Genel Bakış
Sermaye oluşumu sürekli büyüme, kalkınma ve çağdaşlaşma
için esas olanı teşkil etmektedir. Sermaye birikimini
finanse etmek için ihtiyaç duyulan kaynaklar doğrudan,
portföy yatırımı ve fonlar şeklinde, yurtiçi tasarrufları
da yatırım için harekete geçirerek sermayenin dış kaynakları
yoluyla artırılmalıdır. Türkiye gibi elinde gelecek için
önemli projeler bulunan dinamik bir ülkede yurtiçi tasarruflar
ekonominin sabit yatırım gereksinimlerini finanse etmek
için yetersiz kalmakta (ya da güven eksikliğinden ötürü
aktif olamamaktadır.) Ayrıca, nakit para sirkülasyonu
ve bankacılık krizleri yüksek manivela gücüne sahip Türk
özel sektörü için esaslı durumlardır ve kamu sektörünün
artan borç stoku özel sektör girişimlerine imkan vermektedir.
Sonuç olarak, Türk ekonomisi büyümenin motorlarını ateşlemek
için giderek artan yabancı sermayeye ihtiyaç duymaktadır.
Ancak sorun Türkiye'nin şimdiye kadar elde edebildiği
sınırlı yabancı sermayenin oldukça değişken uluslararası
portföy akışı formunda oluşudur. Bu yapıdaki sermaye hareketleri
kısa vadede kaynak eksikliğini karşılaşa bile bütün ekonomi
için sistematik bir risk unsuru olmada başı çekmektedir.
Eğer ki, Türk ekonomisi 2000 yılında 'spekülatif' sermaye
akışı yerine doğrudan yabancı yatırımı (DYY) çekebilmiş
olsaydı, son ekonomik kriz hiç ortaya çıkmamış olabilirdi.
Ancak, yine de DYY'ın öneminin abartılmaması gerekir,
çünkü yurtiçi sermaye oluşumundaki payı halen minimum
düzeydedir. Önemli olan DYY kârlarının brüt yurtiçi sermaye
içerisindeki payını dünya pazarları ile daha fazla entegrasyonu,
teknoloji öğrenmeyi ve yaymayı, yönetimsel vasıfları ve
mali piyasalara erişimi sağlamada yayılma ve çarpan etkisiyle
artırmaktır. DYY aynı zamanda pek çok durumda çevresel,
sosyal ve çalışma standartlarını da geliştirmektedir.
DYY Alan Ülkeler Bazında Türkiye'nin Dünya Liginde
Bulunduğu Nokta Neresidir?
Doğu Avrupa, Balkanlar, Karadeniz havzası ve Ortadoğu'daki
en büyük ekonomi ve Avrupa Birliği'nin altıncı büyük ticaret
ortağı olan Türkiye, böylesine yüksek potansiyele sahip
bir ülkenin DYY'ı minimum düzeyde bile çekmekte bu derece
başarısız olabileceği yönünde dikkat çekici bir örnektir.
1990 ve 2001 yılları arasında yabancı şirketler Türkiye'ye
17 milyar dolar yani yıllık yaklaşık 850 milyon dolar
yatırım yaptılar. (2) 1995 ve 2002 yılları arasında DYY
akışı 9 milyar dolardı ancak bu miktarın 3 milyar doları
Telecom Italia tarafından Aria'ı işletme lisansı için
ödenen ücret (ki ortada uluslararası tahkime götürülmesi
planlanan bir anlaşmaya uymama gibi ciddi bir sorun var)
ve HSBC'nin yerel bir bankayı satın aldığında ödenen para
idi. 2003 yılına dair beklentiler de pek umut verici gözükmemektedir.
Diğer ülkelerle kıyaslanacak olursa, Polonya'ya DYY akışı
aynı dönemde 36 milyar dolar, Çek Cumhuriyeti'ne 21 milyar
dolar ve Macaristan'a 14 milyar dolar civarındadır. Brezilya
ve Meksika ülkelerinin her biri 2002 yılında yaklaşık
20 milyar dolar DYY çekebilmeyi başarmıştır. Türkiye ortalama
olarak 1975 ve 2002 yılları arasında Gayri Safi Yurtiçi
Hasılanın (GSYH) yüzde 0.32'si oranında net DYY akışı
(ve bu akış seviyesinin doruk noktaya ulaştığı 1990'larda
ise GSYH'nın sadece yüzde 0.44'ünü) elde etmiştir. Bu
oran, yaklaşık yüzde 4'e ulaşan Macaristan ve Çek Cumhuriyeti
gibi yeni liberalleşen rekabetçiler ile kıyaslanabilir.
Türkiye'nin AB'ye üyelik süreci ekonomik entegrasyon
sürecini finanse etmeye destek olabilecek DYY akışları
için önemli bir tetikleyici olabilir. 2012 yılında beklenen
AB üyeliği ile Türkiye 2015 yılına kadar AB ile arasındaki
(ve ülkenin kendi içerisindeki) gelir farklılığına (uçurum)
dair duyulan endişeleri yatıştırabilecek yıllık 10 milyar
dolardan fazla DYY akışını çekebilme potansiyeline sahiptir.
2002-2015 yılları arasında GSYH'nin yüzde 2.2'si kadar
net DYY akışı çekebilme düşüncesi mantıklı bir tahmindir.
AB üyeliği, sadece iş imkanı yaratma ve hayat standartlarını
yükseltme konularındaki getirileri için değil, ama aynı
zamanda sabit ekonomi ve kurumsal gelişim için gereklidir.
Her ne kadar Uluslararası Para Fonu (IMF) programı kayda
değer yapısal reformlar içeriğine sahip ise de, AB adaylığı
ve üyeliği uzun vadede yapısal değişim ve ekonomik yenilenme
için daha iyi bir çapa olabilir.
Türkiye'nin yetersiz performansa sahip olmasının nedenlerini
anlamak için yatırım ortamının anahtar etmenlerini ele
almak gerekmektedir. DYY'ın konumu, ortak stratejinin,
ekonomik, politik-kurumsal ve imkan veren çevre olmak
üzere üç ana ortamın belirleyicisinin denkliğini yansıtmaktadır.
Ekonomik büyüklük, dinamizm ve iş gücü kalitesine bağlı
olarak benzer ekonomilere göre daha iyi bir konumda olan
Türkiye'nin göstergelere göre yatırım ortamının iktisadi
belirleyicilerine ilişkin güçlü bir rekabet pozisyonuna
sahip olduğuna dair önemli bir kanıt bulunmaktadır. Ancak,
DYY ortamının siyasi-kurumsal belirleyicileri açısından
Türkiye göreceli olarak çok daha güçsüz bir pozisyon içerisinde
yer almaktadır. Kronik enflasyondan doğan iktisadi ve
siyasi istikrarsızlık, kırılgan koalisyon hükümetleri
ve yabancı yatırımcıya yönelik olumsuz tutumlar, özelleştirme-bağlantılı
DYY için elverişsiz ortam ve etkin yatırım promosyonu
eksikliği ile birleşince DYY için başlıca engelleri teşkil
etmektedir.
Eğer Türkiye, örneğin merkez Avrupa ülkelerinin deneyimlerinde
olduğu gibi DYY akışını elde etmeye başlarsa, yıllık DYY
akışı 2015'e kadar 22 milyar dolara ulaşabilir. Çok taraflı/iki
taraflı fonların aksine, bu tarz uzun-vadeli dış kaynak
bir sosyal tepki yaratmamakla birlikte Türkiye ekonomisinin
yüzde 7.5'lik bir büyümeye ulaşmasına destek olabilir.
Önemli gelir konverjansı elde etmek için Türkiye önümüzdeki
on yıl içerisinde daha yüksek büyüme oranı sağlamalıdır.
Örneğin, yaklaşık 7.5'lik bir büyüme oranı gelir konverjansını
artırabilir ve 2015 itibariyle gelir düzeyini ikiye katlayarak
AB ortalamasının yüzde 45'ine yükselebilir.
DYY'ı Çekmek İçin Küresel Rekabet
Bugün tüm dünya ülkeleri, daha çok DYY'ı küresel koalisyonların
DYY ve ticaret olmaksızın birleştirilemeyeceği artan rekabet
ortamına çekebilmek için birbirleriyle yarışmaktadırlar
ki DYY'ın yetmişlerde "emperyalizm temsilcisi"
olarak telaffuz edilmesi halen akıllardadır. Birçok kalkınma
ekonomisi yazını "DYY'ın kötülükleri"ni, fakir
ülkelerin doğal kaynaklarını nasıl yok ettiğini ve ulusal
piyasalara sızdığını, zengini daha zengin ve fakiri de
daha fakir yaptığını ileri sürmüşlerdir. Bugün bu algılama
biçimi bazı bölgelerde benzer retorik üzerinde ısrar edilmesine
rağmen önemli ölçüde etkisini kaybetmiştir.
Birkaç ülke- özellikle Japonya ve Güney Kore- DYY'dan
minimal düzeyde yararlanarak hızla büyüme imkanı bulmuşlardır.
Birçok ülke Japonya ve Güney Kore modelini taklit etmeye
yeltenmişler ancak oldukça sınırlı başarı yakalamışlardır.
Kore Asya-krizi öncesi politikasını değiştirmiştir ve
şimdi DYY'ı aktif olarak çekmeye çalışmaktadır. Fiilen,
diğer hızlı büyüyen ülkelerin (örneğin Şili, Çin, Malezya,
Singapur ve Tayland) ekonomileri olabildiğince DYY'a dayanmaktadır.
Şaşırtıcı olan, göreceli ilerlemiş bir ülke olmasına rağmen
İrlanda'nın 1990'larda yabancı yatırımın etkili çekimi
ve yerleşmesi ile yılda yüzde 8 oranında büyümeyi başarmasıdır.
Buna rağmen herhangi bir yanılsamaya düşülmemelidir:
DYY gelişmeye dair sorunların çözümünde tek kaynak olamaz.
DYY'a finansmanın birincil kaynağı olarak bakmak yerine
iç pazardan elde edilmiş sabit sermaye ve diğer yabancı
finansman seviyelerine yararlı bir ek olarak bakılmalıdır.
