişmeler ise ufukta
görünmektedir. Genelkurmay Başkanlığı'nca
hazırlanan "Ulusal Bilgi Güvenliği Yasa
Tasarısı", neredeyse tüm kamusal bilgiyi,
hatta yeni teknolojilerle ilgili hemen hemen
tüm uygulama alanlarını, "ulusal güvenlik"
kavramıyla ilişkilendirmeye çalışan bir tasarıdır.
Henüz Meclis'e sunulmamış da olsa, hakim anlayışın
e-devlete henüz hazır olmadığı yolunda bir
işaret olarak algılanabilir.
Oysa ulusal bilgi güvenliği ile ilgili düzenlemeler,
aslında ulusal güvenlikle ilgili hassas bilgilerin
uluslararası standartlarda ve çağdaş dünyanın
gereklerine uygun olarak sınıflandırıldığı
bir yasal çerçeve sunmalı, yurttaşlardan bilgi
kaçırmanın, devleti kapalı bir devreye dönüştürmenin
aracı kılınmamalıdır.
"Ulusal Bilgi Güvenliği Yasa Tasarısı"nda
hakim olan zihniyetin bir başka uzantısı da
2001 Baharında gündeme gelmiş ve Radyo Televizyon
Üst Kurulu ile ilgili yasa tasarısı kapsamına
interneti de alma ve basın için geçerli bazı
denetim mekanizmalarını dayatma girişimleri,
internetin gayri merkezi doğası ve etkileşimli
yapısının bu biçimde düzenlenemeyeceği gerekçesiyle,
haklı olarak Cumhurbaşkanı tarafından veto
edilmiş olmasına rağmen, Meclis'in yasayı
virgülüne dokunmadan tekrar onaylamasıyla
kanunlaşmıştır.
Yukarıdaki, hukuksal altyapıyla ilgili tablodaki
bazı düzenlemeler kamuoyunun gündemine gelse
de, bunların çoğunun, Avrupa Birliği'nin "eAvrupa+"
programı kapsamında ele alınması, temel hak
ve özgürlüklerle ilgili diğer bir çok alanda
olduğu gibi, Türkiye ve Türk insanı için değil
de, AB'ye girebilmek için yapılıyor kuşkusunu
uyandırmaktadır. Bu tür düzenlemeler, bir
toplumun yararı için yapılır, yalnızca ulusüstü
bir birliğe şu ya da bu nedenle dahil olabilmek
için değil.
Oysa, Türkiye'nin bir bilgi toplumu olması
bakımından büyük önem taşıyan, gelişmeye açık
İnternet için, internet ve hukuk arasında
demokratik, uluslararası düzeyde tutarlı,
ülke çıkarlarına uygun ve hukuk devleti ilkelerine
bağlı bir yasal ortamın oluşması bir zorunluluktur.
Yine internetin ulusötesi yapısı ve etkileşime
dayanan doğası gereği, devletlerin, internetle
ilgili yapılan yasal düzenlemeler konusunda
sivil toplum kuruluşları ve sektörel, endüstriyel
birliklerle işbirliği içinde, ilgili tüm platformları
kapsayan demokratik bir katılımı amaçlayarak
çalışmalarını yürütmeleri, sağlıklı bir gelişme
ortamının yaratılması için kaçınılmaz görünmektedir.
Çünkü internetin gerek bugüne kadar olan ve
gerekse bundan sonraki gelişimi, kullanıcı
etkileşiminin dinamiklerine ve özel sektörün
girişimciliğine bağlıdır.
E-Yönetişim Modeli ve E-Türkiye Hedefi
Türkiye'nin de Ulusal Program ile katılma
taahhüdünde bulunduğu eAvrupa+ Eylem Planı
doğrultusunda, e-devlet modeli giderek e-demokrasi
imkanlarının daha da geliştirilmesi ve e-yönetişim
uygulamalarına doğru evrilmektedir. Bu çerçeve,
gayri merkeziyetçi bir yönetim paradigmasını
ön plana çıkartmaktadır.
