Rusya dünyada jeopolitik perspektif konfigürasyonu açısından
potansiyel bir güç kaynağıdır. Aşağıdaki istatistiksel
veriler Rusya'nın güçlenen jeopolitik konumuna ilişkin
birer göstergedir (1):
Rusya'nın yüzölçümü 17 milyon km²'dir. Bu oranı diğer
ülkeler ile kıyaslamak gerekirse, Amerika'nın yüzölçümü
9,4 milyon, Kanada'nın 10 milyon ve son olarak Çin'in
ise 9,6 milyon km²'dir. Rusya'nın doğal kaynak potansiyeli
dünya rezerv payının yüzde 21'ini oluşturmaktadır. Keşfedilen
mineral kaynakların değeri 28,6 trilyon dolardır. Tahmin
edilen rezervlerin toplam kapasitesi ise 140 trilyon doları
bulmaktadır. Rusya, dünya petrol ve kömür üretimlerinin
yüzde 10'una, gaz üretiminin yüzde 30'una ve daha az yaygın
olan demir-dışı metallerin yüzde 10-15'ine sahiptir. Ülke
pik üretiminde (40,1 milyon ton) dünyada 4. sırada, çelik
(51,5 milyon ton) ve kömür üretiminde de (249 milyon ton)
beşinci sırada yer almaktadır.
Rusya demiryolu uzunluğu açısından dünyada Amerika'dan
sonra ikinci sırada yer alırken, elektrikli sisteme geçişte
birinci sıradadır. Sahip olduğu gemi sayısı açısından
ikinci ve kargo yükleme kapasitesi açısından da dünyada
dördüncü durumdadır.
Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin
askeri potansiyelinin yüzde 60'ını bulundurmaktadır. Nükleer
potansiyel açısından 1. sıradadır (Dünyadaki nükleer potansiyelin
% 55'i Rusya'da, % 40'ı Amerika'da bulunmaktadır). Dünyadaki
hafif silahların % 20-25'i Rusya'da bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere, Rusya, "büyük güç" konumunu
korumak adına ekonomik ve askeri potansiyel anlamında
geniş olanaklara sahiptir. Ancak ülkenin iç sorunlarını,
bu potansiyelin gerçekliğini perspektif sorunsalı adı
altında ortaya çıkan sorunlar doğrulamaktadır.
Rusya Devlet Duma'sı Eğitim ve Bilim Komitesi yardımcı
başkanı ve Tarım ve Sanayi alt grubunun üyesi Oleg Nıcolayevıch
Smolin'in düşüncesine göre, Rusya'da sadece reform değil,
ama aynı zamanda bir devrim gerçekleştirilmiştir. Gerçekleşen
bu sosyo-politik devrimi herhangi bir nedene bağlamak
yetersiz bir değerlendirme olabilir. Smolin'e göre, Rusya'nın,
ölçek ve nitelik açısından, sadece son on yıl boyunca
içerisinde bulunduğu kriz ABD'deki "Büyük Bunalım"ı
geride bırakmakla kalmayıp, aynı zamanda 20. yüzyıla damgasını
vurmuştur. (2) Smolin aşağıdaki olgulara dayanarak Rusya'nın
son durumunu gözler önüne sermektedir:
Ekonomik Kriz. Rusya'daki Bilim Akademisi'nin
Sibirya Araştırmaları Bölümü'nde eğitim veren bilim adamlarına
göre, ülkede 1985-1995 yılları arasındaki tarımsal üretim
3.6 kat, sanayi üretimi 5.3 kat, hafif sanayi ve savunma
kompleksi de 10 kat azalmıştır. Dünya Bankası verilerine
göre, Rusya, 2000 yılında kişi başına düşen malların üretimi
bazında hem gelişmemiş ülkeler arasında yer aldı, hem
de Cezayir, Suriye ve Tunus gibi ülkelere kıyasla % 20-30
daha az üretim gerçekleştirdi. Rusya'nın federal bütçesi
İsviçre'nin bütçesinden 2 kat ve Hollanda'nın bütçesinden
ise 3.5 kat daha az idi. Uzmanlar Rusya'nın 12 yıllık
petrol ve 60 yıllık da gaz rezervine sahip olduğunu düşünmektedirler.
