Coğrafya; yeryüzünün tamamı ve bir parçası üzerinde,
doğal, beşerî ve ekonomik olayların dağılışını, aralarındaki
bağlantıları, sebep ve sonuçlarını inceleyen bir bilimdir.
Jeopolitik (İngilizce Geopolitics, Fransızca Geopolitique,
Almanca Geopolitik), kelimesinin sözlük anlamı; Ekonomik
ve siyasal coğrafya verilerine göre dış siyasetin saptanması,
Yer Politikası, Siyasi Coğrafya. Daha geniş anlamıyla
Jeopolitik; Devletlerin coğrafi özellikleri ile siyasetleri
arasındaki ilişkileri inceleyen bilimdir. Diğer bir
ifadeyle de, uluslararası siyasette, coğrafi etmenlerin
güç ilişkileri üzerindeki etkisinin incelenmesidir.
Jeopolitik (Geopolitics) -Jeostratejik (Geostrategic)
- Siyasî Coğrafya (Political Geography) arasında,
benzer yön, her birinin esas konusunu yer yani dünya
oluşturur. Bu benzerliği, her üç terimde yer alan "Geo"
yani "Yer" kelimesi oluşturur. Bu benzerlikten
dolayı çoğu kez, Siyasi Coğrafya ile Jeopolitik kavramları
birbirine karıştırılmış ve birini diğerinin yerine kullananlar
çok olmuştur. Bu karışıklık, halen dünya ülkelerinin
çoğunda devam etmektedir.
Jeopolitik daha ziyade siyasi coğrafyadan politikaya
geçişi ve coğrafî politikayı temsil ederken, siyasi
coğrafya ise coğrafyaya siyasi açıdan bakışı temsil
etmektedir. Bir örnekleme ile konuya açıklık getirilecek
olunursa; jeopolitik, dünyayı çok yönlü olarak inceler
ve yer politikaları üretir.
Türkiye'nin Dünya Üzerindeki Coğrafi Konumu ve Avantajları
Türkiye'nin dünya üzerindeki yeri neresidir? sorusu,
Türkiye hakkında çok büyük ipuçları vermektedir. Dünya
haritasına bakıldığında; Türkiye, Eski Kara Kütleleri
adı verilen, Asya-Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirlerine
iyice yaklaştıkları bölgede yer alır. Topraklarının
büyük çoğunluğu Anadolu yarımadası olarak Asya'da, Trakya
yarımadası olarak Avrupa'da bulunmaktadır. Bu nedenle
Türkiye, hem Asya ve hem de Avrupa ülkesidir.
Matematik konum olarak Türkiye, baş meridyene (Greenwich)
göre 26-45 doğu meridyenleri, ekvatora göre ise 36-42
kuzey paralelleri arasında yer almaktadır. Kuş uçuşu
kuzey-güney doğrultusunda 6 enlem farkı vardır ki, bu
da yaklaşık 666 km.lik (6x111=666) bir mesafe eder.
Doğudan batıya ise, 19 boylam farkı vardır ki, bu da
yaklaşık 76 dakikalık (19x4=76) bir zaman farkına eşittir.
Baş meridyene göre Doğu, Ekvatora göre ise Kuzey yarı
küresinde yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle Türkiye,
matematik konum itibariyle, hem kuzeyli ve hem de doğulu
bir ülkedir.
Türkiye'nin coğrafi konumu incelendiğinde görülür ki,
ülke olarak büyük avantajlara sahiptir. Bu avantajlar
sayesinde, dünya üzerinde sayılı ülkelerden birini teşkil
eder. Türkiye, matematik konumu itibariyle, orta enlemlerde
yerini almakta ve ılıman bir iklim görülmektedir. Türkiye;
insan yaşamı için en ideal kuşakta yer almaktadır. Bu
özelliğinden dolayı, Türkiye toprakları, tarihin en
eski dönemlerinden beri, hep büyük devletlere beşiklik
yapmış ve çok sayıda medeniyetlerin kurulmasına zemin
hazırlamıştır. Dünya üzerinde medeniyetler beşiği olarak
da bilinen Türkiye, bu özelliğini matematik konumundan
dolayı, gelecekte de koruyacaktır.
Matematik konum, ülkenin daha ziyade doğal özellikleri
üzerinde önemli etkisi olurken, özel konum siyasi, sosyal
ve ekonomik durumunu doğrudan etkilemektedir. Bununla
beraber, matematik konum ile özel konum, birlikte etkili
olabilir. Ülkelerin dünya platformu üzerindeki konumları
ile gelişmişlik ve etkinlikleri bakımından sıkı bir
bağlantı vardır.
Türkiye, Asya kıtasının güneybatı ucunda, Anadolu yarımadası
üzerinde yer alır. Topraklarının bir bölümü, Avrupa'nın
güneydoğusunda yer alan Balkan yarımadasının bir kısmını
oluşturan Trakya'da bulunur. Bu yönüyle, Türkiye hem
Asya ve hem de Avrupa ülkesidir.
Öte yandan Türkiye, aynı zamanda bir Ortadoğu ülkesidir.
Ortadoğu ülkelerinin bir kısmı Afrika ülkesi olduğundan,
Türkiye; Afrika kıtası ile temas halindedir. Üzerinde
yaşayan insanların ırk ve dil bakımından ele alındığında,
Türkiye bir Türk ülkesidir ve bu açıdan ele alındığında
Türk Dünyası'nın coğrafi bir parçasını teşkil eder.
Türkiye, dağlara göre dağlık bir ülkedir. Ovalar, daha
ziyade kıyılarda ve akarsu vadilerinde yer alır. Akarsular
bakımından, bölgenin en zengin ülkesidir. Üç tarafı
denizlerle kaplı yarımadalar (Anadolu ve Trakya) ülkesi
olan Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile büyük
bir öneme sahiptir. Üç tarafını çeviren denizler, Cebel-i
Tarık Boğazı ile Atlas Okyanusu'na, Süveyş Kanalı vasıtasıyla
Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'na bağlantılıdır.
Türkiye'nin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynakları
bakımından, bölge ve hatta dünya ülkeleri arasında zengin
ülkeler arasında yer alır. Tarımsal kaynakları, kendi
ihtiyaçlarını karşılayacak düzeydedir. Sanayileşme olarak,
sanayileşmiş Avrupa ülkeleri ile sanayileşmemiş Asya
ülkeleri arasında geçişi temsil etmektedir. Ulaşım faktörleri
bakımından ele alındığında, Türkiye; bütün ulaşım sektörlerinin
gelişmekte olduğu, Asya-Avrupa-Afrika kıtaları arasında
köprü oluşturan bir ülkedir. Turizm bakımından ise,
diğer Akdeniz ülkeleri ile birlikte önemli turizm potansiyeline
sahiptir.