Ülkemizde, Batı'daki e-devlet modelinin tek
duraklı, hizmetlerin tek bir adresten verildiği
dönüşüm aşaması genellikle yanlış anlaşılmakta
ve o hep özlem duyulan "kusursuz merkeziyetçilik"le
karıştırılmaktadır. Söz konusu olan "tek
durak", yalnızca dikey ve yatay katmanlarda
iyi koordine edilmiş, bağımsız kamu hizmetlerine
erişim sağlayan bir portal yapısından, yani
her biri birbiriyle uyum gösterecek bir biçimde
ama otonom olarak çalışan birimlerin işlevlerine
erişim sağlayan bir "kullanıcı arayüzü"nden
ibarettir. Bu portalı mümkün kılan, Başbakanlığın
ya da bir "Bilgi Toplumu Bakanlığı"nın
yaptırımcı gücü değildir. Tersine, yurttaşların
ya da iş dünyasının ihtiyaçlarına göre yapılanmış
çok sayıda kamu yönetim hizmetinin, e-yönetişim
anlayışı gereği, yatay koordinasyon içinde
yapılanması sonucu, birbiriyle uyumlaşan esnek
gayri merkezi yapısının etkililiğidir.
Böyle bir yapının, en geniş kesimlerin katılımı
sağlanmaksızın; her biri toplumun farklı kesimlerini
temsil eden paydaşların koordinasyonuyla hayata
geçebilen projeler geliştirilmeksizin; e-yönetişime
kararlılıkla inanmış bir siyasi iradenin ürettiği
katılımcı politikalar olmaksızın kurulması
ve işletilmesi imkansızdır.
TÜSİAD'ın "Avrupa Birliği Yolunda Bilgi
Toplumu ve e-Türkiye" Raporu'nda, bilim
ve teknoloji politikaları konusunda dile getirilen
yaklaşım dikkat çekicidir: "ArGe'ye dayalı
ürünleri sayesinde önemli yerlerde bulunan
yerli firmaların başarı öyküleri incelenmelidir.
Elektronik alanında teknolojisi yurt dışına
satılmış olan ürünler hangi koşullarda ortaya
çıkmıştır, tüm dünyaya satılmak üzere Türkiye'de
tasarlanıp üretilmekte olan otomotiv ürünleri
nasıl ortaya çıkabilmiştir? Büyük bir olasılıkla,
bunların tümünün, politikalarının doğru kestirimler
ile ortaya konulduğu ve uygulamada kesintiye
uğratılmadığı ortamlarda yeşerip geliştiği
ortaya çıkacaktır. Ülkenin Bilim ve Teknoloji
Politikaları, bu nedenle yönlendirici, görevlendirici
olmakta ve başarı ile başarısızlık ayırımında
en üst düzeyde etmen olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu politikalar, paydaşların biri ya da ikisinin
tekeline bırakılamayacak kadar önemlidir.
Paydaşların tümünün temsil edildiği, kararların
ulusal uzgörüye dayalı olarak ve uzlaşılarak
alındığı bir ortamda belirlenmelidir. Uygulaması
ise bir devlet politikası niteliğinde olmalı
ve anlık siyasi etkilerden uzak tutulmalıdır.
Bu görevi üstlenecek ve bütün paydaşları içine
alan özerk bir kurumlaşma vakit yitirilmeden
yaşama geçirilmelidir." (22)
Teknoloji ve Kalite Yönetimi Komisyonu'nun,
"e-Türkiye" süreci için, TUENA raporundan
devralarak önerdiği geniş katılımlı kurumsal
yapı, bir örnek olarak alınıp, katılımcılık
ve yatay koordinasyon boyutları zenginleştirilerek
geliştirilebilir: "Bir uçta topluma en
yakın olan sivil toplum örgütlerinin, diğer
uçta da ülkenin en yetkin bilimsel topluluğu
olan Türkiye Bilimler Akademisi'nin yer aldığı,
devletin, Devlet Planlama Teşkilatı, Telekomünikasyon
Kurumu, Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma
Kurumu gibi organlarıyla temsil edileceği
bir uzlaşma platformu oluşturulması"…
(23)
E-Türkiye, önce tabanda, kendi iç dinamikleriyle
oluşabilir ve ancak gayri merkeziyetçi bir
yatay koordinasyon yapılanması içerisinde
gelişebilir. Devletin görevi yatay iletişime
imkan tanımak ve tek başına kendisini çok
aşan bir koordinasyon çalışmasına, geniş katılımlı
bir uzlaşma platformunda aktif olarak katılmaktır.
