Rusya dünyada jeopolitik perspektif konfigürasyonu
açısından potansiyel bir güç kaynağıdır. Aşağıdaki
istatistiksel veriler Rusya'nın güçlenen jeopolitik
konumuna ilişkin birer göstergedir (1):
Rusya'nın yüzölçümü 17 milyon km²'dir. Bu
oranı diğer ülkeler ile kıyaslamak gerekirse,
Amerika'nın yüzölçümü 9,4 milyon, Kanada'nın
10 milyon ve son olarak Çin'in ise 9,6 milyon
km²'dir. Rusya'nın doğal kaynak potansiyeli
dünya rezerv payının yüzde 21'ini oluşturmaktadır.
Keşfedilen mineral kaynakların değeri 28,6
trilyon dolardır. Tahmin edilen rezervlerin
toplam kapasitesi ise 140 trilyon doları bulmaktadır.
Rusya, dünya petrol ve kömür üretimlerinin
yüzde 10'una, gaz üretiminin yüzde 30'una
ve daha az yaygın olan demir-dışı metallerin
yüzde 10-15'ine sahiptir. Ülke pik üretiminde
(40,1 milyon ton) dünyada 4. sırada, çelik
(51,5 milyon ton) ve kömür üretiminde de (249
milyon ton) beşinci sırada yer almaktadır.
Rusya demiryolu uzunluğu açısından dünyada
Amerika'dan sonra ikinci sırada yer alırken,
elektrikli sisteme geçişte birinci sıradadır.
Sahip olduğu gemi sayısı açısından ikinci
ve kargo yükleme kapasitesi açısından da dünyada
dördüncü durumdadır.
Rusya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
(SSCB)'nin askeri potansiyelinin yüzde 60'ını
bulundurmaktadır. Nükleer potansiyel açısından
1. sıradadır (Dünyadaki nükleer potansiyelin
% 55'i Rusya'da, % 40'ı Amerika'da bulunmaktadır).
Dünyadaki hafif silahların % 20-25'i Rusya'da
bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere, Rusya, "büyük güç"
konumunu korumak adına ekonomik ve askeri
potansiyel anlamında geniş olanaklara sahiptir.
Ancak ülkenin iç sorunlarını, bu potansiyelin
gerçekliğini perspektif sorunsalı adı altında
ortaya çıkan sorunlar doğrulamaktadır.
Rusya Devlet Duma'sı Eğitim ve Bilim Komitesi
yardımcı başkanı ve Tarım ve Sanayi alt grubunun
üyesi Oleg Nıcolayevıch Smolin'in düşüncesine
göre, Rusya'da sadece reform değil, ama aynı
zamanda bir devrim gerçekleştirilmiştir. Gerçekleşen
bu sosyo-politik devrimi herhangi bir nedene
bağlamak yetersiz bir değerlendirme olabilir.
Smolin'e göre, Rusya'nın, ölçek ve nitelik
açısından, sadece son on yıl boyunca içerisinde
bulunduğu kriz ABD'deki "Büyük Bunalım"ı
geride bırakmakla kalmayıp, aynı zamanda 20.
yüzyıla damgasını vurmuştur. (2) Smolin aşağıdaki
olgulara dayanarak Rusya'nın son durumunu
gözler önüne sermektedir:
Ekonomik Kriz. Rusya'daki Bilim
Akademisi'nin Sibirya Araştırmaları Bölümü'nde
eğitim veren bilim adamlarına göre, ülkede
1985-1995 yılları arasındaki tarımsal üretim
3.6 kat, sanayi üretimi 5.3 kat, hafif sanayi
ve savunma kompleksi de 10 kat azalmıştır.
Dünya Bankası verilerine göre, Rusya, 2000
yılında kişi başına düşen malların üretimi
bazında hem gelişmemiş ülkeler arasında yer
aldı, hem de Cezayir, Suriye ve Tunus gibi
ülkelere kıyasla % 20-30 daha az üretim gerçekleştirdi.
Rusya'nın federal bütçesi İsviçre'nin bütçesinden
2 kat ve Hollanda'nın bütçesinden ise 3.5
kat daha az idi. Uzmanlar Rusya'nın 12 yıllık
petrol ve 60 yıllık da gaz rezervine sahip
olduğunu düşünmektedirler.
Mali Kriz. Rusya'nın dış borcu
10 yıl içerisinde 70 milyar dolardan 150 milyar
dolara yükselmiştir. Diğer bir deyişle, her
bir Rus vatandaşı başına düşen dış borç miktarı
1000 doların üzerindedir. Mevcut olan dış
borcun tamamının ödenebilmesi için dört federal
bütçe fonunun toplamı gereklidir. Ülke politikasının
pek çok sayıdaki paradokslarından biri de
sol görüşlü küreselleşme karşıtlarının borçların
(Rusya'nınkiler dahil) silinmesinden yana
olmalarıdır ki; Rusya küreselleşme muhaliflerinin
karşısında yer almaktadır.
