OLASI SENARYOLAR
Makalenin Stradigma'da yayınlanan bu ikinci bölümünün
temel amacı, işbirliği strateji modellerinin Orta Asya
bölgesine uygulanmasının ardından Türkiye'nin karşılaşacağı
muhtemel durum hakkında gelecek senaryoları geliştirmektir.
Bu nedenle, bu bölümde işbirliği strateji modellerinin
Orta Asya bölgesine uygulanmasının sonucunda Türkiye'nin
Orta Doğu bölgesi, ABD, Rusya Federasyonu, Yunanistan
ve AB ile ilgili olarak karşılaşabileceği olası avantaj
ve dezavantajlar incelenmiştir. Strateji modellerinin
Orta Asya bölgesine uygulanmasının ardından, Türkiye'nin
ABD, Rusya Federasyonu ve Yunanistan gibi devletler, bu
devletlerin yanı sıra Orta Doğu bölgesi ve AB karşısındaki
muhtemel durumu değerlendirilmiştir. Diğer bir deyişle,
strateji modellerinin Orta Asya bölgesine uygulanmasının
ardından bu alanlarda ortaya çıkabilecek Türkiye'yle ilgili
bazı negatif ve pozitif senaryolar geliştirilmiştir.
Bu noktada, Türkiye'nin Orta Doğu bölgesi, ABD, Rusya
Federasyonu, Yunanistan ve AB karşısındaki muhtemel durumunu
değerlendirirken kullanılan yöntemi açıklamak yerinde
olacaktır. Giriş bölümünde sözü edildiği gibi, temelde
gelecek senaryosu planlamaya dayalı gelecek senaryoları
ortaya konulacaktır. Gelecek senaryosu ve Gelecek Senaryosu
Planlama, birbiriyle yakın ilişkili terimlerdir. "Gelecek
senaryoları, yakın veya uzak dönemlerdeki önceden seçilmiş
gelecek ortamlarını tasvir eden birer anlatı veya taslaktır.
Bunlar genellikle, geleceğe yansıtıldığında değişim hakkında
yeni kavram ve fikirleri aklımıza getiren tanınabilir
unsurlardan, yeni koşullardan ve yeni ilişkilerdeki durumlardan
ibarettir. Gelecekteki ortamları tanımlar ve bu konuda
bir anlayış kazandırırlar, bu sayede günümüzün planlayıcıları,
politika yapıcıları veya karar vericilerine geleceği etkileyebilme
olanağı sağlarlar. Alternatif stratejik eylem yollarının
planlanabileceği ve savunma ve güvenlik politikalarının
değerlendirilebileceği bir zemin hazırlarlar". (Taylor,
1993, s.1-3) Gelecek senaryoları yakın geleceği veya uzak
yarınları tahmin ederken, geçmişi ve bugünü incelemek
zorundadırlar.
Senaryo planlaması ise gelecek senaryoları yaratmak için
kullanılan bir tekniktir. "Senaryo planlaması, geleceğe
ilişkin yapısal, disiplinli bir düşünme yöntemidir".
(Yergin ve Gustafson, 1991, s.8) Yergin ve Gustafson'a
göre, "senaryo planlaması, gelecekle ilgili sorulara
cevap bulmaya çalışan ve karmaşıklığı azaltan etkin bir
tekniktir. Bu teknik, değişimi önceden fark edebilmeyi
kolaylaştırabilir, bu yolla esnekliği artırmış olur. Senaryo
planlaması, elbette geleceği bildirmez, daha çok, karar
vericilerin yargıda bulunmalarını teşvik eder. Düşünülmeyeni
düşünebilme ve spekülasyon senaryo planlamasında esastır.
Geleceğe ilişkin olarak akla yakın hikayeler üretir".
(Yergin ve Gustafson, s. 8-12)
Ancak, zihinlerde oluşabilecek kuşkuları gidermek amacıyla,
önceden kestirim ve tahmin arasındaki farkı açıklamamız
gerekir. Önceden kestirimde "kesinlik" varken,
tahminde karşımıza "olasılık" çıkar. Kestirim
"geleceğin deterministik açıdan görünüşü"nü
verirken; tahmin "geleceğin olasılıklar çerçevesinde
görünüşü"nü verir". (Taylor, s.3) Örneğin, "yarın
yağmur yağacak" bir kestirimi ifade ederken; "yarın
yağmurun yağma ihtimali var" bir tahmini gösterir.
Bu nedenle, gelecek senaryosu planlamada, kestirim değil
tahmin esastır.
Bu makalede senaryo planlama metodu esas alınarak negatif
ve pozitif gelecek senaryoları geliştirilecektir. Senaryoları
akla en yakın olandan en uzak olana doğru numaralandırarak
ve negatif senaryoların ortaya çıkma olasılığını hesaba
katarak akla en yakın olana maksimum yüzde 60 gerçekleşme
şansı verilecektir.
Bununla birlikte, negatif senaryoların çok sayıda olması
okuyucuların zihninde karışıklığa yol açabilir. Negatif
senaryoların sayısı ve gerçekleşme olasılığı oldukça yüksek
ise veya bir başka deyişle, eğer Türkiye'nin bu işbirliği
stratejilerinin neticesinde avantaj sağlamak yerine daha
fazla risk alması söz konusu ise okuyucular, Orta Asya
bölgesine ilişkin strateji modelleri geliştirmenin bu
makalenin yazarı açısından pek de pratik olmadığını düşünebilirler.
Ne var ki, Türkiye'nin karşılaşabileceği negatif senaryolarda
yer alan muhtemel negatif gelişmeler öyle çok kolay ortaya
çıkabilecek türden değildir, çünkü Türkiye'nin Orta Asya'daki
girişimlerine karşı politikalar geliştirmeyi düşünen devletler;
ABD'nin siyasal ve ekonomik desteğinden veya Orta Asya
bölgesinde siyasal veya ekonomik avantaj arayışında olan
ve bu avantajları Türkiye'yle işbirliği yapmakla daha
kolay elde edebileceğine inanan bazı Avrupalı güçlerin
desteğinden kuvvet alan Türkiye'nin ciddi muhalefetiyle
karşılaşacaklardır.
Gelecek senaryolarının, strateji modellerinin Orta Asya'ya
uygulanmasının ardından Türkiye'nin karşılaşacağı manzarayı
çizeceğini umuyorum.
I : Senaryo I: Orta Asya için Geliştirilen İşbirliği
Strateji Modellerinin Sonucunda Türkiye'nin Orta Doğu
Karşısındaki Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Orta Asya için geliştirilecek işbirliği strateji modellerinin
büyük olasılıkla Türkiye'yi kısa ve uzun vadede Orta Doğu
bölgesindeki durumu ile ilgili olumlu veya olumsuz sonuçlara
götüreceğini söyleyebiliriz. Türkiye'nin Orta Doğu bölgesindeki
çıkarlarını dikkate aldığımızda (bkz. Karaosmanoğlu, 1996,
s.11) Orta Asya cumhuriyetleriyle geliştirilecek sağlıklı
ilişkilerin Türkiye'nin Orta Doğu bölgesindeki durumu
üzerinde yaratacağı etkinin önemini kavrayabiliriz. Türkiye'nin
Orta Doğu bölgesindeki durumu üzerine olası gelecek senaryolarını
- her bir işbirliği strateji modelinin, Türkiye'nin Orta
Doğu'daki siyasal ve ekonomik durumuna ilişkin birbirinden
farklı pozitif veya negatif etkilerde bulunacağı gerçeğini
göz önünde bulundurarak - dört gruba ayırdık.
a. Orta Asya için Geliştirilen Strateji Modeli I'in
(Türkiye-Amerika) Sonucunda Türkiye'nin Orta Doğu Karşısındaki
Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: Orta Doğu'da ABD'nin Güvenlik Şemsiyesi
Altındaki Türkiye
Strateji Modeli I'in gerçekleşmesiyle birlikte, Türkiye'nin
ABD için önemi artabilir. Soğuk Savaş döneminin başlamasından
itibaren ABD'nin Orta Doğu politikalarında önemli bir
ülke olan Türkiye, Orta Asya bölgesindeki bir Türk-Amerikan
işbirliğinden sonra, ABD için hem Orta Doğu ve hem de
Orta Asya politikalarında vazgeçilmez ülke haline gelebilir.
Bu nedenle ABD, Türkiye için tehlike oluşturabilecek herhangi
bir gelişmenin sonuçta kendine zarar vereceğine inanarak
Türkiye'nin her iki bölgede de güvenliğini sağlayabilmek
için elinden gelen çabayı gösterecektir.
Senaryo II: Ekonomik ve Siyasal Açılardan Orta Doğu'da
İsrail'e Eşit Ülke Türkiye
Orta Doğu'daki tarihi Türk-Amerikan dayanışmasının yanında,
Orta Asya'daki Türk-ABD işbirliği bu iki ülke arasındaki
ilişkileri yoğunlaştırabilir. Bu durum, Türkiye'ye Orta
Asya bölgesinde bazı ekonomik ve siyasal avantajlar bile
sağlayabilir. ABD'nin Orta Asya'daki sadık müttefiki haline
gelebilecek bir Türkiye, ABD'nin Orta Doğu bölgesinde
İsrail ve Türkiye'ye eşit önem ve değer verdiği bir konuma
yükselebilir. Böyle bir gelişme Türkiye'nin bu bölgede
ekonomik ve siyasal olarak daha güçlü olmasına yardımcı
olacaktır.
Senaryo III: Daha Az Aktivist Suriye - İran ve Irak
Orta Asya'da Türk-ABD yakın ilişkisi, aynı zamanda, Türkiye'nin
geçmişten gelen köklü sorunlarının bulunduğu Orta Doğu
ülkeleri için de önleyici bir faktör olabilir. ABD'nin
ekonomik ve siyasal olarak desteklediği bir Türkiye, PKK
ve İslamcı köktendinciliğe destek veren Suriye ve İran
gibi Orta Doğu ülkeleri karşısında çok avantajlı duruma
gelebilir.
Senaryo IV: Uluslararası Platformlarda Ekonomik ve
Siyasal Olarak Daha Güçlü Türkiye
ABD uluslararası politikada en güçlü ülke olduğundan,
Türkiye ABD'nin desteğinden uluslararası arenada da yararlanabilir.
Türkiye, ekonomik ve siyasal sorunlarını uluslararası
ekonomik ve siyasal kuruluşlara ABD sayesinde kolayca
götürebilir ve buralardan destek elde edebilir. Orta Doğu
ülkeleriyle süregelen birçok siyasal sorunla uğraşmak
zorunda olduğundan, böyle bir gelişme uluslararası politikada
Orta Doğu bölgesiyle ilgili olarak Türkiye'nin daha güçlü
konuma gelmesine yardımcı olabilir.
Negatif Senaryolar:
Senaryo I: Orta Doğu'da Rusya - İran Stratejik Ortaklığı
Orta Asya bölgesindeki Türk-Amerikan işbirliğinin sonucunda
İran'ın yüzünü Rusya Federasyonu'na döndürmesi ve böylelikle
bu işbirliğine dahil edilmeyişinden ötürü içinde bulunduğu
yalnızlığı telafi etmeye çalışması mümkündür. Rusya Federasyonu
ve İran, bu stratejik ortaklık içinde Orta Doğu'nun statükosunu
ve Türkiye'nin bu bölgedeki durumunu tehlikeye düşürebilecek
ortak politikalar geliştirebilirler.
