Avrupa Birliği uyum paketleri ile Türkiye'den yerine
getirmesi için bir takım reformlar istenmekte ve Birliğe
girişin ön koşullarından birisini de komşular ile iyi
ilişkilerin yürütülmesi oluşturmaktadır. Mevcut tablo
içerisinde Türkiye, bir bakıma alelacele bir şekilde Ermenistan
ile ilişkiye zorlanmaktadır. Söz konusu durum ise Türkiye'yi,
Ermenistan'la aralarındaki sorunları çözmek için adım
atmaya zorlarken ikili ilişkilerde Ermenistan'ı -sorunlar
kendisinden kaynaklandığı halde- pazarlıkta daha güçlü
bir zemine oturtmaktadır.
Bu inceleme, Türkiye - Ermenistan ilişkilerinin gelişmesi
için Türkiye'ye baskı yapan uluslararası güçlerin aynı
baskıyı 'Türkiye'nin diğer komşularıyla olan ilişkilerinin
geliştirilmemesi yolunda kullanmasını' ve 'söz konusu
uluslararası baskının Türkiye - Ermenistan ilişkilerindeki
yerini' incelemektedir.
AB'ye giriş sürecindeki ön koşullardan birisi de, Birliğe
girecek olan ülkenin kendi komşularıyla iyi geçiniyor
olmasıdır. Böylece, Avrupa Parlamentosu tarafından rutin
olarak hazırlanan Türkiye ile ilgili raporlarda mevcut
kural hatırlatılarak, Türkiye'nin özellikle Ermenistan'la
arasındaki sorunları uzlaşmacı bir tavırla, bir an önce
halledip iyi ilişkiler kurması gereği ifade edilmektedir.
Daha net bir ifadeyle AB, söz konusu tavrı bir baskı aracı
olarak açıkça deklare etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri
yönetimi de bu konu itibariyle AB'nin görüşünden farklı
bir tutum sergilememektedir.
Irak'tan sonra Kafkasya'da aktifleşmeyi politik olarak
uygulama sahasına koyan ABD, Türkiye'ye yönelik baskıyı
sürdürmektedir. Böylesi bir baskının oldukça erken bir
dönemde düğmeye basılmasına Türk Dışişleri Bakanı oldukça
iyi bir zemin hazırlamıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerin
gerginleştiği Süleymaniye olayından sonra, önemli bir
zamanlama hatasıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Temmuz
ayında ABD'ye gitmiştir. Böylesi bir ziyarette Amerikan
yönetimi Gül'ün önüne, Irak'a Türk askerinin gönderilmesi,
Annan Planı temelinde Kıbrıs görüşmelerinin yapılması,
KADEK (PKK)'e karşı Türkiye sınırları dışında operasyon
yasağı, İran ve diğer Ortadoğu ülkelerine yapılacak operasyonlarda
Türkiye'nin (komutası ABD'de olmak koşuluyla) asker tedarikinde
bulunması gibi hususların yanı sıra Kafkasya'ya yönelik
olarak Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmesi
gereği üzerinde durmuştur.
ABD'nin Ermenistan konusundaki tavrı, henüz Abdullah
Gül'le görüşmeden önce netlik kazanmıştı. ABD Dışişleri
Bakan Yardımcısı Paul Kelly, Türk - Ermeni uzlaşmasının
Washington'un temel dış politika amaçlarından biri haline
geldiğini Ermenilere söylemiş, aynı konu ABD'nin Erivan
Büyükelçisi John Ordway tarafından Ermeni tarafına iletilmişti.
Mevcut gelişmeleri takip eden dönemde Türk Dışişleri Bakanlığı
Mayıs ayından itibaren ABD'de çalışma zemini oluşturmaya
başlamış, 4 Haziran 2003'te Madrid'de NATO Dışişleri Bakanları
İlkbahar Toplantısı'nda Gül-Oskanyan görüşmesinden sonra,
kendisine ABD'deki Ermeni lobilerini muhatap seçerek,
müzakere süreci başlatılmaya çalışılmıştı. Taşnak temelli
lobi kuruluşu Amerika Ermeni Milli Komitesi (Armenian
National Committee of America (ANCA)) Türk Dışişleri'nin
söz konusu görüşme talebini reddederken Amerikan Ermeni
Asemblesi (Armenian Assembly of America (AAA)) kabul etmiş
ve gizli görüşmeler yapılmıştı.
