Siyasal sistemler kendi içerisinde temel aldıkları
ideolojilere göre değişen bir dizi bağıtlar ve karmaşıklıklar
barındırır. Burada, 19. yüzyıl ve 20. yüzyılda ortaya
çıkan önemli devinimler ve beklenmedik gelişmelerle 21.
yüzyıla geçiş yaparken yine yeni değişimlere ve yapılanmalara
da tanık olunmaktadır. Yeni yüzyıl da, dünyanın karmaşık
ve çalkantılı yapısının orta vadede de devam etmesi, küresel
siyasi ve ekonomik dengelerin kurulmasında çok farklı
değişim süreçlerini de beraberinde getirmektedir. Ekonomik
ve siyasi açıdan yeniden yapılanan ve yeni güç denge aktörü
olma yolunda olan Avrupa Birliği (AB), planlı gelişimiyle
20. yüzyılı geride bırakırken, son on beş yılda yaşanan
siyasi değişimleri de minimum düzeyde kararsızlıkla karşılayarak,
yapısal değişimini kısa zamanda belli bir yörüngeye oturtabilmiştir.
Bu kararlılık en azından planlama açısından tamamlanarak
disipline edilebilmiş, bunun sonucu olarak da başta Genişleme
Politikası olmak üzere önemli kazanımlar için fırsat yaratmışlardır.
1985 yılında Avrupa'da Doğu Blokuna üye devletlerde
başlayan hareketlenmeler, 1989 yılında Berlin Duvarı'nın
yıkılması ile bunu izleyen Varşova Paktı çözülmeleri,
Kıta Avrupa'sında Doğu ve Batı ayrılığı ve siyasi uzaklığı
sona erdirmiştir. SSCB'nin varisi olarak Rusya Federasyonu
(RF), Doğu Avrupa ve Asya kıtasında geniş bir coğrafyada
tarihsel olarak büyük olmaya mahkum bir güç (1) ve önemli
ekonomik zenginliklerle çok yönlü stratejik konuma sahip
bir ülke durumuna gelmiştir (2).
Bu çalışma, ilk önce Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra,
Batı Avrupa'da gerçekleştirilen yeniden yapılanmayı
tarihsel gelişimi içinde etki alanlarını da içererek,
değişimin beraberinde gelen yakınlık ve uzaklıkları
da açıklamaya çalışmaktadır. Ardından ilk olarak AB
ile SSCB arasında 1989 yılında imzalanan Ticari ve Ekonomik
İşbirliği Antlaşması; ve bunu takiben 19 Ağustos 1991
günü Moskova'da yaşanan politik değişim sonucu bağımsızlığını
ilan eden Rusya Federasyonu ile AB arasındaki ilişkilerin
bölgesel gelişimini, stratejik ve ekonomik açıdan değerlendirmektedir.
Burada ortaya konulmak istenen amaç, bu iki büyük güç
arasındaki ilişkilerin, başta kendi iç ve dış politikalarına
ve bunlara bağlı gelişimlerine ve daha sonra da bölgeye
ve global politikalara etkilerini; Avrupa, Doğu Avrupa,
Orta Asya ve Asya ülkelerinin ekonomik değişim süreçlerine
etkilerini incelemektir.
1 . Rusya Federasyonu'ndan ''Zapadnik'' (3) Politikalar
20. yüzyıl başlarında değişen siyasi dünya için önemli
olaylardan biri de, Rus Çarlığı'nın sona ermesiyle yerine
Rusya'da sosyalist devlet anlayışını kuran Büyük Ekim
Devrimi'dir (4). Çarlık Rusyası'nın yerini 20. yüzyılın
başında alan Sovyetler Birliği, çok uluslu bir yönetimle
sosyalist rejimi çok geniş bir coğrafyada ve ilk kez
Asya'da kurdu (5).
Sosyalist felsefe temellerine dayalı politik düşünceler
bu kez Avrupa'dan K.Marks ve F.Engels'in uzun süreli
felsefi - iktisadi - devlet idaresi - siyasal rejim
- sosyal düzene ilişkin net ve ayrıntılı çalışmalarından
esinlenerek Rusya'nın da içinde bulunduğu Sovyetler
Birliği'nde devrimi yapan ve iktidara hakim kişiler
tarafından yeni bir uyarlama ile uygulamaya konmuştu.
Temelde K.Marks tarafından Kapital'de ortaya konulan
Mülkiyet değişimi - Kapitalizmin eleştirisi - Üretim
modeli ve Kaynak kullanımı - Eşitlik - Proleterya'ya
ilişkin görüşlere uyum gösterildi. Bu uyum İkinci Dünya
Savaşı'na dek dikkatle uygulanmaya çalışıldı. Ancak
merkezi idarenin getirdiği bürokrasinin hantal yapısı
hem ekonomide, hem de siyasette durağanlık oluşturmaya
başlarken, proleter sınıf ile Komünist Parti'nin ileri
gelenleri ve Rus intelijensiya arasında da karmaşık
bir ilişkiler sorunu da oluşmuştu.
1917'den 1991 yılına dek çeşitli farklılıklar yaşanmıştır;
devletin kapitalist yapısından totaliter rejime, teknik
devrimden tarımsal yeniliklere kadar bir çok sahada,
çok doğru ve çok yanlış siyasi kararlarla Sosyalist
rejimini koruyan Sovyetler Birliği, lider olarak Varşova
Paktı'na üye olan birçok Doğu Avrupa devletinin, ekonomik-askeri-siyasi
olarak Batı'ya karşı kendi safında yer almasını sağladı.
Bu süreç dahilinde -Soğuk Savaş dönemi de dahil olmak
üzere- Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler devam etmekteydi.
Ancak kültürel, siyasal, savunma silahları ticareti,
ekonomi ve ticari sahaları içeren bu ilişkiler, oldukça
mesafeli ve temkinli ilişkilerdi.
SSCB'nin kendi Ekonomik Birliği, merkezi Moskova'da
bulunan ve SEV (6) adı verilen kurumun çatısı altında
oluşturuldu. Üye devletlerden oluşan bu birliğin kullandığı
para birimi Ruble idi. Ruble, 1960'lı yıllardan 1990'a
dek resmi kur olarak, 0.60 Amerikan Doları'na eşitlenmişti.
(7) Ruble'nin konvertibl olması ciddi bir hataydı. Diğer
bir hata ise, SSCB başta olmak üzere ticarete konu olan
pek çok ürün ve malın takas şeklinde alım-satımıydı.
Son toplantılarını Nisan 1991'de gerçekleştiren kurum,
Ağustos 1991'den sonra tekrar sadece tasfiye ve borçların
hesaplanması için toplantılar yaptı; Moskova'da SEV'le
özdeşen özel bir mimari örneği olan dev bina ise özelleştirme
kapsamına alınarak satıldı ve bir iş merkezine dönüştürüldü.