Demografik Kriz. Ülke nüfusu
10 yıl içerisinde (1992-2002) 148 milyondan
143 milyona düşmüştür. En iyimser tahminlere
göre, Rusya nüfusu önümüzdeki 25 yıl içerisinde
10-15 milyon kadar azalacaktır. Bu rakamların
2050 yılında 75 milyona ve 2075 yılında ise
55 milyon seviyelerine düşeceği tahmin ediliyor.
Birleşmiş Milletler tahminlerine göre, 2025
yılında Çin nüfusunun 1.5 milyara, Hindistan
nüfusunun 1.6 milyara ve ABD nüfusunun ise
325 milyona ulaşacağı göz önünde bulundurulursa,
bu durumda Rusya da antik uygarlıkların kaderini
tekrar edebilir: ulus ortadan kalksa dahi
kültür devam edecektir.
Sosyal Kriz. Toplumdaki suç
oranı hızla artış göstermektedir. Rusya'da
her yıl yaklaşık 3 milyon suç kayıtlara geçmektedir.
Aslında, bu rakam daha yüksektir. Önemli ve
tehlikeli suçlar tüm suçların yüzde 60'ını
oluşturmaktadır. 1999 yılında potansiyel suçlu
olarak kabul edilebilecek 180 bin gencin suç
işlediği kayıtlarda bulunmaktadır.
Yapılan bir uluslararası araştırmanın sonucuna
göre, Rusya 85 ülke arasında suç işleme oranı
açısından 7-8. sıradadır. Alkollü içeceklerin
tüketiminin oldukça fazla olduğu Rusya alkol
tüketiminde 1990'larda birinci sırada yer
alıyordu. Asıl tehlikeli olan ise kitlesel
alkolizmin hap bağımlılığı oranını ikiye katlamasıdır.
Dört milyondan fazla kişi narkotik ilaç kullanmaktadır.
1990-1998 yılları arasında Rusya'da AIDS hastalarının
sayısı 20 kat artmıştır ve takip eden yıllarda
da en az bunun 2 katı kadar artacağı beklenmektedir.
Jeopolitik Kriz. Sovyetler
Birliği (Büyük Rusya) çoktan politik arenadan
uzaklaştırılmış durumdadır. Onun yerini alan
Rusya ise bahsi geçen krizlerle yüzleşmektedir.
"Politika" fonunun başkanı ve tarihi
bilimler öğretim görevlisi olan Vyzcheslav
Alexeyevich Nikonov'un da dediği gibi, Rusya
Mongol-Tatar döneminden sonra en güçsüz dönemini
yaşamaktadır. (3) Nikonov'a göre, Sovyet ve
Sovyet sonrası tecrübeleri neticesinde Rusya
Korkunç Ivan (Ivan Grozni) dönemi sınırlarına
geri dönmüştür.
Tarihteki yöntemlere dayanarak jeo-strateji
seçeneklerinden birini seçen Rusya, birçok
defa aynı sorunla karşılaşmıştır. Bu seçimin
doğruluğu sadece Rusya'nın gelişimi üzerinde
değil, aynı zamanda Azerbaycan dahil komşu
ülkeler üzerinde de etki yaratmaktadır. Bu
durumda sorunun güncelliğini göz önünde bulunduracak
olursak, Rus kamuoyunun ve entelektüel çevrelerin
bu konudaki fikirlerine yer vermemizde fayda
var.
Esasen, Rusya'nın perspektif gelişimine dair
üç önemli yaklaşım bulunmaktadır. (4)
1. Batı yaklaşımı;
2. Avrasya yaklaşımı;
3. Batı aleyhtarı yaklaşım
Bu yaklaşımlar doğrultusunda üç jeopolitik
seçim modeli önerilmiştir:
1. Rusya bir Batı ülkesidir;
2. Rusya kendisine ait ve kapalı bir uygarlığa
sahiptir;
3. Rusya batı-karşıtı dünyanın liderdir.
İlk önce Batılı yaklaşımla başlayalım. Bu
yaklaşıma göre Rusya'nın çıkarları Batının
çıkarlarına ters düşmemelidir. NATO'ya ve
Avrupa Birliği'ne üyelik elde edilmelidir.