Dünya üzerinde genel olarak bakıldığında, Türkiye;
Asya-Avrupa-Afrika ülkelerinin kesişme noktasında yer
almaktadır. Bu itibarla, Türkiye; kıtalar arası bir
kavşak, köprü ya da geçiş ülkesidir. Afrika'nın etkileri
Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine, Asya'nın etkileri
Doğu ve İç Anadolu bölgelerine, Avrupa'nın etkileri
Marmara ve Batı Anadolu bölgelerine kadar sokulur ve
ülkenin ortasında adeta bu üç kıta birbirine kavuşurlar.
Özel Konum itibariyle, Türkiye; eski kara kütlelerinin
(Asya-Avrupa-Afrika) birbirlerine iyice yaklaştığı bir
konumda yer almaktadır. Bu özel konumu sayesinde, üç
kıtayı birbirine bağlayan bir köprü görevini üstlenir.
Öte yandan Türkiye'nin büyük bir bölümünü oluşturan
Anadolu yarımadasının üç tarafı denizlerle çevrilidir.
Söz konusu bu denizler, Cebel-i Tarık Boğazı ile Atlas
Okyanusu'na, Süveyş Kanalı ile Hint Okyanusu'na bağlantılıdır.
Dolaysıyla deniz ulaşımında stratejik bir öneme sahiptir.
Böylece bu yarımadanın üzerinde kurulan devletler, amfibi
devlet özelliği taşırlar.
Eski kara kütlelerinin birbirlerine iyice sokuldukları
konumda; İstanbul ve Çanakkale boğazları yer almaktadır.
Bu boğazlar; Karadeniz'e komşu ülkelerin, açık denizlere
açıldığı tek su yolunu oluşturur. Dolaysıyla boğazlar,
birer can damarıdırlar.
Türkiye'nin Jeopolitik Konumu ve Avantajları
Jeopolitik konum; bir bölgenin veya bir ülkenin yer
siyasetine göre, yani siyasi coğrafya haritasına göre,
yerinin belirlenmesidir. Jeopolitik konum belirlemede,
jeopolitik kriterler alınır. Örneğin, bir ülkenin büyük
bir siyasi birliğe yakınlığı veya uzaklığı, içinde olması
veya olmamasını belirlemek jeopolitik konum olarak nitelendirilir.
Jeopolitik konum, siyasi temeller üzerine oturduğundan,
sürekli değişken olan siyasetin özelliğine bağlı olarak
değişkendir.
Türkiye'nin jeopolitik konumu belirlenirken, dünyadaki
güç odaklarını göz önünde bulundurmak gerekir. Bugün
için dünya coğrafyasında bulunan güç merkezleri, ABD,
BDT, AB, Çin ve Japonya'dır. Türkiye tüm bu güç odaklarının
tam merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin
jeopolitik konumu oldukça önemlidir. Aynı zamanda Türkiye,
dünya coğrafyasında büyük askeri bir güç ve birlik oluşturan
NATO'nun içindedir ve güney kanadını oluşturan bir devlettir.
Diğer taraftan Türkiye; İslam Dünyası ile Hıristiyan
Batı Dünyası'nın karşılaşma bölgesinde bulunan Müslüman
bir devlettir.
Türkiye, jeopolitik ve jeokültür levhalar üzerinde
sınır ülkesidir. Yani batıdan Avrupa kültürü, kuzeyden
Rus kültürü, doğudan Asya kültürü ve güneyden Afrika
ve Arap kültürü ile sınırlıdır. Dolaysıyla Türkiye,
aynı zamanda dünya kültürlerinin kesişme noktasında
bulunur.
Türkiye, kuzeybatıdan Balkan ülkeleri, kuzeydoğudan
Kafkas ülkeleri, doğu ve güneyden Ortadoğu ülkeleri
ile sınırlıdır. Bilindiği gibi, tüm bu ülkeler, dünyanın
en istikrarsız bölgeleridir. Savaş coğrafyası haritasında,
bu bölgeler sıcak bölgeler diye adlandırılır. Dolaysıyla,
Türkiye her yönden savaş çemberi içinde bulunmaktadır.
Ancak Türkiye, cumhuriyet kurulduğundan bugüne, bölgede
hep istikrar adası olarak kalmayı başarabilmiştir. Türkiye,
bölgede istikrarı sağlamış tek ülke olmasına rağmen,
çok yakın komşusu olduğu bu savaş bölgelerine karşı
da ilgisiz kalamayacağı pek doğal sayılmalıdır. Çünkü
Türkiye'nin bu bölgelerle tarihi ve kültürel bağları
bulunmaktadır. Nitekim bu bölgeler, yakın geçmişte Osmanlı
Devleti'nin sınırları içinde yer almış ve dolaysıyla
halen bu bölgelerde önemli miktarlarda Türk nüfusu yaşamaktadır.
Türkiye'nin Alanı, Boyutları ve Sınırları
Türkiye'nin en son hesaplamalar ile, izdüşüm alanı
(harita üzerinde yapılan hesaplama) 779.452 km², gerçek
alanı ise 814.578 km².dir. Harita üzerinde yapılan hesaplama
sonucu elde edilen izdüşüm alanı ile gerçek alan arasında
35.126 km².lik bir fark bulunmaktadır.
Türkiye toplam yüzölçümünün (814578 km²), % 97'si (790200
km².) Anadolu yarımadasında ve %3'ü (24378 km².) ise
Trakya yarımadasında yer almaktadır. Türkiye yüzölçümü
bakımından komşu ülkelerinden İran (1.648.196 km².)
hariç diğerlerinin hepsinden büyüktür. Acaristan-Gürcistan
69.700 km². (2.911 km².), Ermenistan 29.800 km²., Nahçıvan-Azerbaycan
86.600 km². (Nahçıvan 5.530 km².), Irak 438.446 km².,
Suriye 185.180 km²., Yunanistan 131.944 km²., Bulgaristan
110.912 km². yüzölçümüne sahiptir. Buna göre, bir kıyaslama
yapılacak olunursa ilginç noktalar ortaya çıkar. İran
hariç diğer komşuların toplam yüzölçümleri 1.052.582
km².yi ancak bulur ki bu değer Türkiye yüzölçümünden
ancak 238.004 km². daha fazladır. İran toplam yüzölçümünün
belirli bir kısmının çöller teşkil ettiğinden, insan
yaşamına elverişli topraklar esas alındığında bu değerler
hayli düşer. Tüm bu sayısal değerler göstermektedir
ki yüzölçümü bakımından Türkiye, komşuları arasında
en büyük ülke konumundadır. Türkiye, çoğu Avrupa ülkesinden
büyük alanlı bir ülkedir. Sözgelimi İngiltere, Almanya,
Yunanistan, İsviçre ve Hollanda gibi beş Avrupa ülkesinin
toplam yüzölçümleri, ancak Türkiye yüzölçümü kadardır.