Türk Dışişleri Bakanlığı, diplomasinin "sorunlu
ilişkilerde asla istekli görünmemek" şeklindeki
altın kuralını ihlal ederek, mevcut görüşme girişimleri
ile müzakere sürecini hem AB, hem de ABD'ye kendisinin
başlattığı imajını vermeye çalışmıştır.
Gerek AB gerekse ABD'nin Türkiye'ye yönelik baskısında,
dikkat çeken en önemli husus, Türkiye'nin sadece Ermenistan'la
ilişkilerini geliştirmesi koşulunun ileri sürülmesidir.
Oysa Ermenistan'ın yanı sıra Türkiye'nin Irak, Suriye,
İran gibi ülkelerle de komşuluğu bulunmaktadır.
Yukarıda isimleri verilen Irak, Suriye ve İran gibi ülkelerle
Türkiye'nin ilişkileri, Ermenistan ile olan ilişkilerinden
çok farklı bir konumdadır. Bu ülkelerle Türkiye'nin geliştireceği
ilişkilerin, sınırlarındaki güvenlik konusundan ekonomik
konulara, Ermenistan ile kıyaslanamayacak bir getirisi
bulunmaktadır. Ancak, AB ve ABD, İran'ı, Irak'ı, Suriye'yi
bir tarafa bırakarak ve/veya görmezden gelerek ısrarla
Ermenistan ile iyi ilişkiler geliştirmesini, Türkiye'ye
baskı yaparak Türkiye'den talep etmektedirler. Konuyla
ilgili AB'nin ABD'den farkı, Ermenistan dışındaki ülkelerle
Türkiye'nin ilişkileri konusunu sesli bir şekilde dile
getirmemesidir. ABD, terörist ülkeler listesine koyduğu
İran ve Suriye gibi ülkelerle Türkiye'nin ilişkilerini
kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. ABD'nin Irak'a
yönelik son operasyonunda da benzer durum yaşanmış, Amerikan
yönetimi Türk askerinin Irak'a girmesini istememiş hatta
engellemiştir.
Birinci ABD - Irak Savaşı öncesinde Irak, Türkiye'nin
dış ticaretinde 2 - 2,5 milyar Dolar civarındaki ticaret
hacmi ile ilk 4 ülke arasında yer almıştı. Ancak, Irak'ın
Kuveyt'i işgal etmesi sonrasında yürürlüğe giren 6 Ağustos
1990 tarih ve 661 sayılı BMGK Kararı sonucunda Türkiye
ile Irak arasındaki ticari ilişkiler durma noktasına gelmiştir.
Birinci ABD - Irak Savaşı sonrası Irak'a uygulanan yaptırımlardan
en fazla etkilenen ülke Türkiye olmuştur.
AB ve ABD'nin baskısıyla oluşturulan Irak'a yönelik Türkiye'ye
uygulattırılan ambargolar nedeniyle Türk ekonomisi ciddi
şekilde yara almıştır. Örneğin yaptırımlar yüzünden sadece
Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı'nın işletilememesi
neticesinde yıllık ortalama 350 milyon Dolar tutarındaki
net gelirden Türkiye mahrum kalmıştır. Ayrıca Türkiye'de
bulunan bazı bankalar Irak'tan alacaklarını tahsil edememiştir.
Türkiye, taşımacılık, müteahhitlik hizmetleri ve turizm
gelirlerinden yoksun bıraktırılmıştır.
Türkiye'nin savaş sonrası uğradığı kayıplar savaş öncesinde
kendisine söz verildiği halde karşılanmamıştır. Prof.