Sınıfsız toplum, herkese eşit yaşama ve çalışma hakları,
sosyal güvencenin devletin kontrol ve teminatında olmasıyla
radikal anlamda bir siyasi ilki gerçekleştirme ideallerine
sahip ve 1917'den başlayarak dönem dönem çok farklı
sapmalar gösteren Ekim Devrimi, 1990'a dek birçok kez
deformasyona uğramış olarak geldiğinde artık bitişini
de kendi yönetsel krizleri sonucunda 1991'de ilan etmek
zorunda kaldı (8).
SSCB, Lenin ile başlayan; Stalin, Kruşçev ve Brejnev'in
Genel Sekreterlikleriyle devam eden uzun dönemli yönetim
yapılarıyla 1980'lere dek süregelmişti. Kremlindeki
"kaleydoskop yönetim" (9) anlayışı, Brejnev'in
ölümünden sonra sona erdi. Brejnev'den boşalan SBKP-MK
(10) Genel Sekreterliği'ne seçilen Andropov, bu görevi
14 ay sürdürebildi. Andropov'un ölümü ile boşalan Genel
Sekreterliğe Çernenko getirildi. Çernenko ise bu görevi
12 ay yapabildi. Çernenko'dan boşalan göreve seçilen
aday ise Gorbaçov'du.
Gorbaçov, 1985 yılında Genel Sekreterliğe gelir gelmez
SBKP'nde değişim programları uygulamaya koydu. "Perestroyka",
Bolşevizm ideolojisinin, Lenin'in kurduğu modifikasyonun
Stalinizm'le deforme edilmesindeki çarpıklığı düzeltmek
amacıyla ve çağın gereklerine uygun insan haklarına,
bireyin özgürlüğüne, SSCB'nin dünya devletleri ile açık
bilgi alışverişine, ulusları oluşturan tüm toplum ve
etnik grupların sadece SSCB vatandaşı değil, bir dünya
vatandaşı olma hakkına ve ulusların demokratik şeffaflık
gibi hedeflere ulaşabilmesi için SSCB'de bir sosyal
politika olarak uygulanmaya konmuştu. Bunlarla beraber
dış politikada da Perestroyka'nın uzantısı olarak uluslararası
anlaşmalar peş peşe imzalanmaya ve içeriğindeki maddelerin
uygulanması taahhütlerinde bulunulmaya başlandı.
Gorbaçov, 1990 yılının baharında SSCB'ye bağlı cumhuriyetlere
SSCB'nin temel yasalarında değişiklik yapmayı ve 1922'de
düzenlenmiş olan mevcut anlaşmaya esneklik getirmeyi
önerdi (11). Batı Almanya'nın talebi ve Gorbaçov'un
kabulüyle Doğu Almanya'da bulunan SSCB'nin askeri gücünün
Rusya'ya çekilmesine karar verildi. Bu karar, resmen
Brejnev Doktrini'nin sona ermesidir. Orta ve Doğu Avrupa'daki
bağımsızlık kararları bu kez bir çorap söküğü gibi SSCB'de
de yaşanmaya başlandı ve 1991 yılının son aylarında
Sovyetler Birliği fiilen sona erdi.
Bugünkü duruma bakınca bünyesinde 18 Cumhuriyet (Rusya
dahil), 6 otonom cumhuriyet, 11 otonom bölge ve 49 eyaleti
bulunan Rusya, 148 milyon nüfusla büyük çaplı bir federatif
yapıya sahiptir. Bu da Rusya'nın iç ve dış ilişkilerinde
ne denli hassas bir yapıda olduğunun bir göstergesidir.
Çok dinli ve karma etnik yapılı geniş bir coğrafyada
zengin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini -bunların
çıkarılması, işlenmesi, dünya piyasasında arz-talep
dengelerinin sağlanması ve ihracatı- bir arada tutabilmek
için Rusya, iç istikrarı sayesinde, hem içeriye hem
de dışarıya karşı güçlü ve istikrarlı görünmekte ve
dış ilişkilerinde aktif politika izleyerek hem siyasi,
hem de global ekonomi dünyasında pazar kaybetme riskini
minimize etmektedir.
2 . Avrupa Birliği'nden Avrupa'nın Birliğine
Siyasal tarih sürecinde, 20. yüzyıla damgasını vuran
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ve sonrasındaki gelişmeler,
21. yüzyıl kıta Avrupa'sının yeniden yapılanmasına neden
olmuştur.
Dünyanın en gelişmiş dört ülkesinin yer aldığı ve ekonomik
gelişmişlik düzeyi olarak da birinci sırada yer alan
Kuzey ve Batı Avrupa'yı değişime zorlayan özellikle
2. Dünya Savaşı sonrası süreçtir. İkinci Dünya Savaşı
sonrasında bir yığıntı-kalıntı haline gelen Avrupa,
ABD'nin Marshall Planı (12) olarak adlandırılan finansal
destek programı sayesinde yeniden yapılandırılmıştır
(13).
Amerikan yardımı sayesinde, ekonomik, teknik yapısını
kısa sürede yeniden yapılandırma fırsatı elde eden ve
gelişimini tamamlayan Avrupa, siyasi geleceğini de aynı
hızla programlamaya yine bu dönemde başlamıştır. Almanya
dışında kalan gelişmiş Batı Avrupa devletleri, 1940'ların
sonunda olası bir üçüncü dünya savaşı tehdidinden korunmak
ve Avrupa'da sürekli barışın sağlanması amacıyla 'Ortak
Hareketi'n zorunluluğuna dikkat çekerken, Fransa Dışişleri
Bakanı Robert Schumann bu dileği bir çalışmaya ve bunu
da bir çağrıya 9 Mayıs 1950'de dönüştürmüştür (14).
Kıtayı ağır hasarlar altında bırakan dünya savaşları
ile sosyal ve ekonomik çöküntüleri de yaşayan Avrupa,
diğer yandan Almanya'da demokrasi ile iktidara gelen
Nasyonal Sosyalistler'in sonsuz ihtiraslarına da tanıklık
etmiştir. Gelişmiş Batı Avrupa ülkeleri, gelecekte benzer
yıkımları, karmaşaları yaşamamak amacıyla ilk 'Ortak
Hareket' kararını 'kartelleşme' ile aldılar ve Avrupa
Kömür ve Çelik Topluluğunu (AKÇT) (15) kurarak ekonomik
birlikteliğe ilk adımı da atmış oldular. Böylece savaş
zamanında gerekli olan temel hammaddeler konusunda ilk
oluşum gerçekleşti. Soğuk Savaş döneminde de sadece
askeri-siyasi olarak değil, daha çok ekonomik gelişmişliğe
önem vererek gelişimine devam eden Batı Avrupa, gelişimini
farklı işbirliği sahalarında değişik isimler (16) altında
sürdürmüştür.