Türkiye'nin kuzeyinde; Karadeniz, kuzeydoğusunda; Gürcistan,
Ermenistan, Azerbaycan-Nahçıvan, doğusunda; İran, güneyinde;
Irak, Suriye ve Akdeniz, batısında; Adalar Denizi (Ege
Denizi), kuzeybatısında ise; Yunanistan ve Bulgaristan
bulunmaktadır. Topraklarının kuzeybatı kısmının ortasında
Marmara denizi vardır. Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı
ile Adalar denizine, İstanbul Boğazı ile de, Karadeniz'e
bağlıdır. Adalar denizi güneyde, Akdeniz ile birleşir.
Akdeniz ise, batıda Cebel-i Tarık Boğazı ile Atlas Okyanusu'na
bağlantılıdır. Bu sebeple, Türkiye'nin üç tarafını çevreleyen
denizler, dünya okyanuslarına açılmaktadır. Türkiye
ve Karadeniz'e komşu olan ülkeler için boğazların büyük
bir önemi vardır. Ayrıca İstanbul Boğazı üzerinde yapılan
iki köprü (Boğaziçi ve Fatih) ile karadan Avrupa ile
Asya birbirine bağlanmıştır. Öte yandan güneyde, Türkiye;
Kuzey Afrika ülkelerine çok yakındır. Kısacası Türkiye,
Avrupa-Asya ve Afrika kıtalarının birleştiği konumda
yer almaktadır.
Doğal Coğrafyanın Sağladığı Avantajlar
Türkiye'nin ortalama yükseltisi 1132 m.yi bulur. Bu
yükseltisi ile kıtaların en yücesi olan Asya (1010 m.)'dan
bile yüksektir. Trakya yarımadasının yükselti bakımından
fazla yüksek olmayışı (180 m.) dikkate alınırsa, Anadolu
yarımadasının yükseltisi ise bu değerden biraz daha
fazla olduğu muhakkaktır (1162 m.). Bu yükseltisini
içinde bulundurduğu çok sayıda yüksek sıradağlardan
alır.
Türkiye'nin kıyı dağlarının çoğu yeri ormanlarla kaplıdır.
Ormanların, Türkiye ekonomisine katkısı büyüktür. Öte
yandan özellikle kıyı dağları, Anadolu'yu bir doğal
yüksek surlar gibi kuşatmakta ve adeta düşmanlardan
korumaktadır. Osmanlı Devleti'nin yıkılışı yıllarında,
Büyük Güçlerin İç Anadolu'yu işgal edememelerinde kıyı
dağlarının koruyucu özelliği rol oynamıştır. Ancak Batı
Anadolu'da dağların denizlere dik uzanması ve vadilerin
aynı doğrultuda uzanması, Yunan işgalini kolaylaştırmışsa
da, vadilere paralel uzanan yüksek sıra dağlar Kuvay-ı
Milliye'nin sığınağı olmuştur. Doğu Anadolu'nun platoları
ve dağları, Anadolu kalesinin en yüksek surlarını teşkil
etmektedirler. Ve bu dağlar, barış zamanında hayvancılık
besleme alanını, savaş zamanında ise aşılması güç surların
görevini üstlenmektedir. Kargapazarı, Dumlu ve Palandöken
dağları, tarih boyunca Erzurum'un savunmasında büyük
rol oynamışlardır. Orta Anadolu bölgesinde ise yükseltisi
1000 m.yi aşan yüksek ovalar ve platolar bulunmaktadır.
Konya Ovası, âdeta çevresi yüksek surlarla çevrili bir
kale içini andırmaktadır ve buğday tarımı ile âdeta
kalenin ambarını teşkil etmektedir.
Türkiye'nin denize bakan kıyı yamaçları, özellikle
kuzey ve güney bölümünde, denize dik olarak inmektedir
ve aşılması güç yalçın kale duvarlarını andırmaktadır.
Ayrıca kalenin dış duvarlarında yaşayan insanların ihtiyaçlarını
giderecek durumda olan kıyı ovaları da (kuzeyde Bafra,
Çarşamba, güneyde Çukurova) bulunmaktadır.
Türkiye'nin yeryüzü şekilleri bakımından coğrafi bölgeler
arasında karşılaştırma yapıldığında çok büyük farklılıklar
görülür. Marmara ve Batı (Ege) Anadolu bölgeleri yükselti
bakımından daha az değerler göstermekte ve çok verimli
ovalara sahip bulunmaktadır. Öte yandan yükseltisi pek
fazla olmayan dağların denizlere dik ve bu dağlara paralel
uzanan akarsu vadilerinin yer alması nedeniyle, denizin
etkisi yeryüzünün her yerinde etkisini göstermesine
sebep olmaktadır. Dolayısıyla insan yaşamı için en elverişli
ortamı oluşturmaktadır. Sözgelimi burada Büyük Menderes
Bölgesi en iyi örneği teşkil eder. Nitekim Evliya Çelebi
Aydın yöresini gezerken, "Dağlarından yağ (Zeytin),
ovalarından bal (İncir) akıyor." ibaresini kullanması
bölgenin genel karakterini yansıtır.
İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin yükseltisi
nispeten fazla olmasına rağmen, fazla dağlık olmayıp,
plato özelliği taşırlar. Bu özelliğinden dolayı, İç
Anadolu bölgesinde Konya ovası, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde
Harran ovası gibi Türkiye'nin can damarı olan verimli
ovalara sahiptir. Nitekim Konya Ovası, "Türkiye'nin
Tahıl Ambarı" unvanını alması boşuna değildir.
Öte yandan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) tamamlandığında,
medeniyetlerin beşiği olan Harran ovasının yeniden canlanması
gündemdedir.
Akdeniz, Karadeniz Bölgeleri yeryüzü şekilleri bakımından
birbirine benzer özellikler gösterir. Her iki bölgede
denize paralel yüksek sıradağlar uzanır. Dağlar çok
yüksek ve sarp olduğundan yerleşme açısından pek elverişli
değildir. Bu nedenle her iki bölgede dağlık alanlardan
kıyı kesimlerine ve diğer bölgelere doğru hızlı bir
göç hareketi görülür.