Dr. Anıl Çeçen, savaş sonrasını şöyle anlatmıştır:
"Körfez Savaşı'nın görünürdeki nedeni olan Kuveyt'in
kurtarılmasından sonra, bölgede zarara uğrayan ülkelerin
bu zararları Kuveyt'in petrol gelirlerinden ödenirken,
Türkiye bunun dışında kasıtlı olarak bırakılmıştır. Bir
anlamda savaş ile Irak yıkılırken, Türkiye'nin de dolaylı
yollardan zarara uğramasına neden olunmuştur. Batı ittifakı
uğruna fedakarlık yapan Türkiye'nin gözlerinin yaşına
savaş sonrası dönemde kimse bakmamıştır. Türkiye Batı'ya
yaranmak isterken komşuları ile kötü olmuş ama karşılığında
uğradığı zarara Batılı ülkeler ilgi göstermemiştir. Kuveyt
gibi zengin bir ülke bile savaş tazminatları sırasında
Türkiye'yi görmezden gelmiştir. Bu durum bile açıkça Irak'ın,
Türkiye ile ne derece benzer koşullara sahip olduğunu
bir kez daha ortaya koymaktadır."
Türk müteahhitlerinin Irak'ta sadece konut ve baraj inşasında
uğradıkları zararın yıllık ortalama iki milyar Dolar olduğu
dikkate alınırsa, konunun önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Birinci ABD-Irak Savaşı dönemi ve savaş ortamında Türkiye'de
turizme yönelik bir çok rezervasyon talebinin iptal edilmiş
olması ve bunun sonraki yıllara da aksetmesi, turizm gelirlerinde
önemli kayıplar doğurmuştur. Türkiye'nin ambargo nedeniyle
uğradığı kayıpların 40-50 milyar Doları aştığı ve diğer
maliyetler hesaba katıldığında söz konusu rakamın 80 milyar
Doları aştığı tahmin edilmektedir.
Benzer rakamları Suriye örneği ile pekiştirmek mümkündür.
Türkiye'nin Suriye ile sadece ihracat potansiyelinin 1-1,5
milyar Dolar olduğu, ilişkilerin geliştirilmesi halinde
bu rakamın 5 milyar Dolara çıkacağı tahmin edilmektedir.
İran, gerek güvenlik gerekse ikili ticari ilişkilerde
Türkiye açısından en önemli komşu ülkelerden biridir.
Doğal gaz antlaşmasından önce 1 milyar Dolar civarında
yıllık ticaret hacminin bulunduğu, antlaşmadan sonra bunun
2,5 milyar Dolar civarında seyrettiği ve ilişkilerin geliştirilmesi
halinde ilk 5 yıl içinde 5 milyar Doları, daha sonraki
yıllar içinde 10 milyar Doları rahatlıkla bulacağı tahmin
edilen önemli bir ülkedir.
Sadece adı geçen üç ülkeyle ilişkiler geliştirildiği
takdirde ilk 5 yıllık süreç içerisinde yıllık 15, ilerleyen
dönemde ise yıllık 25-30 milyar dolarlık bir ticaret hacmi
gerçekleştirilmiş olacaktır. Bahsedilen rakamlara Gürcistan,
Rusya Federasyonu, Romanya, Bulgaristan ve Ukrayna gibi
devletler dahil edilmemiştir.