Mali Kriz. Rusya'nın dış borcu 10 yıl içerisinde
70 milyar dolardan 150 milyar dolara yükselmiştir. Diğer
bir deyişle, her bir Rus vatandaşı başına düşen dış borç
miktarı 1000 doların üzerindedir. Mevcut olan dış borcun
tamamının ödenebilmesi için dört federal bütçe fonunun
toplamı gereklidir. Ülke politikasının pek çok sayıdaki
paradokslarından biri de sol görüşlü küreselleşme karşıtlarının
borçların (Rusya'nınkiler dahil) silinmesinden yana olmalarıdır
ki; Rusya küreselleşme muhaliflerinin karşısında yer almaktadır.
Demografik Kriz. Ülke nüfusu 10 yıl içerisinde
(1992-2002) 148 milyondan 143 milyona düşmüştür. En iyimser
tahminlere göre, Rusya nüfusu önümüzdeki 25 yıl içerisinde
10-15 milyon kadar azalacaktır. Bu rakamların 2050 yılında
75 milyona ve 2075 yılında ise 55 milyon seviyelerine
düşeceği tahmin ediliyor. Birleşmiş Milletler tahminlerine
göre, 2025 yılında Çin nüfusunun 1.5 milyara, Hindistan
nüfusunun 1.6 milyara ve ABD nüfusunun ise 325 milyona
ulaşacağı göz önünde bulundurulursa, bu durumda Rusya
da antik uygarlıkların kaderini tekrar edebilir: ulus
ortadan kalksa dahi kültür devam edecektir.
Sosyal Kriz. Toplumdaki suç oranı hızla
artış göstermektedir. Rusya'da her yıl yaklaşık 3 milyon
suç kayıtlara geçmektedir. Aslında, bu rakam daha yüksektir.
Önemli ve tehlikeli suçlar tüm suçların yüzde 60'ını oluşturmaktadır.
1999 yılında potansiyel suçlu olarak kabul edilebilecek
180 bin gencin suç işlediği kayıtlarda bulunmaktadır.
Yapılan bir uluslararası araştırmanın sonucuna göre,
Rusya 85 ülke arasında suç işleme oranı açısından 7-8.
sıradadır. Alkollü içeceklerin tüketiminin oldukça fazla
olduğu Rusya alkol tüketiminde 1990'larda birinci sırada
yer alıyordu. Asıl tehlikeli olan ise kitlesel alkolizmin
hap bağımlılığı oranını ikiye katlamasıdır. Dört milyondan
fazla kişi narkotik ilaç kullanmaktadır. 1990-1998 yılları
arasında Rusya'da AIDS hastalarının sayısı 20 kat artmıştır
ve takip eden yıllarda da en az bunun 2 katı kadar artacağı
beklenmektedir.
Jeopolitik Kriz. Sovyetler Birliği (Büyük
Rusya) çoktan politik arenadan uzaklaştırılmış durumdadır.
Onun yerini alan Rusya ise bahsi geçen krizlerle yüzleşmektedir.
"Politika" fonunun başkanı ve tarihi bilimler
öğretim görevlisi olan Vyzcheslav Alexeyevich Nikonov'un
da dediği gibi, Rusya Mongol-Tatar döneminden sonra en
güçsüz dönemini yaşamaktadır. (3) Nikonov'a göre, Sovyet
ve Sovyet sonrası tecrübeleri neticesinde Rusya Korkunç
Ivan (Ivan Grozni) dönemi sınırlarına geri dönmüştür.