Doğu Anadolu Bölgesi ise hem yükseltisi çok fazladır
ve hem de yüksek dağlar bulunmaktadır. Bu bölgenin genel
karakterini yüksek dağlar ve platolar oluşturur. Bu
nedenle bu bölgemizde tüm yerleşmeler dağlar arasında
kalan havzalara sıkışmış durumdadır. Öte yandan havzalarda
bile yaşam şartlarının pek elverişli olmayışı nedeniyle
bölgeden sürekli göç hareketi yaşanmaktadır.
Türkiye, oldukça yüksek, dağlık bir kara parçasını
oluşturur. Bu özelliği ile kıtaların yücesi Asya'ya
benzese de ondan ortalama 100 m.den daha yüksektir.
Bilindiği gibi, dağ devletleri savunma açısından büyük
avantajlara sahiptir. Daha yakın tarihte Afganistan,
Rus işgâli sırasında, söz konusu bu avantajının yararlarını
görmüştür.
Çanakkale Savaşları, coğrafi bir yaklaşımla ele alındığında,
coğrafyanın önemi açıkça görülür. Gerçekten bugün bile
Gelibolu Yarımadası'nı ve Çanakkale Boğazı'nı gezip
gören bir insan, bölge topografyasının cazibesine kapılır.
Savaşların geçtiği yarımadadaki önemli tepelerin hepsi,
tatlı su kaynaklarının hemen tamamı, Türk askerlerinin
kontrolü altında kalmıştır. Öte yandan boğazın topografik
özelliği, düşman gemilerinin ilerlemesine engel olmuştur.
Bölgeye hakim tepeler ve tatlı su kaynaklarının mevcudiyeti,
Türk Ordusunu, düşman kuvvetlere karşı üstünlük sağlamıştır.
Tüm bu coğrafi avantajlara ek olarak, iklim şartları
da Türk tarafına avantaj sağlamıştır. Gelibolu Yarımadası'na
yapılan çıkartma gecesi aniden çıkan fırtına, İngiliz
kuvvetlerinin farklı bölgeden karaya çıkmasına yol açmış
ve bu gelişme savaşın seyrini değiştirmiştir.
Türkiye'nin bu özelliğinden dolayı, yakın geçmişte
özellikle Orta Anadolu Bölgesi hiçbir zaman düşman işgâline
uğramamıştır. Osmanlı Devleti'nin yıkılışı ile birlikte
Türk Milleti bağımsızlık hareketlerini Orta Anadolu
bölgesinde başlatmış ve bu bölgeyi bir kale gibi kullanmıştır.
İstiklâl Savaşı iyi tahlil edildiğinde, Anadolu'nun
yeryüzü şekillerinin ne kadar büyük avantaj sağladığı
açıkça görülür.
İklim özellikleri, insan ve diğer tüm canlılar üzerinde
etkisi olan en büyük doğal coğrafi özelliktir. Güneydoğu
Anadolu bölgemizde yaz mevsiminde görülen aşırı sıcaklıklar,
Doğu Anadolu bölgemizde kış mevsiminde görülen aşırı
soğuklar, bölge insanlarının çalışma sürecini ve hızını
olumsuz yönde etkilemekte ve dolayısıyla ekonomik seviyeyi
düşürmektedir.
Türkiye'nin bölgeler arasında geçiş iklimi denilen
iki bölge iklimi arasında karma özellik gösteren farklı
iklim tipleri de görülmektedir. Bu özellikleri ile Türkiye
dar alanda çok sayıda iklim özelliklerinin görüldüğü,
yegane toprak parçasıdır. İklim özelliklerinde görülen
bu çeşitlilik, insan ve insan faaliyetlerini olumlu
yönde etkilemektedir. Kısacası Türkiye, iklim bakımından,
insan hayatına en uygun konumda yer alır.
Türkiye; akarsuları çok fazla olduğundan, su rezervleri
bakımından Ortadoğu ülkeleri arasında ayrıcalıklı bir
yeri vardır. Akarsular ve göller bakımından ülke, bölge
ülkeleri arasında en zenginidir. Türkiye'deki akarsular
üzerinde birçok baraj yapılmıştır. Anadolu, üç tarafı
denizlerle çevrili bir yarımadadır. Kuzeyinde Karadeniz,
kuzeybatısında Marmara Denizi, batısında Adalar (Yunanca
Aegean, Ege) Denizi, güneyinde Akdeniz bulunmaktadır.
Sular bakımından zengin olan Anadolu yarımadası, insanlık
yerleşim tarihi boyunca, yoğun yerleşmeye sahne olmuş
ve üzerinde çok fazla medeniyetin kurulmasına sebep
olmuştur. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı bunların
en önemlileridir.
Türkiye'de daha ziyade kahverengi orman toprakları
ile alüvyal topraklar daha yaygın olduğundan, Türkiye'nin
jeopolitik önemini bir kat daha artırırlar. Türkiye'nin
Orta Anadolu bölgesi hariç diğer tüm bölgelerinde (doğu,
batı, kuzey, güney) bulunan yüksek sıradağlar, çok çeşitli
taşlara sahiptir. Özellikle bu taş cinslerinden üstün
vasıflı yapı taşlarının bulunması (nitekim bugün bile
Anadolu'da çok sayıda işletilen taşocağı bulunmaktadır),
sağlam inşaatların yapılmasına imkan tanımıştır. Tarihi
devirler boyunca inşa edilen sağlam ve güçlü kalelerin
bulunuşu ve bu kalelerin ülke savunmasında önemli rol
oynayışları bilinen bir gerçektir. Bugün bile, her yönüyle
dayanıklı (deprem dahil) tarihi yapılar (kaleler, hanlar,
hamamlar, medreseler, kervansaraylar, köprüler ve taş
döşeme yollar) bakımından, Türkiye; dünyanın en önde
gelen bölgesini oluşturur. Bir bakıma taş, bir medeniyettir.
Türkiye üzerinde bulunan taştan yapılmış eski eserlerin
her biri, ayrı bir medeniyetin varlığına şahitlik yaparlar.
Bitki örtüsü özellikleri bakımından Türkiye, dünyanın
ender bölgelerinden biridir ve insanların ihtiyaçlarına
yönelik bütün bitki türleri bulunmaktadır. Bu yönüyle
de, Türkiye bir kale özelliği taşımakta ve dünya hakimiyeti
için en ideal toprak parçasını oluşturmaktadır.