1991 Sonrası Türkiye - Ermenistan İlişkilerinden Kısa
Notlar
Türkiye, Ermenistan'ın yıllardan beri dünya kamuoyunda
Türkiye aleyhine yürüttüğü karalama kampanyalarına ve
bu karalama kampanyalarına karşı Türk kamuoyunun duyduğu
rahatsızlığa rağmen, 1991 yılında Ermenistan'ın bağımsızlığını
tanıyan ilk ülkelerden birisi olmuş, Ermenistan ile ekonomik
ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesi düşüncesiyle hareket
etmiş, hatta Karadeniz'e kıyısı olmamasına rağmen 1993
yılında Ermenistan Türkiye tarafından (dış güdümlü olarak)
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü'ne kurucu üye olarak
davet edilmiştir. Bu dönemde enerji sıkıntısı çeken Ermenistan'a
kendi elektrik ağından elektrik sağlayan Türkiye, Ermenistan
Cumhuriyeti'nin sergilediği olumsuz tavırlara rağmen sınır
ticaretine izin vermiştir. Bunun karşılığında Türkiye
Ermenistan'dan (sözde) soykırım iddialarından vazgeçmesini,
Azerbaycan topraklarından çekilmesini, Gürcistan Cumhuriyeti
ve Azerbaycan Cumhuriyeti'yle olduğu gibi doğal olarak
sınır antlaşmasını yenilemesini gündeme getirmiş, ancak
Ermenistan olumsuz tavır sergilemiştir.
Ermenistan, söz konusu taleplerinden vazgeçmek yerine
Türkiye'ye karşı olumsuz tavrını iyice yoğunlaştırmış
ve Türk-Ermeni ilişkilerini gergin bir noktaya sürüklemiştir.
Doğusunda Azerbaycan, batısında Türkiye, güneyinde Gürcistan
ile önemli sorunlar yaşayan Ermenistan, kendi içerisinde
de ciddi ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlarla karşı karşıya
kalmıştır.
Sadece ekonomik ilişkiler açısından bakıldığında, Ermenistan
ile Türkiye arasında ikili ticari ilişkilerde Türkiye'nin
önemli bir çıkarının olmayacağı görülecektir.
Türkiye'nin yıllardır doğrudan olmasa bile dolaylı olarak
Gürcistan ve İran üzerinden Ermenistan'la ticari faaliyetleri
devam etmektedir. İki ülke arasında 40-45 milyon Dolarlık
bir ticaret hacminin olduğu gayri resmi söylentiler arasındadır.
Ermenistan'ın her yıl Türkiye'den dolaylı olarak 40 milyon
Dolarlık ithalat, 1-1,5 milyon Dolarlık ihracat yaptığı
belirtilmektedir. Bazılarına göre ise söz konusu rakam
90 milyon Dolardır.
Türk - Ermeni İş Geliştirme Konseyi ve bazı çıkar gruplarınca
Ermenistan ile iyi ilişkiler kurulması halinde iki ülke
arasındaki ticaret hacminin 350-400 milyon Doları bulacağı
ifade edilmektedir. Mevcut rakamlar, Ermenistan'ın ekonomik
potansiyeli göz önüne alınınca imkansız olarak değerlendirilmektedir.
Nüfusu Ermenistan nüfusunun neredeyse iki katı, kişi
başına düşen milli geliri Ermenistan'la hemen hemen eşit
düzeyde ve tüketim alışkanlıkları benzer olan Gürcistan'la
Türkiye'nin gerçekleştirmiş olduğu ticari ilişkilerde
ticaret hacmi 2000 yılında en yüksek seviyeye, 286 milyon
Dolara ulaşmıştır. Söz konusu rakam Azerbaycan ile olan
ticaretin bir kısmını oluştururken Ermenistan'la da dolaylı
ticareti içermektedir. Ayrıca, bu rakamın yaklaşık yarısını
ihracat, yarısını ise ithalat oluşturmaktadır. Bütün bunlar
göz önünde bulundurulduğunda en iyi ihtimalle olası bir
Ermenistan - Türkiye ticaretinde rakam 100-150 milyon
Doları geçmeyecektir.
Ermenistan Ekonomisinin Umumî Vaziyeti
Şubat 1992'de Ermenistan'da ilk yabancı büyükelçiliği
açan Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Harry Gilmore,
1992 Ermenistan'ını şöyle anlatmıştır: "Erivan'da
diplomatlarımızı da Erivan yerlileri gibi sıkça elektriksiz,
ısınmasız ve susuz yaşar buldum. Günde bir ya da iki saat
civarında elektrik vardı, hâlâ da öyledir. İlk kış boyunca
diplomatlarımız sıklıkla telgraflarını gaz lambası ışığında
yazdılar. Bir diplomatımız diz üstü bilgisayarının odun
sobası üzerinde ısıtmadan çalışmadığını fark etti."