Kamu yönetiminde yeniden yapılanma programı,
bu çalışmada konumlanan katılımcı ve kalkınma
temelli e-yönetişim stratejilerine uygun bir
biçimde, Türkiye'nin özgün koşulları göz önünde
bulundurularak geliştirilmelidir. Böyle bir
programın önünde iki farklı gerçeklik düzeyi
bulunmaktadır:
Kapsamlı, tüm kamu yönetimini dönüştürücü
bir e-devlet modelinin hayata geçirilmesine
doğru adım adım ilerlenmesi; ve bunun, Avrupa
Birliği'nin normlarına, "eAvrupa+"
eylem planına uygun bir biçimde yapılandırılması
Türkiye'nin önceliklerinin doğru saptanarak;
ülke çıkarlarını ve kamu yararını en üst düzeyde
koruyan; ithal teknolojiye mümkün olduğu kadar
az bağımlı (açık kodlu ve esnek bir altyapı
stratejisi geliştirerek); dijital bölünmeye
karşı koruyucu önlemler içeren bir ulusal
politika çerçevesinde; bölgesel kalkınma hedeflerine
uygun; küçük ölçekli, hızla ölçeklenebilir,
öngörülü ve esnek, dinamik bir biçimde birbirine
bağlanabilme imkanı taşıyan pilot projelerle;
gayri merkezi, yatay koordinasyonlu bir zemin
oluşturulması
Bir terazinin iki kefesine benzeyen ve dengelenmesi
gereken bu iki farklı gerçeklik düzlemi, birbirlerine
doğru eşzamanlı olarak geliştirilmeli ve en
verimli ortamda buluşturulmalıdır. Her ikisi
de ulusal politika konusudur ve siyasi irade
gerektirir. Bir yerden başlamak gerekiyorsa,
işe tabandan başlamak en doğrusudur. E-devlet
ve e-demokrasiyi birbiri içinde eriten e-yönetişim
projesinin bir sonu yoktur. Teknoloji geliştikçe,
talep ve beklentiler değiştikçe, yönetilebilirlik
koşulları dönüştükçe, bu büyük proje yenilenecektir.
Siyasi güç için önemli olan paradigma dönüşümünü
yakalamak, gerçekliğin arkasında kalmamaktır.
Batı ülkelerindeki e-devlet modellerinin
gelişiminde olduğu gibi, önce "hukuksal,
kurumsal ve teknolojik altyapı", sonra
"bilgi-etkileşim-işlem" aşamaları,
en sonra da "kapsamlı, tüm kamu yönetim
birimlerini bütünleyen, tek-duraklı sanal
devlet" yolunu bire bir izlemek, Türkiye
için çok da gerçekçi olmayacaktır.
Sıçramalarla ilerlemek zorundayız. Üstelik
bunu yaparken, hem ithal teknoloji bağımlılığını
en aza indirgememiz, hem kamu yönetiminde
görev alanların ve yurttaşların bilincinde
e-devlet modelinin içselleşmesini ve talep
oluşturmasını sağlamamız, hem de ülke içinde
dijital bölünmenin önüne geçmemiz gerekmektedir.
Türkiye için önerilen kalkınma eksenli ve
katılımcı kamu yönetim stratejisi, bir yandan
Avrupa Birliği'yle entegrasyon sürecinin sağlıklı
işlemesi ve modelin doğru yerleştirilmesi
gözetilerek, daha kararlı bir siyasal irade
ile kapsamlı "e-Türkiye" projesine
sahip çıkılırken; bununla eş zamanlı olarak,
hem küçük ölçekli projelerin yönetilebilirliği
avantajından yararlanabilmek, hem de gerek
kamu kesiminin gerekse kamuoyunun gündemine
e-devlet modelini yerleştirebilmek adına,
gayri merkezi, tabandan tavana doğru gelişen,
yatay koordinasyona izin veren esnek pilot
projelerin geliştirilmesidir.
Bu projelerde öncelik, en çok ihtiyaç duyan
kesime ve bölgesel kalkınma hedeflerine verilmelidir.
Bu projelerin başarısı, hem dış kaynak kullanım
imkanlarını artırarak kaynak yönetimini akılcı
bir temele yerleştirecek, hem de kamuoyu oluşturarak,
kamu yönetimi üzerinde baskı uygulama fırsatını
yaratacaktır. Aynı zamanda, nispeten kısa
süre içinde başarılabilecek bu tür örnek projeler,
siyasi kararlılığın yurttaşlar nezdinde somutlaşmasına
yardımcı olacak, önerilen kamu yönetimi yeniden
yapılandırma programı etrafında bir güven
halesi yaratacaktır.