Türkiye, doğal afetler bakımından, oldukça fazla zarara
uğrayan bir ülkedir. Depremler, sel felaketleri, heyelanlar,
aşırı sıcaklık ve soğuklar, ülkeyi tarihi dönemlerden
bugüne etkilemektedir. Özellikle doğal afetlerin, Türkiye
toprakları üzerinde devletlerin yıkılmasına veya kurulmasına
etkileri olduğu görülmektedir.
Osmanlı Türkleri'nin Avrupa kıtasına, yani Trakya yarımadasına
geçiş tarihi 1352 olarak kabul edilir. Çoğu Batılı kaynaklarda
bu geçişte, coğrafyanın önemi açıkça vurgulanır. 1 Mart
1352'de Gelibolu Yarımadası'nda meydana gelen şiddetli
deprem sonucunda, bölge yerleşmeleri ağır hasar görür.
Stratejik açıdan büyük önem taşıyan Gelibolu (Kallipolis)
Kalesi ve kalenin surları yıkılır. Orhan Gazi'nin Oğlu
Süleyman Paşa komutasındaki Türk birlikleri Çanakkale
boğazını geçerek, Gelibolu kıyılarına çıkarma yaparlar.
Türkler'in yarımadaya çıkarma yapmasıyla birlikte, zaten
deprem sonucunda moralleri iyice bozulan Rumlar bölgedeki
köy ve kasabaları terk ederler. Terk edilen köy ve kasabalara,
Türkler yerleşerek imar ederler.
Beşeri Coğrafyanın Sağladığı Avantajlar
Türkiye'nin toplam nüfusu, Cumhuriyetin kurulduğu ilk
yıllarda 13 milyon (1927'de 13,6 milyon) kadardı. Bu
nüfus 1990 yılında 56,5 milyona, 1997'de 62,8 milyona
ulaşmıştır.
Türkiye'nin son 75 yıllık döneminde yıllık nüfus artış
hızı % 2 dolayında gerçekleşmiştir. Bir başka ifadeyle,
her yıl Türkiye nüfusuna 1,2 milyon nüfus eklenmiştir.
Ancak burada şunu hatırlatmak gerekir ki, Türkiye'de
yıllık nüfus artış hızı fazla olmasına rağmen, kıtlık
ve açlık yaşanmamıştır ve bundan sonra da yaşanması
beklenmemektedir. Çünkü besin kaynakları, şu andaki
nüfusun dört-beş katını besleyebilecek kadar çoktur.
Kalkınmanın yavaş oluşu, ülke nüfusunun hızlı artışından
değil, artan nüfusun iyi planlanmamasından kaynaklanmaktadır.
Bunun böyle sonuçlanmasında yöneticilerin yanlış planlamalar
uygulamalarının payı büyüktür. Nitekim ülke kalkınması
için dışarıdan alınan borç paralar, hep çarçur edilmiş
ve ülke bir borç batağına itilmiştir.
Nüfus gerek barış ve gerekse savaş zamanında, en büyük
güçtür. 300 milyonluk bir ülke, 100 milyonluk bir ülkeden,
100 milyonluk bir ülke 10 milyonluk bir ülkeden elbette
daha güçlüdür. Hele kalkınmışlık düzeyi eşit ise, bir
insan bile güçlü olmakta fark artırır.
Türkiye, gerek fizikî ve gerekse beşerî ve ekonomik
şartlar bakımından 300 milyon nüfusu barındırabilecek
güçtedir ve yaklaşık en azından 3-5 yıl dışa hiç bağlantısı
olmadan kendi kendine yeterli olabilir. Bu özelliğini,
gerek Birinci Dünya Savaşı ve gerekse İkinci Dünya Savaşı
esnasında göstermiştir. Bu gücünü, kalkınmışlık açısından
da desteklenirse, dünya hakimiyeti için gerekli nüfus
sağlanmış olur. Teknolojik olarak gelişmiş ve nitelikli
insan sayısı dünya standartlarının üzerine çıkmış, bilim
dünyasında büyük atılımlar yapmış 300 milyon nüfuslu
bir Türkiye, yakın gelecekte bugünün süper güçlerinin
yerini alabilecek ve dünya barışını katkıda bulunabilecektir.
Çünkü nüfus artışı bu görüşü desteklemektedir.
Türkiye'nin eğitim ve öğretim durumu yıl geçtikçe iyileşmektedir.
Ülke toplam nüfusunun yaklaşık ¼'ü eğitim ve öğretim
gören insanlar oluşturmaktadır. Kuşkusuz bu durum, ülkenin
çok genç bir nüfus yapısı olduğunu ve eğitime önem verildiğini
gösterir.
Anadolu yarımadası, coğrafî özelliklerinden dolayı
tarihin her döneminde mutlaka bir medeniyete beşiklik
yapmıştır. Bu nedenle Anadolu yarımadasının bir diğer
adı; "Medeniyetlerin Beşiği Olan Topraklar"
olarak adlandırılmıştır ve bu medeniyetlerin hepsine
"Anadolu Medeniyetleri" denir.
Dünya insanlık tarihi incelendiğinde, aralıksız olarak
medeniyetlere beşiklik yapmış olan bir toprak parçası,
Anadolu'dan başka bir coğrafyada görülmez. Bu nedenle
Anadolu, dünyanın en güçlü ve en büyük tek kalesidir.
Bu kale özelliğini geçmişte koruduğu gibi, gelecekte
de koruyacaktır. Gerçi bugün bu kalede dünya hakimiyetinden
söz ettiren bir devlet yoktur, ama gelecekte dünya hakimiyetini
kurabilecek olan Türk Milleti yaşamaktadır.
Bütün dinlerin kesişme noktasında yer alan Türkiye,
elbette dinler açısından alındığında kesişme-çarpışma
veya dinler fayı üzerinde bulunur. Çarpışma hattında
bulunan Anadolu, tarihi devirlerden bugüne hep farklı
dinlerin çarpışma alanı olmuştur. Ve bu çarpışma özellikle
19. yüzyıldan itibaren şekil değiştirmiş ve misyonerlik
faaliyetleri ile devam etmiştir. Misyonerlik faaliyetleri
bugün de bütün hızı ile devam etmektedir. Türkiye'nin
son dönemlerde çektiği tüm sıkıntıların altında, çoğu
kez bir misyonerlik faaliyeti yatmaktadır.
1880 tarihli Bartlett Raporu'nun ilk cümleleri şöyledir;
"Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya'nın
anahtarıdır." Ve 1901 yılında ABD Devlet Başkanı
seçilen Theodore Roosevelt, daha 1898 yılında şu cümleleri
sarf etmiştir; "Dünya'da, herkesten önce ezmek
istediğim iki güç; İspanya ve Osmanlı İmparatorluğu'dur."