Tarihteki yöntemlere dayanarak jeo-strateji seçeneklerinden
birini seçen Rusya, birçok defa aynı sorunla karşılaşmıştır.
Bu seçimin doğruluğu sadece Rusya'nın gelişimi üzerinde
değil, aynı zamanda Azerbaycan dahil komşu ülkeler üzerinde
de etki yaratmaktadır. Bu durumda sorunun güncelliğini
göz önünde bulunduracak olursak, Rus kamuoyunun ve entelektüel
çevrelerin bu konudaki fikirlerine yer vermemizde fayda
var.
Esasen, Rusya'nın perspektif gelişimine dair üç önemli
yaklaşım bulunmaktadır. (4)
1. Batı yaklaşımı;
2. Avrasya yaklaşımı;
3. Batı aleyhtarı yaklaşım
Bu yaklaşımlar doğrultusunda üç jeopolitik seçim modeli
önerilmiştir:
1. Rusya bir Batı ülkesidir;
2. Rusya kendisine ait ve kapalı bir uygarlığa sahiptir;
3. Rusya batı-karşıtı dünyanın liderdir.
İlk önce Batılı yaklaşımla başlayalım. Bu yaklaşıma göre
Rusya'nın çıkarları Batının çıkarlarına ters düşmemelidir.
NATO'ya ve Avrupa Birliği'ne üyelik elde edilmelidir.
Rusya bu organizasyonların genişleme süreçlerine karşı
koymamalı ve Irak'a ve diğer "haydut devletler"e
yapılan müdahalelere tepki göstermemelidir. (5) Bu yaklaşımı
destekleyenlere göre; Batının yüksek ekonomik, askeri
ve teknolojik potansiyeli Rusya'nın seçimini belirlemesinde
etken olmalıdır. Diğer bir deyişle, Rusya güçlü devletlerin
yanında yer almalıdır.
Rus toplumunda batı yanlısı yaklaşıma karşı çıkan ve
Avrasya yaklaşımını savunan kesim, Rusya'nın karar verme
süreçlerinde sadece batı ve batı karşıtı seçeneklerinin
yer almasının yeterli olmayacağını savunmaktadır. Zira
dünya ekonomi hacminin ve nüfusunun yarısını barındıran
Asya'nın da göz ardı edilmemesi gerekir. Rusya'dan bu
bölgeye doğru atılacak herhangi bir adım istenen sonucu
verebilir. Avrasya yaklaşımına göre NATO ve Avrupa Birliği
dışa açılım yolunda gerçekçi olmayan seçeneklerdir ve
bu tarafa yönelindiği taktirde başarısızlık kaçınılmazdır.
Batı-karşıtı yaklaşımının temsilcileri ise, Çin, Hindistan,
diğer Asya ülkeleriyle ve ABD tarafından "haydut
devletler" olarak tanımlanan devletlerle yakın ilişkiler
kurulmasını, öte yandan Batı dünyası ile ilişkilerin koparılması
gerektiğini savunmaktalar. Bu yaklaşıma göre Batı dünyası
Rusya'nın zayıflamasına neden olan baş etkendir. Ancak
bu yaklaşımın gerçek dışılığı düşünüldüğünde Rus dış politikasına
en zarar verebilecek yaklaşımdır.
Batı-karşıtı dünyada Rusya'nın liderliği gerçekçi bir
hedef değildir. Rusya ve Çin'in stratejik ortaklığı henüz
bir ittifak anlamına gelmemektedir. Her ne kadar olabildiğince
tedbirli davranan Pekin yönetimi Amerikan politikasında
bazı noktalarda hayal kırıklığına uğrasa da, ABD ile daha
büyük çıkarlar adına çatışmaya girmemektedir. Çin'in Belgrad
Büyükelçiliği'ne isabet eden NATO roketlerine rağmen,
Pekin geleneksel ihtiyatlı tavrını elden bırakmamıştır.