Küreselleşen dünyada ise kendi "Bölgesel İşbirliği'ni"
üç aşamada gerçekleştirme kararına vardılar. Bu aşamalar,
ilk etapta Avrupa kıtasında sağlanacak bir güvenli bölge
olması bakımından Coğrafi birlik, ikinci aşama güç dengelerinin
birleştirilmesi ile Ekonomik Birlik ve Parasal Birlik,
üçüncü ve son aşama ise tek bir idari yapı altında kendi
kurallarının rahatça uygulanabileceği bir demokratik
platformda oluşturulacak Siyasal Birlik'tir. Avrupa
Birliği (AB), bugün, 15 üye devletten oluşan ve geleceğe
ilişkin tüm çalışmalarını programlayan, en azından kendi
kıtasında barışı korumak, ekonomik ve sosyal ilerlemeyi
pekiştirmek amacı ile bir araya gelmiş bir birliktir.
2000 yılına gelene dek coğrafyada, ekonomide birlik
aşamalarını geçen AB, artık parasal birliğin düzenlenmesi
ve uygulamasında ortaya çıkan sorunları gidermek ve
Euro'nun istikrarı için çaba sarf etmektedirler. Bugünkü
AB, son aşaması olan Siyasal Birlik'te ise bir dizi
yasal çerçeveler onaylanmakla beraber önemli uluslararası
krizlerde sıkıntılar yaşanmaktadır.
Özellikle Yugoslavya krizi ile başlayan 'farklı yaklaşımlar'
süreci, 11 Eylül ve ABD'nin Irak operasyonu krizleri
ile devam etmektedir. Siyasal Birlik'i zorlayan bu uluslararası
krizler, AB'ni yeni karar ve çözümleri beraberinde getirmeye
zorlamaktadır (17).
3 . Rusya ile Avrupa Yakınlaşması
31 Mayıs 2003 günü St. Peterburg'un kuruluşunun 300.
yılı kutlamalarında Rusya, AB ile bir zirve toplantısı
gerçekleştirdi. Bu zirvede Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması
(18) ele alınmıştır.
Ortak Ekonomik Alan oluşturma konusunda başlayan diyalogda,
Rusya'nın nükleer güvenliğinin devamı, Dünya Ticaret
Örgütü'ne üyeliği, çevrenin korunması konusunda bir
dizi tedbir alınması, Uluslararası Denizcilik Örgütü'ndeki
Çerçeve Anlaşmasının genişletilmesi, Galileo/Glonass'un
teknik ve politik işbirliği olanaklarının gözden geçirilmesi
konuları ayrıntılarıyla görüşüldü.
AB ile Rusya arasında "Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması
(OIA)" na ilişkin ilk görüşmeler 1992 Kasım'ında
başladı. AB ile RF arasında temelde ilişkilerin özünü
oluşturan OİA, Rusya'nın Avrupa ile geniş bir işbirliği
içerisinde bulunmasına ve entegrasyon sürecine katkı
yapmasına yardımcı bir anlaşma niteliğindeydi (19).
İlişkilerin hızla olumlu yönde gelişeceği beklenirken,
Haziran 1993'te Rusya Kopenhag kararlarını imzalamayı
reddetti. Bu tutum karşılıklı ilişkilerde ani bir soğukluk
yarattı. Rusya'nın reddetme sebebi, Rusya'da dış ticarete
konu olan yerli malların, devlet ticaret sistemi dışında
başka koşul ve kurallarca değerlendirilmesinin söz konusu
olmasıydı.
a. Bölgesel İşbirliği
Maastricht Anlaşması ile Avrupa kıtasında yeni değişimleri
getiren AB için umulmadık bir fırsat çıkıverdi: SSCB'nin
dağılma süreci. Artık AB sadece kendine üye ülkeleri
olduğu kadar eski Doğu Bloku üyesi ülkelere de yakın
ilgi gösterdi. AB'nin mevcut durumdaki Genişleme Politikası
radikal olarak değişime uğradı. Artık AB, sadece Batıda
değil, Orta ve Doğu Avrupa'da etkin olma politikalarını
başlatmıştı.
TACIS (20), AB ile Yeni Bağımsız Devletler (NIS) (21)
ve Moğolistan arasında, ekonomik ve siyasi bağlantıların
sağlam, olumlu ve uyumlu gelişmesi amacıyla uygulamaya
konulan geniş kapsamlı teknik bir programdır. Bu yardım
programı, ekonomik gelişmişliğin artması ve politik
özgürlüklerin genişlemesine bağlı olarak, toplumun gelişmesini
hedefleyen ve AB ile ilişkilerini geliştirmek üzere
işbirliğine hazır olan ülkelere verilir.
TACIS, aynı zamanda demokratik yapılanma ve piyasa
ekonomisine dönüşüm kolaylığı için onaylanan projelerle
beraber üretime yönelik yatırımlarda know-how'ın kullandırılmasını
destekleyerek karşılıksız finans fırsatları da sağlamaktadır.
Rusya'nın 1991 yılından 1999'a dek kullandığı tutar
aşağıdaki tabloda Euro cinsinden verilmiştir.
Tablo 1. TACIS fonlarının 1991-1999
yıllarında ülkelere göre dağılımı
(€ milyon)
* Devletlerarası
nükleer güvenlik ve karşılıklı sınırların korunumu programını
kapsar.
** EBRD Bangkok Kolaylığı, Ortaklık ve Koordinasyon
Programı, Uluslararası Bilim ve Teknoloji Merkezini
kapsar.
*** Destek Programı, ülkeye önerilen programın
uygulanması için sağlanır. Koordinasyon Bölümlerini,
Haberleşme, İzleme ve değerlendirmeyi kapsar.
**** Demokrasi Programını ve STAP-Liikanen kolaylığını
kapsar.
Kaynak . www.ebrd.org
Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere, AB, kendi
koordinasyonunda olan, ancak bağımsız bir banka gibi
faaliyet gösteren EBRD'nin en geniş kapsamlı Teknik
Yardım Programı (TACIS)'dır. Bu özel program ile, Rusya'ya
ayrı bir önem verildiği gözlenmektedir. Desteklediği
projeler hem ekonomik, hem de sosyal ve kültürel gelişimi
içermektedir. Projeler bazında sağlanan finansman, Bölgesel
Uyum Programları çerçevesinde, kentlerin renovasyonuna,
eğitimin çeşitlendirilmesine ve kültürel değerlerin
korunmasına dek geniş bir yelpazede kullanılmaktadır.