Senaryo II: Kafkaslar Bölgesinde Ermeni - Rus - İran
Stratejik Ortaklığı
Kafkaslar Bölgesinde kurulacak Ermeni - Rus - İran stratejik
ortaklığı Türkiye'den Kafkasya'ya giden transit yolu abluka
altına alabileceği gibi, Türkiye'nin Orta Doğu bölgesinde
de güçlükle karşılaşmasına neden olabilecektir.
Senaryo III: Kuzey Irak'ta Olası Kürt Devletini Türkiye'ye
Karşı Kışkırtan İran
Orta Asya bölgesinde bu türden bir işbirliği dışında
bırakılan İran, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde
yaşayan Kürt kökenli nüfusun Kuzey Irak'ta kurulması muhtemel
Kürt devletindeki Kürtlerle birleşmesini teşvik etmek
için gerekli politikaları uygulayabilir. İran'ın benimseyeceği
bu politikayı Türkiye'nin yoğun sorunlarının bulunduğu
Suriye dahi destekleyebilir. Böylesi bir gelişme ise hem
Orta Doğu bölgesini karıştıracak, hem de Türkiye'nin ulusal
güvenliğini tehdit edecektir.
Senaryo IV: Daha Güçlü Hizbullah ve Daha Etkin Kürt
İsyancılar
İşbirliği sürecinden çıkarılmış bir İran, Hizbullah ve
Kürt isyancılara verdiği desteği artırabilir, bu da ülke
içindeki siyasal istikrarın bozulmasına ve Türkiye'nin
bütçe açığının büyümesine yol açacaktır.
Senaryo V: İsrail'le Daha Az İşbirliği
İsrail iki davranış modeli getirebilir: Ya Türkiye'yle
ilişkilerini geliştirmeye yönelik olarak isteksiz bir
tutum alabilir ve Suriye'yle ilişkiler geliştirmeye yönelebilir
ki bu da açıkça Türkiye'nin Orta Doğu bölgesindeki en
önemli müttefiklerinden birini kaybetmesi demektir, ya
da Türkiye'nin Orta Asya bölgesiyle ilgili olarak geliştirdiği
işbirliği Strateji Modeli I içinde yer almak ümidiyle
Türkiye'yle mevcut ilişkilerini daha da artırabilir.
b. Orta Asya için Geliştirilen Strateji Modeli II'nin
(Türkiye-Amerika-İsrail) Sonucunda Türkiye'nin Orta Doğu
Karşısındaki Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: Orta Doğu'da Türkiye - İsrail Bölgesel
Liderliği
ABD'nin destekleyeceği ABD-Türkiye-İsrail işbirliğinin
sonucunda Türkiye, İsrail'le birlikte Orta Doğu'da liderliği
elde edebilir. Orta Doğu devletleri Türkiye ve İsrail'in
öncü rolünü çok isteyerek kabul etmeyecek olsalar da,
bölgedeki etkisi nedeniyle Türkiye'nin liderliğini dolaylı
olarak kabul etmek zorunda kalacaklardır.
Senaryo II: ABD Karşısında Daha Güçlü Türkiye
Türkiye'nin Orta Asya'da İsrail'le geliştireceği işbirliği
Orta Doğu'daki durumunu etkileyebilecektir. Bu iki demokratik
ve Batı yönelimli Orta Doğu ülkesinin yapacağı işbirliği,
PKK terörü ve İslami grupları tahrik eden Orta Doğu ülkeleri
karşısında Türkiye'nin daha güçlü olmasına yardım edebilir.
İsrail'in ABD ile köklü bağları olduğu ve ABD'de güçlü
bir lobisi bulunduğu için, Türkiye, Türk-İsrail yakınlığından
bu doğrultuda da yararlanabilir.
Senaryo III: İsrail ve ABD'nin Kuzey Irak'ta Bir Kürt
Devletine Daha Az İstekli Olmaları
Türkiye, Orta Asya bölgesiyle ilgili olarak ABD ve İsrail'in
yanında yer alarak, Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin
kurulma aşamasında özellikle ABD'nin destek verme imkanını
ortadan kaldırabilecektir, çünkü Türk-Amerikan ilişkilerinin
geçmişinde görüleceği gibi, ABD, kendi yararına hizmet
ettiği sürece Türkiye'nin ulusal güvenlik çıkarlarına
zarar verecek hiçbir girişimde bulunmamıştır. Bu nedenle,
ABD'nin bu desteği İsrail'in politikaları üzerinde doğrudan
etkisini gösterecek ve İsrail, Orta Doğu bölgesinde ABD
ve Türkiye için uygun olmayan herhangi bir politika geliştirmekten
sakınacaktır.
Negatif Senaryolar:
Senaryo I: Orta Doğu Arap Devletlerinin Desteğinin
Azalması
Türkiye'nin İsrail'le işbirliği yapması sık sık Müslümanlık
ve Arap karşıtı bir girişim olarak değerlendirildiğinden
Orta Doğu'daki Arap devletleri, ihtiyacı olduğunda -geçmişte
de görüldüğü gibi- Türkiye'ye yardım etmeyi reddedebilir.
Bununla birlikte, petrol gibi enerji kaynaklarının olmayışı
nedeniyle Türkiye, petrol zengini Arap devletlerinin yardımına
ihtiyaç duyabilecektir.
Senaryo II: Rusya Federasyonu'nun Orta Doğu'da İran'la
Daha Yoğun İşbirliği Kurması
Rusya Federasyonu ve İran, Soğuk Savaş döneminde yaptıkları
gibi Orta Doğu'da ABD'ye karşı stratejik ortaklığı canlandırabilirler.
Rusya, ABD'yi Orta Asya politikalarından uzaklaştırmak
ve dikkatini Orta Doğu bölgesine çekmek amacıyla böyle
bir stratejik ortaklığın içinde yer alabilir; İran ise
Orta Doğu'daki nüfuzunu artırmayı ve bu stratejik ortaklık
sayesinde Orta Doğu bölgesinin lideri olmayı planlayabilir.
Bu gelişme ise, Orta Doğu'daki statükonun değişebileceği
ve Türkiye'nin bu olası güç dengesinde sorunlarla karşılaşabileceği
anlamına gelmektedir.
Senaryo III: İran'ın PKK ve Hizbullah'ı Daha Çok Kışkırtması
İşbirliği sürecinden çıkarılmış bir İran ve izole edilmiş
bir Suriye Rusya'yla ilişkilerini kuvvetlendirerek hem
Orta Doğu bölgesinin dengesini bozabilir, hem de Türkiye'yi
zayıf düşürmek için Hizbullah'a verdikleri desteği artırabilirler.
Senaryo IV: Rusya ve Arap Devletlerinin İsrail Karşıtı
Kampanyası
Arap-İsrail barış sürecinin inşasında yer alan ve bu
süreçten siyasal beklentileri bulunan bazı devletler,
İsrail karşıtı kampanyalar oluşturmaya başlayabilirler.
Rusya Federasyonu'nun, Orta Doğu bölgesindeki varlığını
artırmak amacıyla İsrail'e karşı bu Arap devletlerini
siyasal ve askeri olarak desteklemesi de mümkündür. Bu
gelişme ise Orta Doğu bölgesindeki güç dengesinde köklü
değişikliklere yol açacak ve Türkiye'nin bu bölgedeki
durumu açısından oldukça dezavantajlı olacaktır.
c. Orta Asya için Geliştirilen Strateji Modeli III'ün
(Türkiye-Amerika-İran) Sonucunda Türkiye'nin Orta Doğu
Karşısındaki Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: İran'ın Orta Doğu'da İşbirliğine Daha Açık
Olması
ABD-Türkiye ve İran işbirliği, İran'ı Türkiye'ye yönelik
olarak daha ihtiyatlı davranmaya ve düşmanca politikalarını
sınırlamaya götürebilir. İran tarafından Hizbullah ve
PKK'nın faaliyetlerine verilen destek çok azalabilir ya
da ortadan kalkabilir.
Senaryo II: İran'ın Devrimci Tutumunu Azaltması
Laik ve seküler Türkiye'yle işbirliğini tercih eden İran,
muhtemelen Türkiye'de İran tipinde İslami bir devlet kurma
girişimlerinden vazgeçecektir, çünkü bu tür bir girişimin,
bu işbirliği sürecinde ABD ve Türkiye tarafından sunulabilecek
bölgesel ve uluslararası avantajlara zarar verebileceğini
düşünecektir. Bu durum Türkiye'nin iç politikasının istikrarı
açısından oldukça pozitif bir gelişme doğurabilecektir.
Bundan başka, Türkiye'deki radikal İslami grupların emperyalist
ABD ve laik, seküler Türkiye ile işbirliği yapan İran'ı
bir devlet modeli olarak sunma imkanı doğrudan ortadan
kalkabilecektir.
Senaryo III: Rusya'nın Orta Doğu'da Daha Az Etkin
Olması
Türkiye, İran'la işbirliği yapmakla, İran'ın Orta Doğu
bölgesinde kendisi için ciddi bir tehdit oluşturma durumunu
ortadan kaldırmış olacaktır. Bundan başka, Rusya, Orta
Doğu'da İran gibi önemli bir destekten yoksun kalacak
ve Orta Doğu politikalarını İran üzerinden gerçekleştirme
fırsatını kaybetmiş olacaktır. Bu türden bir gelişme ise,
Orta Doğu bölgesinde bir etki alanı yaratmaya yönelik
muhtemel bir Rus girişiminin oldukça zor olacağı veya
dolaylı olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmektedir.
Negatif Senaryolar:
Senaryo I: Orta Doğu'da Rusya - Suriye İşbirliği
İran'ın Orta Asya bölgesiyle ilgili bir işbirliği sürecinde
yer alması halinde, Rusya Federasyonu da Orta Doğu'daki
politikalarını kuvvetlendirmek için Suriye'yle ilişkilerini
genişletebilir. Orta Doğu bölgesinde bir Rusya-Suriye
işbirliği, Suriye'nin Türkiye karşısında güç kazanmasına
ve PKK destekçilerini barındırma gibi Türkiye karşıtı
politikalarını artırmasına yol açabilir.
Senaryo II: Orta Doğu'da İsrail - Suriye Stratejik
Ortaklığı
İsrail, Türkiye'nin İran'la Orta Asya bölgesindeki işbirliğini
kendisine karşı geliştirilmiş bir işbirliği olarak değerlendirebilir
ve Türkiye'ye büyük zararı dokunabilecek şekilde Suriye'yle
ilişkilerini artırma yolları arayabilir.