Neden? Nedeni gayet açık, ABD'nin Güney Amerika kıtasındaki
hakimiyetine karşı en büyük engel İspanyollardır. Avrupa,
Afrika ve Asya'daki sömürgecilik faaliyetleri için engel
teşkil eden güç, Osmanlı İmparatorluğu'dur. ABD, dünya
hakimiyeti için bu iki gücün, dünya tarihinden kaldırılmasını
19. yüzyılda hedeflemiştir.
Türkiye üzerinde yaşayan insanların çoğunun dini İslâm'dır.
Türkiye insanı ise, dinine karşı duyarlı erdemli bir
insandır. Geçmişte böyleydi, gelecekte de böyle olacaktır.
Bu özellik devam ettiği sürece, Türkiye, dünya hakimiyetini
yeniden sağlayabilecek güçlü ve gizli bir potansiyel
taşımaktadır.
Georgios Trapezuntios, biraz hayıflanarak ve biraz
da kendi milletine sitem ederek, Fatih Sultan Mehmet'e
şunları söylemiştir; "Roma İmparatorluğu'nun başkenti
Konstantinopolis'tir... Dolayısıyla, siz Romalıların
meşru İmparatorusunuz... Ve kim ki Romalıların İmparatorudur
ve öyle kalır, o aynı zamanda bütün dünyanın İmparatorudur..."
Gerçekten de öyle olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Han
ve ondan sonraki tüm Osmanlı padişahları hep "Dünya
Fatihi" ve "Dünya İmparatoru" unvanlarını
haklı olarak kullanmışlardır. Ve asıl önemli olan şey
de, Fatih'in fethi ile Hıristiyan Roma ve Bizans dünyasının
kutsal şehri ve başkenti olan şehir, Osmanlı İmparatorluğu'nun
başkenti ve "Kâinâtın Merkezi" olan İstanbul,
bugün nüfusu ve betonarme gökdelenleri ile belki dünyanın
en kalabalık şehirlerinden biri olmuştur ama Osmanlı
dönemindeki görkemli ve büyüleyici havasını, İmparatorluğun
yıkılışı ile birlikte yitirmiş ve bir daha yakalayamamıştır.
Türkiye'nin şehirlerinin her ne kadar sorunları bulunsa
da, bu sorunların çözümü yok değildir. Siyasilerin ve
şehir yöneticilerinin işbirliği ile bu sorunlar kısa
sürede çözümlenebilir. Sorunları çözümlenen Türkiye
şehirleri, ülke kalkınmasına doğrudan katkıda bulunurlar
ve gelişmiş ve lider bir Türkiye'nin temelini oluştururlar.
Çünkü şehir demek medeniyet demektir. Eğer Türkiye ve
Türk insanı, tarihte kurmuş olduğu medeniyetlerden esinlenerek,
yeniden dünya medeniyeti kurmak istiyorsa, bunun ilk
adımlarını şehirlerden başlamak zorundadır.
Ekonomik Coğrafyanın Sağladığı Avantajlar
Türkiye'nin ekonomik kaynakları denilince tarım ve hayvancılık
gelir. Gerçekten Türkiye'nin en önemli geçim kaynaklarını
tarım ve hayvancılık teşkil eder. Türkiye bir tarım
ülkesi olmasına rağmen, tarımsal üretim fazla değildir.
Bunun başlıca sebebi, tarımsal alanda tam anlamı ile
modernleşme olmamasıdır. Kırsal bölgelerde hala dededen
kalma metotlarla tarım yapılır. Gübreleme, ilaçlama,
ıslah çalışmaları yeterli değildir. Avrupa ülkeleri
gibi eğer tarımda modernleşmeyi gerçekleştirebilirsek,
bugünkü tarımsal üretimimiz çok fazla oranlarda artacaktır.
Tarımda sulama ve gübreleme sorunları çözümlenirse,
mevcut üretim en az iki veya üç kat daha artacaktır.
Sözgelimi buğday üretimi 35 milyon tona, pirinç üretimi
600 bin tona, pamuk üretimi 1,2 milyon tona, şeker pancarı
üretimi 25 milyon tona çıkabilecektir. Ayrıca nadasa
bırakılan araziler ve diğer tarım dışı araziler de,
tarıma kazandırılırsa, üretim bir o kadar daha artacaktır.
Şüphesiz bu artışlar mevcut tarım sistemi ile gerçekleşecektir.
Bir de tarımda modernizasyon yapılırsa ve en az Avrupa
ülkelerinin bulunduğu seviyeye getirilirse, Türkiye
tarım ürünleri üretiminde kaydedilen artışlar oldukça
astronomik olacaktır. Nitekim hektara buğday verimi,
Almanya'da 5200 kg. iken, Türkiye'de 2200 kg. kadardır.
Öte yandan Türkiye'de tarım potansiyelinin ancak ve
ancak % 50'si değerlendirilmektedir. Yapılan hesaplamalara
göre Türkiye'nin sadece buğday üretme kapasitesi; 100-150
milyon tona ulaşmaktadır. Bu üretim ile, Türkiye 300-350
milyon nüfusu besleyebilecek kapasiteye erişecektir.
Türkiye beslediği hayvan sayısı bakımından dünya ülkeleri
arasında 7. sıradadır. Oysa ırk ıslahı, otlak ıslahı
yapılsa ve besicilik yöntemleri geliştirilse, ülkenin
beslediği hayvan sayılarında en az üç-dört kat artış
sağlanacaktır ve belki de dünya ülkeleri arasında baş
sıralara geçecektir.
Türkiye'nin tarım ve hayvancılık potansiyeli oldukça
yüksektir. İnsanoğlunun temel gıda ihtiyacı, tarım ve
hayvancılıktan karşılanır. Açlık çekmeyen bir millet,
daha rahat çalışır ve daha fazla üretir. Üreten bir
millet de, kalkınır. Kalkınan bir millet de, şüphesiz
süper güç olur. Türkiye tarım ve hayvancılıktaki avantajını,
dünya hakimiyeti için rahatlıkla kullanabilir.
Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrilidir. Bu nedenle
önemli bir su ürünleri potansiyeline sahiptir. Ancak
arzu edilen düzeyde balıkçılık yapılmamaktadır. Türkiye'de
deniz balıkçılığı sektöründen avlanan balık miktarı,
yıl geçtikçe artmaktadır. Türkiye balıkçılık ve deniz
ürünlerine gereken önemi verirse, elbette üretimini
kat kat artıracaktır. Üretimin artması demek, hem gıda
ihtiyacının karşılanması ve hem de ihraç edilmesi bakımından
ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacaktır. Sağlanan
bu katkı, aynı zamanda ekonomik gücü oluşturacaktır.