(6)
Rusya Batıya karşı durduğu takdirde tahmin edilenden
daha fazla zarar görebilir ve özellikle Batıya olan mali
bağımlılığından dolayı sorun yaşayabilir. Bu da Rusya'nın
içerisinde ve dışarısında sağlamış olduğu istikrarın bozulmasına
neden olabilir. Batı ile olan çatışma, Rusya'da yalnız
zayıf bir ekonomi ve iç borçlanmanın artması anlamına
gelmekle kalmayıp, bu durum ekonominin felç olması olarak
da nitelendirebilir.
Avrasya'ya açılım, Rusya'nın önündeki fırsatları değerlendirmesini
ve dolayısıyla ülkenin gelişimini sağlayacaktır. Bu fırsatlar
Rusya ile dostane ilişkilerini geliştirmek isteyen devletler
ile bağlarını güçlendirmesine ve bölgede modernizasyon
faaliyetlerinin ilerlemesine sebep olarak ülkenin konumunu
güçlendirecektir.
Benim düşünceme göre, Rusya'nın geri kalmışlığı (yukarıda
belirtilmiştir), halkın komünist deneyimleri ve on yıl
süren reformlardan bıkkınlığı göz önünde bulundurulursa,
ülke için bir atılım beklemek zordur. Rusya sadece kendi
olanaklarına bağlı kalırsa, Batı ile arasındaki derin
farklılık artacaktır. Bunun nedeni petrol, gaz, metal,
tahta ve Rusya'nın doğal kaynakları olarak gösterilen
diğer ham maddelerin satış fiyatının bilgisayar programları
ve diğer ileri teknoloji ürünlerinden daha düşük olmasıdır.
Bu farklılık kısa vadeli kazançlar sağlayabilir ancak
daha sonradan ortaya çıkabilecek sorunlar daha derindir;
Rusya dünya mali kaynaklarının gerisinde kalmaktadır ve
en önemlisi halkın genelini aktif bir hayata yönlendiren
girişimcilik ruhu zarar görebilir (özellikle de yeni jenerasyon
üzerinde negatif bir etki yaratabilir).
Rusya ile yakın ilişkiler kurmak isteyen devletler diğerlerinden
daha fazla kazanç sağlamak istemektedirler. Başka bir
deyişle, Rusya'ya perspektif bir ortak olarak değil; yalnızca
"hibeci devletler" gözüyle bakan "alıcı
devletler" bundan çıkar sağlayabilir. Bu durum "Rusya-Beyaz
Rusya Birliği" için de geçerlidir. Tüm bu olumsuz
kışkırtmalar ile birlikte Avrasya seçeneği sonunda Rusya'yı
batı-karşıtı bir yöne doğru yöneltebilir.
Sonuçta, bu modelin Rusya'nın kalkınma perspektifine
hizmet ettiğini düşünen kafi miktarda taraftarı mevcuttur.
Konumu gereği Rusya Batının bir parçası olamaz, ancak
Batı-karşıtı bir yaklaşım içerisine de girmemelidir. Rusya
dünya piyasasında kendi kaynaklarıyla rekabet edemez.
Dış politikada soyutlama ve karşı karşıya gelme unsuru
kabul edilemez. Rusya mümkün olan en yüksek mertebede
dünya ekonomisine entegre olmalı, geniş çaplı yatırımları
çekmeli ve dünya piyasasında da rekabet katsayısını artırabilmelidir.
Rusya bu yükümlülükleri yerine getirebilme potansiyeline
sahiptir.
Bu modelin savunucularına göre Avrupa Birliği ve NATO
üyeliği konuları bir amaç olarak belirlenmelidir. Bir
bütün olarak, gerçekçi olmayan amaçlar doğrultusunda gerçekleştirilen
ve pragmatik sayılan başarısız eylemlerden sakınılmalıdır.