Senaryo III: Orta Doğu'da İsrail'e Karşı Filistin-Lübnan
İşbirliği
İsrail'in Orta Asya bölgesiyle ilgili işbirliğinden uzaklaştırıldığını
gören Filistin ve Lübnan, Orta Doğu'da barış sürecini
ve dengeleri doğrudan bozabilecek bir İsrail karşıtı davranış
modeli geliştirebilir. Barış sürecindeki muhtemel bir
başarısızlık, bölgedeki yasadışı faaliyetlere destek veren
devletleri kışkırtacak ve bunlar da Türkiye'ye karşı terörist
girişimlerde bulunmaktan sakınmayacaklardır.
d. Orta Asya'da Türkiye - Orta Asya Ekonomik İşbirliği
Örgütü (OAEİÖ) Sonucunda Türkiye'nin Orta Doğu Karşısındaki
Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: Orta Doğu Petrolüne Daha Az Bağımlı Bir
Türkiye
Orta Asya cumhuriyetleriyle geliştirilen ve ABD tarafından
desteklenen bu türden bir ekonomik yapılanma sonucunda
petrol ve doğal gazla ilgili olarak elde edilecek olan
ekonomik avantajlar, Türkiye'nin Orta Doğu bölgesinin
petrol ve doğal gazına olan bağımlılığını azaltabilir.
Bu gelişme, aynı zamanda Türkiye'nin şu ana kadar Orta
Doğu ülkelerine yönelik olarak benimsediği ikili politikayı
da bırakmasına yardımcı olabilecektir. Bir başka deyişle,
petrole ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda Orta Doğu Arap devletleriyle
ilişkilerimizi yoğunlaştırma ya da ekonomik veya siyasal
desteklerine ihtiyacımız olmadığı zamanlarda ise negatif
dış politikaya başvurma esaslı bir çifte politika, yerini
daha istikrarlı bir Orta Doğu politikasına bırakabilir.
Senaryo II: Orta Asya Bölgesinde Lider Türkiye
Günümüzde uluslararası ekonomik örgütleri incelediğimizde
tüm uluslararası veya bölgesel ekonomik örgütlerin nihai
noktada siyasal hedefler içermekte olduğunu görürüz. Buna
en somut örnek AB'dir. Buradan hareketle, öncelikle üye
ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerini sağlama amacı
taşıyan OAEİÖ'nün ekonomik alandaki hedeflerini gerçekleştirdiği
anda hedef büyüterek amaçları arasına üye ülkelerin siyasal
refahlarını da geliştirmeyi amaç edineceğini söyleyebiliriz.
İşte bu durumda, bu türden bir ekonomik örgütün hayata
geçirilmesini sağlayan ve bu örgüt kapsamında öncü durumda
bulunan Türkiye hem bulunduğu coğrafyada bazı ekonomik
ve siyasal ayrıcalıklar elde edebilecek, hem de Orta Asya
bölgesinde lider duruma gelebilecektir. Bu türden bir
gelişme ise Türkiye'yi Orta Doğu bölgesinde daha güçlü
bir duruma getirebilecektir.
Negatif Senaryo:
Türkiye-Orta Asya Ekonomik İşbirliği Örgütü stratejisinin
uygulanmasını takiben Türkiye'nin karşılaşabileceği tek
olumsuzluk Rusya Federasyonu kaynaklı olacaktır. Orta
Asya bölgesine ilişkin gayet kapsamlı ekonomi politikaları
geliştirmiş olan, bu bölgenin ekonomik potansiyelinden
bir güç ya da güçler topluluğunun tek başına faydalanmasına
şiddetle karşı çıkan, özellikle petrol ve doğal gaz kaynaklarının
çıkartılması ve dünya pazarlarına ulaştırılması konularında
en etkin konumda bulunmayı amaçlayan Rusya Federasyonu
için, ABD gibi global ve Türkiye gibi bölgesel düzeylerde
iki aktörün böylesi geniş kapsamlı bir örgütün lideri
durumunda bulunması kolay kabul edilir bir gelişme olmayacaktır.
Bu durumda Rusya, ya Orta Asya Cumhuriyetlerine ilişkin
politikasını sertleştirip bu devletleri ürkütecek ya da
Türkiye'yi Orta Doğu bölgesi, Boğazlar Sözleşmesi ve PKK
gibi konularda zora koşarak bu örgütün işlerliğine engel
olacaktır. Orta Doğu bölgesinde olası olumsuz bir Rus
girişimi ise Türkiye'nin Orta Doğu politikalarını güçleştirecektir.
Yukarıda dört grup halinde belirtilen pozitif gelecek
senaryoları Türkiye için ulaşılamaz şeyler değildir. Bu
planların gerçekleşmesi büyük oranda Türkiye'nin Orta
Asya bölgesi için geliştireceği sağlam yapılı işbirliği
stratejilerine bağlıdır.
II : Senaryo II: Orta Asya için Geliştirilen İşbirliği
Strateji Modelleri Sonucunda Türkiye'nin ABD Karşısındaki
Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
ABD'nin Türkiye için ifade ettiği askeri, ekonomik, siyasal
öneme bağlı olarak, Orta Asya bölgesindeki bir ABD-Türkiye
işbirliğinin Türkiye açısından oldukça avantajlı olacağını
iddia edebiliriz. Orta Asya bölgesiyle ilgili olarak ABD
ile ilişkileri yoğunlaştırmanın sonucunda Türkiye, bazı
pozitif ve negatif senaryolarla karşı karşıya kalabilecektir.
Orta Asya bölgesindeki Türk-ABD işbirliğinin ardından
Türkiye'nin karşılaşabileceği olası pozitif ve negatif
gelişmeler aşağıda verilmiştir.
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: Türkiye'ye Karşı Siyasal ve Ekonomik Açılardan
Daha Hoşgörülü ABD
Orta Asya'da ABD-Türkiye işbirliği aracılığıyla yoğunlaşacak
ilişkiler, Türkiye'nin siyasal ve ekonomik durumu için
oldukça avantajlı olabilecektir. Türkiye'ye empoze edilen
ve ABD için oldukça önem taşıyan güney kanadı sorumluluğu
ve Orta Doğu'da İsrail'le paylaşılan dengeleme görevinin
ötesinde, Türkiye'nin ABD'nin Orta Asya'ya yakınlaşmasına
yardımcı olacak yeni konumu, ABD'yi Türkiye'ye daha bağımlı
kılabilir ve bu gelişme ABD'nin uluslararası platformlarda
Türkiye'ye daha fazla siyasal destek vermesini sağlayabilir.
ABD, Türkiye'ye yaptığı mali yardımı da artırabilir, bu
yolla Türkiye'nin Orta Asya bölgesinde kendisinin yerine
daha serbestçe politikalar geliştirmesini mümkün kılabilir.
Senaryo II: ABD'nin Balkanlar - Orta Doğu ve Orta
Asya bölgelerinde Vazgeçilmez Müttefiki Türkiye
Daha önce de söz edildiği gibi, ABD Soğuk Savaş döneminde
Türkiye'yle ilgili politikalarını kendi çıkarlarına göre
yeniden düzenlemişti. Bu bağlamda, ABD birkaç kez Türkiye'nin
aleyhinde girişimlerde bulunmuştu. 1963-64 Kıbrıs krizinin
ardından gönderilen Johnson mektubu ve 1974 Kıbrıs Barış
Harekâtından sonra uygulanan silah ambargosu, ABD'nin
muhalefetine yalnızca iki örnektir. ABD muhalefetinin
nedeni gayet açıktı. O zamanlar ABD, Türkiye'nin Orta
Doğu'daki konumunu; 1979 İran İslam Devrimi'ne kadar İran'la
ve Soğuk Savaş döneminde İsrail'le, Balkanlar'da Yunanistan'la
ve Batı bloku içinde diğer müttefiklerle telafi edebiliyordu.
Bir başka deyişle, ABD'nin gözünde, Türkiye'nin yerine
getireceği varsayılan sorumlulukları Türkiye'nin yerine
başka devletler de üstlenebilirdi. Bununla birlikte, yeni
ortaya çıkan bu siyasal sistemde, "...Türkiye'nin
artan önemi en iyi biçimde, bu ülkenin büyük istikrarsızlıklar
yaşayan bölgelerin ve yangının tam ortasında oluşuyla
açıklanabilir, bu durumda, Türkiye'nin uzun vadeli politikaları
büyük değişiklikler geçirebilecektir". (Fuller, 1993,
s.5)
Carnegie Preventing Fatal Conflicts Commission adlı düşünce
üretim kuruluşunun yönetim kurulu üyesi Jane Holl'a göre,
Türkiye potansiyel devletler listesindedir. ABD'nin stratejisi
de bu potansiyel devletleri güçlendirerek daha az riskli
bir gelecek hazırlamaktır. (Davis, 1999) Türkiye, yeni
dünya düzeninde Orta Asya bölgesiyle ilgili olarak olağanüstü
önem taşımaktadır ve başka hiçbir devlet bu konuda Türkiye'nin
yerini tutamaz. ABD'nin görüşü, Orta Asya politikalarında
Sovyetler Birliği karşısında Türkiye'den başka bir alternatifin
olmadığı şeklindedir. Bu koşullar altında, Türkiye'nin
Orta Doğu bölgesinde ve Balkanlardaki önemli sorumluluklarına
Orta Asya'daki önemi de eklenmiş bulunmaktadır.
Senaryo III: Güney ve Doğu Kanadı Sorumluluklarıyla
NATO'da Daha Güçlü Bir Türkiye
Orta Asya bölgesindeki Türk-ABD işbirliği, Türkiye'nin
ekonomik gelişmesine ve NATO'daki prestijinin artmasına
dolaylı olarak katkıda bulunabilir. Esasında, NATO'nun
yeni güvenlik kavramı ABD'nin global güvenlikle ilgili
kendi resmi politikasını yansıtmaktadır. Soğuk Savaş döneminden
farklı olarak NATO'nun sorumluluğu, sadece devletler arasındaki
ihtilafları çözmek veya iki taraf arasındaki savaşları
sona erdirmekten ibaret değildir, NATO aynı zamanda devletler
arasındaki ihtilaf ve savaşlara müdahale yetkisini de
elinde bulundurmaktadır. Bu nedenle, Orta Asya bölgesinde
Rusya Federasyonu'nun sebep olacağı ya da yer alacağı
herhangi bir ihtilaf veya savaş, NATO'nun müdahalesiyle
karşılaşabilecektir.
Dolayısıyla, Orta Asya bölgesinde herhangi bir savaş
durumunda, Soğuk Savaş döneminde Orta Doğu bölgesinin
Rusya Federasyonu'na karşı savunulması ve güvenliği için
ABD'nin Türkiye'ye verdiği güney kanadı sorumluluğunun
yanında bir de, Orta Asya bölgesinin Rusya Federasyonu'na
karşı savunulması ve güvenliği için NATO'nun Türkiye'ye
vereceği doğu kanadı sorumluluğu eklenebilecektir. Bu
koşullar altında, Türkiye'nin NATO içindeki önemi otomatik
olarak artabilecek ve ABD güvenlik ihtiyacı gerekçesiyle
NATO'dan, sorunlu bölgenin güvenliği için Türkiye'ye verilen
mali yardım miktarını artırmasını isteyebilecektir.
