I. Genel Olarak
Modern dünya değişen siyasi sistemler vesilesiyle,
tek bir çatı altında birleşme özelliği göstermekte
ve giderek global ve bölgesel köyler haline
gelmektedir. Demokratik yönetimlerin yaygınlaşması,
kişisel özgürlüklere verilen değeri de arttırmaktadır.
İnsan hak ve özgürlüklerinin zirveye tırmandığı
21. yüzyılın başlarında, siyasi ve ekonomik
arenalarda yönetimler ve modeller, bu perspektifi
sürdürmeye ve tatmin etmeye yönelik bir yapıya
kavuşturma gayreti içerisindedirler.
"İnsan unsuru"nu ihmal eden, ona
hak ettiği önemi vermeyen ve yönetim tarzlarını
buna göre şekillendirmeyen yönetimlerin, işbaşında
kalması ve başarılı olmasının mümkün olmadığının
anlaşılmasından doğan bu eğilim, içerisinde
bulunduğumuz global yüzyıl sürecinde güçlenerek
devam etme eğilimi göstermektedir.
ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde işlemekte
olan temsili demokrasilerin oluşmasında ve
işleyişinde hakim olan unsurlardan birisinin
rekabet olduğunu biliyoruz. Rekabet ise, kendi
mal ve hizmet sistemi için en iyi ortamın
geçerli kılınmasını gerektiriyor.
Bu durum, insan topluluklarının giderek daha
örgütlü toplumlar haline dönüşmesi ile gücünü
arttırıyor. Bu aşamadan itibaren, örgütlü
ve örgütlendiği için de güçlü çıkar ve baskı
gruplarının yönetimler üzerinde son derece
önemli etkileri ve yaptırım güçleri mevcuttur.
Lobicilik, değişik yöntemlerle yürütülen bu
çalışmaları içeren kapsamlı bir faaliyet alanıdır.
"Lobicilik" deyimini, sözlükler
"….. parlamento üyelerini kanun koyma
süresinde etkileme….." olarak tanımlıyor.
İlk lobicinin, XVI. Louis döneminde, Fransa'nın
ABD'ye sattığı silahların ödenmesi için uğraşan
Vergennes Kontu olduğu söyleniyor.
ABD'de profesyonel anlamda başlayan lobicilik,
1980'li yıllarda Avrupa'da da yayıldı. ABD'de
ünlü bir lobi kuruluşunun yıllık kazancının
60 milyon Amerikan Doları civarında olduğu;
ABD ve Avrupa'da aranan profesyonel bir lobicinin
saat ücretinin 600 Dolar civarında olduğu
biliniyor. Özetle, demokratik sistemlerin
ayrılmaz parçasını oluşturan baskı gruplarının
temel amacı; "karar mekanizmalarını kendi
hedefleri doğrultusunda etkilemektir".
Günümüzde iki tür lobicilik görüyoruz, Şöyle
ki ;
Birincisi, karanlık bir güç olarak, bekleme
odalarında, koridorlarda karar mekanizmalarını
etkilemeye çalışanlardır. Bunlar için amaca
varmak için her şey mubahtır. Bu türün getirdiği
kötü ünden kurtulabilmek için son dönemde
lobiciliğin ismi "monitoring" diye
de kullanılmaktadır.
İkincisi ise, bilimsel araştırmalara ve fikirlere
dayandırarak menfaatlerini savunanlardır.
Yöntem ayrı olmakla birlikte, varılmak istenen
hedef aynıdır. Bu çalışmalardan amaçlanan
ise, "savunulan tezin (dosyanın) kabul
görmesi"dir.
II. AB'nde Lobicilik Faaliyetleri
Avrupa Parlamentosu, lobi çalışmalarına bir
düzen vermek için çalışmaları Parlamento Başkanı
Baron Enrique CRESPO döneminde (1989-1994)
Parlamenter Marc GALLE'yi görevlendirmesiyle
başladı ("La Turquie vers l'Europe"
isimli eserin sahibi). Değişik tüzük ve yönetmelikler
yapıldı ve bu çalışmalar halen devam etmektedir.
İlk tüzük İngiliz (işçi Partisi) Glyn Ford
ve Fransız Jean-Thomas Nordmann (UDF)'in yönettiği
komisyon tarafından hazırlandı ve 1996 Haziran'ında
Parlamento Başkanlığına sunuldu. Bu tüzükte
Parlamentoya giriş ve çıkışlar, hediyeler
ve davetli olarak gidilen geziler konusuna
(her parlamenterin 3.000 EURO'nun biraz üstünde,
Parlamento'nun üstlenmediği seyahatler için
özel bütçesi mevcut…) bazı kurallar getirildi.