Bölgesel kalkınma planları içerisinde, alternatif
bir yönetim biçimi olarak "ekonomik havza"
kavramı ön plana çıkmaktadır. Doğal havzaların
(su havzaları gibi) kendi içerisinde yeterli
ekosistemlerinden esinlenen bu kavram, ekonomik
yeterlilik ilkesi gereğince, idari ve siyasi
otoritenin yerine yatırım ve denetimin ekonomik
otoritesinin vurgulandığı, yerel yönetimlerin
yatay koordinasyon ilişkisi içinde maksimum
katılımın sağlandığı bir bölgesel yönetim
modeli sunmaktadır. (24) Ekonomik havza yönetim
modelinde, havza bölgesi, ekonomik yeterlilik
kıstaslarına uygun olarak seçilmekte, ekonomik,
sosyal, kültürel kalkınma hedefleri ortaklaşa
geliştirilen politikalar çerçevesinde belirlenmekte,
havzadaki tüm yerel yönetim birimleri gerek
politikaların oluşturulması gerekse uygulanması
aşamalarında yönetime etkin bir biçimde katılmaktadırlar.
"Havza Meclisi", "Havza Encümeni",
"Havza Belediye Birlikleri" gibi
ekonomik havza yönetim birimleri, mevcut idari
yapı içinde bir ara kademe yaratmadan, havzanın
planlanması, yatırımların projelendirilmesi,
finansman kaynaklarının yaratılması, yatırımların
inşa ve uygulanması gibi ekonomik faaliyetlerin
düzenlenmesine doğrudan katılacaklardır. Bu
sistem, Türkiye'nin üniter devlet yapısıyla
çelişmeyecek bir tarzda, etkili bir bölgesel
kalkınma yönetimi için benzersiz fırsatlar
sunmaktadır. (25)
Ekonomik havza yönetim modeli, bölgesel e-yönetişim
projeleri açısından son derece verimli bir
zemin olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu
modelde yatay iletişim imkanları, yarattıkları
katılım dinamiğiyle yönetişimin başarısının
temeline yerleşmektedir.
Pilot bölge olarak, ekonomik yeterlilik ilkesine
göre seçilecek bir ekonomik havzada, organik
tarım, çevre, kültür, turizm ve diğer alternatif
geçinme olanakları çevresinde yapılandırılacak
bir e-yönetişim projesi, yukarıda konumlanan
yatay koordinasyon yapısı sayesinde, doğru
bir kaynak yönetimiyle hızla başarıya ulaşabilir.
Bu tarz bir proje, Hindistan'ın gayri merkezi
federal yönetim sisteminin örneklediğimiz
projelere olan olumlu katkısına benzer bir
dinamik yaratabilir. Bu model, başlı başına
bir bölgesel kalkınma programı konusu olabilir
ve temsil ettiği paradigma dönüşümüyle benzersiz
iletişim imkanları sunmaktadır.
Bunun dışında, yine yerel ölçekli uygulamalar
arasında, doğrudan belediyelerin hayata geçirebilecekleri,
kent bilgi sistemleri, özel eğitim ve sağlık
uygulamaları, topluluk merkezli kent forumları,
sanal kent meclisleri, kamusal erişim noktaları
gibi yerel e-yönetişim projelerine ağırlık
vermek ve bu yaklaşımı, genel yerel yönetimler
programına sağlıklı bir biçimde entegre etmek
bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Seçim öncesi kamuya mal edilecek bu tür bir
program, mutlaka bir takım pilot projelerle
desteklenmelidir. Bunun için uygun koşullar
bulunmaktadır.
Kapsamlı, merkezi yönetimi ilgilendiren e-devlet
uygulamalarında da pilot proje öncelikleri
e-yönetişim imkanlarının zenginliğine göre
seçilmeli, halkı en çok ilgilendiren, sağlık,
eğitim, yönetime katılım gibi en temel alanlar
seçilmelidir. Bu bağlamda da katılım imkanı
pilot projenin itici gücünü oluşturacak ve
bürokrasinin direncini kıracak ölçüde baskı
gücü yaratacaktır.
Bu faaliyet alanında, kamusal bilgilere erişim
özgürlüğü, elektronik imza, kişisel verilerin
(mahremiyetin) korunması ve tüketici hakları
konularındaki yasal düzenlemelere öncelik
tanınmalı (Avrupa Birliği müktesebatına uyum
yasaları kapsamına alınmalı) ve bu konular,
"ulusal güvenlik" tartışmasının
mümkün olduğunca dışında tutulmalıdır. Bu
yüzden, hangi bilgilerin paylaşılamayacağını
doğru konumlayan ve bu konumlamayı kamu yönetim
birimlerinin yetkisi dışına çıkaran, uluslararası,
ve özellikle de Avrupa Birliği standartlarında
bir "Ulusal Bilgi Güvenliği" yasasının
da, bir an önce çıkarılması gerekmektedir.