Senaryo IV: Türkiye'nin AB'ye Girmesine Kararlı Bir
ABD
ABD, Orta Doğu, Balkan ve Orta Asya politikaları için
avantaj sağlayabileceğine inandığından Türkiye'nin AB'ye
tam üye olmasında oldukça ısrarlı gözükmektedir. Bir başka
deyişle, ABD'ye göre ekonomik ve siyasal bakımdan güçlü
bir Türkiye, ABD'nin bu bölgede kendi politikalarını kolay
ve hızlı biçimde gerçekleştirmesi hususunda daha etkili
olabilecektir. ABD'nin düşüncesi, AB'ye tam üyeliğe kabul
edilmesi durumunda Türkiye'nin AB'den ekonomik yardım
alacağı ve Kürt probleminin AB üyeliği sayesinde uluslararası
platformlarda yumuşayacağı şeklindedir. Yukarıda ele alınan
nedenlere bağlı olarak, Türkiye'nin tam üyeliğe kabulü
için Türk devletinin hemen her alanda yapması gereken
düzenlemelerle ilgili olarak ABD'nin ekonomik destek verebileceği
ileri sürülebilir.
Senaryo V: Kıbrıs Sorununda Daha Türkiye Yanlısı Bir
ABD
ABD, Türkiye'nin kendisi için üç bölgedeki emsalsiz önemini
dikkate alarak uluslararası platformlarda Türkiye'ye tam
destek verebilir. (Manisalı ve Manisalı, 1999) Bu durum,
Türkiye'nin Kıbrıs Sorunu, Kürt ve Yunanistan politikalarında
daha serbest davranabileceği anlamına gelmektedir. Bir
başka deyişle, Orta Asya bölgesindeki Türk-ABD işbirliğini
takiben, ABD'nin 1963-64 ve 1974'te yaptığı gibi, ABD
Kongresindeki Yunan lobisinin Türkiye karşıtı girişimlerini
kabul etmesi ve Kıbrıs sorununda Yunanistan'a tam destek
vermesi oldukça güç gözükmektedir.
Negatif Senaryolar:
Orta Asya'da Türk-ABD işbirliğinin neticesinde Türkiye'nin
karşılaşabileceği negatif senaryoların her ikisi de, Rusya'nın
güçlü direnci veya kendi dış politik tavrının değişmesine
bağlı olarak ABD'nin Orta Asya bölgesinden ani çekilme
kararıyla ilgilidir.
Senaryo I: Rusya'nın Direnmesi Nedeniyle ABD'nin İşbirliğinden
Çekilmesi
Orta Asya bölgesindeki ABD-Türkiye işbirliğiyle ilgili
olarak gerçekleşebilecek en kötü gelecek senaryosu, Rusya'dan
çok güçlü bir direnç görmesi halinde ABD'nin Orta Asya'dan
çekilmeye karar vermesi olacaktır. ABD'nin kendisini Orta
Asya politikalarından uzak tutma kararı, Türkiye'nin Orta
Asya politikalarıyla ilgili olarak doğrudan Rus tehlikesiyle
karşılaşacağı ve Rusya Federasyonu'nun bölgede yol açacağı
sorunlarla tek başına uğraşmak zorunda kalacağı anlamına
gelecektir. Bunun yanında, Rusya Federasyonu'na tek başına
karşı koyamayacağından Orta Asya bölgesine ilişkin umutları
da suya düşecektir. Bu durum, Orta Asya bölgesi üzerine
kurulan tüm siyasal ve ekonomik planları altüst edecektir.
Senaryo II: ABD Bütçesinden Fazla Kaynak Ayrılması
Nedeniyle ABD'nin İşbirliğinden Çekilmesi
ABD dış politikasında Orta Asya bölgesine ilişkin herhangi
bir değişme olması durumunda Türkiye de Orta Asya politikalarını
askıya alacaktır. Bu ikinci negatif gelecek senaryosunun
gerçekleşme olasılığı oldukça yüksektir, çünkü ABD bu
bölgeyi birincil önemde görmemektedir. Eğer ABD, Orta
Asya'ya fazla miktarda bir bütçe ayırması gerekeceğini,
ABD yönetiminin bu bölgede çok sayıda askeri tesis kurmak
zorunda olacağını ve burada birçok sorunla uğraşmak durumunda
kalacağını düşünürse, bu bölgede Türkiye'yle işbirliği
yapmaktan vazgeçebilir ve sonunda daha kolay yoldan daha
fazla stratejik avantaj elde edebileceği başka bölgelere
yönelebilir. Bu koşullar altında ABD, daha stratejik bölgelerde
daha stratejik ortaklarla stratejik dostluklar geliştirme
yolları arayabilecektir. Bu durumda Türkiye, Orta Asya
politikalarını terk etmek zorunda kalacak ve bölgede Rusya
riski karşısında tek başına mücadele verecektir.
III : Senaryo III: Orta Asya için Geliştirilen İşbirliği
Strateji Modelleri Sonucunda Türkiye'nin Rusya Federasyonu
Karşısındaki Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Kuşkusuz, Orta Asya'ya ilişkin işbirliği strateji modellerinin
uygulanmasıyla birlikte bölgede Rusya Federasyonu karşısında
Türkiye açısından birtakım avantaj ve dezavantajlar söz
konusu olabilecektir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: Petrol Taşımacılığı Politikalarında Daha
Etkili Bir Türkiye
ABD, Orta Asya bölgesindeki bir ABD-Türkiye işbirliğinden
elde edilecek yararları düşünerek petrol taşıma güzergahı
üzerindeki ısrarlı tutumunu daha da artırabilecektir.
Rusya Federasyonu'nun ülke içinde siyasal ve ekonomik
gerileme ve uluslararası sorunlar nedeniyle petrolle bağlantılı
bir II. Soğuk Savaş dönemi başlatmaya cesaret edemeyeceğini
dikkate alarak Baku-Tiflis-Ceyhan güzergahına direnç göstermeyeceğini
söyleyebiliriz. Bu durum, Türkiye açısından iki olumlu
gelişmeyi beraberinde getirebilecektir. Birincisi, Türkiye,
Baku-Tiflis-Ceyhan yoluyla yapılacak taşımacılıktan mali
ve stratejik kazanç elde edebilecektir. İkinci olarak,
Rusya'nın, petrolün Boğazlar yoluyla taşınmasını öngören
planını saf dışı bırakıp Boğazların güvenliğini sağlayarak
Boğazlardaki olası bir Rus varlığını önleyebilecektir.
Senaryo II: Azeri Petrollerinin Taşınma Güzergahı
Üzerinde Daha Az Etkili Bir Rusya Federasyonu
Rusya, Kafkaslar'daki petrol rezervlerini düşünerek buralarda
söz sahibi olabilmek için bu bölgeyle ilgili politikalar
geliştirmektedir. Rusya Federasyonu politikalarını, ya
önce bir anlaşmazlığa yol açıp ardından askeri destek
vermek ya da Dağlık Karabağ ve Gürcistan-Abhazya sorunlarında
olduğu gibi bölgesel devletlerin iç işlerine doğrudan
müdahale ederek gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Rusya'nın
Kafkaslar bölgesiyle ilgili ilk hedefi daha çok Azeri
petrollerinin Türkiye üzerinden taşınmasına dayalı olan
Türk-Azeri ilişkilerini kendi kontrolü altına almak ve
ikinci olarak, Kafkaslar bölgesinde anlaşmazlıklar çıkararak
Türkiye'yi Orta Asya'dan uzak tutmaktır, çünkü Rusya,
Türkiye'nin Orta Asya'ya geçişinde tek ulaşım yolunun
Kafkaslar olduğu gerçeğinin farkındadır. İşte bu nedenlerden
dolayı, Türkiye'nin Orta Asya'da kararlı politikaları
ve ABD ile işbirliği, Rusya'nın Kafkaslar bölgesiyle ilgili
şimdiki ve gelecekteki politikaları üzerinde de etkili
olabilecektir.
Senaryo III: Rusya Federasyonu'nun Orta Doğu ve Orta
Asya Bölgesi Politikalarında Yeri Olmayan İran
Türkiye-ABD-İran arasında yapılacak bir işbirliği, Rusya-İran
ilişkilerini de etkileyebilecektir. Orta Asya bölgesiyle
ilgili olarak ABD ve Türkiye'yle işbirliğini kabul eden
İran, ABD ve Türkiye'yle olan ilişkilerine zarar verebilecek
politikalar benimsemekten kaçınacaktır. Bu da İran'ın,
Orta Doğu ve Orta Asya bölgelerinde Rusya'nın çıkarlarına
hizmet etmekten, PKK'yı barındırmaktan, İslamcı rejimini
Türkiye'ye ihraç etmekten ve Türkiye'nin rahatsızlık duyduğu
bazı Orta Doğu devletleriyle işbirliğinde bulunmaktan
sakınacağı anlamına gelecektir. Rusya, İran'ın dış politikasındaki
bu değişikliklerle birlikte Orta Doğu ve Orta Asya bölgelerindeki
önemli ortaklarından birini kaybetmiş olacaktır. İran'la
ilişkilerinin zayıflamasıyla birlikte Rusya, silah ticareti
ve Türkiye aleyhinde İran'la ittifak kurma konusunda Orta
Doğu'da kendine yer bulamayacak, bununla ilgili zorluklarla
karşılaşabilecektir.
Senaryo IV: Orta Doğu Bölgesinde Daha Az Etkili Bir
Rusya Federasyonu
ABD ile birlikte Orta Asya'da ekonomik ve kültürel olarak
güçlü bir Türk varlığı, İran'ı da içine almakla, Rusya'nın
özellikle Suriye ve İran'la, Türkiye'nin Orta Doğu bölgesindeki
durumunu tehlikeye düşürebilecek şekilde ilişkilerini
geliştirme girişimleri karşısında bir engel teşkil edebilir.
Şurası unutulmamalıdır ki Soğuk Savaş yıllarında Rusya,
Orta Doğu'da ABD karşısında müttefikler edinmek amacıyla
kapsamlı ilişkiler geliştirmekte hiç tereddüt etmemiş
ve Suriye, İran ve Sovyetler Birliği arasındaki bu çok
yönlü ilişkiler Türkiye'nin başına bazı ciddi sorunlar
açmıştı.
Senaryo V: Rusya'nın Balkanlar'daki Olası Panislavist
Politikaları Karşısında Daha Güçlü Bir Türkiye
Bölgede daha güçlü bir Türkiye, Rusya'nın Balkanlarda,
bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun ciddi sıkıntılar
duyduğu, Slav milliyetçiliğini canlandırma arzusunu etkisiz
kılabilir. Açıktır ki Rusya, Türkiye'nin ekonomik ve siyasal
olarak zayıf düştüğü durumlarda, Balkanlar'da Türklerin
karşısına Slav Ortodoks etnisitesini çıkarmaya öteden
beri alışkındır. Bu nedenle, Orta Asya bölgesindeki ABD-Türk
işbirliğinin sonucunda Rusya da, büyük olasılıkla Balkanlar'da
Türkiye'ye karşı kışkırtıcı girişimlerle ilgili olarak
olağanüstü dikkatli davranacaktır.
Senaryo VI: Daha Müsamahakar ve Sertlik Yanlısı Olmayan
Bir Rusya Federasyonu
Yasadışı PKK örgütünü desteklemesi, Rusya'nın Türkiye'yi
Karadeniz bölgesi ve Balkanlar'da zayıflatmak için geliştirdiği
bir dış politika taktiği olarak değerlendirilmiştir. Türkiye'nin,
Rusya'nın bu bölgelerdeki çıkarlarının önünde gerektiğinde
kolaylıkla engel oluşturabilecek özellikteki coğrafi konumunu
dikkate aldığımızda, Rusya'nın, Türkiye'nin başa çıkmak
için yıllardır çaba sarf ettiği yasadışı gruplara destek
verme politikasının, Boğazlar, Karadeniz bölgesindeki
Karadeniz filosu ve Balkanlardaki Slav uluslarına ilişkin
politikalarının bir parçası olduğunu ileri sürebiliriz.