Türkiye, dünya genelinde orta zenginlikte bir orman
ülkesi sayılırken, Ortadoğu bölgesi içinde en zengin
ülke olarak görülmektedir. Türkiye'nin sahip olduğu
orman arazisi miktarı yaklaşık 20.2 milyon hektarı bulur.
Bu değer, Türkiye yüzölçümünün % 24,8'ini oluşturur.
Ormanlar bakımından değerlendirildiğinde Türkiye, bölge
toprakları içinde en zengin olanıdır. Gerekli önlemler
alındığında, Türkiye; ormanlar ve orman ürünleri gelirleri
açısından dünya ülkeleri arasında en zengin ülkeler
arasında yerini alabilecektir. Orman ürünleri bakımından
dışa bağımlı olmamak, sanırız dünya hakimiyeti açısından
farklı bir önem taşımaktadır.
Türkiye hidroelektrik (su gücü veya diğer adıyla beyaz
kömür) bakımından çok zengindir. Ülkenin akarsuları
üzerinde çok sayıda barajlar yapılmış ve hidroelektrik
santralleri kurulmuştur. Atatürk, Keban, Karakaya gibi
barajlarımız dev barajlardır. Ülkenin toplam hidroelektrik
enerji potansiyeli 432 milyar kwh olup (işletilebilir
yıllık hidroelektrik potansiyeli 122,4 milyar kwh),
bunun ancak yaklaşık % 30'u (36 milyar kwh) değerlendirilmektedir.
Türkiye'de nükleer santral bulunmamasına rağmen, 5300
ton uranyum, 380 bin ton toryum rezervine sahiptir.
Söz konusu rezervlerin kullanılabileceği nükleer santraller
kurulsa, enerji satan bir ülke konumuna gelecek ve bölgede
çok güçlü bir ülke haline gelecektir. Türkiye'de nükleer
santrallerinin kurulmasına karşı çıkan grupların çoğunun
arkasında Yunanistan ve Ermenistan lobilerinin bulunması,
gerçekten düşündürücüdür.
Türkiye, madenler bakımından zengin sayılan bir ülkedir.
Dünya üzerinde mevcut olan 51 çeşit madenden 29 çeşidi
yurdumuzda bulunmaktadır. Özellikle krom, demir, bor,
bakır, boksit, kükürt, civa, kurşun, çinko, tuz ve lületaşı
gibi madenler bakımından çok zengindir. Türkiye madenler
bakımından en fazla sahip olduğu maden kromittir. Paslanmaz
sanayi çeliği yapımı alanında büyük önem taşıyan kromit
rezervleri bakımından, Türkiye; 36,8 milyon ton rezervle
dünya dördüncüsüdür. Savaş araç ve gereçleri (tank ve
toplar), yol yapımı makineleri, uçak ve lokomotif motorları
yapımında kullanılan özel çelik, krom alaşımı ile elde
edilir. Bu özelliğinden dolayı kromit; stratejik öneme
sahiptir. Metal dışı madenler bakımından en zengin maden
bor tuzu (boraks)dur. 1,3 milyar ton olarak dünya bor
rezervlerinin yarısından az fazlası (% 53'ü) Türkiye'de
(666 milyon ton) bulunmaktadır. Yıllık üretim 2 milyon
ton kadardır.
Türkiye, madencilik açısından incelendiğinde görülür
ki, özellikle stratejik madenlerden olan kromit, bakır,
alüminyum maden rezervleri bakımından oldukça zengindir.
Ve sözü edilen madenlerin çoğunluğu, Türkiye'de yer
almaktadır.
Türkiye için sanayileşme ve teknolojik atılım yapmak
çok önemlidir. Çünkü bugün 20. yüzyılda olduğu gibi
çok sayıda askeri olan ordular artık ülke güvenliği
için o kadar önemli değildir. Silah ve teknolojik donanımı
yüksek, az sayıda da olsa bilgi yüklü askerleri olan
ordular ülke güvenliği için daha başarılı olmaktadırlar.
Bu nedenle, siyasi, kültürel, hukuksal ve ekonomik alanda
büyük atılımlar yapmak gerekmektedir.
Türkiye'de karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu
taşımacılığı oldukça gelişmiştir ve her geçen yıl gelişmesine
devam etmektedir. Ancak yüzey şekilleri bakımından çok
dağlık oluşu, yurdumuzun doğu yarısının iklim bakımından
sert ve kar yağışlı oluşu, sermaye eksikliği gibi nedenler,
ulaşım sistemimizin gelişmesini engeller. Oysa coğrafi
konum olarak, Türkiye üç kıtanın (Avrupa-Asya ve Afrika)
birleştiği konumda yer alır. Bu nedenle ülke, üç kıta
arasında doğal bir köprü görevini üstlenir. Bu avantajından
ötürü, Türkiye; tarihi devirlerden günümüze önemli yolların
kesiştiği yer olma özelliği kazanmıştır. Hal böyle olunca,
üç kıtanın kesişme noktasını teşkil eden Türkiye'ye
sahip olan bir millet, üç kıtayı kontrol etme imkanını
elinde tutmaktadır.
Türkiye, turizm kaynakları bakımından, oldukça zengin
bir ülkedir. Gerek fiziki ve gerekse beşeri kaynaklar
bakımından, ülke; önemli bir potansiyele sahiptir. Tarihî
eserler bakımından Anadolu, tam bir hazinedir. Bunun
sebebi, geçmişten günümüze Anadolu toprakları üzerinde
büyük devletlerin yaşamış olmalarıdır. Türkiye, sahip
olduğu tüm turizm kaynaklarını tam kapasite ile aktif
hale getirirse, turizmin mevcut sorunlarını (ulaşım,
konaklama, tanıtım gibi) tamamen çözümlerse, ülkeye
gelen turist sayısında ve turizm gelirlerinde büyük
artışlar kaydedilecektir. Turizm gelirlerinin artışı
demek, ülke ekonomik gelirlerinin yükselmesi demektir.
Ülkenin ekonomik gelirleri yükselince, askerî, siyasal,
sosyal ve ekonomik gücü de aratacak ve dünya hakimiyeti
için aday ülke olabilecektir.