Ayrıca, ödemeler dengesinin bozulması, yerel girişimlerin
ve müşterek tasarruflar ile yetersiz bağlantı, özellikle
de ağır ve hammadde çıkarılan endüstrilerde çevresel etki
yaratması, rekabet, yolsuzluk üzerindeki etkileri gibi
dezavantajlarının bulunduğu göz önünde tutulursa DYY ile
ilgili toz pembe bir tablo çizilmemelidir. Bu dezavantajlar
karşısında bulunacak en iyi çözüm DYY akışlarını sınırlamaktansa
çevresel, sosyal korunma sağlamak ve yönetim mekanizmalarını
güçlendirmektir.
Hiç şüphe yok ki; sermaye akışı, istihdam, bilgi, teknoloji
ve bilgi transferi, uluslararası piyasalara erişim gibi
DYY getirileri, eksilerini aşmaktadır. DYY, örneğin faizleri
veya kısa-vadeli portföy yatırımları çıkartan ve spekülatif
değerlendirmeler güvenilir olduğu takdirde ekonomiye aynı
hızla giren ve çıkan krediler gibi diğer sermaye akışlarından
farklıdır. DYY bir ülkenin ekonomisine duyduğu yükümlülüktür.
Bundan dolayı, yabancı yatırımcılar bir ülkenin geleceğine
paralarını ve teknolojilerini ortaya koyarak, bir şekilde
o ülkenin geleceğini şekillendirmektedirler.
DYY'da Küresel ve Bölgesel Trendler
İki yıldan fazla bir süredir dünyanın mali ve yatırım
ortamı fark edilir derecede değişmiştir. DYY akışlarındaki
artış ve Resmi Kalkınma Desteği (RKD)'indeki düşüş yabancı
parayı gelişmekte olan ülkelere yönlendirmiştir. Dünya
DYY sahnesinde gerçekleşen değişimler sadece küresel DYY
akışlarındaki iniş ve çıkışlar anlamında olmamaktadır.
Bu durum aynı zamanda alan, yapı ve katılım yöntemi ve
başlıca oyuncularının oluşumu ile de değişime uğramaktadır.
DYY'ın alanı geleneksel üretimden, bilgi teknolojisi,
bankacılık ve finans ve medya hizmetlerine kadar oldukça
genişlemiştir. DYY artık gelişmiş ülkelerin gelişmekte
olan ülkelerde ucuz iş ve hammadde aramaları ile sınırlı
bir olgu değildir. Ortam her ne kadar OECD ülkelerinin
halen dünya genelindeki DYY akışlarının önemli bir kısmını
sağladığını gösteriyorsa da, Çin, Hindistan, Brezilya,
Rusya ve Malezya gibi yeni yarışmacılar katılmıştır. Lisans
almak, ortak teşebbüsler ve DYY'ın geleneksel formu ile
birlikte önem arz eden imtiyazlar ile yabancı girişime
katılımın anlaşmalı biçimi de değişmiştir.
Bu değişimler dikkatli bir şekilde göz önünde bulundurulmalı
ve hükümetlerin ve kuruluşların stratejilerine yansıtılmalıdır:
Ülke Politikaları: Sayıları giderek artan
ülkeler son on ya da yirmi yılda kendi ekonomi politikalarını
hem ticaret akışına (düşük tarifeler, daha az nicel sınırlamalar,
nakit para konvertibilitesi), hem de DYY akışına (sektörlerin
açık olduğu ya da yabancı sahipliğin izin verdiği ölçüde,
teker teker onaylama prosedürlerini bırakma) daha az sınırlamaya
giderek daha açık bir şekilde liberalleştirmeye başladılar.
Açık olmayanlar ise büyümeyi elde etmede güçlük çekmektedirler.
Şirket Politikaları: Sayıları giderek artan
çokuluslu şirketler (ÇUŞ) rekabet güçlerini dünya çapında
artırabilmek için çeşitli ülkelerde bulunan yan kuruluş
ve stratejik ortaklıkları da kullanarak birbirine bağımlı
tesisler kurmaya yönelik bölgesel hatta küresel stratejileri
uygulamaya geçirmektedirler. Bu durum, çokuluslu şirketlerin
yabancı ülkelerde az ya da çok birbirinden bağımsız şekilde
çalıştığı ve yerin dünya-rekabet bedeline ve kalite üretim
için gerekli şartları öne sürüp sürmediğine bakılmaksızın
bir pazarın olduğu her yere yerleşilmesi fikrinin esas
alındığı 10 ya da 20 yıl öncesinin egemen tavrına karşılık
bir değişimdir.
Teknoloji: Elektronik kontrollerin, bilgi
depolamanın ve göndermenin geniş çaplı kullanımı ile kartelleştirilen
uluslararası ulaşım ve iletişim alanlarındaki büyük çaplı
ilerlemeler ülkelerin açılmalarını sağladı ve varlığını
sürdürebilen önemli kuruluşların politikalarında değişimlere
neden oldu. İletişim teknolojilerindeki değişiklikler
etkili bir şekilde birden fazla yerde yürütülen birbirine
bağımlı aktivitelerin maliyetlerini düşürdü. Teknoloji,
davranış ve politikalardaki değişimler birbirlerini desteklemekte
ve geçerli kılmaktadır. Bundan dolayı, dünyada iki tür
ülke profili ortaya çıkmaktadır: bunlardan ilki üretim
için rekabetçi şartlar öneren, DYY ve ticareti çeken ve
verimlilik de ve üretimde sürekli bir artış elde eden
ve dolayısıyla bu durum gelir düzeylerine yansıyan ülkeler,
diğeri ise bu süreçlerin hiçbirinden geçmeyen ve ekonomik
durgunluk yaşayan ülkeler.
Dünya ekonomisindeki sınır ötesi yatırımlar son on yılda
oldukça hızla artmıştır. 1973-2000 yılları arasında dünya
genelinde yıllık DYY akışı 50 kat artarak 25 milyar dolardan
1,271 milyar dolara yükseldi. Daha sonra 2000-2002 yılları
arasında da DYY akışı jeopolitik belirsizlik, güvenlik
riskleri, küresel ekonomideki durağanlık, yavaş yavaş
düşen borsa fiyatları ve ortak kazançlara ve yönetimsel
uygulamalara duyulan ilgi dolayısıyla yaklaşık üçte iki
oranında düştü. DYY'ın gelişmiş ülkelere (yarıdan fazla)
akışındaki önemli düzeyde düşüşün nedeni, ülkeler arası
birleşimlerin ve kazanımların 2001 yılı itibariyle sona
ermesinden kaynaklanıyordu. 2000 yılındaki yüzde 71'lik
orana kıyasla, 2002 yılı itibariyle küresel yatırımcıların
sadece yüzde 40'ı, M&A'ı diğer giriş yollarına tercih
etmektedir.
Dünyadaki DYY Akışı, 1994-2001
DYY akış düzeyindeki azalmadan dinamik ve gelişmekte
olan ekonomiler de etkilenmişlerdir ancak gelişmiş ülkelerden
daha az bir oranda gerçekleşmiştir. Dinamik ve gelişmekte
olan ülkeler halihazırda dünya çapındaki DYY akışının
yüzde 30'undan daha fazlasını ellerinde tutmaktadırlar.
Gelişmekte olan ülkelere net DYY akışı 2000-2002 yılları
arasında Latin Amerika üzerinde daha da büyük bir etki
yaratarak yaklaşık yüzde 22 oranında bir düşüş kaydetmiştir.
2002 yılında en az gelişen 49 ülke gelişmekte olan ülkelere
göre tüm DYY akışı içerisinde yüzde 2'lik bir pay ya da
dünya genelinde toplam yüzde 0.5'lik pay ile marjinal
alıcı durumundadır. Bu ülkelerdeki sorun gelişim sürecinde
DYY'ın başarılı kullanımı için gerekli olan göreceli zayıf
altyapı hizmetleri, işgücü sermayesinin düşük donatımları
ve etkin ortak yapıların ve önemli makro ekonomik politikaların
olmayışıdır.
Gelişmekte olan ülkelere DYY akışının göreceli düşük
payı bir kaç gözlemle nitelendirilmelidir.
İlk olarak, 1990'ların sonlarında ve 2000
yılında, gelişmekte olan ülkelerin DYY'daki düşük payı
gelişmiş ülkelerdeki "yatırım göstergesi" ni
yansıtmaktadır.
İkinci olarak, DYY'daki mevcut durgunluk
gelişmekte olan ülkelerin paylarını uzun vadeli DYY akışlarının
yaklaşık üçte biri oranına geri döndürmüştür.
Üçüncü olarak, gelişmekte olan ülkelere
akan bu fonlar 2001 yılında gelişmekte olan ülkelere akan
DYY'ın 204 milyar dolarının yarısından fazlasını alan
Çin, Meksika ve Brezilya gibi bir avuç ülke üzerinde yoğunlaşmıştır.
Ancak bu ülkelerin gelişmekte olan ülkeler arasındaki
en gelişmiş ekonomiye sahip ülkeler oldukları da unutulmamalıdır.
Dördüncü ve son olarak, DYY'ın potansiyel
kârları hem hacim, hem de sermaye akışının olduğu ekonominin
büyüklüğüne bağlı yabancı ortak mevcudiyetinin uzantısı
yoluyla muhtemelen en iyi derecede hesaplanır.
Bu bağlamda Çin en canlı örnektir. Şu hiç bir zaman akıldan
çıkartılmamalıdır ki, Çin kişi başına düşen DYY'ı gelişmekte
olan ve gelişmiş ülkelerden daha az elde etmektedir ve
yüksek teknoloji faaliyetlerine yatırım, özellikle de
hizmetler sektöründe oldukça geriyken Çin'deki daha fazla
DYY kısa vadeli, yoğun işgücü gerektiren üretim biçimini
almıştır. Bu nedenle, DYY'ın kalitesini yükseltmek için
olduğu kadar miktarını da artırmak için halen çok fazla
alan vardır.
Çin, ülke içerisine akan yatırımların 52.7 milyar doları
bulduğu ve ABD'ye DYY akışının 30.1 milyar dolara düştüğü
2002 yılında, DYY'ın dünyadaki en büyük alıcısı olduğunda
gazetelere manşet olmuştu. Çin hükümeti verileri, ülkenin
yüzyılın ikinci çeyreğinde yaklaşık 450 milyar ABD doları
DYY elde ettiğini göstermektedir. Bu muazzam rakamlar
Çin'i yenilmesi güç bir rakip yaparken, birçok ülke DYY'ın
kendilerinden uzaklaşarak Çin'in fazla istihdamına ve
büyük potansiyel piyasasını içeren engin havuzuna doğru
yönelmesi üzerine endişeye kapılmıştır.