Bununla birlikte, Orta Asya bölgesinde kurulacak güçlü
bir ABD-Türkiye ittifakının, Rusya'nın Türkiye'ye karşı
yürüttüğü düşmanca politikayı bir anda ortadan kaldırabileceğini
düşünmek gerçekçi olmayacaktır, ancak bu durum Rusya'nın
Türkiye'yle ilgili olarak elbette daha istikrarlı ve sertlikten
uzak politikalar geliştirmesine yol açabilecektir.
Senaryo VII: Kapitalist Bir Rusya Federasyonu
Rusya Federasyonu, ABD'nin bölgedeki varlığına direnemeyeceğini
düşünerek Orta Asya bölgesindeki sorumluluklarından kendini
soyutlayabilir ve ABD ile anlaşma yapabilir. Bu gelişme,
hem Türkiye'nin bölgeyle ilgili politikalarını serbestçe
gerçekleştirebilmesine ve hem de Batılı devletlerin Orta
Asya bölgesine ilişkin politikalarını uygulayabilmelerine
yardımcı olabilecektir. Rusya bu sayede, ekonomik, siyasal
ve askeri eksiklerini giderebilmek için ABD'den daha fazla
yardım alabilecektir.
Negatif Senaryolar:
Senaryo I: Şanghay Grubunun Rusya'nın Önderliğinde
Bölgesel Güvenlik Paktına Dönüşmesi
Aşırı dinci gerilla hareketi karşısında derin bir güvenlik
endişesi duyan bölge ülkelerinin bölgesel istikrarı temin
etmek amacıyla kurdukları Şanghay Grubu'nun Rusya'nın
girişimleriyle bir bölgesel güvenlik paktına dönüşme ihtimali
oldukça yüksektir. Orta Asya ülkelerinden sadece Türkmenistan'ın
yer almadığı, Çin ve Rusya gibi bölgesel iki büyük gücün
bulunduğu bu türden bir gruplaşmanın Türkiye'nin karşısına
Rusya'nın önderliğinde bölgesel bir pakt olarak çıkması
Türkiye'nin Orta Asya politikalarını engelleyebilecektir.
Senaryo II: Orta Asya Acil Müdahale Gücü Vasıtasıyla
Rusya'nın Orta Asya'da Askeri-Stratejik Alanını Genişletmesi
2000 yılı Ekim ayında Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te
imzalanan anlaşmayla kurulan Orta Asya Acil Müdahale Gücü
her türlü sızmaya karşı açık görülen sınırların korunmasını
amaçlamaktadır. Rusya, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan
ordularından müteşekkil dört tümenden oluşacak bu gücün
ana komuta kademesinde yer alacak olan Rusya hem bölgede
askeri örgütlenmesini tamamlayabilecek, hem de uluslararası
uyuşturucu madde kaçakçılığı yolları üzerinde hakimiyet
kurabilecektir. Bu iki gelişme sayesinde Rusya, Orta Asya
bölgesinde hem askeri, hem de stratejik varlığını güçlendirebilecektir.
Bu durum ise Türkiye'nin Orta Asya Cumhuriyetleri ile
geliştireceği işbirliği stratejilerinin Rusya tarafından
pasifleştirilmesine ya da tamamen işlevsizleştirilmesine
neden olabilecektir.
Senaryo III: Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesinin
Rus politikalarıyla Sabote Edilmesi
Bilindiği üzere Rusya, Kafkasya bölgesine ilişkin politikaları
kapsamında en önemli engel olarak Gürcistan Devlet Başkanı
Eduard Şevardnadze'yi görmektedir. Gürcü lider Şevardnadze'yi
devirerek yerine Moskova yanlısı bir lider getirmek Moskova
hükümetinin Gürcistan'a ilişkin temel dış politika hedefleri
arasında yer almaktadır. Rusya Federasyonu Abhazya bölgesinde
aralıklarla yaşanan karışıklıkların ve silahlı eylemlerin,
Çeçen gerillalarla ortak hareket ettiği düşünülen Gürcü
paramiliter güçler tarafından gerçekleştirildiğini savunmaktadır.
Tiflis yönetimi ise tüm bu iddiaları reddederek Abhazya'daki
olayların Moskova'nın kışkırtması neticesinde gerçekleştiğini
ve Rusya'nın bölgedeki gerilimi tırmandırarak doğrudan
Gürcistan'ın bağımsızlığına müdahale etme amacı taşıdığını
bildirmektedir. Şevardnadze'yi devirerek yerine Moskova
yanlısı bir lider getirme politikasının şu anda Gürcistan'a
ilişkin en temel hedefi olduğu gerçeğinden hareketle,
2002 Eylül ayı içinde Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de temeli
atılan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının inşa aşamasında
Rusya'nın Gürcistan'da karışıklık çıkararak hem bu boru
hattının yapımını üstlenen BP Amoco önerliğindeki petrol
şirketlerinin zihnini bulandırabileceğini, hem de Azerbaycan'da
güvenlik endişesi yaratabileceğini söyleyebiliriz. Bu
durum ise, inşaatın kesintiye uğramasına ve hatta Türkiye'nin
planlarını uzun bir müddet askıya almasına neden olabilecektir.
Senaryo IV: Güney Kafkasya Güvenlik Paktı Karşısında
Rusya-Ermenistan-Kıbrıs Rum Yönetimi Stratejik İşbirliği
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Devlet Başkanları arasında
Trabzon'da gerçekleştirilen üçlü zirvenin ardından 30
Nisan 2002 tarihinde imzalanan anlaşma, bu üç ülke arasında
terörizm, örgütlü suçlar ve uyuşturucu kaçakçılığıyla
savaşım ile petrol ve doğal gaz boru hatlarının güvenli
geçişinin temini için işbirliğini önermektedir. Kafkasya
bölgesinin güvenlik ve istikrarının sağlanması ve güçlendirilmesine
yönelik bu anlaşma hali hazırda Moskova tarafından Kafkasya'ya
ilişkin petrol politikalarını ve dış politik hedeflerini
uygulamasını engelleyen bir unsur olarak kabul edilmektedir.
Bu noktadan hareketle, Ermenistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi
arasında daha önceden imzalanan ve iki yönetimin güvenlik
ve askeri işbirliğini öngören ve askeri pakt niteliği
taşıyan anlaşmaya Rusya Federasyonu'nun da dahil olmak
isteyeceğini düşünebiliriz. Rusya'nın bu oluşuma dahil
olmak istemesindeki temel amacının Türkiye'nin Kafkasya'ya
ilişkin petrol politikalarına müdahale etmek olacağını
iddia edebiliriz.
Senaryo V: Orta Asya Bölgesinde Daha Kışkırtıcı Bir
Rusya Federasyonu
Rusya Federasyonu'nun bölgede ekonomik, siyasal ve askeri
üstünlük kurmak amacıyla Kafkaslar bölgesinde yaptığı
gibi Orta Asya bölgesinde de karışıklığa yol açması mümkündür.
Senaryo VI: Orta Asya Cumhuriyetlerinin Rusya'nın Baskısı
Nedeniyle İşbirliğinden Kaçınması
Rusya Federasyonu, Orta Asya Cumhuriyetlerine baskı uygulayabilir
ve bu cumhuriyetlerle Türkiye arasındaki ilişkileri karıştırabilir.
Bölgedeki Türk kökenli devletler, Rusya'nın baskısını
üzerlerinde hissetmeleri ve Rusya'nın ekonomik, askeri
ve siyasal gücüne sıkı sıkıya bağımlı olmaları nedeniyle
doğal olarak Türkiye ve ortaklarıyla işbirliğinden kaçınacaklardır.
Senaryo VII: Türkiye'nin Doğal Gaz Krizi Yaşaması
Rusya Federasyonu, Türkiye'yi Orta Asya politikalarından
uzaklaştırmak için bu ülkeyle gerçekleştirdiği ticareti
keserek Türkiye'ye zarar vermeye çalışabilecektir. Türkiye'nin
doğal gaz ihtiyacını büyük oranda Rusya Federasyonu'yla
yapmış olduğu doğal gaz anlaşmalarıyla gidermekte olduğu
gerçeğini dikkate alarak Türkiye'nin Rusya'nın neden olacağı
bir ekonomik kriz yaşabileceğini düşünebiliriz.
Senaryo VIII: Rusya'nın Boğazlarla İlgili Olarak Uluslararası
Hukuku Çiğnemesi
Rusya Federasyonu, uluslararası kuralları çiğneyerek
ya da Montreux Anlaşması'nda bir takım değişiklikler yapılması
gerektiğini gündeme getirerek Boğazlarla ilgili sorunlara
yol açabilir. Bu durum, Rusya Federasyonu'yla siyasal
krize neden olabilecektir. Türkiye'nin geçmişte yaşadığı
tecrübelere dayanarak, Rusya-Türkiye arasındaki ilişkilerin
diplomatik yollarla çözülemediği dönemlerde Türkiye'nin
bu durumdan siyasal ve ekonomik açılardan Rusya'ya oranla
daha fazla etkilendiği söylenebilir. Bu realite göz önünde
bulundurulduğunda, Rusya-Türkiye arasında yaşanacak bu
türden bir krizin Türkiye'nin Orta Asya'daki politikalarını
olumsuz yönde etkileyeceği iddia edilebilir.
Senaryo IX: Türkiye'nin Rusya-Yunanistan Stratejik
Ortaklığı İle Karşılaşması
Rusya Federasyonu Yunanistan ile stratejik bir ortaklık
geliştirebilir. Rusya Federasyonu, bu türden bir girişimi
Türkiye'yi Orta Asya bölgesinin dışında bırakmak amacıyla
başlatırken, Yunanistan da Türkiye'yi, Balkanlar, Orta
Doğu, Karadeniz ve Orta Asya bölgelerinde ekonomik ve
siyasal olarak daha güçlü kılabilecek alternatif ekonomik
ilişkiler geliştirmekten alıkoymak amacıyla bu girişimin
yanında yer alabilecektir.
Senaryo X: Rusya'nın Balkanlar'ı Karıştırması Nedeniyle
Türkiye'nin Sorun Yaşaması
Türkiye'nin Orta Asya bölgesinde uyguladığı işbirliği
stratejileri neticesinde Rusya Federasyonu, Ortodoks Slav
ulusları Türkiye'ye karşı kışkırtabilecektir. Bu durum
Türkiye'yle Balkanlar'daki Ortodoks Slav uluslar arasında
bir savaşa yol açmasa bile Türkiye'nin, siyasal ve ekonomik
enerjisini Orta Asya bölgesine yoğunlaştırmak yerine Balkanlara
yöneltmesine neden olacaktır. Bu türden bir gelişme ise
Türkiye'yi istemeden de olsa Orta Asya bölgesinden uzaklaştırabilecektir.