Rusya bu organizasyonların genişleme süreçlerine
karşı koymamalı ve Irak'a ve diğer "haydut
devletler"e yapılan müdahalelere tepki
göstermemelidir. (5) Bu yaklaşımı destekleyenlere
göre; Batının yüksek ekonomik, askeri ve teknolojik
potansiyeli Rusya'nın seçimini belirlemesinde
etken olmalıdır. Diğer bir deyişle, Rusya
güçlü devletlerin yanında yer almalıdır.
Rus toplumunda batı yanlısı yaklaşıma karşı
çıkan ve Avrasya yaklaşımını savunan kesim,
Rusya'nın karar verme süreçlerinde sadece
batı ve batı karşıtı seçeneklerinin yer almasının
yeterli olmayacağını savunmaktadır. Zira dünya
ekonomi hacminin ve nüfusunun yarısını barındıran
Asya'nın da göz ardı edilmemesi gerekir. Rusya'dan
bu bölgeye doğru atılacak herhangi bir adım
istenen sonucu verebilir. Avrasya yaklaşımına
göre NATO ve Avrupa Birliği dışa açılım yolunda
gerçekçi olmayan seçeneklerdir ve bu tarafa
yönelindiği taktirde başarısızlık kaçınılmazdır.
Batı-karşıtı yaklaşımının temsilcileri ise,
Çin, Hindistan, diğer Asya ülkeleriyle ve
ABD tarafından "haydut devletler"
olarak tanımlanan devletlerle yakın ilişkiler
kurulmasını, öte yandan Batı dünyası ile ilişkilerin
koparılması gerektiğini savunmaktalar. Bu
yaklaşıma göre Batı dünyası Rusya'nın zayıflamasına
neden olan baş etkendir. Ancak bu yaklaşımın
gerçek dışılığı düşünüldüğünde Rus dış politikasına
en zarar verebilecek yaklaşımdır.
Batı-karşıtı dünyada Rusya'nın liderliği
gerçekçi bir hedef değildir. Rusya ve Çin'in
stratejik ortaklığı henüz bir ittifak anlamına
gelmemektedir. Her ne kadar olabildiğince
tedbirli davranan Pekin yönetimi Amerikan
politikasında bazı noktalarda hayal kırıklığına
uğrasa da, ABD ile daha büyük çıkarlar adına
çatışmaya girmemektedir. Çin'in Belgrad Büyükelçiliği'ne
isabet eden NATO roketlerine rağmen, Pekin
geleneksel ihtiyatlı tavrını elden bırakmamıştır.
(6)
Rusya Batıya karşı durduğu takdirde tahmin
edilenden daha fazla zarar görebilir ve özellikle
Batıya olan mali bağımlılığından dolayı sorun
yaşayabilir. Bu da Rusya'nın içerisinde ve
dışarısında sağlamış olduğu istikrarın bozulmasına
neden olabilir. Batı ile olan çatışma, Rusya'da
yalnız zayıf bir ekonomi ve iç borçlanmanın
artması anlamına gelmekle kalmayıp, bu durum
ekonominin felç olması olarak da nitelendirebilir.
Avrasya'ya açılım, Rusya'nın önündeki fırsatları
değerlendirmesini ve dolayısıyla ülkenin gelişimini
sağlayacaktır. Bu fırsatlar Rusya ile dostane
ilişkilerini geliştirmek isteyen devletler
ile bağlarını güçlendirmesine ve bölgede modernizasyon
faaliyetlerinin ilerlemesine sebep olarak
ülkenin konumunu güçlendirecektir.
Benim düşünceme göre, Rusya'nın geri kalmışlığı
(yukarıda belirtilmiştir), halkın komünist
deneyimleri ve on yıl süren reformlardan bıkkınlığı
göz önünde bulundurulursa, ülke için bir atılım
beklemek zordur. Rusya sadece kendi olanaklarına
bağlı kalırsa, Batı ile arasındaki derin farklılık
artacaktır. Bunun nedeni petrol, gaz, metal,
tahta ve Rusya'nın doğal kaynakları olarak
gösterilen diğer ham maddelerin satış fiyatının
bilgisayar programları ve diğer ileri teknoloji
ürünlerinden daha düşük olmasıdır.
Bu farklılık kısa vadeli kazançlar sağlayabilir
ancak daha sonradan ortaya çıkabilecek sorunlar
daha derindir; Rusya dünya mali kaynaklarının
gerisinde kalmaktadır ve en önemlisi halkın
genelini aktif bir hayata yönlendiren girişimcilik
ruhu zarar görebilir (özellikle de yeni jenerasyon
üzerinde negatif bir etki yaratabilir).