Sn. Glyn Ford "…ilgililerle diyalog
içinde olmaktan büyük bir memnunluk duyuyoruz
….. ama bu ilişki, bir ortaklık veya aidiyet
ilişkisi haline dönüşmemelidir……" diyordu.
O dönemde, Türkiye'nin hemen hemen tüm Parlamenterlere
şık bir kutu içinde Ankara Oda Orkestrası'nın
9 CD'lik hediyesi, M. Carthy tarafından Belçika
basınına yansıtıldı.
Her Avrupa Parlamenterinin, asistan ve sekreter
için sabit bir bütçesi olmakla birlikte, bazı
parlamenterlerin sekreter veya asistanlarının
ücretleri bazı kuruluşlar tarafından ödeniyordu.
Hatta, 1995 yılı ilkbaharında dizel motorların
tartışılması süresinde Peugeot-Citroen'in
bir İngiliz Parlamenteri ödüllendirdiği haberi
basına kadar yansıdı.
1990'lı yılların başlarında Avrupa Birliğinde
20.000'in üzerinde lobicinin olduğu ve bunların
yıllık kazançlarının 450 milyon Euro'yu geçtiği
tahmin ediliyor. Yeniden yapılanma ve düzenleme
sürecinde, tekstil, otomobil, petrol ürünleri,
çelik, vergi, ve diğer sanayi ve tarım ürünlerini
içeren 1000'e yakın mevzuatın görüşüldüğü
Avrupa Birliği'ne geçiş süresi lobi kuruluşları
için altın dönemi teşkil etmekteydi.
Lobicilik sanatında deneyimli uzmanların
ortak görüşü ise şöyle; "…tezin
(dosyanın) savunulması için en doğru kişiyi,
en doğru zamanda görmek gerekir….. etkilenilmesi
istenen konu (tema), ne yazılmadan önce ne
de yazıldıktan sonra ….". Tahmin
edeceğiniz gibi, bu da olayları günü gününe
değil, saati saatine ve detaylarıyla takip
etmeyi gerektirecektir.
Bir başka ünlü lobici ise, deneyimlerine
dayanarak ; "…. kazanan en iyi
olan değil, lobisini en iyi yapandır…."
diyor.
Avrupa'da lobicilik faaliyetleri, doğal olarak
AET ile birlikte yoğunluk kazandı denilebilir.
İlk lobiyi yapanlar Fransız tarımcıları oldu.
Daha sonra büyük otomobil firmaları bürolar
açmaya başladılar. Bununla kalmayıp, kendi
bürolarını muhafaza ederek ortak bürolar açtılar.
Böylelikle, bölgeler, şehirler, sendikalar,
üniversiteler, barolar, dernekler bürolar
açarak takip ettiler.
Brüksel'de lobi büroları, daha çok Avrupa
Parlamentosu ve Komisyonu nezdinde faaliyet
gösteriyorlar. Bunun için bu kuruluşların
yapılarını ve işleme şekillerini iyi bilmek
gerekmektedir. Bir konuyu istenilen sonuca
ulaştırabilmek için ise; "neyin
nerede olduğunu, kimin ne ile ilgilendiğini
takip etmek gerekli ve zorunludur".
Kaliteli bir lobi bürosu savunduğu tezi,
bilimsel tabana oturtabilmek için devamlı
veya muntazam ilişkileri olan bilim insanları
ile birlikte çalışmak zorundadır.
Lobiciliğin bir diğer altın kuralı ise, mümkün
olduğu kadar erken haber alıp, değişik senaryolar
hazırlamak ve her şeyi son ana bırakmamaktır".
"Kafa-kol" mantığı genellikle ters
tepmektedir. Önemli olan dürüst ve açık
bir diyalogun kurulabilmesi ve sürdürülebilmesidir.
Lobi büroları, bu çalışma sistemi içinde
eğitim ve bilgi toplama merkezleri haline
gelirler. Edindikleri bilgileri, temsil ettikleri
kuruluşlara ulaştırarak, onları gelecek değişikliklere
hazırlama görevini ifa ederler. Bu çalışmalara
ek ve destekleyici olarak, aynı zamanda lobi
çalışması olarak kabul edilen; seminer, konferans
ve forum sektör faaliyetleri de yürütülebilmektedir.