Son değişimleri ile TACIS'in başlıca destek verdiği
konular; Kurumsal, Yasal ve Yönetim Reformlarının desteklenmesini
içerir. Bunlar:
1. Ekonomik Kalkınma Yardımı ve Özel Sektörün desteklenmesi,
2. Geçiş dönemi Sosyal uzlaşının sağlanması için Belirleme
Desteği,
3. Nükleer Güvenlik (22) tir.
b. Ekonomik İşbirliği
1989 yılında Doğu Blokunda çözülme süreci başladığında,
AB henüz kendi çerçevesini yenilemekle meşguldü. Dağılma
sürecinde seri halde çözümler üreterek, hızla gerekli
komisyon ve kurumları kurdu. AB bünyesinde, Avrupa'da
ortaya çıkan yeni bağımsız devletler için iki farklı
görüş ağırlıklı olarak ortaya çıktı. Bunlardan birincisi,
bu ülkelere AB'nin sosyal ve finansal yardım sağlayarak
global dünyada kendi gelişimlerini sağlayabilmesi, AB'ye
başta insan göçüne engel olmak üzere, daha başka sorunları
kendi sınırları dahilinde çözmelerine yardımcı olmak
fikriydi. İkinci görüş ise bu ülkelere maddi destek
yerine sadece belli konularda danışmanlık gibi fikri
yardım sağlamak ve AB'nin maddi kaynaklarını kendi üye
devletlerinin kendi kurumlarını ve sıradaki sosyal gelişme
çizgilerini netleştirmek için kullanması gerektiği fikriydi.
İkinci görüşü destekleyen en önemli konu işsizlik oranları
ve ekonomide resesyonun artarak devamı tehlikesinin
büyümesiydi. AB ortalamasında işsizliğin % 7-8 aralığının
daha da azaltılması için çalışmaların devam etmesi isteniyordu.
Sonuç olarak, uzun görüşmeler sonrası her iki görüş
harmanlanarak Avrupa'daki yeni bağımsız devletler için
maddi desteğin sıkı koşullara bağlanmasına ve üretim
yatırımlarının yenilenmesi gibi istihdamı artırıcı girişimlere
olanak sağlanmasına karar verildi. Kısaca bunlar, eğitim
ve teknik açıdan disipline edilmiş eski Doğu Blokuna
üye ülke vatandaşlarının yeni dünyanın çalışma ve yaşam
koşullarına göre bilgilendirilmesi, üreten ve çalışan
işgücünün kendi mevcut konumunda daha iyi koşullarda
çalışmalarına devam etmesi, iş ve işçi göçlerinin önlenmesi
ve üretime yönelik teşviklerin artırılması şeklinde
biçimlendi.
AB'nin yenilenen politikaları çok yönlüdür; sosyal
politikalarla birlikte finansal kaynaklar ve ülkeler
için bir dizi reform taleplerini dahi planlamışlardır
(23). Bunlar içinde ekonomik dengenin sağlanması konusunda
yeni bir finans kurumu olarak Avrupa İmar ve Kalkınma
Bankası (EBRD) kurulmuştur.
EBRD, 1991 yılında AB'ye üye ülkeler tarafından dağılmakta
olan Doğu Blokuna üye ülkelerde piyasa ekonomisine geçişi
kolaylaştırmak, özel girişimi desteklemek, çok partili
demokrasi prensiplerinin oluşabilmesi, varolan kültür
değerlerinin korunması, kent yaşamının modernizasyonu
ve aynı zamanda çevrenin endüstriyel kirlenmeden korunması
için çeşitli kanallarla programlar geliştirerek finansal
yardımlar sağlamak amacıyla kurulan kalkınma ve yatırım
bankasıdır. Geçiş ekonomisi olarak adlandırılan Orta
ve Doğu Avrupa'da yeni bağımsız devletler ile Bağımsız
Devletler Topluluğu'na (BDT) üye devletler, EBRD'nin
çalışma ve planlama alanını oluşturmaktadır.
EBRD'nin asıl amacı, bu devletlerde, sosyalist rejimde
oluşturulan ekonomi-devletinin, ekonomideki yerini daraltmak
ve kapitalist çalışma ve üretim yapısını kurmaktır.
Bu nedenle bireysel gelişimi teşvik ederek girişimciliğin
özendirilmesi, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin oluşturulması
için finansal destek sağlanması, çalışan ve üreten kadınların
özel teşviklerle serbest girişime özendirilmesi, üretime
yönelik teknik eğitime destek verilmesi, kentlerdeki
altyapının iyileştirilmesi, ülkedeki ulaşım hizmetleri
ile ilgili yatırımların yenilenmesi için bir dizi program
uygulamaya konulmuştur.
EBRD, geçiş dönemindeki 27 ülkeye yapısal ve sektörel
ekonomik reformların yerine getirilmesinde, rekabetin
güçlendirilerek artmasında, özelleştirme ve girişimciliğin
gelişmesinde, yasal sistemlerin ve anayasal rejimlerin
oluşmasında, ticaretin yasalarla serbestleştirilmesinde
ve özel bankacılık - finans kurumlarının oluşmasında
yardımcı rol üstlenmektedir.
EBRD ile Rusya arasında 1992'de başlayan ilişkiler,
her geçen yıl yapılan anlaşmalar ve uygulanacak (imzalanan)
projelerin artmasıyla devam etmektedir. 31 Aralık 2000
tarihi itibariyle EBRD'nin Rusya'da imzaladığı proje
sayısı 104'tür. Pay sahibi olarak veya olmayarak 3.3
milyar € ile proje anlaşmalarına finansman desteği sağlanmıştır.
Bu projelerin toplam bedeli 11.3 milyar €'dur. EBRD
proje finansmanında uzun vadeyi tercih etmektedir.
Özellikle SSCB döneminde kurulan nükleer santraller
ve araştırma laboratuarları, biyokimya laboratuarları,
kimyevi maddeler ve sanayiinin halen işlerliğinin koruması
ile bunların zararlı atıklarının temizlenmesi geniş
ölçekli bir sorundur. Bu nedenle EBRD tarafından finanse
edilen projelerde çevre öncelikle dikkate alınmakta,
korunmakta ve doğanın kirlenmesine, tahribatına engel
olunmaktadır. Bu sorunlara EBRD ile birlikte pek çok
uluslararası kuruluş da çözümler aramaktadır.
31 Aralık 1992 tarihi ile 1999 dönem sonu itibariyle
Rusya'da yapılan yatırım anlaşmaları ile EBRD'nin imzalanan
toplam yatırım anlaşmaları içindeki yeri % 19.7'dir.
Rusya'da hem özel şirketlere hem de kamu kurumlarına
EBRD'nin teknik yardım fonlarından farklı ölçeklerde
finansal destekler sağlanmaktadır. Bu destek ve yardımların
büyük bir kısmı karşılıksızdır.
c. Stratejik İşbirliği
Rusya ile AB arasındaki ilişkilerde ekonomi kadar politik
ve coğrafi konuma ilişkin gelişmeler de önemlidir. Hatta
zaman zaman bu gelişmeler daha kritik bir durum ihtiva
etmektedir. Bu nedenle, bu aşamada sorulacak soru: Rusya,
AB ile nasıl bir ortaklık planlamaktadır? Burada öncelikle
Rusya'nın uygulamaya çalıştığı stratejiyi ve AB yaklaşımına
bakmak ve ardından da aktörleri ve soruları çaprazlama
yer değiştirerek incelemek gerekmektedir.
SSCB'nin dağılması Batılı ülkeler için tam bir karabasandır.