Bununla birlikte, Çin yaklaşık 1.3 milyar nüfusa sahip
bir ülke olduğu dikkate alınmalıdır. 2001 yılında Çin'de
kişi başına düşen DYY sadece 30.1 Amerikan dolarıydı,
bu rakam da Asya ve Latin Amerika'daki diğer birçok gelişmekte
olan ülkenin (Singapur 1,547,2$, Arjantin 314,6$, Şili
241,6$ Brezilya 195,4$, Malezya 162,8$ ve Tayland 54,0$)
seviyesinden düşüktür. Çin'e DYY akışı sabit yatırımların
yüzde 10'unun ve GSYH oranının yüzde 0.4'ünün biraz üzerindeydi,
ancak yabancı yatırımlı girişimler yüzde 28 sanayi üretimi
ve yüzde 52 iki yönlü ticaretin nedenini açıklamaktadır.
DYY'ı Ülkeler Nasıl Çekiyor ?
Bu durum bir aşk ilişkisine benzetilebilir. DYY için
"kur yapmak", "ayartmak" ve "kazanmak"
adına rekabet edilmelidir. Bu durum devlet yatırımı ya
da belirli sektörlerde veya bölgelerde alınan tedbirler
için tahsis edilmiş resmi kalkınma yardımı değildir. DYY'in
akışı yalnızca yatırımcıların makul oranlarda sermaye
dönüşü ve yeterli güvenlik elde edecekleri konusunda ikna
edildikleri durumlarda sağlanır ve istikrar da sermayenin
aktığı ülkeler tarafından önerilir. DYY'ın ülkeye çekilmesi
ve ondan en iyi şekilde yararlanılması konusunda tek bir
başarı öyküsü yoktur. Her ülke farklı özelliklere ve karşılaştırılabilir
avantajlara sahiptir ve sermayenin aktığı ülkelerin iktisadi
ve yönetimsel uygulamalarına dair bakış açılarının yatırım
ortamı için yan etkileri vardır.
Politika belirleyiciler DYY'ı çekme stratejilerini formüle
ederken maliyet kontrolünün yatırımcılar için birincil
öncelik olmadığını akıllarından çıkarmamalıdırlar. İş
dünyasında yapılan araştırmalara göre, politika belirleyiciler
müşterilere erişime ve tutarlı ekonomik/siyasi çevreye
daha fazla önem vermektedirler. Teşvikler, hangi miktarda
olursa olsun, döviz kuru politikalarını da içeren durağan
makro politikalar, yabancı firmalara karşı durağanlık
ve şeffaflık politikaları, bölgesel çıkarları indirgemek
veya ulaşılamaz sözde ekonomik kendine yeterlilik için
tasarlanan ithalat tarifeleri ve ihracat sübvansiyonların
olmadığı serbest ekonomi ve altyapıyı ve beşeri vasıfları
geliştirmek için tasarlanan politikalar durağan ekonomik
çevrenin yerini alamaz.
Bu alandaki uygulayıcıların da farkında oldukları gibi,
yatırımcılar yatırım yerleri için tercihlerinde oldukça
seçicilerdir. Diğer şeylerin yanı sıra, yatırımcılar piyasa
fırsatları, politikaların istikrarlılığı, yerel yatırımcılara
karşı fark gözetilmemesi ve beşeri sermaye ve altyapı
tesisleri için eşik seviyesi aramaktadırlar. Bu temel
bileşenler olmadığı taktirde yabancı yatırımcılar ne kâr
artırımı amaçlarını ve piyasa genişlemesini karşılayabilirler,
ne de çalışmaları ev sahibi ülkelerin gelişim amaçlarına
katkıda bulunabilir. Hükümetlerin ve tüzel kişilerin bütünlüğü,
şeffaflığı ve güvenirliği etkin yatırım iskeletinin inşası
için ana şartlardır. Yatırımcılar hem yabancı yatırımcılara
fayda sağlamak, hem de yurtiçi işler ve serbest toplum
için yurtiçi yönetim yenilikleri getirmektedirler. Düzenleyici
reformlar arasında yatırımla ilgili sistemlerin şeffaflığı,
yolsuzluğun giderilmesi, rüşvetçilik (zayıf yönetimin
göstergesi ve yatırımı engelleyici faktör) ve sağlam ortak
yönetim gündemin öncelikli maddesi olarak ele alınmaktadır.
Yatırım atmosferini geliştirmede alınan yol yatırımcıların
iktisadi olasılıklar ve iş yapabilme atmosferi hakkında
iyimser oldukları ülkeye duyulan güvenin tesisinde önemli
işaretler elde etmelerine neden olmaktadır.
Engeller yabancı yatırımcının işlem maliyetinin yüksek
çıkmasına neden olmaktadır ve bu durum gelecek yatırımları
da engelleyebilir. Bu noktalar aynı zamanda, örneğin şu
konuları içermektedir; kanunların uygulanması, kişisel
güvenlik, yatırım atmosferini değiştiren keyfi hükümet
tavrı, yolsuzluk, yabancı yatırıma karşı yapılan ayrım,
güvenli ve düzenli mali sistemler, sermayenin serbest
dolaşımı ve uluslararası standartlarda muhasebe ve tahkim.
Yasaların ve düzenin temel sorunları ve geniş çaplı yapılan
yolsuzluklar, yatırımcıların belirli ülkelerden kaçmasıyla
sonuçlanabilir. Birçok ülke bu sorunlara ulusal düzeyde
yaklaşmıştır ancak ufak tefek yolsuzlukların yaygın olması
ve yerel küçük ölçekli engeller sebebiyle yatırımcılar
ile ülkeler arasındaki ilişki olumsuz etkilenmektedir.
Bu yerel engeller hem yönetimsel engelleri, örneğin yatırıma
girişme ve başlama aşamasında onay ve lisans almayı, hem
de işletimsel engelleri yani vergi, döviz, ithalat/ihracat
prosedürlerini, iş ve sosyal güvenliği içermektedir.
Yabancı girişimciler tarafından aranan bu şartlar daha
yaygın olarak sağlıklı bir iş ortamı temin etmeyi teşkil
etmektedir. Ancak, uluslararası seyyar yatırımcılar iş
ortamlarındaki değişiklere daha duyarlı olabilirler. Yatırıma
yardımcı bir ortam yaratmak için şeffaf ve fark gözetmeyen
politikalar ve uygun düzenleyici ve kurumsal çerçeveler
uygulamak yatırım arayan ülkelere bağlıdır. Tıpkı birçok
ülkenin yaptığı gibi DYY için koşullarını sadece liberalleştirmek
yeterli olmamaktadır. Vergi indirimleri ve diğer teşvikleri
önermek de başarının anahtarı değildir.
Yerli girişimciler gibi yabancı teşebbüsler de, yabancı
girişimleri teşvik edici bölgelerde yatırım yapmalarına
neden olmak için önerilen özel tercihlerden çok, iyi yatırım
ortamını takip etmektedirler. (3) DYY için özel ve dolayısıyla
geçici teşvikler yabancı yatırımcılara sermayeyi akıttıkları
bölgelerde birbirini takip eden olumsuz yöndeki etkilerin
çeşitli şekilleri pahasına uzun vadeli kazançlar sağlayamayabilir.
Ulusal yasamada fark gözetmemenin esaslarına saygı duymak
ve hükümetin ve kamu yönetiminin tüm aşamalarında bunu
mecbur kılmak önemlidir. (4) Bazı durumlarda teşvikler
ya yatırım için çekici bir ortam sağlayarak yardım edebilir,
ya da başka türlü adından söz edilemeyen incelenmiş piyasa
eksiklerini telafi etmek için hizmet edebilir. Ne var
ki; teşvik bazlı stratejilere ilgi duyan yetkililer bu
önlemlerin bütçe ve diğer maliyetlerle olan alâkalarını,
uygunluklarını ve finansal faydalarını ve aynı zamanda
yurtiçi etkinliğinin üzerinde uzun vadede ortaya çıkabilecek
etkilerini tayin etmek gibi önemli görevlerle karşılaşmaktadırlar.
Sermayenin aktığı ve sermayedâr hükümetler yatırım için
fırsatlar sağlayan bir ortam yaratmak amacıyla tüm bunların
ötesine geçmek ve daha geniş bir dizi politikaları kucaklamak
durumundadırlar: çalışana saygı ve çevresel haklar, rekâbet,
vergilendirme, mali piyasalar, ticaret, ortak yönetim,
kamu yönetimi ve diğer sosyal politika hedefleri gibi.
Bir ülke yabancı yatırımcılar için ortamın çekiciliğini
artıracak ve yatırıma imkan veren bir çevre geliştirirken
aynı zamanda DYY'ın olduğu kadar yerli yatırımların da
net kârlarını maksimum seviyeye ulaştırmasına yardım edecek
tüm bu politikaları benimsiyor ve kurumları yaratıyor
olmalıdır. Bu faydalar, ne yazık ki, otomatikman gerçekleşmiyorlar.
Daha iyi politikalara sahip ülkeler DYY'da daha fazla
artışlar elde ediyorlar. Daha iyi politikalar ve yönetim
yapıları daha çok DYY getirdikleri gibi yabancı sermaye-yerli
yatırım ilişkisini güçlendirme eğilimine sahip oluyorlar.
Bu tarz bağlantıların yabancı ortaklıklar, yerel firmalar
ve misafir ülkeler için potansiyel faydaları olduğundan
"kazan-kazan-kazan" durumunu ortaya koymaktadır.
Yatırım Teşvik Stratejileri için En Pratik Yönergeler
Çok uluslu şirketler lokasyonlarını alternatifler içerisinden
dikkatlice seçmelidirler ve yatırım teşvik kuruluşları
(YTK) bir ülkenin imajını yaratmaya, muhtemel yatırımcıların
dikkatini çekmeye ve belirli bazı yabancı yatırımcıları
hedef seçmede yardımcı olabilirler. YTK'lar DYY düzenlemeleri
ve promosyonu üzerindeki kararları merkezileştirmek, DYY
sürecine dahil olan diğer önemli yönetim departmanlarını
koordine etmek ve özel yatırımcılarla odaksal bir bağlantı
noktası sağlamak amacıyla cesaretlendirilmektedirler.
Siyasi destek ve kıdemli hükümet liderine ulaşma, diğer
yönetim departmanlarından ve kuruluşlardan bağımsız çalışmak
ve hükümetlerarası işbirliği ve koordinasyon başarılı
YTK'ların önkoşul özellikleridir. Hükümet açısından politika
taraftarlığı işlevlerini güçlendirmek önemlidir, böylelikle
özel yatırımcılar ve onların hükümetleri arasında samimi
bir köprü kurulabilir.