Batının ve Rusya'nın çıkarları ile ilgili olan bu konularda
işbirliği yapılabilir ve bu gereklidir. Öte yandan anlaşmazlıklarda
Rusya ulusal çıkarlarından ödün vermemelidir..
Görülebileceği gibi, göz önünde tutulan tüm modellerdeki
stratejik hedef Rusya'ya 21. yüzyılın önde gelen devletler
hiyerarşisinde istisnai bir konum vermek olsa da, bu doğrultuda
uygulanması gereken taktik önlemler oldukça çeşitlilik
göstermektedir. Esasında, Rusya'nın karşılaştığı sorun
çok karmaşıktır çünkü bu Batı ile olan çelişkileri yumuşatma
gereğini içerir, ki bu Rusya'nın elindekileri, devletin
ekonomik gücünü yeniden inşa etmek ve diğer yandan hedeflerin
ve bu hedefe ulaşılması amacıyla yatırım, kredi ve diğer
fırsatların geliştirilmesine yardımcı olabilir. Bu koşul
altında Rusya'nın batı ile ilişkileri olası bir şekilde
işbirliği düzeyindedir. Moskova ve Washington arasındaki
ilişkiler eşit bir işbirliği olarak düşünülemez, bunun
en azından bir sebebi taraflardan birinin (Rusya) "Soğuk
Savaşı" kaybetmesi ve diğerinin (ABD) kazanmasıdır.
Tarih şimdiye dek kazananlar ve kaybedenler arasında herhangi
bir eşit işbirliği ilişkisinin varlığını gözlemlememiş
ya da devam ettirmemiştir. (7) Eğer konuya bu bağlamda
yaklaşırsak, Rusya ve ABD arasında sadece işbirliği bağlarının
kurulması olasılığından bahsedebiliriz. İşbirliği için
pragmatik çıkarların kesişmesi yeterlidir. Örneğin, "Soğuk
Savaş" yıllarında ABD ve SSCB nükleer savaş tehdidinden
kaçınma, silahların kontrolü, kitle imha silahlarının
yayılmaması gibi konularda işbirliği yapıyorlardı. İşbirliği
daha geniş özelliklerle tanımlanmaktadır. İşbirliği yapmak
amacıyla taraflar arasındaki iç ve dış politikayı belirleyen
temel ilkeler üzerinde uzlaşmaya varılmalıdır. Bu jeopolitik
ve ekonomik özelliklere bağlı olan stratejik çıkarların
çakışması ya da yakınlığı anlamına gelir. Bu da stratejik
müttefikler tarafından üçüncü tarafa (taraflara) ilişkin
olarak genel siyasetin oluşturulması demektir. Ancak,
Rusya ve ABD arasında bu tür bir ilişki modeli henüz oluşturulmamıştır.
Bu açıdan bakıldığında, Z. Bjezinsky'nin sorusu güncelliğini
korumaktadır: "Rusya kimdir - bir müttefik mi, müşteri
mi yoksa kaybeden bir düşman mı?" (8)
Rusya-ABD ilişkilerinin gerçek koşulu çıkarlarının çakışmamasıdır.
Zaten 1996-1997'de (NATO'nun genişlemesinin tartışıldığı
dönem), Kasım 1997 - Mart 1998 dönemi (Irak krizinin olduğu
dönem) ve 1999'un bahar-yaz dönemi (Kosova krizi) esnasında
Rusya'nın çıkarları ABD'nin çıkarları ile çakışmaktaydı
ancak Rusya sorunların ABD planları çerçevesinde şekillenen
senaryolar dahilinde çözülmelerini kabul etmek zorunda
kaldı. (9) Sonraki yıllarda Rusya'nın bu çizgisi devam
etti. Ancak, Washington'un 13 Aralık 2001'de, 1972 tarihli
ABM (Anti-Balistik Füze) Anlaşması'ndan tek taraflı olarak
çekilmesi taraflar arasındaki gerginliği arttırdı.