Stratejik silahların hangi topraklarda konuşlandırıldığı
bilinse de, politik denetimin hangi ülkede olduğu konusunda
büyük şüpheler vardır. Herhangi bir iç savaşta nükleer
tehdit söz konusu olabilir miydi? Ayrıca, Avrupa'da
nükleer güçlere sahip olan ülke sayısının artma tehlikesi
başlamıştı. Diğer bir tehlike ise kontrol dışı nükleer
madde, silah üretimi ve satışı ile ilgili endişelerdi.
SSCB'de 100.000 dolayında bilim adamı ve teknisyen
silah sanayiinin üretiminde çalışıyordu. Bu riskler
ve benzeri olası tehlikeler başta Avrupa olmak üzere
diğer gelişmiş ülkelerin, SSCB sonrasında bağımsız ülkelerle
yakın ilişki kurmasına ve bu ülkelere yardım yapmaya
zorluyordu. Bunlar arasında Rusya Federasyonu, hem SSCB'nin
varisi hem de geniş coğrafyadaki doğal zenginliği, askeri
gücü, savunma sanayiinin gelişmişliği, eğitimli yüksek
nüfusuyla en çok ilgiyi çeken ülkeydi.
c.1. AB'nin Stratejik Hedefleri
Savunma sanayiine diğer gelişim faktörlerinden çok
daha fazla pay ayıran SSCB'nin resmi varisi olan Rusya
Federasyonu'nun askeri gücünün çok farkında olan AB,
açıklıkla bu olası 'askeri tehdit'in uzlaşmalarla çözümlenmesini
gerektiğini ifade etmektedir. Bu amaçla da gereken ilgi
ve yardımı Rusya Federasyonu'na göstermektedir.
Birinci hedef - İstikrarlı, açık ve çoğulcu
demokrasiye sahip bir Rusya'yı yaratmak ve yaşatabilmek,
İkinci hedef - Rusya'nın, AB ile Rus halkları
arasında karşılıklı fayda sağlamak amacıyla devlet tarafından
yürütülen sağlam ve gerçekçi hukuk sistemine ve piyasa
ekonomisinin kesintisiz izlendiği bir rejime sahip olması,
Üçüncü hedef - Avrupa güvenliği ve Avrupa ile
ortak geliştirilen politikaların benimsenmesi ve uygulanabilmesi.
Ve nükleer güvenliğe gereken önemin verilmesi. Ayrıca
yakın bir gelecekte ilişkilerde atom reaktörleri, nükleer
santraller ve askeri savunmada kullanılan benzeri tesislerin
yenilenmesi, rehabilitasyonu ve gerekirse de kapatılması
gibi kararların zorunlu çözümler olarak alınabilmesi
olasılık dahilindedir.
Rusya-AB İşbirliği Konseyi kurulduğundan bugüne dört
toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantılarda sadece ticari,
ekonomik, yatırım ilişkileri görüşülmemekte; insan hakları
da incelenmektedir. Ve hemen her toplantı sonuç bildirgesinde
Çeçenistan hakkında insan haklarının ihlali ile ilgili
bildiriler ve mesajlar yer almaktadır. AB, Çeçenistan
savaşından ve Çeçen halkına uygulanan şiddet ve baskıdan
rahatsızlığını dile getirmektedir. Buna karşın Rusya,
ısrarla Çeçenistan'ın federasyonun içişlerine ait bir
sorun olduğunu yinelemektedir.
Halkın büyük desteğiyle seçilen Rusya'nın yeni Devlet
Başkanı V. Putin, yürüttüğü Kafkasya politikası ile
Rus halklarının moralini düzeltti ve reformlarda daha
cesur adımlar atılması beklentisini yarattı. Reformların
öncelikleri, kurumların renovasyonu ile revizyonun kuvvetlendirilmesi
ve etkisinin artırılması, hukuk sisteminde bir reform
dizisi olarak yasal kararların alınması ve yürürlüğe
sokulması, mahkemeler ve ceza yasalarını da kısmen kapsamaktadır.
Reformların temelini, yasal kararların alınması ve
uygulanması teşkil etmektedir. Tüm bu işlemler yeterince
hızlı değilse, liberal ve yapısal yasaların önemi belki
de sıfırlanacaktır. Hukuki yetkiler, icra-iflas gibi
önemli yasalar, kurumların finansal garantilerinin sağlanması
yatırımcıya yeterince güven vermiyorsa, mahkemeler yeterince
hızlı değilse, piyasalarda daha baştan kaybedilmiş görüntüsü
verecektir. Böylece spekülatif bile olsa yabancı yatırımcı
ve girişimci kendi portföyünden o ülkeyi ilgi alanından
çıkarma eğilimindedir (24).
d. Enerji Kaynaklarının Paylaşımında İşbirliği
"Büyük Oyun"; 19. yüzyılın ikinci yarısı
ile 20. yüzyılın başları arasındaki dönemde büyük devletler
arasında yaşanan enerji kaynaklarına sahip olma temelinde
siyasi rekabete verilen isimdir. Öte yandan 21. yüzyılın
küreselleşme ve karşılıklı bağımlılık yüzyılı olma yüzdesi
oldukça yüksektir. Bu nedenle "pozitif oyun"
olarak adlandırılabilir. AB'nin geliştirmeyi istediği
politika, temeli ekonomik etkileşimlerden oluşan bir
strateji eğilimindedir. Gerçekten de, AB tarafından
bölgesel işbirliğinin teşvik edilmesi için kullanılan
araçların, bölgedeki devletlerce çok önemli olduğu kabul
edilmektedir.
Eski İpek Yolu'nun yeniden doğuşunu gerçekleştiren
TRACECA projesi, günümüzdeki enerji gereksinimini giderecek
başarılı ve olgun bir projedir (25). Eski İpek Yolu'nun
yeniden canlandırılması sayesinde Orta Asya ve Güney
Kafkasya pazarlarına serbestçe geçiş sağlanacaktır.
Benzer bir yaklaşım gaz yolları ve petrol alanlarının
geliştirilmesi için de sergilenmektedir. Bu alanlarda
bölgesel iş ortaklığının değişik bir şekli yerleştirilmektedir.
Bu çerçevede AB, INOGATE (26) adında bir anlamda "Avrupa
için gaz ve petrol girişimi"ni uygulamaya koymuştur.
Bu tür çabalar sayesinde hükümetler ve şirketler birbirleriyle
kendi aralarında etkileşim olanaklarına sahip olacaklardır.
Avrupa Birliği Bakanları bu tür girişimlere önem vermektedir
ve ilgili anlaşmaları onaylamaktadırlar.