OECD üyesi ve üye olmayan ülkelerin deneyimleri baz alınarak
geliştirilen yatırım teşviki stratejilerinde en iyi uygulama
noktaları aşağıdakileri içermektedir:
*Doğrudan yabancı yatırım üzerine hükümet politikası
ve onun rolüne bir vizyon saptamak ve ulusal ekonomik
gelişim çerçevesine katkıda bulunmak.
Hükümet ilk olarak ulusal ekonominin kapsamlı gelişiminde
yabancı yatırımın amaçları ve rolü üzerinde karar vermelidir.
Başarılı uygulama vizyona (örneğin 2023 Türkiye vizyonu)
ve bu vizyonun topluma etkili sunumuna dayanır. Bu eylem
politikaya uygun bir etki verebilmek amacıyla kanunlar
ve kurumsal yapılar ile desteklenmelidir. Yabancı yatırımın
çekilmesi farklı çıkar gruplarının hükümet ve toplumla
(örneğin merkezi ve yerel hükümetler, sendikalar ve iş
ve işçi temsilcileri, sivil toplum örgütleri ile) seferber
edilmelidir. Hükümet bir bütün olarak DYY hakkında ikna
edilmedikçe ve buna yönlendirilmedikçe DYY olanaklarını
maksimum seviyeye getirmek veya bu tarz politikalarla
başarı yakalamak uzun vadede olası olmayan bir durumdur.
Kapsamlı ekonomi politikalarının devamlılığı ve öngörülürlüğü
yabancı yatırımcının güvenini sağlamada önemlidir. Öngörülebilirlik
tüm yatırımcılar ve özellikle de geniş çaplı uzun vadeli
yatırımlar için temel konu olan siyasi ve iktisadî istikrarı
kanıtlamaktadır. DYY politikasının sürekliliği aynı şekilde
yatırımcılar için çok önemlidir. Bu hükümet için birincil
vazifedir; siyasette herhangi bir değişikliğe işaret etmezken
sadece ilerici değişimi öngörür ki bu da diğer politikalarla
yönetilebilir ve koordine edilebilir ve yatırımcıları
da kapsayan sosyal ortaklarla etkin iletişimi içermektedir.
Böylelikle hükümet toplumdaki anlayışı korumaya ve belirtilen
hedefler için daha geniş bir toplumu ve DYY'ın ekonomideki
rolünü desteklemeye ve bu suretle de rakip siyasi tartışma
içerisinde engin politikalara yapılan temel itirazları
büyük ölçüde ortadan kaldırmaya çalışmalıdır.
Hükümet ideal olarak DYY'ın (sermaye yatırımı, arttırılmış
vergi gelirleri, ihracat ve döviz kazanımı, istihdam ve
beceriler, bölgesel kalkınma, teknoloji gibi) doğru ve
beklenen kârlarında ve DYY'ın dengeli bölgesel gelişime
katkısını da dahil ederek kapsamlı ekonomik gelişim stratejisinde
berrak bir vizyona sahip olmalıdır. DYY'ın periyodik değerlendirmesi
DYY'ı etkilemesinde ve yatırımdan elde edilecek kârların
yükseltilmesinde uzun vadeli başarı için önemlidir.
Toplumsal ortaklar ve sivil toplum arasında
olduğu kadar yatırımcılar arasında da politikaların amaçları
üzerine daha iyi duyarlılık ve konsensüs yaratmak için
DYY hakkındaki ulusal politikadan bahsetmek ve desteklemek.
Kapsamlı ekonomik gelişim içerisinde DYY politikası için
vizyon ve ülke için rekabetçi strateji saptanmasını sağladıktan
sonra hükümetlerin o politikayı ifade etmekte ve diğer
tüm sosyal ortaklara ve yatırımcılara yaymakta proaktif
rol üstlenmeleri önemlidir. Bu görev küçümsenmemeli ve
yalnızca Yatırım Teşvik Kuruluşu'na (YTK) bırakılmamalıdır.
Bu görev toplumsal anlayışı ve YTK'ya destek elde etmek
için hükümetin aktif, sürekli ve söz verilen desteğini
gerektirmektedir.
DYY için dünya genelinde rekabeti karşılamak ve daha
yüksek seviyelerde uluslararası yatırım elde etmek için
ulusal planın iyi sunulması ve açıklanması gerekmektedir.
Hükümetlerin DYY'ı çekmenin erdemleri ve cazibesi hakkında
ülkenin cazip yatırım bölgesi olmak yönündeki imajına
gölge düşürebilecek ve potansiyel yatırımcılara olumsuz
sinyaller gönderebilecek karışık mesajlar vermekten kaçınması
aynı derecede önemlidir. Birçok ülkenin DYY'ı etkileyebilmesinin
başlıca özelliği yeni DYY projelerini duyurmada yüksek
profesyonel yaklaşımları ve bu tarz yatırımlardan beklenilen
sonuçları açıklamalarıdır. Aynı zamanda iletişimin etkin
yönetimi de gerektirmektedir ki; kaçınılmaz olarak bazı
projeler beklentileri karşılayamayabilir. DYY'ın bol kârları,
yerel gruplar ve özellikle de parça ve hizmet alt-alıcılarını
içeren yerel sanayi yeni yatırım hakkında yeterli derecede
bilgilendirildiğinde, daha da yükseltilmiştir. Bu yeni
yatırımcılarla yakın bir işbirliği içerisinde gerçekleştirilmelidir.
Performansın yeniden gözden geçirilmesi her şeyi içermeli
ve tarafsız olmalıdır. Yatırımcıların bu sürece ve ihtiyaç
duyulan politika değişimleri hakkındaki diyaloga aktif
bir şekilde dahil olması daha iyi politika gelişimi ve
uygulanmasına kılavuzluk edecektir.
Yatırımı Teşvik Kuruluşu inşa etmek ve bu
kuruluşun amaçlarını ve yasama ve yönetim yapılarını belirlemek.
Başarılı uygulama etkin ve rekabetçi olabilecek kurumsal
yapı inşa etme ihtiyacına işaret etmektedir. Bu, birçok
ülkenin neden YTK'yı kurduğuna ve neden bu tip kuruluşların
sonuç elde etme kapasitesine ve kaynaklarına sahip olduğunu
garanti altına almaya çabaladığına dair birincil nedendir.
Siyasi ve idari olmayan bir kuruma sahip olarak bu ülkeler,
kurumsal yapı ve (hükümetteki dönemsel değişimlerden daha
az etkilenmiş ve bakanlıklarda uygulanan resmi prosedürlerle
daha az sınırlanmış) programlarda daha iyi istikrar ve
süreklilik elde ettiler.
Başlangıçta bir bakanlığa bağlı birimi varken ve giderek
daha bağımsız ve uzun vadeli stratejileri ve değişebilir
uygulamaları ve rekâbeti ilerletebilen hizmet kültürleri
geliştirebilen bir örgüt haline gelen bir YTK kurmakta
aşamalardan geçmek ülkeler için olağan dışı değildir.
Yabancı yatırım teşviki içeren iktisadi gelişim uzun
vadeli bir süreçtir. İşlemler ya da teşviklere ödenen
kamu fonlarının harcanması için yükümlülükler devam ettirilirken,
YTK'nın devingen yatırımı çekmeye çalışan yüksek rekabete
dayanan dünyada etkin ve verimli faaliyet göstermesi isteniyorsa,
profesyonelce organize edilmeli ve yönetilmelidir. Kurumsal
çerçeve işlemlerinin etkinliğini engelleyen kısa vadeli
politik baskılardan çok iyi korunmalıdır.
Merkez büro, denizaşırı ve bölgesel bürolarla birlikte
modern bir yatırımı teşvik kuruluşu açmak ve işletmek,
tesis ve personel anlamında pahalı bir girişimdir. En
gelişmiş ekonomiler ve birçok geçiş ekonomisi, standartları
başarıya ulaşmak için gerekli görülen kaynaklar ve faaliyetler
açısından belirlediler.
Bir yöntem de, çıkar çatışması içerisinde olmayan ve
nominal bir ücretle çalışan özel sektörün kıdemli işadamları
tarafından güçlü temsiliyle bir yönetim kurulu yapısı
oluşturarak günden güne işlevsel bağımsızlığı güvence
altına alırken tam bir kamu kontrolünü ve sorumlu bakanın
ellerindeki mesuliyeti devam ettirmektir. Birçok başarılı
YTK'nın yönetim kurulu çoğunlukla özel sektör temsilcilerinden
oluşmaktadır. Bu durum aynı zamanda sanayi sektörü ve
trendlerine uzman anlayışı sağlamaktadır. Otoritenin açık
çizgisi ve bakana performans ve bütçe gerçekleşmeleri
hakkında rapor vermek hükümet politikası ve girişim ile
ilgili organizasyon içerisinde güçlü ekonomik kontrolde
tutarlılık temin etmektedir. Bu politika konuları ve yapıları
ve karara varılış biçimleri YTK'nın başarı ya da başarısızlık
seviyesini belirlemektedir.
Yeni yatırım çekebilmek amacıyla başarıyla
rekabet etmek ve örgüt kültürünün tatminkar devamının
temini için YTK'ya profesyonel yönetim ve hizmet kültürü,
sonuca dayalı değerler sistemi ve yenilikçi pazarlama
yaklaşımı aşılamak.
Yetkilendirici kanunları uygulamak ve YTK kurmak kendi
içlerinde başarılı bir DYY programı temin etmeyecektir.
YTK yabancı yatırımcının zihniyetini ve stratejilerini
anlayabilecek kapasiteye sahip ve yatırımcılara işlerini
yürütmeye yardımcı olmak açısından ekstra mesafeyi almaya
hazır olan insanların çalıştığı profesyonelce yönetilen
bir örgüt olmalıdır.
Ülkeler kendi kuruluşlarının rakiplerininkinden daha
iyi olduklarını garanti ederek rekabete dayalı avantajlar
yaratabilirler. Profesyonellik ve kendini YTK'nın, örneğin,
Singapur, Kosta Riko ve İrlanda'daki müşteri hizmetlerine
adama DYY politikalarının ve teşvik programlarının o ülkelerdeki
başarısında büyük etken durumundadır.
