Yalanlamak
ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi
kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk
çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve
düşünmek için oku.
Francis
Bacon
Ünlü
Alman Oryantalist Dagobert von Mikusch'un kaleme
almış olduğu çalışma, yayımlandığı yıllarda,
Atatürk Türkiyesi'nde ve Avrupa'da çok konuşulmuş,
Mikusch'un kullandığı ifadeler ve olaylara yaklaşımı,
esere karşı farklı yorumların yapılmasına sebep
olmuştur.
Mikusch, eserinde Atatürk'ün hayatını kronolojik
bir sırayla anlatmaktadır ancak, Önsöz bölümünde
de belirtildiği üzere yapılan çalışma bir Atatürk
biyografisi değildir. Atatürk'ün yaşantısı ele
alınırken O'nun içinde yaşadığı Osmanlı İmparatorluğu
ve İmparatorlukla ilişkileri olan diğer ülkeler
sosyal, siyasal ve ekonomik açılardan inceleme
konusu yapılmakta, böylece ortaya karşılaştırmalı
bir tarih tablosu çıkmaktadır. Eserde Atatürk
ile ilgili çeşitli olaylar anlatılırken; bu
olaylar ile Avrupa tarihindeki benzerleri arasında
karşılaştırmalara da yer verilmektedir. Bu değerlendirmelerde,
yazarın Atatürk'e olan derin ve içten hayranlığı
gözle görülür bir şekilde hissedilmektedir.
Bu hayranlık, Doğu edebiyatında gördüğümüz
bir övgü, bir kaside şeklinde dile getirilmemektedir.
Olağanüstü nitelikte bir kişiliğin çağdaşlarından
nasıl farklılaştığı, gerçekçi ve akılcı tutumuyla
kendisini olayların akıntısına kaptırmayıp aksine
onların üstüne çıkmayı nasıl başardığı, her
zaman nasıl haklı çıktığı vurgulanmaktadır.
Mikusch, eserini Türk okuyucusu için değil
Avrupa okuyucusu için kaleme almıştır. İlk defa
1929'da yayımlanmış olan eser, daha sonra bir
son bölüm eklenerek defalarca farklı dillere
çevrilmiştir. Aynı zamanda, İngiltere, Fransa,
İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde de
yayımlanmıştır. Toplam yedi yabancı dilde çevirisi
olan Mikusch'un eseri, bu özelliği ile dünyadaki
nadir çalışmalar arasında yerini almıştır.
Dagobert von Mikusch'un Gazi Mustafa Kemal
/ Avrupa ile Asya Arasındaki Adam kitabının
yayımlanmış çevirilerinden bazıları şunlardır:
________; Ghazi Mustafa Kemal, Zwischen Europa
und Asien,Leipzig: P. List, 1929.
________; Mustapha Kemal: Between Europe and
Asia, (Translated by John Linton), New York:
Doubleday, Doran, 1931.
________; Ghazi Mustapha Kemal, La Resurrection
d'un Peuple, Tr. par A. Vaillant et J. Kuckenburg,
Paris: Gailimard, 1931.
________; Gasi Mustafa Kemal, Il Fondatore della
Nuova Turchia, Fratelli Treves, Milano, 1932.
Eserin ilk bölümünde Mustafa Kemal Paşa'nın
çocukluk yılları ve alacağı eğitim konusunda
aile içindeki fikir ayrılıklarına yer verilmekte
ayrıca, törenle Fatma Kadın Mektebi'ne başlaması
anlatılmaktadır. Burada Kemal Paşa'nın ifadeleri
ile babasının batıcı ve yenilikçi, annesinin
ise dindar ve muhafazakârlığı öne çıkarılmaya
çalışılmaktadır. Bu arada Osmanlı İmparatorluğu'nun
henüz sarsılmamış olduğu, halkın mutlu yaşadığı,
Türklerin devlet içinde sadık tebaa oldukları,
ya da kendilerini öyle hissettikleri vurgulanmaktadır.
Gayrimüslimlerin ise çok rahat bir hayat sürdükleri,
hiciv sanatı kullanılarak anlatılmaya çalışılmıştır.
Mikusch, Mustafa Kemal Paşa'nın hayatını anlatırken
annesi ile arasına bir soğukluk girdiğinden
de bahsetmekte ve bu soğukluğa annesinin, Moralı
Ragıp adında biri ile evlenmesinin neden olduğunu
belirtmektedir. Yazar ayrıca, bu sıralarda Mustafa
Kemal Paşa'nın yaşadığı iç çatışmalar hakkında
da bazı ipuçları vermektedir.
Mikusch, 31 Mart Vak'asını anlatırken bu olayda
vurulan Hasan Fehmi Bey'in II.Abdülhamit'in
emriyle II.Mahmut'un türbesine defnedildiğini
ve II.Abdülhamit'in 31 Mart Vak'asında tesiri
olmadığını hatta tarafsız kaldığını ifade etmektedir.