"Şimdi evlerimizde ve elçilikte jeneratörler
ve gazlı ısıtıcılar olduğu için şanslıyız. Bir çok Ermeni
bu kadar şanslı değil. Nükleer fizikçiler mum ışığıyla
çalışıyorlar. Bir zamanlar mikroişlemci üreten bir fabrika
şimdi gaz sobası yapıyor."
"Günlük gazetelerden birisi olan 'Ermenistan'ın
Sesi' dondurma ambalajının üzerine basılıyor. Ben gitmeden
önceki kış, okullardaki dersliklerde sıcaklık sıkça donma
düzeyinin altındaydı. Bazı derslikler zıplayarak sıcak
kalma seviyesinden biraz daha iyi durumdaydılar."
2003 yılının Ermenistan'ı, Amerikan Büyükelçisi Harry
Gılmore'ın anlattığından farklı bir resim çizmemektedir.2003
yılının Ermenistan'ında % 50'si açlık sınırında ciddi
sıkıntılar çeken halk, geçimini diğer ülkelerde yaşayan
akrabaları ile çeşitli diaspora örgütleri ve uluslararası
hükümet-dışı örgütlerin (NGO) gönderdiği yardımlarla sürdürmektedir.
1988 depreminin ekonomiye vurduğu darbe, henüz bağımsızlık
sürecinde başlayan işçi grevleri, Azerbaycan topraklarını
işgalle birlikte başlayan Ermenistan - Azerbaycan savaşı,
bu konuya Türkiye'nin gösterdiği hassasiyetin yanı sıra
Ermeniler tarafından Türkiye'ye yönelik düşmanca karalama
kampanyaları, Gürcistan'la yaşadığı sorunlar, İran dışında
çevresinde dost bulamayan bir Ermenistan yaratmış ve bunun
en büyük yansımasını da ekonomisinde görmüştür. Ayrıca,
Karabağ, Abhazya, Osetya ve Çeçenistan'daki çatışmalar
ve/veya çatışma olasılıkları yabancı yatırımcının Ermenistan'a
olan güvenini sarsmakta ve dış yatırımların Ermenistan'a
girmesini engellemektedir.
Dağlık bir coğrafyada ulaşım yollarının yetersizliği,
enerji kaynaklarından yoksun oluşu, kalifiye elemanlarını
göç yoluyla sürekli kaybetmesi Ermenistan ekonomisini
etkileyen diğer faktörlerdir. Ermenistan resmi rakamlarına
göre, 1990-2001 yılları arasında 900 bin Ermeni ekonomik
nedenlerden dolayı Ermenistan'ı terk etmiştir. Söz konusu
rakam gayri resmi açıklamalarda 3 milyon civarındadır.
2001 yılı Ekim ayında yapılan nüfus sayımında ülke nüfusunu
3 milyon gösteren Ermenistan'da bu rakamın oldukça abartılı
olduğu, bugün için Ermenistan'da 1-1,5 en fazla 2 milyon
Ermeni vatandaşının yaşadığı gayri resmi bilgiler arasındadır.
Ekonomideki kötü tablonun nedenlerinden birisini de rüşvetin
neredeyse resmiyet kazandığı bir ortamla açıklamak mümkündür.
Özelleştirme ihalelerinde yapılan yolsuzluklar ve usulsüzlükler
serbest ekonomik ilişkilerin gelişmesine ciddi şekilde
engel olan bir diğer faktördür.