Potansiyel yatırımcılarla doğrudan ilişkiye girme kültürünü
inşa etmenin ve bir takım şeyleri gerçekleştirmenin anahtarı
öncelikle YTK'nın yönetim kurulunun yapısının ve yöneticisinin
seçiminde yatmaktadır. Yönetim kurulu ve başkanı yeni
örgütün kültürünü şekillendirmek için politikaları ve
yönü belirleyeceklerdir. Yönetim kurulu üyeleri ve başkan
ataması açıkça ana unsurdur.
Bugün en başarılı YTK'lar en üst seviyede hizmet firmaları
gibi davranıyorlar ve çoğu kez benzer hizmet sistemleri
ve kalite metotlarına başvuruyorlar. Yaklaşımları oldukça
profesyonel ve etkilidir. YTK'lar, potansiyel yatırımcılar
için hem teşviki üstlenmek, hem de işe dayalı çözümler
üretmek ve ilgili hükümet ve diğer topluluklarla gerekli
değişimler üzerinde çalışarak daha geniş bir çevreyi geliştirmek
için inisiyatifi ele alarak kalkınma kuruluşları gibi
hareket ediyorlar. Yeni ve gelişmekte olan sektörlerde
yatırım arayışındalar. İşlerini üstlenebilmek için vekalete
ve kaynaklara sahipler ve ulusal gelişim politikası için
de esas kabul edilmektedirler.
Rekabetçi güç inşa edebilmek ve seçilmiş
politika opsiyonları elde edebilmek için stratejik politika
seçeneklerini tanımla ve YTK için ortak stratejiler ve
piyasa planları belirlemek.
Bilgi ekonomisi işinin ve büyümesinin küreselleşmesi
yatırım kararlarına hem firmalar, hem de ülkeler için
yeni boyutlar kazandırmıştır. Yeni ve değişen sektörler
(örneğin bilgi ve bilgisayar teknolojileri ve mali sistemler)
yatırımı çekmek için yeni olanaklar ve girişimler ortaya
koymuşlardır. Birçok küçük ve orta ölçekli şirketler uluslararası
yatırımcılardır ve bu trend giderek artmaktadır. Bu nedenle,
tüm DYY'ın aynı olmadığının farkına varmak önemli bir
konudur. YTK'nın belirli sektörlerin potansiyeline ve
ayrıca DYY kararlarının nasıl verildiğinin iyi anlaşılmasına
bağlı stratejik politika seçeneklerini dikkatlice ve gerçekçi
bir şekilde tercih etmesi gerekmektedir. YTK, yatırımcıların
ne aradıklarını, yatırım yeri olarak ülke hakkındaki görüşlerini,
istisnai sektör ve şirketlerinin ihtiyaçlarını, ülkenin
DYY'ı çekmek için rekabetçi avantajlarını ve diğer ülkelerle
kıyaslamasını iyi anlamalıdır. Bu stratejinin temellerini
oluşturmalıdır.
Genellikle DYY için yatırımcı motivasyonu şunları elde
etmektedir:
(a) Piyasalara daha iyi erişim- ulusal, bölgesel ve küresel
düzeyde;
(b) Vasıflar ve uygunluk olduğu kadar rekabetçi işçi masrafları
ve verimlilik;
(c) Rekabetçi düzeyde hammadde erişimi;
(d) Desteklenebilir politika ortamına bağlı ve gerekli
altyapı (kamu hizmetleri kuruluşları, haberleşme ve ulaşım)
ile birlikte makul risk.
Yatırımcı motivasyonuna hitap etmek başarılı YTK'nın
stratejik yaklaşımının ana unsurudur. Aynı şekilde, ülkenin
rekabet edebilirliği üzerine objektif bir görüşe sahip
olmak birçok ülke ve YTK için anahtar stratejidir. İş
ortamı değerleri diğer yerlerle birlikte yatırımcılara
gönderilebilecek en güçlü mesajlardan biridir.
Teşvik politikaları üzerine karar vermek
ve masrafların ve kârların objektif ve düzenli değerlendirilmesini
sağlamak.
Hükümet teşviklerin kullanımını ciddi ve objektif bir
şekilde gözden geçirmeli ve herhangi bir teşvik tayin
etmeden önce onun rekabet etmek için gerekli olduğunu
doğrulaması gerekmektedir. Yatırımcı belirleyicilerinin
yaptığı sayısız araştırma teşviklerin, örneğin siyasi
ve ekonomik istikrar, piyasa erişimi, rekabetçi maliyet
yapıları ve iş yapmak için çekici ortamdan daha az öneme
sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ortamın temelde rekabetsiz
ve güvensiz ya da yatırım için yapılan ticari muhakemenin
yanlış olduğu durumlarda, teşvikler durumu tasfiye etmeyecektir.
Teşviklerin tam anlamıyla doğrulanması ve düzenli incelenmeleri,
uyarlanmaları ve amaçlarına ulaştıklarında aşama aşama
sona erdirilmeleri gerekmektedir. Aynı zamanda, uluslararası
yatırımcıların gözünde yatırım hedefleri açısından ortama
zarar verebilecek varolan teşvikler için mutlak ve retrospektif
değişimlerden tercihen kaçınılmalıdır.
Sermayenin aktığı ve sermayedar ülkeler arasında imzalanan
uygun vergilendirme anlaşmaları tarafından desteklenen
kurumsal vergi teşvikleri daha küçük geçiş ekonomileri
için çekici olabilir. Uluslararası anlaşmalardaki eğilim,
vergi teşviklerinin yerli yatırımcının aksine yabancı
yatırımcılar için hedeflenmesini zor kılarak, bir ekonomideki
tüm tüzel katılımcılar için benzer vergi işlemleri yönündedir.
Doğrudan nakit ödenek formundaki teşvikler ya da serbest
veya ekonomik yardım sağlanmış yapıların tedarik edilmesi
genellikle ülke içerisinde yatırım yerlerini farklılaştırmak
için kullanılır. Örneğin, türevsel teşvikler yabancı yatırımın
bölgesel dağılımına katkıda bulunmak, yatırımı çekmek,
istihdam tehlikeleri, ya da özel veya akademik sektörlere
verilen teşvikler olarak; teknoloji parkları ve kuvözler
inşa etmek için kullanılabilir. Bu teşvikler doğrudan
hükümet gelirlerinden karşılanıyor ve maliyetler umulan
bölgesel, SME ve teknolojileri gelişimindeki avantajlara
karşı dengelenmek zorundadır.
Yatırımcılar tarafından gerekli görülen
istidatlara karşı mevcut istidatları kapsamlı bir şekilde
gözden geçirmek. Tanımlanan boşluklara hitap etmek için
politikalar geliştirmek ve uygulamak, böylelikle yeni
yatırımları, görevleri ve istidatları kolaylaştırmak.
Ülkelerin (veya ülkeler içerisindeki bölgelerin) rekabetçi
avantajlar geliştirebildikleri önemli alanlardan birisi
de insan vasıflarıdır. Bu geniş toplum kesimlerini etkileyen
kapsamlı bir alandır ve YTK'nın rolü öncelikli olarak
yatırımcı gereksinimlerinin ve gelecek trendlerin yorumlayıcısı
olduğu kadar ihtiyaçları karşılamak amacıyla politikaları
ve programları uygulamak için faaliyetlerin teşvik edilmesi
şeklinde de olmalıdır.
Alıştırma aşamasındaki yatırımın uluslararası ve yerli
ve bireysel yatırımcılara faydalar sağladığı önemle vurgulanmalıdır.
Modern bilgi çağında beceri edinme ve geliştirme bir ülkenin
rekabetçi durumu için oldukça kritiktir. Birçok çalışma
eğitimde yatırıma dönüş oranının elde edilen becerilerin
ülke içerisinde veya ilgili bölgede kullanılabilmesi şartı
ile yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Yüksek-seviyeli
becerilerin, özellikle yeterli bir gecikme süresi (üniversite
seviyesi için üç yıldan altı yıla kadar) olduğundan, ülkenin
geleceğinin dikkatli planlanması gerekmektedir.
Geleceğe dair ihtiyaçlar şimdikilerden farklılık gösterebilir.
Bu genellikle ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkeler
için geçerli bir durumdur. Bir ülkenin ekonomisinin gelecekteki
becerilerini tahmin etmek karmaşık ve zor bir görevdir,
ancak eğitimde yapılan savurgan yatırımlar önlenebildiği
taktirde üzerinde çalışılması gereken bir durumdur. Üretken
olmak adına bu tarz yatırımlar ekonominin diğer alanlarındaki
ve özellikle de sanayi gelişiminin olduğu alanlardaki
yatırımlara uygun ve onları destekleyici olmalıdır.
Sanayiinin ihtiyaçları ve özellikle DYY üzerine yapılan
bu eşleştirme yatırımcıların beceriler alanında değişen
ihtiyaçları eğitim kurumlarının verimliliği ile devamlı
olarak eşleştirilmesi amacıyla sürekli temeller üzerinde
yapılmalıdır. Bu eşleşmeyi sadece eğitimsel kurumların,
sanayiinin, YTK'nın bu alandaki uzmanlarını ve hükümet
temsilcilerini bir araya getirerek resmi bir yapıya sahip
olmakla mümkündür.
Değişen becerileri ve sanayiinin ihtiyaçlarını karşılamada
sürekli başarı yakalayan ülkeler yeni yatırımları çeken
güçlü bir rekabet avantajı elde edecektir.
Sanayi - sanayi malları- modern fabrika
ve ofis binaları, kamu kuruluşları (elektrik, gaz, su
şirketleri), atık su arıtma, drenaj, (geniş bant ağlarına
erişim dahil olmak üzere) telekomünikasyon ve ulaşımın
farklı usulleri- tarafından ihtiyaç duyulan zorunlu altyapının
provizyonunu temin etmek.
Temel altyapıyı oluşturan şeyler sektörden sektöre farklılık
göstermektedir. Bir çok görev yol erişimine ve elektriğe
gereksinim duyacaktır. Bazıları (hepsi değil) ayrıca gaz
ve demiryoluna da ihtiyaç duyacak. Modern iş dünyasında,
özellikle de hizmet sektöründe geniş bant telekomünikasyonuna
olan talep giderek artıyor. Uzman atık su arıtma tesisleri
kağıt, kimya ve tarım ticareti sektörleri tarafından talep
edilmeye başlanacaktır. Yatırımcılar, altyapı "miktarı"
(örneğin elektrikte mevcut kapasite üretimi) ile olduğu
kadar altyapının "kalitesi" (örneğin voltaj
ve frekans sabitliği, bir yıl içerisindeki hizmet kesintisi
sayısı) ile de yakında ilgilenmektedirler. Son olarak,
altyapının maliyeti bazı sanayiler için sorun olabilir.