Mikusch'a göre, Padişah tarafsız kalmakla son
destekçisi olan İslâmcıları da kaybetmiştir.
Yazar, ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın, Kurmay
Başkanı olarak yönlendirici bir görev almış
olduğu tümenin başarısına rağmen sonuçta Mahmut
Şevket Paşa ve Enver Paşa'nın şöhretinin arttığını
belirterek sitem etmektedir.
Mikusch, eserin bir bölümünde büyük bir tarihi
hata yapmaktadır. İttihad ve Terakki'nin Ermenilere
soykırım yaptığını iddia eden yazar, hatta bu
sözde soykırımın Amerika'da Beyazların Kızılderililere
yapmış olduğu soykırımla eşdeğer tutulması gerektiğini
dahi ifade etmekte, böylece ne kadar büyük bir
yanılgı içerisinde olduğunu göstermektedir.
Yazar, İttihad ve Terakki'nin yaptığı bu sözde
soykırıma! ileride Türkiye Cumhuriyeti'nin de
sahip çıktığını söyleyerek bir bakıma Türkiye'nin
bu konuda sağduyulu! davranması gerektiğini
de vurgulamaktadır. Mikusch'un tehcir konusunda
yeterince bilgi sahibi olmadığı kullandığı ifadelerden
anlaşılmaktadır. Bununla birlikte yazarın eserinde,
özellikle bu konuda, sadece taraflı görüşlere
yer vererek objektifliğini kaybettiğini söylemek
mümkündür. Bir savaş dönemini yaşayan Anadolu'da,
Ermeni çetelerin yapmış olduğu toplu soykırım
hareketlerine eserde yer verilmemesi yazarın
bu konuya taraflı baktığını göstermektedir.
Mikusch'un eserinde sürekli olarak İttihad
Terakki ve Mustafa Kemal Paşa arasında karşılaştırmalar
ve kıyaslamalar yaptığı görülmektedir. Yapılan
karşılaştırmalarda büyük ölçüde Mustafa Kemal
Paşa'nın haklılığı, İttihad Terakki'nin haksızlığı
üzerinde kanaat belirtildiği gözlemlenmektedir.
Eserde geçen karşılaştırmalardan biri şu şekildedir:
"Selanik'e 31 Mart'tan sonra giden Mustafa
Kemal burada Kristal Palas'a gitmiş ve bir toplantıya
katılmıştır. Toplantıya katılanlar vatanın kurtarılması
ve devrimlerin yapılması hususunda sohbet etmekteydiler,"
yazar bu olayı Mustafa Kemal Paşa'nın ifadeleri
ile anlatmaktadır, "oradakilerin birinin
'Ben Cemal Bey gibi olmak isterdim' diye bağırdığını
ve diğerlerinin de onu alkışladığını anlatmaktadır.
Onlara göre önce büyük adam olmalı sonra vatan
kurtarılmalıdır. Mustafa Kemal ise önce vatan
kurtarılmalı, sonra büyük adam olunmalı görüşündedir.
Oradakiler ile Mustafa Kemâl arasındaki en büyük
farkta budur".
Bu olayla bağlantılı olarak yine aynı yerde
Cemal Paşa, gazetede imzasız yayınlattığı bir
yazısı hakkında Mustafa Kemal Paşa'nın fikrini
sorar. Paşa, yazıyı okuduktan sonra "Bir
gazetecinin rasgele karalaması" cevabını
verir. Cemal Paşa'nın bunun kendi yazısı olduğunu
hatırlatması üzerine Mustafa Kemal Paşa; "Böyle
yapmakla budalaların alkışlarını almak fikrinden
vazgeçmesini kimseye yaltaklanmadan vatan için
çalışılması gerektiğini, büyüklük taslayarak
hareket ederse herkesin onu engellemeye çalışacağını,
aksi halde güçsüz olduğunu kabul eder ama kimseden
yardım istemeden çalışırsa engelleri aşacağını
ve kendisini büyük görenlere ve söyleyenlere
itibar etmeyip gülüp geçmesini" söyleyerek
Cemal Paşa'ya tavsiyede bulunmuştur.
Mikusch, yer yer yaptığı benzetmelerde Enver
Paşa'yı da kullanmakta ve Napolyon ile Enver
Paşa arasında bağlantı kurmaktadır. Burada yazarın
hitap ettiği okuyucu kitlesini de düşünerek,
eserde anlattığı kişileri, kendilerinin yakından
bildiği devlet adamlarını örnek göstererek daha
iyi tanıtma amacı taşıdığını söylemek mümkündür.
Yazar, Mustafa Kemal Paşa'nın iktidarda olan
arkadaşları ile iyi geçinemediğini de belirtmektedir.