Türkiye'nin dış ticareti genel anlamda gözden geçirildiğinde,
komşularıyla çok az ticaret yaptığı ortaya çıkar. Genel
anlamda, Türkiye'nin komşularıyla yaptığı ticaretin
toplam ticaretindeki payı % 10'u bulmaz. Bu durum, Türkiye
ticareti için olumsuz bir gelişmedir. Çünkü komşuları
zengin olan ve komşularıyla ticaret yapan ülkeler çabuk
zenginleşirler. Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri,
ticaretlerinin yarısından fazlasını komşuları ile yaparlar.
Türkiye, ticaretinde bu özelliği göz önünde tutmalı
ve komşuları ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmelidir.
Ticaret kapasitesi ve ticaret yaptığı ülkeler açısından
ele alındığında görülür ki, Türkiye; dünya ticaretinin
önemli bir noktasında bulunmaktadır. Ticaret yaptığı
ülkeler dağılımı gözden geçirildiğinde, dünyanın dört
bucağında yer alan tüm ülkeler ile ticaret yapmaktadır.
Denilebilir ki, Türkiye; geçmişte olduğu gibi gelecekte
de dünya ticaretinde önemli bir ülke olacaktır. Ticaret
imkanlarının geliştirilmesi ve teşvik edilmesi halinde,
Türkiye tüccar bir ülke konumuna gelecektir. Bu gelişme,
dünya hakimiyetinde kolaylaştırıcı bir etken olacaktır.
----------------------------------------------------------------------------------------------
ATALAY, İ., 2000, Türkiye Coğrafyası ve Jeopolitiği.
Ege Üniversitesi Basımevi, Bornova, İzmir.
DOĞANAY, H., 1986, "Türkiye'nin Coğrafi Konumu
ve Milli Sınırları ile İlgili Bazı Meseleler."
Türk Dünyası Araş. Derg. s.105-154, İSTANBUL.
DOĞANAY, H., 1989, "Türkiye'nin Coğrafi Konumu
ve Bundan Kaynaklanan Dış Tehditler." Türk Dünyası
Araştırmaları Dergisi, Şubat-89, Sayı.58, İSTANBUL.
DOĞANAY, H., 1994, Türkiye Beşeri Coğrafyası. Gazi Büro
Basımevi, ANKARA.
DOĞANAY, H., 1998, Türkiye Ekonomik Coğrafyası. Çizgi
Kitabevi Yayınları, KONYA.
FULLER, GRAHAM E. - IAN, O. LESSER, 1994, Turkey's New
Geopolitics: From The Balkans To Western Chine. Westview
Press, 197 Pages, Isbn: 0-8133-8659-4,RAND.
GÜNEL, K., 1998, Cağrafya'nın Siyasal Gücü. Bakış Yayınları,
İSTANBUL.
GÜNER, İ., 1996, "Türkiye'nin Jeopolitik Konumuyla
İlgili Bir Değerlendirme." Akademik Araştırmalar
Dergisi, Yıl.1, Sayı.1, s.69-79, ERZURUM.
İLHAN. S., 1993, Türkiye'nin ve Türk Dünyası'nın Jeopolitiği.
Türk Kültürü Araş. Ens. Yay.No.134, Seri No.VIII, Sayı.
A.1, ANKARA.
İLHAN, S., 1999. Dünya Yeniden Kuruluyor -Jeopolitik
Ve Jeokültür Tartışmaları- . Ötüken Yayınları, Yayın
No:441, Kültür Serisi:167, İstanbul,
KOCABAŞOĞLU,U.,1989, Kendi Belgeleri ile Anadolu'daki
Amerika. 19.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Amerikan
Misyoner Okulları. Arba Yay.29, Tarih/Anı Dizisi.7,
İSTANBUL.
KUMKALE, T.T., "Türkiye'nin Önemi". http://Tahir
Tamer Kumkale/mypage.koc.net/EGITIM/tkumkale/12mart.htm
MANSEL, P., 1995, (Çev.Şerif Erol-1996), Dünyanın Arzuladığı
Şehir: Konstantinopolis 1453-1924. Sabah Yay. Olaylar-İnsanlar
Dizisi, İSTANBUL.
ÖZEY, R., 1994. "Merkezi Hakimiyet Teorisi."
Altınoluk Dergisi, Cilt 9, Sayı 97, S.8-9, Mart-94,
İstanbul.
ÖZEY, R., 1996, 21.Asrın Ufkunda Türkiye. Marifet yay.No.122,
Fikir kitapları Dizisi 8, İSTANBUL
ÖZEY, R., 1998, Jeopolitik ve Jeostratejik açıdan Türkiye.
Marifet yay.No. 149, Fikir Kitapları Dizisi 11, İSTANBUL.
ÖZEY, R., 1999, "Dünyaya Nasıl Hükmedilir? (Dünya
Hakimiyet Teorileri Ve Merkezi Türk Hakimiyet Teorisi)."
Tarih Ve Medeniyet Dergisi. Yıl.5, Sayı.59, İstanbul.
ÖZEY, R., 1999, Dünya ve Türkiye Ölçeğinde Siyasi Coğrafya.
Aktif Yayınları, İstanbul,
ÖZEY, R., 1999, Siyasal Ve Sosyal Açıdan Türkiye. Marifet
Yayınları No.155, İstanbul,
ÖZEY, R., 2000, Dünya Hakimiyet Teorileri Ve Merkezi
Türk Hakimiyet Teorisi." Marifet Yayınları No.159,
İstanbul.
ÖZEY, R., 2002, Türkiye Coğrafyası ve Jeopolitiği.Aktif
Yayınları, İstanbul.
ŞİMŞEK,H., 2002, Türkiye'nin Ulusal Güvenlik Stratejisi.
IQ Kültür sanat yayıncılık: 28, Araştırma-İnceleme:11,
İstanbul.
TOURAİNE, M., 1997, Altüst Olan Dünya 21. Yüzyılın Jeopolitiği,
Ümit Yayıncılık, İstanbul.
VURAL, H. V. 1981, Dünya Dengesine Tesir Eden Jeopolitik
Kavramlar-Görüşler Ve Türkiye. Kemal Matbaası, İstanbul,
WALLERSTEIN, I., (Çev. M. Özel), 1993, Jeopolitik ve
Jeokültür, Değişmekte Olan Dünya-Sistem Üzerine Denemeler.
İz Yayıncılık Yay.No.85, İktisat ve İş Dünyası kitaplığı.3,
İSTANBUL.
ZACHARIADOU, E., (Çeviri Gül Ç. Güven, Saadet Öztürk)
2001, Osmanlı İmparatorluğu'nda Doğal Afetler. Tarih
Vakfı Yurt yayınları 117, İstanbul.