Beceri alanlarında, altyapının planlanmasında, YTK programı
tarafından hedeflenen sanayi sektörlerinde geleceğin olası
ihtiyaçları dikkate alınmalıdır.
Sektörel ve bölgesel bazda öncelleştirmeye gerek duyulmaktadır.
Hükümet dikkatlice kamu-özel ortaklığının (KÖO) avantajlarını
ve dezavantajlarını altyapının provizyonu için tayin etmelidir.
DYY'lar temel altyapıların provizyonuna doğrudan dahil
olmayabilirler. Ancak, yatırımcıların ihtiyaçlarını yorumlamada
ve gerekli yerlerde altyapıların provizyonunu garanti
etmek için proaktif aracı olarak hizmet vermede hayati
bir öneme sahiplerdir.
DYY'ı, yeni ve varolan yatırımcılara yönlendirilen
kapsamlı ve profesyonel pazarlama programı ile ve YTK'yı
güvenilir ve yetenekli ortak olarak yatırımcılar için
inşa ederek desteklemek.
İmaj-yapımı özellikle yatırım çekmede yeni olan, hızlı
siyasi ve/veya ekonomik reformları geçiren, şiddet ya
da (kendilerine ya da komşularına yöneltilen) terörist
saldırılarla karşılaşan ya da küçük olan ve bu nedenle
de adından uluslararası medyada çok az bahsedilen ülkeler
için önemlidir.
İmaj-yapımı DYY'ı çekme sürecinde önemli bir yapı taşıdır.
Öncelikli rolü yatırımcı ilgisini yatırım ortamına odaklamak
ve doğrudan çokuluslu şirketleri yatırım yapmaya ikna
etmektense olumsuz algılamaların üstesinden gelmektir.
İmaj-yapımı zaman içerisinde hatırı sayılır ve iyi hedeflenmiş
harcamalar gerektirebilir, ancak kendi içerisinde bir
yatırımcının belirli bir ülke ve ortam üzerinde karar
vermesini sağlamak için yeterli değildir.
Yatırımı ve hizmet yatırımlarını başlangıçtan
yatırım sonrası ve yeni genişleme aşamalarına kadar yatırım
döngüsü içerisinde her aşamada kolaylaştırmak.
Potansiyel yatırımcı bir kez gerçek ilgi gösterdiğinde,
ülkeye yapılan ziyaret süreci, müzakere, tavsiye, yasal
ve düzenleyici konular, mevcut yatırımcı ile ziyaretler,
finansman, yer seçimi, mal, iyileştirme, eğitim, ve yatırım
sonrası gibi kolaylıklar; hepsi profesyonel yolla yatırımcıya
sağlanmalıdır.
Gerek duyulan desteğin miktarı gibi her bir yatırımcı
da farklıdır. Talep ne olursa olsun, mantık çerçevesinde
YTK kendi özel kaynaklarından karşılık verebilmelidir.
Bu, yatırımcıyı yerel topluluğa tanıtmada kritik bir ilk
adımdır.
Bir yatırımcı ülkeye ciddi anlamda ilgi duymadığı takdirde
o yeri ziyaret etmez. Tarafsız yer belirleyiciler üstün
öneme sahip olsalar dahi izlenimler hesaba katılır. Yatırımcıların
aynı turda elenen diğer yerleri de ziyaret ettikleri unutulmamalıdır.
Bu yerler aynı yatırım için güçlü bir şekilde yarışacaklardır.
Potansiyel yatırımcılar ülkedeki mevcut yabancı yatırımcılarla
da ilgileneceklerdir, özellikle de kendi ülkelerinden
veya aynı sektörden olan yatırımcılarla. Aynı yerdeki
yabancı yatırımcının talep edilmemiş övgüleri bu yer için
başlıca avantaj olabilir.
Yatırımcıların hizmetleri sadece ziyaretle sınırlı değildir;
sonraki ziyaretin yönetimi ve takip etme ve ziyaret sonrası
süreçleri de içermektedir. Ziyaret sonrası aktiviteler,
yatırımcı için onunla birlikte, örneğin mal, eğitim ve
mali ve/veya iktisadi teşvikleri içeren bir gelişim paketi
ortaya koymayı kapsamaktadır. Takip etmek ve sonraki işlemler
vergilendirme, çalışma ve ihtisas dönemi izinleri, şirket
ruhsatları, tarifeler, bina izinleri, kamu hizmeti kuruluşlarının
bağlantıları ve diğer pek çok konu olmak üzere meselelere
destek vermek amacıyla istekleri ele alışı ilgilendirmektedir.
Yatırımcılarla olan bağlantılar, yabancı şirketi ev sahibi
ekonominin içerisine sokmak ve varlığı ile ilintilendirilen
faydaları artırmak amacıyla ülke ile yatırımcı arasında
karşılıklı fayda sağlamak için yatırıma başlandıktan sonra
da devam ettirilmelidir.
Yabancı iktisadi faaliyetlerin ekonomiye
daha fazla entegre olması ve yabancı yatırımın ülkede
kök salması için özendirilmesi.
DYY'ın direkt etkisinin yanı sıra, yabancı yatırım yerel
teşebbüsün gelişimi için yetkili mevki olarak da hareket
edebilir. Bunu yönetim ve teknik becerileri geliştirerek,
kaliteyi ve hizmet standartlarını yükselterek, teknik
araştırma kurumları ile yakın ilişkilere özendirerek,
mal ve hizmet alıcılarını çoğaltarak ve eğitim politikasını
ulusal düzeyde yaygınlaştırarak gerçekleştirebilir.
Yabancı yatırımı yerel yönetime bağlayarak bir yandan
girişimci yerli sektörün gelişmesine katkıda bulunurken,
diğer taraftan da yatırımın kendisinin güvenliği kuvvetlendirilebilir.
Yabancı yatırımcı ile yerel ekonomi arasında, temel altyapı
ve iş gücü temini ile sınırlı kalsa dahi her zaman belirli
bir düzeyde bağlantı olacaktır. Hükümetin ve YTK'nın amacı
bu bağlantıları hem ilk yatırımı güvence altına almak,
hem de yerel ekonominin uluslararası kalite, hizmet ve
ücret standartlarını karşılama kapasitesini geliştirmek
için derinleştirmektir, dolayısıyla kendi doğrusu içerisinde
uluslararası rakip olacaktır.
Bu süreç iki sivri uçlu stratejik yaklaşımı gerektirmektedir:
» Yerel yönetime yapılan yatırımın doğrudan faydalarını
artırmak için yabancı yatırımcıyı harekete geçirmek;
» Uluslararası düzeyde rekabetçi (yabancı yatırımcı
ile yerel ekonomi arasında ilerletilen bağlarla desteklenen)
yerli sektörü geliştirmek.
Türkiye'nin Bölgesel Dengesizliğini Düzeltmede DYY
Türkiye yararlanılabilecek muazzam potansiyelin bulunduğu
bir sahadır, çünkü Türkiye'deki DYY birkaç çok gelişmiş
bölgede toplanmıştır ve farklı canlı bölgeler çokuluslu
dünyaya yatırım alanını genişletmek ve ticari bağlar kurmak
için halen bağlanmamışlardır. Hızlı teknolojik değişim,
geniş piyasalar ve bilgi erişimi için daha fazla talep
bölgesel kalkınma için yeni fırsatlar sunmaktadır. Küreselleşme,
alt-ulusal ekonomik alanların rekabete dayanan üstünlüklerini
devam ettirmek için benimseme kabiliyetlerini giderek
daha fazla test etmektedir. Performans eksiklikleri ve
karşılaştırılabilir avantajlar bir bölgeden diğerine farklılık
göstermektedir (5).
Bölgesel kalkınmada yeni paradigma, sübvansiyondan uzak
bölgesel rekabeti artırıcı politikalara doğru ve geleneksel
sektörel aktivitelerden uzak çok-sektörel faaliyetlerle
tamamlanan yer bazlı politikaları içermektedir. Bu durum
bölgesel gelişim politikalarının yönetiminde yani hükümetin
değişik düzeylerindeki kurumsal ortaklıklarda ve sosyal
ortakları ve sivil toplumu içeren ortaklıklarda yenilikçi
çözümler talep etmektedir. İlerlemiş bölgeler kalkınmaya
daha elverişli gelişmemiş bölgelere yardım edebilir. DYY'ı
etkilemek için gerekli olan siyasi promosyon faaliyetleri
veya teşvikleri, hedeflenen kalkınma eşiği bir kez yakalandığında
sona erdirilmelidir. Ancak bundan sonra piyasa güçleri
duruma el koyabilir.
DYY'ın Türkiye'nin bölgesel kalkınma için sarf ettiği
çabaları artırmadaki rolü genellikle kayda değer olmamıştır
çünkü ülkenin daha gelişmiş bölgeleri dahi daha çok ihtiyaç
duyulan yatırımı kafi miktarda çekmeyi başaramamıştır.
Türkiye'nin göreceli geri kalmış doğu ve güneydoğu bölgeleri
için gerçekçi tek umut özel sermaye birikimi ve teşebbüsleri
üzerinde patlama etkisi yaratan GAP projesidir. Başlangıçta,
1970'lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde sulama ve
su gücü projeleri olarak formüle edilen GAP, (6) Türkiye'de
bugüne kadar girişilen, güneydoğudaki farklılıklara hitaben
ve bu bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan kalkındırılmasının
Türkiye'nin her yerine fayda sağlayacağının da bilincinde
olarak tamamlanan en kapsamlı bölgesel gelişim projesidir.
Ayrıca, bu bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan kalkındırılması
Türkiye'nin her yerine fayda sağlayacaktır.