AB'nde değişik ülkelerin lobi konusundaki
yaklaşımları değişik olduğu gibi, çalışma
sistemleri ve uyguladıkları metotlar da farklılık
arz etmektedir.
III. ABD'de Lobi Faaliyetleri
"Karar mekanizmalarını etkilemek amacıyla
yapılan özel girişimler" olarak tanımlanan
lobiciliğin doğum yeri ABD olup, lobici (lobby
agent) kelimesi 1839 yılında ilk defa kullanılıyor.
Washington DC'de 120 bin üzerinde lobici,
8.000 üzerinde şirket tarafından (5 milyar
$'in üzerinde yıllık bütçe ile) bu faaliyetler
3 değişik şekilde yürütülmektedir. Şöyle ki;
bilgi toplayıcılar (iç lobiciler- insider
lobbying ve dış lobiciler-outsider lobbying)
temsilciler ve bireysel lobiciler… Hatta ABD'nin
artık bir ulus olmaktan ziyade, lobilerden
oluşan bir komite haline geldiği bile ifade
edilmektedir.
ABD ve AB'nde lobi çalışmalarını değişik
algılanmakta ve yürütülmektedir. ABD'deki
lobi çalışmaları, 1938 tarihli Foreign Agents
Registration Act ve 1946 tarihli "Federal
Regulation of Lobbying Act", değişiklik
getiren "Lobbying Disclosure Act of 1976"
"Lobbying Ethics" mevzuatlarıyla
yürütülüyor. 1979 yılında ise, profesyonel
lobiciler tarafından American Lobbyist League
kuruluyor. Bundan amaç yasal zorunlulukların
yerine getirilerek (örneğin sicile kaydolma...),
illegal çalışmaların önlenilmesinin denetim
yoluyla sağlanmasıdır.
ABD'deki lobi faaliyetleri ABD eski Başkanı
Bill Clinton döneminde, yeniden gözden geçirilip,
düzenlenilmiştir. Bundan amaçlanan, lobiciliğin
yasal kural ve ahlaki değerleri yeniden tanımlanmıştır.
Şöyle ki;
» Beyaz Saray'da görevli kişiler, görev sürelerinin
sona ermesinden itibaren 5 yıl süreyle hukuk
ve danışmanlık hizmetleri veren lobi şirketleri
için çalışamazlar.
» Devlet memurları derecelerine uygun süreler
içerisinde görevlerinden ayrıldıktan sonra,
lobici olamamaktadır.
» Üst düzey yönetici olan Bakanlar, yabancı
ülke hükümetleri için yaşam boyu lobi faaliyeti
yapamazlar.
» Üst düzey ticaret temsilcileri, görevlerinin
sona ermesinden sonra, çok-uluslu şirketleri
ve yabancı hükümetleri yaşam boyu temsil edemezler.
» Anayasa'nın çerçevesini aşmadan, ülkeye karşı
duyulan sadakati müşterilerden üstün tutmak.
» Temsil edilen müşterinin yanlış yönlendirilmemesi
ve aldatılmaması.
» Devlet görevlilerine maddi açıdan değeri
olan hiçbir şeyi karşılık bekleyerek vermeyin.
» Güvenilir, inanılır ve uzlaşmacı olunması.
Hukuki yaptırım: "bu kurallara uymayanlar
hakkında kamu davası açılacaktır". Kullanılması
sakıncalı teknikler: rüşvet ve tehdit.
IV. Türkiye'nin ABD ve AB Nezdinde Lobi
Faaliyetleri
Türkiye'nin, ABD ve AB nezdinde devlet ve
özel sektör kuruluşları olarak, lobicilik
konusunda geniş deneyimi olmadığı gibi, arzu
edildiği kadar başarılı olduğu da söylenemez.
Bunun değişik nedenleri mevcut olmakla birlikte,
elde edilen bazı başarılarda, şu unsurların
önemli olduğunu gözlemliyoruz: "Eğitim,
tecrübe, doğrudan iletişim, ihtisas alanlarında
geniş bilgi sahibi olma".
Bununla birlikte, bu hususun öneminin kavrandığı
ve konuya eğilinildiği de inkar edilemez.
Özellikle, son zamanlarda "dış temsilciliklerimizdeki
eski, hikmeti bilinmez kişilerden efektif
ve etkin hizmet bekleme yönteminin terk edildiği
veya edilmekte olduğu" mutlulukla gözlenmektedir.