Bilgi paylaşımı doğru bir düzlemde konumlanmadıkça,
e-devletten söz edilemeyeceği açıktır.
Yukarıda söz edilen her iki gerçeklik düzleminde
de, gerek sivil toplum kuruluşlarının gerekse
özel sektörün katılımı, işbirliği ve koordinasyonu
esastır. Bu, hem projelerin başarısının teminatı
olacaktır, hem de kamuoyu oluşturmak için
en verimli yolu açacaktır. Programın meşruiyeti
katılım imkanlarının zenginliğiyle doğru orantılıdır.
Bu bağlamda, "kamu yönetişimi"
olarak adlandırdığımız yeniden yapılanma modeline
ulaşmak için, yurttaş katılımından başlayarak,
etkin demokrasi, hukuk devleti, siyasi meşruiyet
ve güven ortamından geçmek gerekmektedir.
Türkiye'deki mevcut yapılanmasıyla kamu yönetiminin,
yukarıdan, merkezi bir biçimde dönüştürülemeyeceği
bizce açıktır. Çünkü dönüştürülmesi gereken,
zihniyetin ta kendisidir ve doğası gereği
kendisini korumak eğiliminde olan bir zihniyetin
yalnızca kendi iç dinamikleriyle dönüşebildiği
görülmemiştir.
Önerilen e-yönetişim modelinin teknik işleyiş
süreçlerini belirleyen bilişim ve iletişim
teknolojilerinin kendisi de, geliştirdikleri
ağ örgütlenmesiyle, benzeri bir gayri merkezi
yatay koordinasyon yapısını dayatmaktadırlar.
"Çağımızın başat teknolojisi hükümetin
merkezini de etkilemektedir".
Bu çalışmada önerilen katılımcı ve kalkınma
temelli kamu yönetişim stratejisi, tabandan,
yani yurttaş katılımından başlamaya kararlı
bir siyasi iradeyi gerektirmektedir. Bu siyasi
iradenin, üç öncelikli görevi vardır:
E-yönetişim modelinin temelini oluşturacak
politikaları, sivil toplumun ve iş dünyasının
aktörleriyle ortaklaşa üretmek
E-yönetişimin teknik altyapısını oluşturacak
temel girişimlerde bulunarak, bilişim ve iletişim
teknolojilerini toplumun tüm kesimleri, özellikle
de dijital bölünmeden en fazla etkilenen bölgeleri
için erişilebilir kılmak
Yine sivil toplum ve iş dünyası ile
işbirliği içinde, hukuk devletinin temel hak
ve özgürlüklerle ilgili ilkelerine uygun bir
e-yönetişim hukuksal altyapısı geliştirmek
Bu öncelikli görevlerle eş zamanlı olarak,
en az onlar kadar önemli bir başka görev de,
e-yönetişimi kamuoyunun gündemine sokacak,
küçük ölçekli, hızlı ölçeklendirilebilir ve
esnek pilot projelerle deneyimlenebilir hale
getirecek inisiyatifi almaktır.
Bu bakımdan, bölgesel kalkınma hedeflerine
uygun bir "ekonomik havza" belirlenerek,
birbiriyle bağlantılanabilir bir dizi pilot
proje geliştirmek öncelikli görünmektedir.
Bu projeler etrafında geliştirilecek bir eylem
planından hareket edilerek, e-yönetişim stratejisi,
kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması
programı kadar, siyasi ve ekonomik programlar,
yerel yönetimler programı gibi tüm katmanlara
entegre edilmeli, teknik, hukuksal ve kurumsal
altyapılara ilişkin bir öneriler seti ortaya
konulmalıdır. Gerek programın gelişme aşamasında,
gerekse pilot projelerin tasarlanarak planlanmasında,
sivil toplum ve iş dünyası oyuncularıyla güçlü
ortaklıklar kurulması, katılımın maksimum
düzeyde aranması gerekmektedir. Bu, programın
rasyonelliğini ve uygulanabilirliğini teminat
altına almanın da ötesinde, meşruiyetini tesis
edecektir.
Bu bütünsel programın kamuoyuna iletilmesi
için en iyi iletişim stratejisini yine pilot
projelerin kendisi sağlayacaktır. Yani, programın
iletişimini, projelerin başarısı taşıyacaktır.