Entegre edilmiş bir proje olarak, barajlara, hidroelektrik
santrallerine ve sulama sistemlerine ilaveten GAP, koordineli
biçimde tarım, sanayi, köy ve kent altyapıları, iletişim,
eğitim, sağlık, kültür, turizm sektörünün ve diğer sosyal
hizmet sektörlerinin gelişimi için sanayileri ve yatırımları
da içermektedir. (7) GAP'ın sürdürülebilir insan gelişimi
üzerine odaklanması, gelişimle alakalı faaliyetlerin uygulanması,
yönetilmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesinin koordine
edilmesi için Bölgesel Kalkınma Yönetiminin yaratılmasını
mecbur kılan 1989 GAP Mastır Planı'nın tamamlanmış bölgesel
kalkınma kavramını ortaya çıkarmaktadır. Bunu takiben
1995 Sosyal Hareket Planı sosyo-ekonomik ve altyapı projeleri
ile sürekli kalkınmanın daha büyük entegrasyonu için atılan
temel adımdır. (8)
Türkiye'nin en fakir şehirleri ulusal gelirin sadece
yüzde 10.2'sini kullanan doğu ve güneydoğu bölgelerinde
yer almaktadır. Ülkedeki tüm ailelerin yaklaşık yüzde
15'i bu bölgede yaşamaktadır. Bölgede ortalama gelir aile
başına 3,851 dolardır. Bu oran ulusal ortalamanın yüzde
30 gerisindedir (9). Türkiye'nin batı ve doğu-güneydoğusundaki
refah ve gelir farklılıkları kalkınma sürecine zarar vererek
insan gücünün ve sermayenin uçmasına neden olmaktadır.
İnsan gücü potansiyeli üzerine olan iç göç verileri gerçekten
etkileyicidir. 1990 yılında yapılan nüfus sayımına göre,
bölgedeki insan sayısı 9,365,000'dir. Aynı veriler doğudaki
şehirlerde doğmuş yaklaşık 12,000,000 insan olduğuna işaret
etmektedir. Bu demek ki; bölgenin nüfusunun (3,607,000)
yüzde 30'u batıya göç etmiş ve oraya yerleşmiştir. Hem
ekonomik, hem de siyasi nedenlerden ötürü bu rakamlar
2000 yılı itibariyle yüzde 2 veya 3 oranında artmıştır.
Bu demektir ki; her 3 doğuludan biri bölgenin dışında
yaşamaktadır (10).
Birçok sanayi batıda inşa edildiğine göre, bu bölgelerde
üretilen enerji batıya iletilmekte ve burada tüketilmektedir.
Türkiye Elektrik Kurumu'nun verilerine göre, Türkiye'de
kişi başı yıllık ortalama güç tüketimi 625 kW/s iken,
doğuda bu rakam 349 kW/s'dir. Yün eğirme ve dokumada hızla
sanayileşme son zamanlarda GAP bölgesi ve komşu şehirlerde
yer almaya başlamıştır. Bu kalkınma devam ettiği taktirde
güç tüketimi artabilir ancak bu tabloda ani radikal bir
değişimin meydana gelmesi beklenmemektedir.
GAP çatısı altında devlet tarafından üstlenilen üretim,
elektrik gücü ve madencilik yatırımları şimdiye kadar
bölgenin geri kalan kısımlarına da yayılan olumlu etkiler
yaratmıştır. Gelişmemiş bölgeler için hükümet teşvikleri
de yatırımın gerekli akışını sağlayabilmiş değildir. Nüfus
artışının ulusal ortalamaya göre daha yüksek olduğu bu
bölgede, üretim ve kişi başına düşen gelir düşüktür. Tarım
ve çiftçilik düşüş trendi içerisindeler ve işsizlik, özellikle
de gençlik için en birincil sorundur. Gündelik hayatın
gerektirdiklerinden daha fazlasını sağlayamayan kısır
üretime sahip hükümet harcamalarına bağımlı bu tarz ekonomiler,
aynı zamanda bölgedeki verimli faaliyetlerin de sona ermesine
sebep olmuştur.
GAP bölgesine daha uzun süreli olumlu etkiler sulama
alanına yapılan yatırımlardan gelebilirdi. Ancak güneydoğulular
bu devlet yatırımlarından kaynaklanan kiralardan yeterince
kâr elde edemeyeceklerdir, çünkü güney doğu Türkiye'deki
en düzensiz toprak dağılımına sahiptir. Daima yerel yöneticiler
tarafından zayıflatılan toprak reformu programları için
başarılı hükümetlerce hedeflenmiş olmalarına rağmen, halen
bireyler veya aileler tarafından sahiplenilen köyler vardır.
Toprak ve tarımdaki yatırımların kullanımının yeni düzeni
bölgeyi muhtemelen bir bütün olarak dönüştürecektir. Piyasa
için üretim hakim olmaya başladığında ve geniş alanlar
daha iyi sulama ile kapitalist çiftliklere dönüştürüldüğünde,
kapitalist çiftçi-tarımsal işçiyi ayırt etme süreci hızlanacaktır.
Tarımsal işler tarımdaki üretimin artışı ile şehirlerde
yapılmaya başlanırsa o zaman tarımsal alanlara göç eden
nüfus fabrikalardaki insan gücü olarak kullanılmaya başlanacaktır.
Kısacası, GAP yatırımları tarıma ilave edilen değeri artırdığı
takdirde bölgenin kalkınma ölçeği açısından Türkiye genelindeki
sıralaması fark edilebilir derecede yükselecektir.
Her ne kadar GAP yatırımları sadece bölgesel projeler
olarak ortaya çıksalar da, bütün hacimlerinin ulusal ekonomi
için dalları bulunmaktadır. GAP yatırımlarıyla meydana
gelen örneğin inşaattaki iş hacmi, İstanbul ve Ankara'ya
yerleşmiş müteahhitler için önemlidir. 1980'lerin başında
Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da iş kuran bu şirketler, buradaki
ülkelerin azalan petrol gelirlerinden ötürü yatırımlarını
kıstıklarında epey güç zamanlar geçirdiler. GAP'ta yatırımların
hızlandırılması bu müteahhitlere yapılan büyük bir yardımdı.
GAP'taki faaliyetler, ekonominin genel olarak çöküntüde
olduğu bir dönemde inşaat sektörünü olduğu kadar müteahhidi
de temin eden firmaların yaşamalarını sağladı.
Son analizde, GAP'ın bölge için vaat ettiklerinin gerçekleştirilmesi
büyük ölçüde yabancı piyasaları, finansmanı, teknolojiyi
ve yatırımı bulmaya bağlı olacaktır. Artan üretimden kaynaklanan
fazlanın ihraç edilmesi gerekecektir. Bu tarımsal teknolojilerin
dünya ile olduğu kadar diplomatik beceride de potansiyel
piyasalara sahip komşu ülkeleri soğutmamak için eşit düzeyde
kullanımını gerektirmektedir. GAP gerek bölgesel kalkınma
için bir ütopya, gerekse de bir süreç olarak gerçekten
heyecan vericidir, ancak Türkiye ekonomisi için maliyeti
son yirmi yıl içerisinde pek de ufak olmamıştır. Hükümetin
kaynaklarını devasa boyutta yutan bu proje, kamu finansmanını
oldukça zorlamıştır. Yaklaşık 32 milyar dolarlık toplam
proje tutarından 14.8 milyar doları ile çoktan yatırım
yapılmıştır. Uluslararası bölüm oldukça az- sadece 2.1
milyar dolar Dünya Bankası ve küçük özel bankacı yatırım
ile birkaç Avrupa hükümetlerini içeren yabancı kaynaktan
temin edilmiştir. Bu yatırımlar üretken özel sektör yatırımları
tarafından tamamlanmadığı ve eksiklerinin giderilmediği
takdirde tüm faydalar sağlanamaz. Diğer bir olasılık bu
bölgeye komşu sınır ötesi yatırımları ve ortaklıkları
geliştirmek olacaktır.
Türkiye: Hazırda Bekleyen Bir Mucize Midir?
Türkiye'nin halihazırda en üst seviyede çokuluslu şirketleri
mevcut ve birkaç açıdan, özellikle Avrupa, Orta Asya ve
Orta Doğu pazarlarına mal tedarik eden bir üretim veya
hizmet temin üssü, bir ham veya işlenmiş madde kaynağı,
yurtdışına transfer edilmeye hazır bir Türk "Silikon
Vadisi" ne yerleştirilecek bir yetenek ve yenilik
havuzu, hem ithal hem de yerli mal ve hizmetler için bir
pazar ve dünyanın herhangi bir yerinde potansiyel bir
ortak müteşebbis olarak daha fazla kazanç sağlayabilir.
Tüm bunlar Türkiye'nin daha iyi performans göstermesi
gerektiği izlenimini vermektedir. Bu avantajlara ayrıca
DYY'ı çekmekten daha az öneme sahip olmayan şu etmenler
de eklenmelidir; Türkiye'nin teşebbüslerinin dinamiği,
yönetimin kalitesi ve çalışanların disiplini.
Adil bir şekilde bugün Türkiye'nin yatırım yapmak için
uygun bir yer olduğunu iddia etmek halen oldukça güçtür.
Bu mevcut elverişsiz yatırım atmosferi için pek çok neden
vardır. Eğer yerli yatırımcılar kendi ülkelerine yatırım
yapmaktan kaçınıyorlarsa neden yabancılar yapmak istesinler
ki? Yatırımcılar arasındaki tek istisna, yüksek risklere
maruz kaldıkları için yaptıkları yatırımın kısa vadede
kendilerine kazanç sağlamasını bekleyen yabancı yatırımcılardır.
Türkiye'nin ilgilenmesi gereken bu tip bir DYY değildir.
Türkiye'nin uzun vadeli taahhüde ihtiyacı vardır.
Türkiye'ye yatırımda algılanan engeller karmaşık yönetim
prosedürlerini, yerel hükümetin işlere karışması ve bozmasını
içermektedir. Dünya Bankası araştırmalarından birine göre,
Türkiye'deki yatırımcılar zamanlarının yüzde 20'sini bürokratik
engellerle uğraşarak geçiriyorlar. Bu oran Avrupa'da yüzde
8'dir. Türk firmalarının kendileri dahi başka yerlere
yatırım yapıyorlar. Türkiye yabancı yatırım prosedürlerini
kolaylaştırmada önemli adımlar atmışken, yabancı yatırımı
gözetlemeye de devam etmektedir. İnceleme mekanizması
her ne kadar rutin ve ayıt edilemez olsa da, sermayenin
serbest dolaşımına engel olabilir.
Belki de ilk kez Türk yetkilileri sistematik bir yaklaşım
tarzı benimsiyorlar. Sadece mevcut yabancı yatırımcıların
değil ama aynı zamanda yerel iş topluluğunun sağlam bir
parçasının da desteğini almaktadır. Türkiye, son birkaç
aydır yatırım ortamını çarpıcı bir şekilde geliştirmek
için hem kanunlarını, hem de idari prosedürlerini revize
ediyor. Her şey planlanana uygun geliştiği taktirde, iş
kurmak, arazi ve planlama izni almak, ekonominin çeşitli
alanlarında çalışmaya izin veren lisansın alımı için gereken
zaman ve çaba yıllar yerine aylar içerisinde gerçekleştirilecektir.