AB, uzun yıllar boyunca titiz bir yaklaşıma sahiptir;
çünkü AB kesin belirtilmiş politik sonuçlara can atmak
ve yüksek politik hedefleri abartılı şekilde belirtmek
yerine, daha çok bölgesel işbirliğinin geliştirilmesinin
ve ilişkilerin yasal zeminlerinin tespit edilmesinin
daha faydalı ve daha etkili olduğuna inanmaktadır. Bu
nedenle AB'nin petrol ve doğalgaz geçişleri konusundaki
duyarlılığı politik değildir. (27) Bu yaklaşım, AB çıkarına
uygun olduğu için, çok yönlü doğu-batı boru hatları
sisteminin (multi pipeline systems) yaratılması girişimini
teşvik etmektedir. Ama ayrı ayrı şirketler, hangi boru
hattının ekonomik açıdan daha etkili ve kârlı olduğuna
kendileri karar vermişlerdir. Bu nedenle AB şimdiye
kadar Bakü-Tiflis-Ceyhan güzergahına ilişkin net tutumunu
belirtmemiştir. AB'ne göre, tercih belirtme politik
anlamda olmamalıdır ve er veya geç kin, düşmanlık ve
çatışma ortamına sebep vermemelidir, aksine evrensel
sistemde boru hatları ve bölgesel işbirliğinin sağlanması
için mevcut engelleri ortadan kaldırmak gereklidir (28).
AB, ekonominin kendi temelleri üzerinde inşasına bakmadan,
acaba gerçekten bu temeller üzerinde çok sıkı bir politik
işbirliği ve birleşme sağlanabilir mi sorusuna yanıt
aramaktadır.
AB'nde en fazla nüfusa sahip ülke olan Almanya, doğal
yakıt kaynaklarının kıt olmasından ötürü kendi enerji
ihtiyacını dünya pazarlarından karşılamaktadır. Ancak
Almanya az sayıda kaynağa bağımlı hale gelmemek için
kaynak çeşitlendirmeye önem vermektedir. Ülkeye petrol
gibi stratejik bir ham maddenin sağlanmasında, çeşitlendirmenin
politik önemi vardır. Yakıt temini için yeni kaynakların
bulunma şansı artarken uluslararası ilişkiler de daha
düzenli bir zemine oturtulmaya çalışılmaktadır. Avrupa'da
güvenlikten ve özellikle yakıt temini garantisinden
bahsederken Rusya ve Ukrayna kastedilmektedir.
Ekonomik çeşitlendirmeye dayanan bu politika uzun süreli
dayanışmayı öngörmektedir ve hatta petrol kaynaklarının
tükeneceği, gelirlerin harcanmış olacağı dönemi bugünden
kapsamına almaktadır. O zaman ülke içi kaynaklarına
yönelerek temin yolları aranacaktır. Ekonominin çeşitlendirme
üzerine yoğunlaşması şu an halledilmeye çalışılan birçok
sosyal probleme de çözüm getirecektir.
AB'nin Rusya enerji politikası sadece jeostratejik
ve yakıt temini maddeleri ile sınırlı değildir. Beklenti
ve isteklerin bu denli benzer oluşu AB ülkelerini Rusya'nın
ideal partneri olarak açığa çıkarmakta ve AB'yi emperyalist
amaç gütme kuşkusu dışında bırakmaktadır. Bu nedenlerle
Rusya ve Hazar bölgesi ülkelerine karşı politikalarını
açık ve dürüst olarak yürüten AB'nin, tarihi-kültürel
farklar dahil tüm belirgin farklılıklar inkar edilmeden
eşit haklar bazında ilişkiler istediği de net bir şekilde
ortadadır.
Rusya'nın istenilen hammadde miktarında çeşitlendirme
tipi taşıma sisteminde yer almasının uygun olacağına
dair kesin bir kanaat bulunmaktadır. Çeşitlendirme sisteminin
yapıcılığı da hat boyunca ülkeleri birleştirme özelliğinden
kaynaklanmaktadır. Bu durum aynı zamanda üreticinin
bir transit ülkeye bağımlı olmasını da önleyecektir.
Bu konuda enerji politikasına ve G-8'lerin Birmingham
zirvesinde varılan görüş birliğine dikkat etmek gerekir:
orada özellikle piyasaya giriş yolları ortak konu kabul
edilmiş ve tartışılması sekizlerin tüm üyelerinin beraber
katılımı ile, yani Rusya'nın da katılımı ile gerçekleşmesi
gerektiği kararlaştırılmıştır. Böylece karşıt jeopolitik
çıkarların ortak çıkar haline getirilmesi ve bununla
da bölgede pozitif etki bırakacak dengenin kararlaştırılması
sağlanacaktır. Bu, bütün tarafların çıkarları doğrultusundadır
(29).
Taraflar arasında özellikle enerji alanındaki işbirliğinden
her iki taraf da memnundur. Çünkü Rusya şu anda AB ülkelerinin
doğalgaz ihtiyacının yüzde 41'ini, petrol ihtiyacının
ise yüzde 21'ini karşılamaktadır. Rusya ile ticari ilişkilerin
artık Euro ile yapılmasına da 2001'de başlanmıştır.
Ayrıca 'çıkar çatışması' değil, 'ortak çıkarlar' üzerine
işbirliği çok önemli bir paydadır.
d.1. INOGATE, AB'nin teknik yardım programı
dahilinde SSCB'nin dağılmasıyla bağımsızlığını ilan
eden Cumhuriyetler arasında enerji konusunda bölgesel
ilişkileri geliştirmek amacıyla uygulanan bir programdır.
Orta ve Doğu Avrupa devletlerini de içine alarak Phare
Programı kapsamına alınmıştır. Programa dahil edilen
ülkeler için şu temel esaslar hedeflenmektedir:
1. Bölgedeki petrol, doğalgaz ve petrol
ürünlerinin rehabilitasyonu, rasyonalizasyonu ve modernizasyonu,
2. Hazar ve Orta Asya'da bulunan hidrokarbonların
Avrupa ve Batılı pazarlara taşınması konusunda alternatif
olanakların yaratılması.
Bu hedeflere ulaşmak için katılımcı ülkeler arasında
düzenli toplantılar planlanmıştır. AB'nin finansal anlamda
sağlayacağı destek:
1. Çalışmalarda gereken projelerin
rehabilitasyon, modernizasyon ve rasyonalizasyonu ile
bunların fizibilite çalışmaları ve uluslararası finansal
kurumlar tarafından finanse edilecek gerekli belgelerin
hazırlanması,
2. Modern ve piyasa yönelimli doğalgaz
ve petrol sistemlerinde, yönetim ve ilgili işlemlerde
tecrübeli ve dinamik çekirdek kadronun oluşturulması,
3. Enerji Tarife Anlaşmasına uygun
olarak uluslararası standartlarda ve uygulamaya bağlı
olarak anlaşma ve düzenleme çerçevesinde bölgesel ve
ihracat piyasasında yerleştirilmek istenilen yasal düzenleme,
4. Devletlerarası doğalgaz ve petrol
ulaşımının kurumsal çerçevesinde karşılıklı sınırların
altyapılarında küçük ölçekli yatırımların etkinleştirilmesi
ve uluslararası standartlara ve çevreyle ilişkili son
teknoloji kullanılarak yeniden düzenlenmesidir. Bunların
amacı Devletlerarası Petrol ve Doğalgaz Ulaşımı'nın
üzerinde yeni varılan anlaşmanın kurumsal çerçevesinde
bir tür gösteri projesidir.