"Enver Paşa'nın politikasına açıkça cephe
almıştır. Mustafa Kemal Paşa, Almanya ile yakın
bağlar kurulmasını kesinlikle istemiyordu. Bu
noktada Cemal Paşa ile birleşiyordu. General
Liman von Sanders başkanlığındaki Alman askeri
heyetinin davet edilmesini en sert bir şekilde
kınamaktaydı. Bunun Türk Milletine bir hakaret
olduğunu belirtiyordu." Mustafa Kemal Paşa'nın
askeri ataşe olarak Sofya'ya yollanmasının altında,
O'nun İttihad ve Terakki içinde görüşlerini
açıkça dile getirmesinin önemli bir etken olduğunu
belirten yazar, Mustafa Kemal Paşa'nın Sofya
Ataşemiliterliği ve Fethi Bey ile olan münasebetleri
hakkında da geniş bilgiler vermektedir.
Yazar, Enver Paşa'nın Osmanlı Devleti'nin I.
Dünya Savaşı'na katılmasında çok önemli bir
rol oynadığından bahsetmekte ve bu olayı, yıkımın
başlangıcı olarak değerlendirmektedir. Mikusch
ayrıca, I. Dünya Savaşı'nın ardından oluşan
Mütareke koşullarını ise Türklere karşı hiç
de sert ve katı bulmamaktadır.
Eserin bundan sonraki bölümlerinde, Mustafa
Kemal Paşa'nın mütarekeden sonra İstanbul'da
yaptığı çalışmalar (kabineye girme, güvenoyu
engelleme vs.) ve Anadolu'da görevlendirilmesi
anlatılmaktadır. Bu arada İzmir'in işgali de
çeşitli betimleme ve tasvirler kullanılarak
anlatılmaya çalışılmıştır.
Eserde, Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun, Amasya
ve Havza'daki çalışmaları anlatıldıktan sonra
Erzurum ve Sivas Kongreleri'ne geniş bir şekilde
yer verilmektedir. İstanbul ile haberleşmenin
kesilmesi, Damat Ferid'in istifası, Anadolu-İstanbul
münasebetleri ve Ali Rıza Paşa Hükümeti bölümleri
anlatılırken yazar, Padişah'ın tahtı uğruna
damadını feda ettiğini ve "asi generale"
boyun eğdiğini ifade etmektedir.
Mikusch daha sonra, Mustafa Kemal Paşa'nın
Ankara'ya gelişi, Meclis-i Mebusan seçimleri
ve İstanbul'da yapılan toplantılar ile İstanbul'un
işgaline değinmektedir. Anadolu'ya geçenler
arasında İsmet Paşa'yı anlatırken; O'nun savaşta
ve barış görüşmelerinde başarılı olduğunu, ağır
işitmesini diplomatik bir meziyet haline getirdiğini,
her zaman sadece işitmek istediği kadarını işittiğini,
yada sağırlığını kalkan yaparak söyleneni bir
defa daha tekrar ettirip böylece iyi hazırlanmış
bir cevap verebilmek için zaman kazandığını
belirtmektedir.
Mikusch, okuyucuya Sevr Antlaşması'nı anlatırken
Albay Lawrence'in 30 Mayıs 1920'de Times'ta
yer alan demecini aktarmaktadır. Lawrence demecinde;
"Bu antlaşma galiplerin aç gözlülüğünün
onaylanmasıdır, ortaklardan her biri büyük lokmayı
kendi almak için çalışıyor. Bu antlaşma onaylansa
bile 3 aydan fazla yaşamayacaktır" demektedir.
Yazar, Albay Lawrence'in bu beyanatını vermek
suretiyle, Sevr'in daha doğmadan öldüğünü vurgulamaya
çalışmaktadır.
Eserin "Avrupa ve Asya" konu başlıklı
bölümünde yine yoğun bir şekilde karşılaştırmalara
yer verilmiştir. Türk ordusunun soğukkanlı,
sabırlı, alçak gönüllü, itaatkâr olduğu, Avrupalıların
ise hareketli, büyük umutlar taşıyan, heyecanlı,
rahat yaşamaya alışkın, yokluğa katlanamaz ve
yenilgiyi kabullenemez olarak tanımlandığı görülmektedir.
Mikusch bu bölümde, Mustafa Kemal Paşa'yı tasvir
ederken O'nun insanların düşmanlığını kazanırım
diye sıkılgan davranmayan, alaycı, insanları
kendisine hayran bırakan ama aynı kolaylıkla
inciten bir yapıya sahip olduğunu ifade etmektedir.