ABM Anlaşması iki devlet arasındaki ilişkilerin gerginleşmesine
yol açan tek neden değildir. Bunun yanı sıra ABD ve Rus
çıkarlarının çatıştığı altı jeopolitik bölge mevcuttur:
Baltık Ülkeleri. ABD, Litvanya,
Letonya ve Estonya gibi eski Sovyet Cumhuriyetleri'nin
NATO'ya entegrasyonuna destek vermektedir ve organizasyonun
Kasım 2002'deki Prag Zirvesi'nde bu devletlerin NATO'ya
kabul edilmesi kararında kesin bir rol oynamıştır. Öte
yandan Rusya, NATO'nun genişlemesini (özellikle eski Sovyet
cumhuriyetleri yönünde) kendi ulusal güvenliğine dönük
en büyük tehditlerden birisi saymaktadır.
Çevre Ülkeler. Rusya, Beyaz Rusya
ve Ukrayna ile en azından siyasal bakış açısından maksimum
yakınlık kurma ile ilgilidir. ABD'nin çıkarları ise Rusya'dan
bağımsız bir Ukrayna'nın varlığı yönündedir. ABD Dışişleri
Bakanlığı Rusya ve Beyaz Rusya'nın birleşmesine yönelik
aleyhte tutumunu belirtmiştir. Washington, birleşmeye
yönelik her adımın eski Sovyet sınırları içersinde yeni
bir entegrasyon süreci tehdidini artıracağının farkındadır.
Balkanlar. Yugoslavya'nın NATO tarafından
1999 yılında bombalanması ve Miloseviç rejiminin yıkılması
Rusya'nın bölgedeki etkisini azaltmıştır. Rusya'nın geleneksel
nüfuz alanı olan Balkanlarda Rusya bugün olup bitenleri
edilgin bir şekilde izlemektedir. Kosova sorununun askeri
güç kullanılarak çözülmesi bazı Rus çevrelerinde, Rusya'nın
kriz zamanlarında ABD'nin öncülük ettiği askeri-siyasal
baskılarla karşılaşabileceği fikrini doğurmuştur.
Güney Kafkaslar ve Hazar Bölgesi. ABD ve
Rusya arasında gaz ve petrol rezervleri ve bunların dünya
pazarlarına ihracı ile ilgili olarak ciddi bir mücadele
mevcuttur. Bilindiği gibi, Moskova, Batıya olan petrol
sevkıyatının Rus toprakları üzerinden yapılmasını savunurken;
Washington alternatif güzergahların kullanımdan yanadır.
ABD, petrolün Hazar Denizi'nin Azeri bölgesinden Bakü-Tiflis-Ceyhan
Boru Hattı üzerinden Akdeniz'e sevkıyatını çıkarlarına
daha uygun görmektedir. Rusya'nın Lukoil şirketi hattın
inşaasından sorumlu sponsor gruba katılmamış ve "Asrın
Sözleşmesi" ile elinde bulundurduğu yüzde 10'luk
hissesini Azerbaycan Operasyon Şirketi'ne (AIOC) satma
yönündeki niyetini Kasım 2002'de belirtmiştir.
Orta Doğu. ABD ve Rusya bu bölgede işbirliği
yapmakla beraber potansiyel rakip durumundadırlar. Rusya'nın
enerji çıkarları Irak üzerine kuruluydu ve Bağdat'ın Rusya'ya
yedi milyar dolar borcu vardı. Fakat ABD'nin Irak'ta rejimi
yıkması, varolan borçların ödenmesi problemini ortaya
çıkarmıştır. Kurulmakta olan yeni rejim ise eski borçların
ödenmesinden çok uzaktadır. Bununla beraber bölgenin diğer
önemli bir devleti olan İran üzerinde çatışan ABD ve Rus
çıkarlarının dış politikaya yansımaları ise çok açıktır.