INOGATE Programı, özel yatırımcının desteklenmesinde
ve Uluslararası Finans Kurumları ile bir araya gelinmesinde
bir tür katalizör araç durumundadır. Ülkelere getirilen
fayda ile yeniden yapılanan sınırlar arasında doğalgaz
ve petrol ticaretinin mobilizasyonu ile finansal kaynakları
kullanabilme serbestisi sağlanabilmektedir. Bununla
birlikte, sistemlerin modernizasyonu ve mevcut tesislerin
rasyonalizasyonu ve çevrenin temiz ve güvenilir olmasının
devamı sağlanabilmektedir.
e. Stratejik Ortaklık
- Finansal alanda işbirliği oluşturmak. İlgili yasaların
Dünya Ticaret Örgütü'nün belirlediği standardizasyon
çerçevesine uygun olarak çıkarılması ile yabancı özel
finansal kurumların ülkede doğrudan veya en az bir yabancı
ortakla faaliyet göstermesidir.
- AB'nin gelişim sürecinde Rusya'nın çıkarlarını göz
önüne almak ve olasılıkları belirlemek. Rusya kısa,
orta ve uzun vadelerde kendi ulusal çıkarlarıyla AB'nin
çıkarlarına ters düşmeden genişleme sürecine dahil olma
ve devam etme yollarını bulmalıdır.
- Avrupa'daki altyapıya uygun olması için ortaklığın
geliştirilmesi. Yaşam standartlarının yükseltilmesi,
yaşam kalitesi, eğitim, sağlık ve çalışma koşullarının
iyileştirilmesi gibi çok yönlü konularda Rusya'nın başta
yapması gereken yatırımlarına karar vermesi ve uygulamasıdır.
- Bilim ve teknikte, entelektüel hakların korunması
gibi ortaklık sorunlarının çözümü için işbirliği yapmak.
- Sınırların güvenliği için işbirliği. Bugün kendiliğinden
oluşan bu durumun gelecek yıllarda herhangi bir yanlış
uygulamaya neden olmaması için düzenlenmesidir. Sınırların
güvenliği, ekoloji, suç örgütleri ile verilen mücadeleyi
kapsar. Bunun yanında sınır bölgelerindeki kentler,
eyaletler ile işbirliği artırıcı yenilikler yapılabilmesi
halinde Rusya standartlarının Avrupa'nın yüksek kalite
standartlarına çekilmesi hedeflenmektedir.
- Hukuki temellere dayanarak Rusya ile AB arasındaki
ilişkilerde ekonomideki yasaların yakınlaştırılması
ve teknik standardizasyonda uyum için ilgili yasalar
ve kurumların denkliğini sağlamak. Başta, Rusya ile
AB arasında imzalanan OİA'da bahsedilen anlaşmanın objektifliği
ve gerçekçiliğinin varolabilmesi için hukuki düzenleme
hemen gereklidir. Strateji, hukuki değişimin Rusya'da
hemen yasalaşmasını gerektirmektedir.
Sonuç
Reel stratejik ortaklık kurmak bazı gerekleri yerine
getirmekle olabilecektir. Dünya düzenindeki kuşakların
kendi kendine gelişen taraf olma durumundan, dünya politikaları,
ekonomileri ve güvenlik gibi tüm global sorunların çözümünde
Rusya-AB ortaklığının doğrudan ve etkin olması kuvvetli
bir olasılıktır.
Rusya ile AB arasındaki politik diyalogun sonuçlanarak
artması, genişlemede 'ölçek' sorununun çözümüyle ilişkilidir.
21. yüzyılda stratejik ortaklık ve işbirliği amacıyla
ortak üretim için geniş ölçekli yeni bir anlaşmanın
AB ile imzalanması, her iki taraf için çok büyük bir
itici güç olacaktır. Böylesi bir anlaşmanın, yine hukuki
tabanı olmakla birlikte, asıl önemli yanı, çeşitli üretim
modellerine uygun ve esnek bir yapıda olması gerektiğidir.
Son olarak ise Rusya ile AB'nin aktif işbirliği alanlarında,
AB yasalarıyla Rus hukuk sisteminin uyumlaştırılması
ve yakınlaştırılması sorunu çok önemli bir konudur.
Bu farklı iki idari sistemin birbirine taban tabana
zıt yapıları, belki de ortaklık stratejisinin en zor
kısmını oluşturmaktadır ve hatta yakınlaşma sürecini
uzatmaktadır.
AB'nin yasal kurumları ile işbirliğinde yapılan çalışmaların
sonucuna göre ilgili yasaların uygulanması esas alınmaktadır.
Uluslararası terörizme karşı işbirliğine ilave olarak,
yasal olmayan uyuşturucu ticaretinin engellenmesi, uluslararası
suç örgütlerine ve onların ortaya çıkardığı sahte para
basma, yasalara aykırı ve yasal olmayan yollarla yurtdışına
para transferi, kara para aklamak, gümrük kurallarına
aykırı davranmak suç olarak tanımlanmakta ve bunlara
karşı yasal yollardan engel olunmak hedeflenmektedir.
Olumsuz gelişmelere karşı birlikte hareket eden Rusya
ve Avrupa Birliği, gelecekte de birlikte karşı duruşları
ve birlikte gelişme trendlerini hızla artıracaklardır.
Her iki taraf da 'kendi çıkarlarına uygun' olarak sabırla
ve dikkatle ortak politikaları uygulamaya özen göstereceklerdir.
İşbirliğinin başladığı tarihten bugüne bu başarıları,
Rus tarafı başta olmak üzere Putin yönetimi ile Prodi
ve ilgili Komisyon Başkanları doğru analiz etmektedirler.
Bu başarılı 'eküri' orta ve uzun vadeli ortak çalışmalarına
ara vermeyecek kadar kararlı görünmektedir.
---------------------------------------------------------------------------------------
1. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Andrey Kozirev
makalesinde AB ve ABD'nin RF'ye yardım etmesi veya etmemesi
halinde ülkeye olumlu ve olumsuz yansımalarını ortaya
koyuyor. Kozirev, RF'nin ölçeklerinden ve sorunlarından
çekinerek uzak kalmak yerine yakın bir diyalogun daha
doğru olacağını vurguluyor. NATO Review, 1993/ No. 1,
s. 5.
2. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin jeostratejik
açıdan konumunu, yukarıda ifade ettiğimiz görüş çerçevesinde,
"Rusya Federasyonu'nun Yeni Dış Politika Konsepti"
isimli dokümanda uzun uzun anlatmaktadır ve Rusya Federasyonu'nu
Avrasya ülkesi olarak nitelendirmektedir.
3. Zapadnik- Batıcı, Batılı politik kararlardan taraf
olan kişi. Çarlık döneminde sıklıkla gündeme gelen 'Batılı
anlayış', bugün de sağ partiler ve Liberaller tarafından
desteklenmektedir.