Şimdiye dek bu ülke, bir çok program, öneriler
seti, gerçekleşmemiş proje görmüştür. Burada
önerilen tarzda radikal dönüşümler getirecek
bir programın, mutlaka uygulama düzeyinde
deneyimlenebilmesi gerekmektedir. Daha pilot
projenin tasarım aşamasında sürece katılacak
olan, ihtiyaçlarıyla proje hedeflerini belirleyecek
kullanıcı topluluk örgütlenmeleri, sivil toplum
kuruluşları, yerel ya da ulusal sektörel birlikler
gibi tüm taraflar, proje hayata geçirilmeye
başlandıkça, programın gönüllü iletişim elçileri
olacaktır.
Toplum, kendi içinden yükselen seslere karşı
her zaman daha duyarlıdır. Üstelik, bırakın
"bilgi toplumu" idealini, e-yönetişim
gibi henüz çok uzak bir hayal gibi görünen
bir modelin, teknolojiye en uzak bölgeler
ve kesimler için hayatı daha yaşanabilir kıldığını
görmek, kamuoyunun dikkatini kalıcı bir biçimde
yönlendirecektir.
Katılımcı ve kalkınma temelli bir kamu yönetişim
stratejisinin hedeflediği kapsamlı dönüşüm,
doğru bir biçimde iletişime dönüştürülürse,
pilot projeler hayata geçirildikçe uygulamalardan
doğrudan yararlanacak olanların da ötesinde,
toplumun tüm kesimleri için elle tutulabilir
bir deneyim halini alabilir. Programın bölgesel,
yerel ve elle tutulur başarıları, kaçınılmaz
olarak tüm toplumda geri döndürülemez bir
talep yaratacaktır.
Bu toplum, kul olmaktan daha fazlasını çok
uzun bir süredir hak etmektedir ve yalnızca
bu süreçte yanında bulacağı siyasi iradeyi
geleceğine taşıyacaktır.
---------------------------------------------------------------------------------------------
1) Manuel Castells, "Globalization
& Identity in the Network Society,"
Prometheus, Vol. 4, 2000, sf. 115
2) "E-yayıncılık", özellikle kamu
yönetiminin bir yayıncı, bilgi sağlayıcı olarak
işlev görmesine referansta bulunurken, dar
anlamda kağıt-temelli iletişimden elektronik
iletişime geçiş süreci ve gereksiz kağıtlardan
kurtularak tasarrufa ve verimliliğe yönelme
yolundaki düzenlemeleri ifade etmektedir.
Bkz. Gerry McGovern, Egovernment: Epublisher:
How the Web is changing the way governments
communicate with their citizens, Şubat 2001,
NUA White Paper, NUA Ltd.
3) Bkz. Manuel Castells, "Media as the
space of politics in the information age,"
The Information Age: Economy, Society and
Culture / Volume II: The Power of Identity,
Blackwell Publishers, 1997, sf. 313-333; özellikle
"media" teriminin "mediation"
yani "dolayım" kavramıyla bağlantısı
düşünüldüğünde, tarihi boyunca medyanın yöneten
ve yönetilenler arasında temel bir dolayım
işlevi yüklendiği, bu bağlamda zaten bir "politika
mekanı" olduğu söylenebilir. Medyada
"rating" vb. kamusal etki imkanları
yoğunlaştıkça, bir yanda "kamu oyu"
oluşturarak yönetimi etkilediği gibi, bu "kamu
oyu" tarafından etkilenerek, onunla yönetim
arasında da önemli bir etkileşim imkanı yaratmaktadır.
Medyanın dijitalleşmesi ve "dijital televizyon"un
gelişimiyle, bu etkileşimin daha doğrudan
bir katılım imkanını ortaya çıkardığı düşünülebilir.
Castells, "demokrasi krizi" ile
de ilişkilendirdiği bu gelişimi "enformasyonel
politika" olarak adlandırdığı çerçeve
içinde değerlendirmektedir.