Bununla birlikte, artık ABD ve AB'nin her
köşesinde, göçmen kökenli Türkiyelilerin kurdukları
veya aktif oldukları kuruluşlarla yakın ilişkide
oldukları bir başka gerçeği teşkil etmekle
birlikte, Türkiye kökenli araştırmacı ve bilim
insanlarından kolektif avantaj yaratabilmek
amacıyla, yeterli derecede yararlanıldığı
da söylenemez.
Lobicilik kıvrak bir kişilik ve geniş bir
kültürü de gerektirmektedir. Devamlı çevre
ile ilişki içinde olacaksınız, tanıyacaksınız
ve tanınacaksınız. Türkiye'de hakikaten yetenekli
kişiler olduğuna inandığım, resmi ve özel
lobicilerimizden pek azı bu çalışmayı bilhakken
yerine getirmektedir. Bununla birlikte, Brüksel'deki
büronun gerekenleri yerine getirebilmesi için,
merkezin de bu konulara vakıf olması önemli
ve gereklidir.
1. Türkiye'de Lobi Teknikleri : Kısa
aralıklı ve bireysel bazlı ziyaretler. Sektörü
temsil eden ve üyesi bulundukları dernek,
vakıf vb. kuruluşlarla işbirliği ile hareket
edilmesi.
Eski dostlukların veya hemşehrilik bağlarının
kullanılması.
Bürokrat ve kanun yapıcılara yakın isimlerle
kontak kurmak suretiyle.
Siyasi parti başkanları ile ikili veya çoklu
görüşmeler yapmak suretiyle.
Açık hava toplantıları, sessiz yürüyüşler,
basın toplantıları, vb…
2. ABD ve Avrupa'daki Türkiyeli Göçmenler
: Türkiye'nin, ABD ve AB içerisindeki
bir başka kolunu teşkil edebilecek göçmenlerin
de, yeteri kadar örgütlendiği ve genelde göçmenler
ve özelde kendileri için (Türkiye için demiyorum,
göçmenler evvela kendi lobilerini yapmak zorundalar,
ortak konularda da doğal olarak işbirliği
yapılabilir) lobi çalışması yapamadıklarını,
değişik nedenlerden dolayı gözlemliyoruz.
ABD ve Avrupa'da göçmenlikle ilgili kararların
artık yaşanan ülkede değil, Washington ve
Brüksel'de alındığı ve Türkiye kökenli göçmen
örgütlerinin bunun farkında olmamakla birlikte,
yavaş yavaş anlamaya başladıklarını da gözlemlemekteyiz.
Elbette ki, burada Türkiye'nin göçmenlere
hep "ihtiyat ile yaklaşmasının"
ve bu kitleyi mutlaka "yönlendirmeye
ve yakın kontrol altında" tutmaya çalışmasının
da bazı olumsuz etkileri söz konusu olmaktadır.
Türkiye kökenli göçmenler son tahlilde, "ülkelerine
bağlıdırlar ve ülkelerini severler".
Onlara güvenmek ve bir diaspora çalışmasını
desteklemek çok yararlı bir çalışma olacaktır.
V. Sonuç
Türkiye'nin uluslararası seviyede, ulusal
seviyede olduğu gibi gerçek anlamda bir lobi
faaliyeti yürüttüğü söylenemez. Bununla birlikte,
jeo-politik açıdan stratejik önemi olan bir
noktada bulunan ve sürekli gelişen Türkiye'nin
ulusal menfaatleri doğrultusunda (dost-düşman
kutuplarını terk ederek, karşılıklı menfaat
eksenine yönelerek), uluslararası ilişkilerinde,
lobi faaliyetlerini sürekli, düzenli, koordineli
bir şekilde ve sebat ile yürütmesi gereklidir.
Bununla birlikte, lobicilik yasal çerçeveler
içerisinde (hukukçularımıza büyük görev düşüyor)
gerçekleştirildiği vakit, uygulayıcısına beklenilen
faydayı sağlamaktadır. Hedeflenen menfaatler
doğrultusunda, koordineli bir şekilde yürütülen
ve desteklenen faaliyetler sonucu, karar mekanizmalarının
alacağı olumlu kararlar, ülkeyi ve çıkar sahiplerini
gerek ülke içerisinde, gerekse dışında değerli
ve prestijli kılacaktır.