Vergiler, teşvikler ve uluslararası mülk haklarının korunması
hepsi yeniden gözden geçirilecektir. Yeni hizmetler başlatmak
ve uluslararası şirketler hedeflemek için 1954 Yabancı
Sermaye Kanunu yenilenecek ve Yatırım Teşvik Kurumu kurulacaktır.
Kısacası, önemli miktarda DYY'ı çekmek diğer gelişmekte
olan piyasalardaki gibi Türkiye'nin bankacılıktan tarım
sektörüne kadar farklılık gösteren yapısal reformları
tamamlama ve yerli ve yabancı girişimler için gerçek bir
yatırım ortamı yaratmadaki becerisine bağlıdır.
İlerideki Yol
Türkiye, 2023 vizyonlarını gerçekleştirmeye doğru hızla
yol alırsa, doğrudan yabancı yatırım kesinlikle gerekli
olacaktır. Bu nedenle, yatırımcılara iş ortamını geliştirmek
için amaçlanan yeni önlemler ve kurumsal başlangıçlar
eski görünümün yenilenmesi şeklinde olmamalıdır. Türkiye,
DYY'ın hangi yolla ülkenin büyümesine ve çağdışı sanayilerinin
modernleştirilmesine katkıda bulunabileceğine dair kapsamlı
uzun vadeli bir vizyona ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca yatırıma
entegre edilmiş bir yaklaşımdan aralarında sık sık kopukluk
olan merkezi hükümet departmanlarına, bölgelere ve belediyelere
kadar yatırımcıların keyfi hükümet engellemeleri olmaksızın
ve piyasa bazlı teşviklere dayanarak çalışmalarına imkan
vermeye ihtiyaç duyulmaktadır. Etkin bir şekilde yürürlüğe
koymak ve uygulamak asıl önemli noktadır.
IMF kredi anlaşması ve umulan AB üyeliğinin, Türkiye'ye,
Yunanistan, İspanya, Portekiz ve Orta ve Doğu Avrupa'daki
yeni üye ülkeler ile rekabet etme ve DYY'ın asıl alıcısı
olma imkanını vermesi bekleniyor. Bunun gerçekleşmesi
için, Türkiye yatırım politikalarını diğer AB üyesi ülkelerininkine
uygun hale getirmek ve birliğin ticaret ve rekabet kurallarını
kendi ekonomisinde uygulamak durumundadır. Bu Türkiye'nin
AB'deki diğer üye devletlerle DYY için eşit koşullarda
rekabet etmesini gerektirecek, karşılığında da sırasıyla
artan üretim, gelişmiş altyapı ve sabit fiyat ve döviz
kurunu içeren makroekonomik istikrarı sağlayacaktır.
Daha da açacak olursak, DYY rakamları hem yatırım atmosferinin
dönüşüm çabalarına, hem de küresel DYY konjonktürüne,
özelleştirmenin hızına, yeni birleşmelere ve hem sınır
içi hem de sınır ötesi kazanımlara, enerji ve telekomünikasyon
sektörlerindeki yasal/politika açmazını çözmeye, istikrarı
sağlamada IMF programının başarıya ulaşmasına ve Türkiye'nin
AB ile üyelik müzakerelerine başlamasına bağlı olacaktır
(11).
Türkiye'de karşılaşılan sorunlar yerli yatırımcıyı ilgilendirdiği
kadar Türk ekonomisinde yatırım yapan yabancı yatırımcıyı
da ilgilendirmektedir. Ancak, ikisi arasındaki temel fark
şudur; yerli girişimci yerel sorunlarla başa çıkmaya mahkum
edilmişken yabancı yatırımcı rekabetçi ülkeler arasından
seçim yapmakta ve hangi ülke daha cazip risk dengesine
ve yatırım için elverişli olanaklara sahipse onun üzerinde
karar vermekte serbesttir. Dolayısıyla, ne zaman olumlu
bir gelişme ortaya çıksa o zaman DYY, sadece kağıt üzerinde
değil, aynı zamanda fiilen artabilir ve gelecek yıllarda
Türkiye'nin 2023 öncelikli projeleri için bir güç olabilir.
------------------------------------------------------------------------------------------------
1. Bu makale 8-10 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen
Forum İstanbul'da sunulmuştur. Bu makale yazarın önceki
eserlerine dayanmaktadır ve OECD'deki görevinden faydalanarak
yazılmıştır. Ancak burada dile getirmiş olduğu düşünceler
yazarın bağlı bulunduğu kurumlarınkini yansıtmamaktadır.
2. Türkiye'deki DYY stoku 1971 yılında sadece 300 milyon
dolardı ve 1980 senesine kadar ortalama yıllık DYY akışı
90 milyon dolardı. Bu oran karşılaştırılabilir diğer ülkelerinkinden
daha azdır ve DYY 1980'ler boyunca önemli ölçüde bir artış
göstermemiştir. DYY'ın artması ancak 1980'lerin ortalarında
bir değişimle -Türkiye'nin korumacı ticaret rejiminden
ihracattan doğan iktisadi liberalleşme ile gerçekleşmiştir.
Türkiye'deki yıllık DYY akışı 1980'lerin ortalarında hızla
büyüyerek 1990'da 1 milyar dolara ulaşmıştır. Ancak, o
yıldan itibaren gelecek on yıl boyunca herhangi bir artış
göstermemiştir. Diğer bir deyişle, 1990'larda, küresel
DYY akışları 1989'dan beri dünya ticaretindeki büyümeyi
de geçerek arttığında- Türkiye'deki DYY statik kalmıştır.
3. DYY için yapılan mali yardımların garanti altında olmadığını
tahmin etmek sermayenin aktığı ülkelere duyarlı bir yaklaşım
olurdu ve dolayısıyla yabancı portföy yatırımı veya yerli
yatırım ile ilgili olarak DYY'ın tercihli işleyişinden
kaçınmak gerekir. Bu tip bir politikadan sapmalar sadece
çokuluslu üretim ile bağlantılı ve çokulusluların üretimin
optimal seviyesini (sermaye akışının olduğu ülkenin perspektifinden)
mali yardım veya başka teşvik olmaksızın tercih etmelerinin
olası olmadığı durumlarda sağlam olumlu dağılmalar için
açık ve doğrudan kanıt bulunduğunda doğrulanabilir.
4. Bu hiçbir özel işlemin yabancı yatırımcı tarafından
baskı altındaki yerli girişim için tahsis edilmeyeceğine
işaret etmektedir. Ancak yaklaşım tarafsız olmalıdır:
Yerli firmalara önerilmeyen teşvikler yoluyla DYY'ı çekmek
için sarf edilen çabalar sermayenin aktığı ülkenin iş
ortamında eksikliklerini ortaya koymak için tazmin etmek
dışında eşit bir şekilde tek taraflı olarak dikkate alınmalıdır.
5. Sermaye birikiminin az olduğu bazı bölgeler ve ulusal/bölgesel
piyasalar zarar görmüş yerlerdir. Altyapı yatırımlarında
geride kalan ülkeler genel trendleri güçlükle takip etmektedirler.
Bütün bölgeler, büyümeyi sürdüren ve finansal sermaye,
yönetim becerileri, teknoloji ve ihracat piyasasına erişim
olmak üzere en azından dört avantaj beraberinde getiren
doğrudan yabancı yatırım (DYY) olmaksızın rekabetçi kalamıyorlar,
dolayısıyla da ülkenin ve bölgelerinin global piyasa ortamında
rekabet edebilme gücünü geliştiriyorlar.
6. Proje alanı Aşağı Fırat ve Dicle Nehirlerinin boşaltma
havzasını ve yukarı Mezopotamya ovalarını kapsamaktadır.
Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin,
Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak olmak üzere dokuz ili içermektedir.
7. Bazen GAP, orta Brezilya'da Kolombiya'ya iki koldan
uzanan düz çayırlık alan olan Cerrado Ovası ile karşılaştırılıyor.
Bu alan genişlik itibariyle Batı Avrupa'dan daha da büyük
bir alanı kaplamaktadır. Brezilya zaten tarıma dayalı
bir ülkedir ve dünyadaki mısır ve soya filizi üreticileri
arasında ilk üçte yer alan ve sığır eti, tütün ve tabii
ki kahve, şeker ve turunçgil üretiminin önde geleni olan
Asya dışında dünyanın en büyük pirinç üreticisidir. Güvenilir
Brezilya tahminleri toprağın işlendiği alanın 60 milyon
hektara kadar (ABD'deki bütün mısır ve soya filizi ekim
alanına eşit) genişletilebilineceğini söylemektedir.
8. Makro ekonomik ve sosyal gelişim programı kapsamında,
GAP Mastır Planı, eğitim ve sağlık altyapılarından çevresel
koruma, sulama sistemleri, yönetim gelişimi ve ulaşıma
kadar değişen küçük ve orta ölçekli yatırım ve sosyo-ekonomik
gelişim projelerini belirlemektedir.
9. Doğu ve Batı ülkeleri arasındaki kalkınma ve gelir
farklılıklarında çeşitli tarihi ve sosyal nedenler bulunmaktadır.
Yatırım için bir yer ve sektör seçerken alternatif düşük
maliyetler ve yüksek kar tercih edilmektedir. Bu ekonomik
tavrın üniversal ve sabit kuralıdır. Aynı kural Türkiye'de,
ki o zaman ülke batı kapitalizmi ile entegrasyon süreci
içerisindeydi, 19. yüzyılın ikinci yarısında da uygulanabilir
bir durumdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya piyasaları
ile entegrasyon süreci daha iyi ulaşıma ve piyasaya sahip
batı kapitalizmine ulaşabilen o alanlarda başlamıştır.
Orta Anadolu'nun ve Karadeniz'in bazı bölümleri ve tüm
Doğu-Güney-Güneydoğu Anadolu kapitalist genişlemede geri
kalmıştır.
10. Kişisel Bakış, Sonbahar 1998, TÜSİAD yayınları.
11. Türkiye'deki geniş Avrupa DYY'ın yokluğu üyelik müzakerelerinde
ona yardımcı olabilecek güçlü bir ticaret lobisinden mahrum
etti. Bu noktada, NAFTA tartışmaları sırasında Meksika'ya
yatırım yapan ABD çokulusçulu şirketleri yoluyla ABD kongresinin
ne kadar etkili lobi yaptığını hatırlamak gerekir.