İsmet Paşa gibi uzlaştırıcı ve tatlı dilli,
Fevzi Paşa gibi sarsılmaz iradeli ve saf kalpli
olmadığını özellikle vurgulamaktadır. Yazar,
Mustafa Kemal Paşa'nın yanından hiç ayrılmayan
kişileri, gece sofralarının sürekli konukları
ve yaren takımı olarak tanımlamakta ve bunları
kraldan fazla kralcı, bazı olayları yanlış davranışları
yüzünden berbat eden kişiler olarak suçlamaktadır.
Mikusch, Başkomutanlık Meydan Savaşı, Mudanya
ve Lozan Andlaşması'nı anlattıktan sonra Cumhuriyet'in
İlânı bölümünde, Mustafa Kemal Paşa'nın artık
yeni görevinin Türk Milletinin modernleştirilmesi
olduğunu belirtmektedir. Daha sonraki bölümlerde;
Hilâfetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisât gibi
inkılâpların laikleşmeye yönelik çalışmalar
olduğu anlatılmakta ve Mustafa Kemal Paşa'nın
arkadaşlarının muhalefete geçmeleri, bunun ardından
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşunu
takip eden siyasi ve toplumsal olaylar detaylı
bir şekilde okuyucuya aksettirilmektedir.
Mikusch, Şeyh Sait İsyanı'nı Hilâfetin kaldırılmasına
bağlamaktadır. Bununla birlikte, Şeyh Sait İsyanı'nın
bastırılması ve akabinde yapılan inkılâplarla
muhalefetin susturulduğunu, bu olayla Mustafa
Kemal düşmanlarının pes ettiklerini, böylece
O'nun neyi değiştirirse doğru olduğunu kabul
ettiklerini ve bundan sonraki inkılâplar için
muhalefet olmadığını anlatmaktadır.
Eserin son bölümünde 1930 Ekonomik Buhranı,
Serbest Fırka Olayı, Atatürk'ün Batılılaşma
Çabası, Türkçülük Faaliyetleri ve Plânlı Ekonomi
gibi konular yer almaktadır. Eser, Mustafa Kemal
Paşa'nın ölümü ile son bulmaktadır
Dogobert Von Mikusch eserinde son olarak, Mustafa
Kemal Atatürk'ü, "Avrupa ile Asya arasındaki
büyük oluşum hareketlerinin tarihsel bir dönüm
noktasında büyük bir insan; Doğu uğruna kendini
bütün ağırlığı ile ortaya atmış, böylece, Batı'nın
Doğu'ya olan ve durdurulmaz gibi görünen akımını
en tehlikeli bir yerde, iki kıtanın birleştiği
noktada durdurmayı bilmiştir" değerlendirmesiyle
niteleyerek modern Türkiye'nin oluşumunda ne
kadar büyük bir öneme sahip olduğunu vurgulamaya
çalışmıştır.
Mikusch eserinde, Avrupalı okuyucuya özellikle
bir noktayı belirtmeye ayrıca özen göstermiştir.
Bu da; Mustafa Kemal Paşa'nın, özellikle Kurtuluş
Savaşı'nda, içinde bulunduğu elverişsiz ortamdır.
İlk bakışta Avrupalının yadırgayacağı böylesi
bir ortamda, Atatürk'ün başarılamaz denileni
başarmasının, kazanılamaz denileni kazanmasının,
yapılamaz denilen inkılâpları yapabilmesinin
asıl hayranlık duyulması gereken eylemler olduğu
eserde özellikle vurgulanmaktadır.
Mikusch ayrıca, uzağı görebilen büyük bir kişilikle,
ancak önündekini görebilen, alışılmışın dışında
düşünemeyen kişilikler arasındaki bunalımlar
üzerinde durmakta ve bunca olumsuzluğa rağmen
Atatürk'ün bu bunalımlardan sıyrılışıyla gösterdiği
beceriye özellikle vurgu yapmaktadır. Böylece,
Mustafa Kemal Atatürk, mutlu sonla biten bir
trajedinin kahramanı olarak destanlaşmaktadır.
Yazarın Mustafa Kemal Atatürk'e duyduğu hayranlık,
bu destanın dile getirilişindeki heyecanda ifadesini
bulmaktadır. Eserin Mustafa Kemal Paşa'nın anlatıldığı
bölümlerinde heyecan, duygu yoğunluğu ve hayranlık
ifadelerinin oldukça sık kullanıldığı gözlemlenmektedir.
Bu bölümlerde yazarın sanatçı kişiliği açık
bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Eserde yer yer bir roman sürükleyiciliği içinde
ve başarılı betimlemelerle dönemin insan tipolojisi,
gelenekleri, olumlu-olumsuz yönleri tasvir edilmeye
çalışılmıştır. Bunun yanında eser ayrıca, tarihi
bir roman özelliği de taşımaktadır ve dili oldukça
sadedir. Yazar, olaylara dışardan birisi olarak
kısmen de olsa objektif yaklaşmaya çalışmıştır.