Uzak Doğu. Rusya, Çin ile uzun vadeli işbirliği
ilişkileri kurmaya çalışmaktadır. Tayvan sorunu Rusya
tarafından Çin'in iç meselesi olarak görülmektedir. ABD
ise bunun tam zıttı bir politika izlemektedir. Rusya'nın
Çin ile olan askeri işbirliği ABD'nin Tayvan ile olan
yakın bağlarıyla dengelenmektedir. Çin'in güç kullanarak
Tayvan sorununu çözme girişimleri, ABD ile karşı karşıya
gelmesine yol açabilir.
Sonuçta, ABD ve Rusya arasındaki mevcut anlaşmazlıkları
artırabilecek çok sayıda neden vardır. Bu sebeplerin sadece
bir araya gelmesi bile Rusya'nın Batı -özellikle de ABD-
ile entegrasyonuna engel olur. Bu anlamda Rusya'nın Batıyla
tam bir entegrasyonu olanaksızdır. Bu bakış açısı, Rusya'nın
NATO'ya olduğu kadar Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunda
iyimser öngörülerde bulunulmasını mümkün kılmıyor.
Elbette, Rusya'nın NATO ve AB'ye girişi yönünde bazı
fikirler ileri sürülmektedir. Mart 2000'de Rusya Başkanı
V. Putin'in Rusya'nın NATO'ya katılmaya hazır olduğu hakkındaki
beyanatından sonra, eski ABD Başkanı B. Clinton, Portekiz'de
yapılan ABD-AB Zirvesi'nde Rusya'nın NATO ve AB'ye girişi
konusunda kapıların kapanmaması gerektiğini söyledi. Fakat
bu yönde ciddi bir adım da atılmamıştır ki Putin'in "Rusya'nın
NATO'da beklenmediği" yönündeki açıklaması da tesadüf
değildir.
Mayıs 2000'de AB Başkanı Romano Prodi topraklarının çoğu
Asya'da olan ve kültürü Avrupa ülkelerinden farklı ve
kendi gelenekleri olan Rusya'nın AB yapısına dahil edilmesinin
çok karmaşık (aslında olanaksız) bir konu olduğunu söylemiştir.
Rusya'nın NATO ile ilişkilerinin sınırları Mayıs 1997'de
Paris'te ve Mayıs 2000'de Roma'da imzalanan anlaşmalar
tarafından sağlanmıştır. (10) İlkinde, Ortak Daimi Konsey
(JPC) kurulmuş, ikincisinde ise "Yirmiler Komitesi'nin"
temeli atılmıştır. Ancak, her iki durumda da Rusya'nın
NATO'nun herhangi bir sürecini etkileme fırsatı yoktur.
En azından, Rusya'nın bu organizasyonun kararlarının herhangi
birini veto etme hakkı yoktur.
Çok önemli eski bir devletin varisi olan Rusya daha çok
bir Asya devletidir ve ABD ve Batı ittifakının lider devletlerinin
çıkarlarıyla uyuşmayan parametreleri vardır.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
1. Senchagov V. Economic Security As a Basis of Provision
of the National Security of Russia. Economic Issues, No:
8, 2001.
2. Smolin O.N. Russia in the Global World: Answers to
the Challenges of New Century ("Round table").
International Life, No: 7, 2001.
3. Nikonov V.A. Political Panorama of 21st Century. International
Life, No: 6, 2001.
4. Ibid, s.12.
5. Ibid, s.12.
6. Pushkov A.K. Russia in the New World Order: Near the
West or With Its Own? International Life, No: 10, 2000.
7. Nasirov E.Kh. USA and the World After September 11.
Baku, 2003.
8. Kortunov S.V. Russian-American Partnership and 21.
Challenges. International Life, No: 4, 2002.
9. Pushkov A.K., s. 34.
10. Grushko A.V. Russia-NATO. It seems "Twenty"
has started working. International Life, No: 7, 2002.