Senaryo XI: Rusya-Suriye Gruplaşması Nedeniyle Türkiye'nin
Orta Doğu Bölgesindeki Güvenliğinin Zayıflaması
Rusya Federasyonu, Türkiye'nin Orta Asya bölgesine ilişkin
politikalarını engellemek amacıyla Orta Doğu'da Türkiye'nin
ciddi sorunlarının bulunduğu Suriye gibi devletlerle ilişkilerini
geliştirebilir. Rusya Federasyonu ile Suriye arasında
kurulabilecek yakın ilişkiler Türkiye'nin Orta Doğu bölgesindeki
durumunu tehlikeye sokabileceği gibi Orta Asya bölgesine
de yeterince ilgi göstermesini engelleyebilecektir.
Senaryo XII: ABD - Türkiye - İsrail - İran Stratejik
Ortaklığına Karşı Rusya - Çin Stratejik Ortaklığı
Rusya, tüm yan etkilerini dikkate alarak, Orta Asya bölgesindeki
süper güç ABD karşısında diğer bir süper güçle, örneğin
Çin'le işbirliğine gidebilir. Bu durum ABD'nin daha dikkatli
davranmasına ve bölgede Türkiye'yle işbirliğinden vazgeçmesine
yol açabilir. Böyle bir durumda Türkiye, ABD'den yeterli
destek bulamayacak ve bölgeden çekilecektir.
Senaryo XII: Komünist Bir Rusya Federasyonu
Orta Asya bölgesindeki güç rekabeti Rusya'nın Orta Asya
devletleri üzerindeki hakimiyetini tehdit eder bir düzeye
ulaşırsa, Rusya bu devletler üzerindeki eski otoritesini
yeniden kurabilmek için komünist sisteme tekrar dönüş
yapabilir. Her ne kadar bu durum bize imkansız gibi gelse
de, Rusya, Orta Asya bölgesindeki doğal kaynaklara duyduğu
ihtiyaçtan ve bölgedeki siyasal ve askeri üstünlüğünü,
aynı bölgede güç rekabeti arayışındaki diğer devletlere
karşı bir tür bir siyasal manevra gibi kullanma istediğinden,
bu radikal değişimi göze alabilecektir. Bununla birlikte,
bölgede komünist bir Rusya'nın ortaya çıkması, sadece
Türkiye'yi Orta Asya ile ilgili amaçlarını gerçekleştirmekten
alıkoymayacak, aynı zamanda Türkiye'nin ulusal güvenliğini
de tehlikeye düşürmüş olacaktır.
Geçmişte yaşananlardan Türkiye'nin ekonomik ve siyasal
olarak Rusya'nın karşısında daima güçlü olması gerektiği
sonucunu çıkarabiliriz. Ancak, bu varsayım Türkiye ve
Rusya arasında bir güç rekabeti olarak değil, her iki
devletin de aynı bölgede birbirine rağmen varlığını sürdürme
çabası olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, Türkiye'nin
Orta Asya bölgesine ilişkin olarak geliştireceği işbirliği
stratejileri, gelecekte Rusya'nın Türkiye'ye karşı olumsuz
politikalarını önleyebilecek olsa da, kısa vadede Türkiye
açısından beklenmedik başka bazı sorunlar yaratabilecektir.
Bu iki farklı olasılık arasındaki denge, açıkça Türkiye'nin
Orta Asya bölgesindeki işbirliği sürecinden yararlanabilme
becerisine bağlı olacaktır.
IV : Senaryo IV: Orta Asya için Geliştirilen İşbirliği
Strateji Modelleri Sonucunda Türkiye'nin Yunanistan Karşısındaki
Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Türkiye, Orta Asya bölgesi için geliştirilen işbirliği
strateji modellerinin sonucunda Orta Doğu bölgesi, ABD
ve Rusya Federasyonu nezdinde olduğu gibi Yunanistan'la
ilgili olarak da bazı negatif ve pozitif senaryolarla
karşılaşabilecektir.
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: Türkiye'ye Yönelik Saldırgan Tutumu Nedeniyle
Uluslararası Platformlarda Prestij Kaybıma Uğrayan Yunanistan
Garip ama gerçektir ki, Türkiye ne zaman bir bölgede kendisi
için olumlu sonuçlar doğurabilecek yeni siyasal ve ekonomik
girişimler başlatmaya kalkışsa, Yunanistan radikal bir
tavır takınmaktadır. Bir başka deyişle, Türkiye'nin uluslararası
platformlarda kazanabileceği herhangi bir avantaj, ilginç
bir biçimde Yunanistan'ın Türkiye karşıtı propagandasına
maruz kalmaktadır. Yunanistan'ın bu radikal politika tarzı,
aslında uluslararası politikada prestij kaybetmesine yol
açmaktadır. Abdullah Öcalan olayı bu varsayımımızı tam
olarak desteklemektedir, çünkü bazı devletler ve uluslararası
örgütler, açık biçimde olmasa bile Yunanistan'ın bu tutumunu
eleştirmişlerdir. Orta Asya bölgesi için geliştirilecek
işbirliği stratejileri sonunda eğer Türkiye ekonomik ve
siyasal avantajlar elde etmeye başlarsa benzer durum burada
da karşımıza çıkabilecektir. Böylece, Yunanistan'ın olası
saldırgan tutumu, Türkiye'nin Ege'yle ilgili konuları
ve Kıbrıs sorununu uluslararası platformlara götürmesini
kolaylaştıracak ve Türkiye bu sorunları başka devletlere
karşı serbestçe savunabilecektir.
Senaryo II: Siyasal ve Ekonomik Olarak Güçlü, AB Üyesi
Yunanistan Karşısında Bölgede Siyasal ve Ekonomik Olarak
Güçlü Türkiye
Şurası muhakkak ki Yunanistan, AB'ye üye olması nedeniyle
ve ABD Kongresindeki Yunan lobisinin etkisinden dolayı,
hem kendi bölgesindeki ve hem de dünya siyasetindeki politikaları
etkileme gücüne sahiptir. Türkiye de benzer gücü ve konumu,
Orta Asya bölgesindeki işbirliği stratejilerinin getireceği
avantajlar sayesinde, dünya siyasetinde olmasa bile kendi
bölgesinde elde edebilir. Yunanistan'ın AB üyeliğinin
yardımıyla pekiştirdiği ve Türkiye'ye karşı kullandığı
siyasal gücü hatırladığımızda, Orta Asya bölgesindeki
işbirliği stratejileri ile elde edebileceği avantajlar
neticesinde siyasal ve ekonomik olarak daha güçlü bir
Türkiye'nin, Yunanistan'ın AB üyelerini Kıbrıs'la ilgili
Türkiye aleyhinde-Yunanistan lehinde karar almaları yönünde
etkileme çabalarının ve AB'ye tam üyelik sürecinde çıkardığı
engellerin önüne geçebilmesi pekala mümkündür.
Senaryo III: Yunanistan'ı Daha Az Destekleyen ABD
ABD'nin, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Yunanistan'a verdiği
ekonomik ve siyasal destek Yunanistan'ın, dünya politikalarında,
bulunduğu bölgede ve Türkiye karşısında birtakım avantajlar
kazanmasını sağlamıştır. Kendi devletlerinin Türkiye karşısındaki
bu üstünlüğü sayesinde Yunanlılar, Kıbrıs sorunu, Ege'yle
ilgili sorunlar ve 1950'den bu yana ABD ekonomik yardımı
konularında Türkiye'ye göre çok daha avantajlı durumdadırlar.
Ancak, Orta Asya bölgesi için geliştirilecek Türk-ABD
işbirliği aracılığıyla bu bölgeden avantajlar elde etmeye
başlaması durumunda ABD'nin, Kıbrıs sorunu ve Ege'yle
ilgili sorunlar gibi konularda Yunanistan karşısında Türkiye'nin
yanında yer alması mümkündür.
Senaryo IV: Kıbrıs Konusunda Yunanistan Karşısında
Daha Etkili Bir Türkiye
Türkiye'nin Orta Asya bölgesinden elde edebileceği avantajlar
da, Kıbrıs sorunu ve adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin
durumları ile ilgili olarak Türkiye'nin siyasal duruşuna
etki edebilecektir. Bölgede ekonomik ve siyasal olarak
güçlü bir Türkiye, Kıbrıs sorunu konusunda daha etkili
hale gelebilecek ve Kıbrıs'ta yaşayan Türklerin etki alanlarını
genişletebilecektir.
Senaryo V: ABD Kongresi Üzerinde Etkisi Azalan Yunan
Lobisi
Yunanistan'ın, Amerikan Kongresindeki Yunan lobisinin
ekonomik ve politik gücüne bağlı olarak uluslararası politikada,
kendi bölgesinde ve Türkiye karşısında kendini oldukça
güçlü hissettiğini ve 1974'te Türkiye'nin askeri müdahalesinde
olduğu gibi, ABD kongresini Türkiye aleyhinde kararlar
almak üzere harekete geçirip yönlendirebildiğini söylemek
mümkündür. Ne var ki, ABD'nin Türk-ABD işbirliği ile Orta
Asya bölgesinden elde ettiği avantajlar devam ettiği sürece,
Yunanistan'ın da ABD kongresindeki Yunan lobisinin gücünü
kullanarak Türkiye aleyhinde kararlar aldırmaya devam
etmesi oldukça zorlaşabilecektir. Böylece Türkiye, zaman
zaman ABD dış politikasına yön verenleri Türkiye aleyhinde
kararlar almaya yönelten en önemli ve en etkili faktörleri
ortadan kaldırma fırsatını yakalamış olacaktır.
Negatif Senaryolar:
Türkiye'nin Orta Asya bölgesindeki işbirliği stratejileri
sonucunda karşılaşabileceği negatif senaryoların Yunanistan'ın
Türkiye'yi zayıf düşürme ve Türkiye'nin Orta Asya bölgesinden
elde edebileceği avantajları engelleme girişimlerinden
kaynaklanacağı unutulmamalıdır, çünkü her iki devletin
dış politika ilkeleri genellikle birbirlerine karşı geliştirdikleri
politik manevralara dayanmaktadır.
Senaryo I: Türkiye'nin AB'de Türkiye Karşıtı Yunanistan
Propagandasıyla Karşılaşması
Yunanistan'ın, AB üyesi bir ülke olmanın çeşitli alanlarda
ve özellikle Türkiye karşısında kendisine sağladığı imkanları
kullanarak, Türkiye'nin AB'ye girişini engelleyen bir
tavır benimseyeceğini söyleyebiliriz. Türkiye Orta Asya
bölgesindeki işbirliği stratejileri ile çeşitli yararlar
elde ederken, Yunanistan'ın Kopenhag'da AB'ye tam üyelik
müzakere tarihinin elde edilmesinden sonra bile Türkiye
hakkında olumsuz propaganda yapmaya devam etmesi mümkündür.
Bu durum doğrudan Türk yetkililerinin 2010'da gerçekleşeceğini
düşündükleri AB'ye tam üyeliğin ileri bir tarihe ertelenmesine
neden olacaktır.