4) Bkz. Ted Becker, "Teledemocracy: Electronic
communications may permit direct democracy
on a larger scale," söyleşi: Robert Gilman,
Governence, Sayı: 7, Ağustos 1984, sf. 41;
kavramın diğer elektronik iletişim ortamlarını
de kapsayacak bir biçimde geliştirilmesi hakkında
bkz. Anna Malina ve Ann Macintosh, "Teledemocracy:
Energising the [new] public sphere(s), civil
society and citizen activity," http://www.teledemocracy.org/documents/wordfiles/newmedia-newpolitics.doc
5) "Sanal topluluklar" konusunda
bkz. Howard B. Rheingold, Virtual Communities,
Addison-Wesley, 1993; Steven G. Jones, "Understanding
Community in the Information Age," CyberSociety:
Computer-Mediated Communication and Community,
Editör: Steven G. Jones, Sage Publications,
1995, sf. 10-33; Tim Jordan, Cyberpower: The
culture and the politics of cyberspace and
the internet, Routledge, 1999
6) Bkz. E-Democracy Team - the Office of the
e-Envoy (İngiltere), "e-Government in
the Service of Democracy", International
Council for Information Technology in Government
Administration, ICA Information No:74, Haziran
2001
7) Steven Clift, "E-Democracy E-Book:
Democracy is Online 2.0," 2000
8) Paul Frissen, "The Virtual State:
Postmodernisation, informatisation and public
administration," The Governance of Cyberspace:
Politics, Technology and Global Restructring,
editor: Brian D. Loader, Routledge, 1997,
sf. 111
9) Forum on Strategic Management (OECD), Tax
Administration Aspects of Electronic Commerce:
Responding to the Challenges and Opportunities,,
http://www.oecd.org/daf/fa/e_com/ec_9_FSM_REPORT_Eng.pdf
, sf. 11
10)Örneğin bkz. Access America Initiative,
"Electronic Government - Serving the
Public on its Terms," http://www.accessamerica.gov./docs/access.html
; UK Cabinet Office, "E-government: A
strategic framework for public services in
the information age," http://www.citu.gov.uk/publications/pdfs/Strategy.pdf
ve "e.gov: Electronic Government Services
for the 21st Century," http://www.cabinet-office.gov.uk/innovation/2000/delivery/e-gov.pdf
11) Bkz. Sen. Patrick J. Leahy, D-Vt. ve Rep.
Robert Goodlatte, R-Va, "The Internet
And The Future Of Democratic Governance,"
Internet Policy Institute, http://www.internetpolicy.org/
; Dave Carter, "'Digital democracy' or
'information aristocracy'?: Economic regeneration
and the information economy," The Governance
of Cyberspace: Politics, Technology and Global
Restructring, agy, sf.136-152
12) Dijital bölünme konusunda bkz. OECD, Understanding
the Digital Divide, agy; ulusal ve uluslararası
ölçekte mevcut durum ve örnekler için bkz.
Digital Divide Network, http://digitaldividenetwork.org
; bu konuda kalkınma eksenli bir stratejik
yaklaşım için bkz. Markle Foundation-Accenture-UNDP,
Creating A Development Dynamic: Final Report
of the Digital Opportunity Initiative, Temmuz
2001; bir sivil toplum yaklaşımı örneği için
bkz. The Public Voice, "The Public Voice
and the Digital Divide: A Report to the DOT
Force," Mart 2001
13) Küreselleşme çerçevesinde, uluslararası
finans çevrelerinde olduğu gibi "yeni
ekonomi"nin neoliberal söylemince de
giderek dışlanan sosyal devlet kavramının,
konu bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması
olunca, önemi ve gerekliliğinin tartışılmaz
hale gelmesi ilginçtir.
14) Bkz. Digital Opportunity Task Force (DOT
Force), Digital Opportunity for All: Meeting
the Challenge, Report of the DOT Force (including
a proposal for a Genoa Plan of Action), G8,
Genoa, 11 Mayıs 2001, sf. 4-5; bilişim ve
iletişim teknolojilerinin kalkınma eksenli
kullanımına ilişkin ulusal strateji modelleri
hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz. Accenture
- Markle Foundation - UNDP, Creating a Development
Dynamic, agy, sf. 32-41
15) "E-Devlet Modelinin Hukuksal Altyapısı"
tablosu şu başlıklarla kategorilendirilmektedir:
Özel= E-devlet modeline özel, modelin işlerlik
kazanması için "özel olarak" yapılacak
düzenlemeler (mutlaka gerekli düzenlemeler)
Doğrudan= Çıkarıldıkları taktirde e-devletin
yapılanmasını doğrudan etkileyecek, yalnızca
e-devletle ilgili olmayan, daha kapsamlı bir
işlevi olan, ama modelin işlerlik kazanması
için de gerekli olan düzenlemeler (mutlaka
gerekli düzenlemeler)
Dolaylı= Ya anayasa değişiklikleri gibi çok
daha kapsamlı ama doğrudan düzenlemelerin
önünü açacak düzenlemeler, ya da e-devlet
modelinin kapsamının genişlemesi ve e-yönetişim
katılımcı modeline hukuksal zemin sağlayacak,
modelin getirilerinin bir çok alanda uyumlaştırılmasının
önünü açacak (ihale yasalarında e-tedarik
sistemini geçerli kılacak değişiklikler vb.)