Ermenistan'ın ekonomi tablosunda bir de detay renkler
vardır. Bir süre önce 101 milyon Dolar borcuna karşılık
Razdan Termik Santrali ve üç bilimsel araştırma enstitüsünü
Rusya'ya devretmesi, ülkenin tek uluslararası havaalanı
olan 'Zvartnots Havaalanı'nı Arjantin'e, Erivan Konyak
Fabrikası'nı Fransa'ya, 'Armentel' telekomünikasyon tesislerini
Yunanistan'a, Erivan'daki en önemli otelleri ABD'ye, altın
üretim tesislerini Romanya'ya satması, umumi ekonomik
yapı hakkında ciddi ipuçları vermektedir. Yıllardır tamamlanamayan
17 km.lik Stepanakert-Martakert Otoyolu ekonomik çöküntünün
resmini gösteren bir başka örnektir.
ABD ve AB'nin Farklı Uygulamaları
Türkiye - Ermenistan ilişkilerinde önem arz eden bir
diğer devlet Azerbaycan'dır. Azerbaycan - Ermenistan ilişkileri
itibariyle de baskı gören taraf Azerbaycan olmuştur. 1991'de
Kuveyt'i işgal ettiği gerekçesiyle Irak'a müdahale eden
ABD, Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenistan'a göz
yummuştur.
ABD, kendisini her zaman Rusya'ya daha yakın gören Ermenistan'a,
kendisini her zaman Batıya, ABD'ye daha yakın gören Azerbaycan'a
oranla daha fazla yardım sağlamıştır / sağlamaktadır.
Amerikan yönetimi 1992'de 'Özgürlüklere Yardım Yasası'nı
Azerbaycan'a yönelik ekonomik yardımı kısıtlayan 907.
madde ile birlikte onaylayarak yürürlüğe sokmuş ve Azerbaycan'a
ekonomik yardımını durdurmuştur. İnsani yardım fonundan
ise Ermenistan'a on verdiyse Azerbaycan'a bir vermiştir.
Örneğin, 1995 yılına kadar Ermenistan'ın ABD'den aldığı
insani yardım yaklaşık 455 milyon Dolar iken, Azerbaycan'ın
aldığı yardım 65 milyon Dolardır. 2002 yılına kadar ise,
ABD'nin Ermenistan'a yaptığı yardımların toplamı 1,2 milyar
Doları bulurken bu rakam Azerbaycan için 165 milyon Dolar
olmuştur.
Bugün Kafkasya'da istikrar sağlama amaçlı olarak gerçekleştirilmeye
çalışılan Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesi
sürecinde ABD ve AB tarafından sadece Türkiye'ye yönelik
baskı uygulanmakta, Ermenistan'dan ilişkileri geliştirici
herhangi bir adım atması istenmemektedir. Bir diğer önemli
husus ise, ABD'nin terörist ülke kabul ettiği İran'ın
adeta en yakın ticari ve siyasi müttefikinin Ermenistan
olmasıdır. Mevcut siyasi iktidarı meclisi basarak ele
geçirmiş olan şimdiki Ermenistan Hükümeti, ABD tarafından
terör karşıtı bir ülke olduğu için tebrik edilen ülkeler
arasında yer almıştır.
Karşımızda bağımsızlık bildirgesine (sözde) soykırım
iddiasını koyan ve buna sadık kalınacağı ifadesini yerleştiren,
Anayasasının 13. maddesinin ikinci fıkrasında Ermenistan
Devleti'nin 'arma'sı tarif edilirken, Ağrı Dağı'na yer
veren, gerek Ermenistan'da gerekse dünya kamuoyunda Türkiye'ye
sürekli sorun çıkartan bir Ermenistan tablosu bulunmaktadır.
1998'den beri Cumhurbaşkanlığı yapan Robert Koçaryan,
iktidara geldiği andan itibaren (sözde) soykırımın dünya
üzerinde tanınmasını Ermenistan'ın dış politika hedeflerinden
birisi olarak açıklamıştır. Söz konusu devlet politikasını
Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan da dile getirmekte ve
(sözde) soykırımın tanınması konusunun Ermenistan dış
politikasının en önemli parçalarından birisi olduğunu
savunmaktadır. Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan,
Ermenistan'ın bu politikasını, 4 Haziran 2003'te NATO
Dışişleri Bakanları ilkbahar toplantısından sonra kendisiyle
yapılan mülakatta tekrar etmiştir. Ermeni lobisinin ABD
ve Avrupa parlamentolarına sürekli olarak taşıdıkları
Ermeni tasarıları ise artık rutin Ermeni hamleleri olarak
görülmektedir.