Senaryo II: Yunanistan'ın Avrupalı Güçleri Pantürkist
Tehlike Konusunda İnandırmaya Çalışması
Yunanistan, Türkiye'nin Orta Asya bölgesine girme nedeninin
bölgede Pantürkist ve emperyalist emellerini gerçekleştirmek
olduğu ve Türkiye'nin bu Pantürkist amaçlarını Kıbrıs'ta
Rumlar üzerinde ve Ege Denizinde de uygulamaya devam edeceği
fikrini ileri sürebilir. Bu iddiayı kullanarak Yunanistan,
Avrupalı devletleri Türkiye'nin bu koyu milliyetçi tutumu
nedeniyle Orta Asya ve Orta Doğu bölgeleri ve Balkanlarda
ciddi tehlikelere yol açacağına inandırmaya çalışabilir.
Bu varsayımla birlikte AB üyeleri de Türkiye'nin AB'ye
tam üyeliğini askıya alabilir ve Türkiye'nin uluslararası
politikadaki saygınlığı giderek azalabilir.
Senaryo III: Yunanistan'ın İnsan Hakları İhlalleri
Konusunu Sık Sık Uluslararası Siyasal Gündeme Taşıması
AB üyesi ülkelerin, Türkiye'deki Kürtlerin siyasal durumu
ile Türkiye'nin AB'ye girişi arasında yakın ilişki kurdukları
herkesçe bilinen bir gerçektir. Üye ülkeler, bir bakıma
Türkiye'deki Kürtlerin durumun Türkiye'nin AB tam üyeliği
için bir önkoşul olarak görmektedirler. Bunun yanı sıra,
AB üyesi ülkeler Türkiye'deki siyasi mahkumlar, bazı siyasi
parti üyeleri ve Kürtlerin durumuyla ilgili insan hakları
ihlallerini de yakından izlemekte ve bu konularla ilgili
bazı eksikler tespit etmiş bulunmaktadırlar. Bu nedenle,
Türkiye'deki bu durum Yunanistan'ın muhtemel Türkiye karşıtı
politikalarını kolaylaştıracak ve Yunanistan Türkiye'deki
insan hakları ihlallerini ve Türk demokrasisindeki eksikleri
uluslararası siyasal gündeme taşıyarak Avrupalı bazı devletleri
Türkiye karşıtı politikalar benimsemeleri konusunda ikna
edebilecektir. Bu olumsuz gelişme, Türkiye'nin uluslararası
politika çevrelerinde siyasal ve ekonomik konulardaki
taleplerinde güçlüklerle karşılaşmasına yol açabilecektir.
Senaryo IV: Yunanistan'ın PKK ve Kürt Gruplar Konusunda
Daha Kışkırtıcı Olması
Yunanistan, PKK sorunu ve Kürt gruplarla ilgili konularda
oldukça hassas davranmakta ve PKK sorunundan ve Kürt gruplarının
terör eylemlerinden kendi siyasal pragmatizmi adına avantajlar
sağlamaya çalışmaktadır. Türk yetkilileri tarafından yapılan
resmi açıklamalara göre Yunanistan, PKK ve Türkiye'deki
Kürt terör gruplarını desteklemektedir. Yunanistan, bu
iki sorunu; Türkiye'yi içerden zayıflatmak veya bunları
uluslararası siyasal gündeme taşıyarak Türkiye karşıtı
kampanyalar geliştirmek amacıyla kullanmaktadır. Bu nedenle,
Yunanistan'ın Türkiye'de siyasal sorun çıkarmak bakımından
PKK ve Kürt gruplara destek vermeye devam edebileceğini
ileri sürebiliriz.
Senaryo V: Yunanistan'ın Kıbrıs Rum Yönetimi Üzerinde
Daha Etkili Olması
Kıbrıs sorununun sadece Kıbrıs adasında yaşayan Türk
ve Yunan toplumları arasındaki bir sorun olmadığı gayet
açık bir gerçektir. Kıbrıs sorunu 1954 yılında BM Genel
Kurulu'na uluslararası bir problem olarak götürüldüğünden
beri, Yunanistan Türk ve Rum toplumlarının Türkiye ve
Yunanistan ile birleşmesini desteklemiştir. Yunan hükümetleri,
Kıbrıslı Rumları Yunan devletinin parçası bir topluluk
olarak görürken, Türkiye de, gerek Rumlar gerekse Yunan
devleti karşısında Kıbrıslı Türklerin haklarını savunmaya
hazır garantör bir devlet olarak durmaktadır. Bu nedenle,
Yunanistan'ın, Türkiye'nin Orta Asya devletleriyle yakın
ilişkilerini ve faaliyetlerini ve Türkiye'nin bu bölgeden
sağlayabileceği avantajları dikkate alarak, Türkiye'nin
Kıbrıslı Türkler üzerindeki etkisini ortadan kaldırmanın
yollarını arayacaktır.
Senaryo VI: Ermenistan-Kıbrıs Rum Yönetimi Askeri
Paktı'ndan Fayda Sağlamaya Çalışan Yunanistan
2002 yılının ilk aylarında Ermenistan Savunma Bakanı
Serzh Sarkisyan'ın Lefkoşa'ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret
çerçevesinde Rum Savunma Bakanı Sokratis Hasikos ile imzaladığı
anlaşma iki ülke arasında yakın askeri işbirliği öngörmektedir.
Ermenistan ile Kıbrıs Rum yönetimi arasında imzalanan
ve "askeri pakt" niteliğinde kabul edilen bu
anlaşma ayrıca Ermenistan-Yunanistan arasında daha önceleri
imzalanan askeri işbirliği anlaşmasının bir uzantısı olarak
kabul edilmektedir. Türkiye'nin Orta Asya politikalarını
engellemek amacıyla Yunanistan'ın Ermeni-Rum askeri paktını
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tehdit etmek üzere kullanabileceğini
söyleyebiliriz. Yunanistan'ın bu türden bir girişimi Türkiye'nin
dikkatini ve siyasal enerjisini Orta Asya'dan uzaklaştırıp,
bu bölgeye yöneltmesine neden olabilecektir.
Senaryo VII: Ermenistan-Yunanistan Askeri İşbirliği
Anlaşması'ndan Fayda Sağlamaya Çalışan Yunanistan
Yunanistan'ın, Ermenistan'la imzalamış olduğu Askeri
İşbirliği Anlaşmasını Türkiye'nin Kafkasya'daki petrol
politikalarını engellemek amacıyla kullanması kuvvetle
muhtemeldir. Yunanistan'ın kışkırtması neticesinde Ermenistan-Azerbaycan
arasında ortaya çıkacak çatışmanın boyutları büyüyerek,
Rusya Federasyonu, İran ve kısmen ABD'yi de içine çekecek
ve böylece Türkiye büyük umutlar bağladığı Bakü-Tiflis-Ceyhan
petrol boru hattı projesinin ya ertelenmesi ya da iptal
edilmesi durumuyla karşılaşabilecektir.
Senaryo VIII: Yunanistan'ın Ege'yle İlgili Sorunlarda
Daha Etkin Olması
Türklerin Orta Asya bölgesine, ekonomik veya kültürel
ideallerle değil Pantürkist emellerle girdikleri fikrini
savunarak Avrupalı devletleri Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki
öncelikli hedefinin buradaki adaları Anadolu topraklarına
katarak bu denizi bir Türk denizi haline çevirmek olduğu
iddiasına destek vermeye ikna edebilecektir. Yunanistan,
ayrıca Türklerin Ege'deki haklarını ihlal ettiğini daha
sıklıkla ileri sürerek, Türkiye'nin Ege'yle ilgili konularda
uluslararası politikada söz hakkını kaybetmesine neden
olabilecektir.
Senaryo XIX: Yunanistan'ın Rusya'nın Muhtemel Panslavist
Politikalarının Yanında Yer Alması
Yunanistan'ın 1830'da kurulmasından önce ve iki Balkan
Savaşında yaşanan tarihsel gelişmelere dayanarak şunu
söyleyebiliriz ki, Yunanlılar ve Ruslar işbirliği yaparak,
gerektiğinde Balkanlar'da Türkiye'ye karşı Slav milliyetçiliğini
alevlendirebilmişlerdir. Bu nedenle, Orta Asya bölgesindeki
girişimlerinin ardından Türkiye'nin siyasal ve ekonomik
açılardan güçlenmesi durumunda, Yunanistan'ın, Türkiye'nin
etkisini zayıflatmak amacıyla Balkanlar'daki Slav-Ortodoks
ulusları Rusya'nın da desteğini alarak kışkırtması mümkündür.
Balkanlar'daki Slav-Ortodoks canlanma Türkiye için doğrudan
bir tehdit oluşturmayacak olsa da, Türkiye'nin karar verici
konumdaki yetkililerini rahatsız ve meşgul edecektir ve
Orta Asya politikalarına eğilmekten alıkoyabilecektir.
Senaryo X: Rusya Federasyonu'nun Orta Doğu Politikalarını
Destekleyen Yunanistan
Bilindiği üzere, Rusya Federasyonu Orta Doğu bölgesini
dış politikası için önemli bir bölge olarak görmektedir.
Doğu-Batı cepheleşmesi döneminde Rusya'nın, ABD'ye karşı
Orta Doğu devletleri üzerindeki etkisini artırmak amacıyla
bu bölgeyle ilgili olarak birtakım politikalar geliştirdiği
bilinmektedir. Dolayısıyla, Yunanistan'ın Orta Doğu bölgesiyle
ilgili hiçbir hayati çıkarı bulunmamasına karşın Rusya'nın
bu bölgedeki olumsuz politikalarına destek vermesi, bu
yolla İran ve Suriye gibi bazı Orta Doğu devletlerini
kışkırtarak Türkiye'ye karşı olumsuz tavır almalarını
sağlaması mümkündür.
Senaryo XI: Yunanistan'ın Batı Trakya'daki Türk Azınlık
Üzerinde Asimilasyon Uygulaması
Yunanistan, Türk dış politikasının dikkatini başka konulara
çekmek amacıyla Batı Trakya'daki Türk azınlık üzerinde
bir baskı politikası uygulamaya başlayabilir. Bu durum,
Türk yetkililerinin Orta Asya üzerinde daha az yoğunlaşmalarına
neden olacaktır.
V : Senaryo V: Orta Asya için Geliştirilen İşbirliği
Strateji Modelleri Sonucunda Türkiye'nin AB Karşısındaki
Durumu Üzerine Gelecek Senaryoları
Pozitif Senaryolar:
Senaryo I: AB'ye Daha Az Bağımlı Olan Türkiye
Orta Asya bölgesindeki işbirliği stratejilerinin sonucunda
elde edilebilecek siyasal ve ekonomik avantajlarla birlikte,
Türk yetkilileri dünyanın saygın bir üyesi olmanın tek
yolunun AB'ye tam üyelikten geçtiği düşüncesinden vazgeçebilir
ve başka alternatiflerin de var olabileceğine inanmaya
başlayabilirler. Böylelikle, Türkiye AB'nin taleplerine
karşı bu kadar hoşgörülü olmayabilir ve AB ile ilişkilerinde
daha bağımsız davranabilir. Aynı zamanda bu gelişme, Osmanlı
Devletinin yıkılmaya başlamasından bu yana egemen olan,
Türklerin Avrupa karşısında hissettikleri aşağılık duygusunu
da hafifletebilecektir.