düzenlemeler (modelin işlerliğine katkı sağlayacak
düzenlemeler)
16) E-imza ve elektronik onay kurumları konusunda
genel bir çerçeve için bkz. Türkiye Bilişim
Vakfı (TBV), Yeni Ekonomi İçin İlk Beş, Kasım
2000, İstanbul, sf. 6-7, http://www.tbv.org.tr;
daha kapsamlı bir analiz için bkz. ETKK Hukuk
Çalışma Grubu, "Dünyada ve Türkiye'de
Elektronik Ticaret Çalışmalarına Hukuki Bir
Yaklaşım" , http://www.bilten.metu.edu.tr/pdf/ek3yeni.pdf
17)" Her insanın, düşüncelerini özgürce
açıklamaya hakkı vardır. Bu hak, düşüncelerinden
ötürü rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz
konusu olmadan bilgi ve düşünceleri, her türlü
araç ve yollarla aramak, elde etmek ve yaymak
hakkını gerektirir. "
18)"Freedom of Information Act "
- FOIA… Bilgi özgürlüğü yasalarının uluslararası
durumu için bkz. " David Banisar, Freedom
of Informaton and Access to Government Records
Around the World, Privacy International, Mart
2001, http://www.privacyinternational.org
; ayrıca bir model bilgi özgürlüğü yasası
için bkz. Article 19 Foundation, "A Model
Right to Information Act", http://www.article19.org
19) Ülkemizde henüz bu yasa gündeme gelmemiş
bile olsa, bazı uygulamalar, yukarıdaki erişimi
kısıtlama eğilimlerine iyi bir örnek oluşturabilir.
Örneğin, Yargıtay'ın web sitesinde (www.yargitay.gov.tr)
herhangi bir bilgiyi sorgulamak istediğinizde,
bu amaçla kurulmuş bir vakfın sitesine yönlendiriliyor
ve hiç de azımsanamayacak ücret talepleriyle
karşılaşıyorsunuz. Hükümetlerin bilgiye erişimi
kısıtlayan girişimleri için bkz. Alasdair
S. Roberts, "Less Government, More Secrecy:
Reinvention and the Weakening of Freedom of
Information Law", Public Administration
Review, Temmuz-Ağustos 2000, Cilt 60, No.
4, sf. 308-320
20) Örneğin bkz. "E-imza için yasa hazırlanıyor",
http://www.ntvmsnbc.com/news/132726.asp; Gülden
Tozkoparan, "E-İmza'nın maliyeti 6 Miyon
Dolar", http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=3628
21) 3 Kasım seçimleriyle tek başına iktira
gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin "Acil
Eylem Planı"nda bu konuda en kısa zamanda
bir yasa çıkarılacağı belirtilmektedir.
22) TÜSİAD, Avrupa Birliği Yolunda Bilgi Toplumu
ve eTürkiye, Haziran 2001, Yayın No. TÜSİAD-T/2001-06/301,
sf 155, http://www.tusiad.org/raporlar.nsf/frame1?openframeset
23) Teknoloji ve Kalite Yönetimi Komisyonu,
"eTürkiye" Raporu, son sürüm tarihi:
02/08/2001, sf. 16, http://www.edevlet.net/raporveyayinlar/eTurkiyeRaporu.pdf
24) Bkz. "MENCEP - Büyük Menderes Havzası
Çevre Koruma Projesi", (Proje Tanıtım
Raporu - özellikle bkz. Bölüm IV: Mencep Yönetimi),
http://www.aydin-bld.gov.tr/mencep.htm ; ayrıca
bkz. "Gündem 21", http://www.iula-emme.org/yg21/G21-info.htm
25) Ekonomik havza yönetimi, her ne kadar
pilot projeler bağlamında test edilebilecek
bir uygulama olsa da, etkin bir bölgesel kalkınma
stratejisi çerçevesinde, siyasi irade tarafından
özel bir yasal düzenlemeyle, yani bir "Ekonomik
Havza Yönetimi" kanun tasarısıyla daha
kapsamlı bir politika unsuru haline getirilebilir.