Sonuç
AB ve ABD'nin, Ermenistan ile Türkiye arasında geliştirilmesi
düşünülen ikili ilişkilerde balans ayarını iyi yapması
gerekir. Sürekli olarak Ermeni yönetimine 'biz sizin ilişkilerinizi
geliştireceğiz' şeklinde vaatlerde bulunarak Ermenistan'ı
suskun, ekonomik bakımdan abluka altına aldıkları Türkiye'yi
ise her dediğimizi yaptırırız düşüncesiyle mağdur bırakmamaları
gerekir.
Ermenistan ve Ermeni lobisi, Ermeni sorununu AB ve ABD'yi
yanına alarak Türkiye-AB, Türkiye-ABD meselesi şekline
taşımıştır.
Ermeni yönetiminin de konu üzerinde ince eleyip sık dokuyarak
Türkiye ile (eğer istiyorlarsa) ilişkilerinde radikal
kararlar alması gerekir. Çünkü, söz konusu ilişkilerden
Türkiye'dense en çok Ermenistan yararlanacaktır. Ermenistan'ın,
kendisinin nefes borusu, denizlere ve Batıya açılan kapısı
olan Türkiye'yi iyi hesaplaması gerekir.
Ankara'nın Ermenistan'la ilişkiler konusunda durum değerlendirmesini
çok ince hesaplaması ve argümanlarını çok iyi belirlemesi
gerekir. İki ülke arasında geliştirilmesi düşünülen ilişkilerde
kazanan taraf hiç şüphesiz Ermenistan olacaktır. Gerek
ekonomik açıdan, gerekse siyasi açıdan bir çıkmazın içerisinde
olduğu ifade edilen Ermenistan, Türkiye ile yakınlaşmasından
ciddi kazançlar elde edecektir.
Ermenistan'la anlaşılıp sınırlar açıldığında en büyük
zararı Ankara görecektir. Örneğin, Türkiye'yi AB olarak
algılayan Ermenistan'dan on binlerce işsiz Türkiye'nin
çeşitli sanayi bölgelerine hücum edecektir.
Ankara, eğer ilişkiler kurulacaksa, ikinci, üçüncü uluslararası
güçlerin aradan çekilmesini istemelidir. Bir diğer önemli
husus ise, Ermeni çok sesli lobi korosu ile değil, doğrudan
Ermenistan yönetimi ile muhatap olunmasıdır. Masaya sadece
taraflar oturmalı ve sorunları taraflar tartışmalıdır.
Tarihçilere bırakılması gereken konuların tarihçilere
bırakılması, sınır antlaşmalarının yapılması, aleyhte
propaganda hareketlerine son verilmesi, haksız işgallerin
kaldırılması konularında uzlaşmaya gidilmelidir.
Böylesi bir ilişkiden Ankara'nın en önemli kazancı ne
olacaktır?
Ankara'nın Erivan'la geliştireceği ilişkilerdeki en önemli
kazancı, ABD'nin kendisinden istediği bir hususu yerine
getirmenin kıvancı olacak ve Türk-Amerikan stratejik müttefikliğini
korumanın önemi dile getirilerek Türkiye'deki Ermeni lobisinin
mensuplarını ve Amerikan sempatizanlarını memnun etmekten
ileriye gitmeyecektir. Diğer taraftan söz konusu gelişme
eğer Amerikanvari gerçekleştirilirse (yani siz önce sınırları
açın diğer hususları Ermenistan'la sonra halledersiniz
şeklinde) Türkiye - Azerbaycan ilişkilerini etkileyecektir.