Senaryo II: AB Üyeliği Konusunda ABD Tarafından Daha
Fazla Desteklenen Türkiye
ABD, işbirliği stratejilerinin sonucunda Orta Asya bölgesinden
ekonomik ve siyasal prestij ve avantajlar elde ederse,
AB'ne tam üyelik için gerekli olan ekonomik ve toplumsal
düzenlemeleri yapabilmesi için Türkiye'ye ekonomik yardımda
bulunabilecek, hatta uluslararası platformlarda Türkiye'nin
tam üyelik sürecini kolaylaştırmak ve hızlandırmak için
birtakım girişimlerde bulunabilecektir. Herhangi bir devlet
için özellikle uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkarların
önemini göz önüne aldığımızda, ABD'nin Orta Asya bölgesinde
ABD-Türkiye ortaklığı sayesinde siyasal ve ekonomik fayda
elde ettiği müddetçe, Türk hükümetleri için hayati önem
taşıyan dış politika konularında Türkiye'yi uluslararası
platformlarda destekleyeceğini iddia edebiliriz.
Senaryo III: AB Tarafından Ekonomik Bakımdan Daha
Kabul Edilebilir Bir Türkiye
Yeterince açıktır ki, Türk ekonomisindeki yüksek enflasyon
oranı, yüksek işsizlik seviyesi, geniş bütçe açığı, dış
pazarlara olan bağımlılık gibi problemler; AB'ye girişin
gecikmesinde, Türkiye'nin Kürt politikası, insan hakları
ihlalleri, antidemokratik siyasal gelişmeler gibi ön sırada
yer alan problemlerin yanında ikinci derecede önem taşımaktadır.
Orta Asya bölgesindeki işbirliği stratejilerinin Türk
ekonomisi üzerinde; enflasyon oranının, işsizliğin, bütçe
açığının, dış pazarlara bağımlılığın azalması gibi muhtemel
olumlu etkileri; AB üyelerini Türkiye'nin AB'ye tam üye
olması durumunda Topluluğa çok fazla bir yük getirmeyeceğine
ikna edebilir. Bu olumlu gelişme, Türkiye'nin umduğundan
daha kısa sürede AB tam üyeliğine kabul edilmesini sağlayabilir.
Negatif Senaryolar:
Senaryo I: AB Üyeleri Nezdinde Daha Fazla İmajı Zedelenen
Türkiye
AB, Türkiye'nin Orta Asya bölgesindeki ekonomik girişimlerini,
Türk-İslam Birliği kurmaya yönelik siyasi girişimler olarak
değerlendirebilir. Türkiye'nin, bir yandan Soğuk Savaş
döneminden itibaren Müslüman Arap devletleriyle donmuş
olan ilişkilerini 1980 yılından sonra yoğunlaştırmasını,
öte yandan da Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra
soy birliği, ortak tarihsel geçmiş, ortak kültürel özellikler,
ortak dil ve ortak din gibi unsurları kullanarak Orta
Asya Cumhuriyetleriyle ilişkiler kurmuş olmasını dikkate
alarak Türkiye'nin Orta Asya bölgesiyle ilgili olarak
milliyetçi ve köktendinci emeller beslediğini düşünebilir.
AB üyesi ülkelerin bu düşüncede olması, Türkiye'nin tam
üyeliğinin yıllarca gecikmesine neden olabilecektir.
Senaryo II: Yunan Vetosu
Türkiye'nin Orta Asya bölgesi için geliştirdiği işbirliği
stratejilerinin sonucunda Yunanistan, etrafının Müslüman
ülkeler kuşağı ile çevrileceğini ve bu durumun kendi güvenliği
için bir tehlike oluşturacağını iddia edebilir. Bu nedenle,
Türkiye'nin AB'ye girişi ile ilgili olarak AB kapsamında
Türkiye karşıtı politikalar geliştirebilir. Bu koşullarda
Türkiye'nin, AB'ye kabul edilmek için daha yıllarca beklemesi
gerekebilecektir.
Senaryo III: AB Versus ABD
AB'nin, Avrupa kıtasında bulunan devletlerin siyasal
ve ekonomik çıkarlarını diğer kıtalarda yer alan ülkeler
karşısında, özellikle de Amerika karşısında, maksimize
etmek amacıyla kurulduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda,
AB üyeleri Türkiye'nin Birliğe dahil edilmesinin Avrupa
kıtasına hizmet etmeyeceğini, hatta Türkiye'nin ABD'nin
çıkarlarına hizmet etmeye hazır olduğu için, aksine bu
durumun ABD'nin Orta Doğu ve Orta Asya bölgelerindeki
çıkarları için yararlı olacağını düşünebilirler. Bu türden
bir saptama, AB üyelerinin Türkiye'nin AB'ye girişini
askıya almalarına neden olabilir.
Sonuç
Bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından Türkiye,
Orta Asya devletleriyle çok yönlü ilişkiler geliştirmeye
başlamıştır. Türkiye'nin bu devletlere ilişkin dış politika
amaçları; çok yönlü ilişkiler geliştirerek kendi bölgesinde
ekonomik ve politik güç kazanmak, ekonomik, sosyal ve
siyasal sorunlarını çözme aşamasında bu devletlere yardımda
bulunmak, ekonomik, sosyal ve siyasal gelişimlerini kolaylaştırmak,
kendi liberal ekonomi yapısını ve demokratik sistemini
bir model olarak sunmaktır. İlk yıllarda Türkiye'nin tüm
girişimleri bu devletler tarafından büyük bir heyecanla
karşılanmıştır. İki taraf arasında pek çok resmi ziyaret
gerçekleştirilmiş, çok yönlü ekonomik, sosyal ve kültürel
anlaşmalar imzalanmış, elçilikler açılmış, seminer ve
konferanslar düzenlenmiş, çeşitli merkez ve kuruluşlar
açılmıştır.
Ancak, Türk yetkililer tarafından Orta Asya bölgesine
ilişkin olarak benimsenmiş olan dış politik amaçlar; kısmen
bölgedeki güç mücadelesinin artması, Orta Asya devletlerine
yönelik Rus dış politikasının 1993 yılında değişmesi,
Orta Asya devletlerinin Türkiye'ye yönelik ilgisinin azalması
gibi harici nedenlerden dolayı ve kısmen de yeterli stratejinin
olmayışı, ekonomik kısıtların yoğunluğu, bu devletler
hakkında tarihsel bilgi eksiğinin varlığı, iç politikada
sorunların artması ve aşırı milliyetçi politik söylemlerin
yükselmesi gibi içsel nedenlerden ötürü gerçekleştirilememiştir.
Tüm bu gerçekleri göz önünde bulundurarak bu makalede,
Türkiye'nin bölgedeki siyasal, sosyal ve ekonomik çıkarlarını
maksimize etmesine yardımcı olacağını düşündüğümüz dört
farklı "İşbirliği Strateji Modeli" geliştirdik.
Ayrıca, bu işbirliği strateji modellerinin uygulanmasının
ardından Türkiye'nin Orta Doğu bölgesinde ayrıca ABD,
Rusya Federasyonu, Yunanistan ve Avrupa Birliği karşısında
2020 ya da 2030'da ne türden siyasal, sosyal ve ekonomik
gelişmelerle yüzleşebileceğini "Senaryo Planlama
Metodu" kullanarak geliştirdiğimiz "Gelecek
Senaryoları" vasıtasıyla tahmin ettik.
Makalenin sonunda, zaman içinde olası olumsuz gelişmelerin
ortaya çıkma ihtimaline rağmen, bu işbirliği strateji
modellerinin uygulanması durumunda Türkiye'nin Orta Doğu'da
İran ve Suriye karşısında askeri, ekonomik ve politik;
Rusya Federasyonu karşısında politik; Yunanistan karşısında
askeri, ekonomik ve politik; ABD karşısında politik ve
AB karşısında ekonomik ve politik açılardan 2020 ya da
2030'da daha gelişmiş bir duruma ulaşacağı sonucuna vardık.
Ayrıca, Orta Asya bölgesi için geliştirdiğimiz işbirliği
strateji modellerinin Türkiye'nin sadece Orta Asya bölgesindeki
askeri, ekonomik ve politik durumu üzerinde değil aynı
zamanda Orta Doğu bölgesinde, ABD, Rusya Federasyonu,
Yunanistan ve Avrupa Birliği karşısındaki durumu üzerinde
de etkili olacağı sonucuna vardık.
Çalışma esnasında, "strateji geliştirme" ve
"gelecek senaryoları planlama" kavramlarının
herhangi bir devletin dış politika hedeflerini gerçekleştirmesine
yardımcı olacak önemli iki kavram olduğunu ve bu kavramlardan
maksimum fayda sağlayabilmek için, hem ülke yönetiminde
yer alan yetkililerin hem de akademik çevrelerin bir gurup
içinde tam koordineli biçimde çalışmaları gerektiğini
tespit ettik.
Umarım bu makale, Türk dış politikasının Orta Asya bölgesinde
başarıya ulaşabilmesi için gerekli olan strateji geliştirme
ve gelecek senaryoları planlamanın öneminin ilgili kişi,
kurum ya da kuruluşlarca keşfedilmesine yardımcı olur.
-----------------------------------------------------------------------------------------------
* Türk yetkililer, Yunanistan'ın PKK
ve diğer terörist faaliyetlere verdiği destekten dolayı
kaygılarını ifade etmişler ve sık sık Yunanistan'ı diplomatik
yoldan uyarmışlardır. Bu destek, Kenya'da Yunanistan Konsolosluğunda
Yunanlı yetkililerce saklanan ve daha sonra yakalanıp
Türkiye'ye getirilen PKK lideri Abdullah Öcalan'ın mahkemede
verdiği ifadesiyle aydınlığa kavuşmuş bulunmaktadır. Yine
de, Yunanistan'ın bu iki konudaki tutumuyla ilgili tereddütleri
giderebilmek için, Terör Dosyası ve Yunanistan, C. Başar,
1993, İstanbul; tavsiye edilebilir nitelikte bir kaynaktır.
Bu araştırmada, Yunanistan'ın Türkiye'deki terörist faaliyetlere
verdiği destek resmi belgelerle açıklanmaktadır.
Kaynakça
Başar, C. (1993). Terör Dosyası ve Yunanistan. İstanbul,
1993.
Davis, Bob (1999). "The U.S. has to make a priority
list regarding her global interventions". Finansal
Forum, 1 Mayıs 1999.
Fuller, Graham E. (1993). From Eastern Europe to Western
China-The Growing Role of Turkey in the World and Its
Implications for Westren Interests. Santa Monica: RAND.
Karaosmanoğlu, Ali L. (1996). "Turkey: Between The
Middle East and Western Europe". Kemal H. Karpat
(Ed.), Turkish Foreign Policy: Recent Developments. Wisconsin
University Press.
Manisalı, Erol (1999). "Operasyondan ABD ve Türkiye
Kazançlı Çıktı". Cumhuriyet, 9 Nisan 1999.
Manisalı, Erol (1999). "Şeytan Üçgenindeki Ülke:
Türkiye". Milliyet, 14 Nisan 1999.
Taylor, Charles W. (1993). Alternative World Scenarios
For A New Order Of Nations. Pennsylvania: U.S. Army War
College Strategic Studies Institute.
Yergin, Daniel and Thane Gustafson (1991). Russia 2010
and What It Means for the World. New York: Random House.