4. Moskova'da yayımlanan haftalık siyasi Kommersant
dergisinin yaptığı bir ankette, başta RF üst düzey yöneticilerine
- politikacılar, milletvekilleri, büyük kamu kurumlarının
yöneticileri ve akademisyenler - yöneltilen soru "20.
yüzyıla damgasını vuran en önemli 3 olay nedir?"
sorusuydu. Bunlara alınan yanıtlar çok çeşitliydi. Ancak
verilen yanıtlarda çoğunluk 'Dünya Savaşları' idi.
5. Ancak devlet idari sistemlerinin, politik düşüncelerin
kuruluşu, olgunlaştırılması ve gelişimlerinin anayurdu
Aydınlanma sonrası Avrupa'dır.
6. SEV - Sosyalistiçeskaya Ekonomiçeskaya Vzaimaatnaşeniya
- Sosyalist Ekonomilerin Karşılıklı Bağımlılığı. Bir
başka deyişle, Varşova Paktına imza koyan ülkelerin
ekonomik dayanışmaları ile ilgili kurumu.
7. Oysa Aralık 1990'da karaborsada 1 Amerikan doları,
ortalama 24 ruble'ye eşitti.
8. 8 Aralık 1991 tarihinde RF Devlet Başkanı Boris Yeltsin,
Ukrayna Devlet Başkanı L. Kravçuk, Beyaz Rusya Devlet
Başkanı S. Şuşkeviç Beyaz Rusya'da sınırları dahilinde
bulunan Belaveşskaya Puşa'da bir araya gelerek SSCB'ye
ilişkin 1922 anlaşmalarının feshine karar verdiler ve
SSCB'nin yerini alacak olan BDT (Bağımsız Devletler
Topluluğu)'nin oluşumu için yeni bir anlaşmayı da aynı
gün imzalayarak yürürlüğe koydular. Böylece Kuzey-Doğu
Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya'da 15 yeni bağımsız devlet
ortaya çıktı.
9. Bir çocuk oyuncağı olan Kaleydeskop'a benzetme Rus
siyaset literatüründe yer almaktadır. Bu benzetmenin
nedeni, Ekim devriminden bu yana Devlet Başkanlığı görevini
üstlenen Genel Sekreterlerin uzun yıllar bu görevde
kalmalarından ötürüdür.
10. SBKP-MK = Sovyetler Birliği Komünist Partisi-Merkez
Komitesi.
11. Boniface P., "Güçsüzlük İsteği", İstanbul:
Yapı Kredi Yayınları, 1997, s.111.
12. İkinci Dünya Savaşı'ndan önce ABD Genelkurmay Başkanlığını
yapmış olan ve 2. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle Dışişleri
Bakanlığına getirilen General Marshall, 5 Haziran 1947'de
Harvard Üniversitesinde verdiği konferansta kendi ismini
taşıyan ve ekonomik olduğu kadar siyasi önemi de bulunan
planın ABD tarafından Nisan 1948'den itibaren uygulanmasını
sağlamıştır. T.C. Başbakanlık, Türkiye'de Marşal Planı,
Ankara: T.C. Başbakanlık Devlet Matbaası, 23.05.1952,
s. 8.
13. Uzun görüşmeler ve pazarlıklar sonucu bu Plan'a,
16 Avrupa devleti dahil edilerek toplam 18 milyar Amerikan
Doları yardım (bir kısmı düşük faizlerle geri ödemeli,
bir kısmı ise karşılıksız - hibe şeklinde) sağlanarak
1948 Nisan'ında uygulamaya konulmuştur.
14. 9 Mayıs Avrupa Günü - Barış, Özgürlük, Refah ve
Dayanışma Avrupası, Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği,
Ankara, 2002.
15. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT), 1951 tarihli
Paris Antlaşması'yla ve ardından da 1957 tarihli Roma
Antlaşması'yla birlikte Avrupa Ekonomik Topluluğu ve
Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu kuruldu. Topluluklar
bu sürecin sonunda üye devletler arasındaki bütün iç
sınırları kaldırarak tek bir pazar kurdular.
16. Bugünkü Avrupa Birliği'nin içinde ortak kurumları
bulunan üç topluluk vardır. Bunların içinde ilk kurulanı
AKÇT'dir. Diğerleri AET ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu'dur.
17. ABD'nin Irak operasyonuna destek talebine, Almanya
ve Fransa ortak kararla karşı gelmiştir. Buna karşın
İngiltere, İtalya ve İspanya açık destek vermektedirler.
18. Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması (Partnership and
Cooperation Agreement= PCA), Sovyet sonrası dönemde
AB tarafından düzenlenmiş ve eski Doğu Bloku'na üye
olan ülkelerle yapılmıştır. Belli periyotlarla AB ile
söz konusu ülke arasında yapılan toplantılarla OİA'da
değişiklikler yapılabilmektedir. AB ile Rusya arasında
OİA, 1996 yılında imzalanmış ve 1997'de yürürlüğe girmiştir.
19. "Common Strategy of the EU - ( 1999/414/CFSP
)", Official Journal of the European Communities,
24.06.1999.
20. Yeni Bağımsız Devletler için Teknik Yardım.
21. NIS - New Independent States- Yeni Bağımsız Devletler,
SSCB'nin dağılması sonrasında Avrupa ve Asya'da ortaya
çıkan yeni egemen cumhuriyetlerdir.
22. Delegation of European Commission, Moskova, 2003.
23. Reform talepleri IMF ve Dünya Bankası ile koordineli
ve birbirine uyumlu geliştirilmiştir. Bu talepler ise
yapısal reformların başlıca araçları olan - ulusal paranın
devalüasyonu - para disiplini - kamu harcamalarında
kısıtlama - ticarette liberalizasyon - sübvansiyonların
kaldırılması ve/veya daraltılması - vergi oranlarında
ve kapsamlarında değişiklikler - kurumsal reformlar
- fiyat reformlarının tamamını veya bir kısmını içermektedir.
Potter R.B., Binns T.Elliott J.A. ve Smith D., ''Geographies
of Development '', United Kingdom, 1999, s. 168.
24. The Moscow Times, 13 Eylül 2000, s. 6, Moskova.
25. TRACECA - Transport Corridor of Europe - Caucasus
- Asia. Belki 'Avrasya Enerji Koridoru' olarak Türkçeleştirilebilir.
26. INOGATE - Interstate Oil & Gas Transport to
Europe. Avrupa'ya Devletlerarası Petrol ve Doğalgaz
Ulaşımı.
27. The Moscow Times, 13 Eylül 2000, s. 6. Moskova.
28. HANS-FRIEDRICH von PLEZ, Federal Almanya'nın Dış
İlişkiler Bakanlığı Müsteşarı. Bergedorff Forumu, 1998,
Bakü.
29. H.F von PLEZ, Bergedorff Forumundaki konuşmasında
Almanya kadar AB'ye üye diğer devletlerin de öncelikli
tercihinin doğalgaz olduğunu açıklamıştır.