Rusya ile yakın ilişkiler kurmak isteyen
devletler diğerlerinden daha fazla kazanç
sağlamak istemektedirler. Başka bir deyişle,
Rusya'ya perspektif bir ortak olarak değil;
yalnızca "hibeci devletler" gözüyle
bakan "alıcı devletler" bundan çıkar
sağlayabilir. Bu durum "Rusya-Beyaz Rusya
Birliği" için de geçerlidir. Tüm bu olumsuz
kışkırtmalar ile birlikte Avrasya seçeneği
sonunda Rusya'yı batı-karşıtı bir yöne doğru
yöneltebilir.
Sonuçta, bu modelin Rusya'nın kalkınma perspektifine
hizmet ettiğini düşünen kafi miktarda taraftarı
mevcuttur. Konumu gereği Rusya Batının bir
parçası olamaz, ancak Batı-karşıtı bir yaklaşım
içerisine de girmemelidir. Rusya dünya piyasasında
kendi kaynaklarıyla rekabet edemez. Dış politikada
soyutlama ve karşı karşıya gelme unsuru kabul
edilemez. Rusya mümkün olan en yüksek mertebede
dünya ekonomisine entegre olmalı, geniş çaplı
yatırımları çekmeli ve dünya piyasasında da
rekabet katsayısını artırabilmelidir. Rusya
bu yükümlülükleri yerine getirebilme potansiyeline
sahiptir.
Bu modelin savunucularına göre Avrupa Birliği
ve NATO üyeliği konuları bir amaç olarak belirlenmelidir.
Bir bütün olarak, gerçekçi olmayan amaçlar
doğrultusunda gerçekleştirilen ve pragmatik
sayılan başarısız eylemlerden sakınılmalıdır.
Batının ve Rusya'nın çıkarları ile ilgili
olan bu konularda işbirliği yapılabilir ve
bu gereklidir. Öte yandan anlaşmazlıklarda
Rusya ulusal çıkarlarından ödün vermemelidir..
Görülebileceği gibi, göz önünde tutulan tüm
modellerdeki stratejik hedef Rusya'ya 21.
yüzyılın önde gelen devletler hiyerarşisinde
istisnai bir konum vermek olsa da, bu doğrultuda
uygulanması gereken taktik önlemler oldukça
çeşitlilik göstermektedir. Esasında, Rusya'nın
karşılaştığı sorun çok karmaşıktır çünkü bu
Batı ile olan çelişkileri yumuşatma gereğini
içerir, ki bu Rusya'nın elindekileri, devletin
ekonomik gücünü yeniden inşa etmek ve diğer
yandan hedeflerin ve bu hedefe ulaşılması
amacıyla yatırım, kredi ve diğer fırsatların
geliştirilmesine yardımcı olabilir. Bu koşul
altında Rusya'nın batı ile ilişkileri olası
bir şekilde işbirliği düzeyindedir. Moskova
ve Washington arasındaki ilişkiler eşit bir
işbirliği olarak düşünülemez, bunun en azından
bir sebebi taraflardan birinin (Rusya) "Soğuk
Savaşı" kaybetmesi ve diğerinin (ABD)
kazanmasıdır. Tarih şimdiye dek kazananlar
ve kaybedenler arasında herhangi bir eşit
işbirliği ilişkisinin varlığını gözlemlememiş
ya da devam ettirmemiştir. (7) Eğer konuya
bu bağlamda yaklaşırsak, Rusya ve ABD arasında
sadece işbirliği bağlarının kurulması olasılığından
bahsedebiliriz. İşbirliği için pragmatik çıkarların
kesişmesi yeterlidir. Örneğin, "Soğuk
Savaş" yıllarında ABD ve SSCB nükleer
savaş tehdidinden kaçınma, silahların kontrolü,
kitle imha silahlarının yayılmaması gibi konularda
işbirliği yapıyorlardı. İşbirliği daha geniş
özelliklerle tanımlanmaktadır. İşbirliği yapmak
amacıyla taraflar arasındaki iç ve dış politikayı
belirleyen temel ilkeler üzerinde uzlaşmaya
varılmalıdır. Bu jeopolitik ve ekonomik özelliklere
bağlı olan stratejik çıkarların çakışması
ya da yakınlığı anlamına gelir. Bu da stratejik
müttefikler tarafından üçüncü tarafa (taraflara)
ilişkin olarak genel siyasetin oluşturulması
demektir. Ancak, Rusya ve ABD arasında bu
tür bir ilişki modeli henüz oluşturulmamıştır.
Bu açıdan bakıldığında, Z. Bjezinsky'nin
sorusu güncelliğini korumaktadır: "Rusya
kimdir - bir müttefik mi, müşteri mi yoksa
kaybeden bir düşman mı?" (8)
Rusya-ABD ilişkilerinin gerçek koşulu çıkarlarının
çakışmamasıdır. Zaten 1996-1997'de (NATO'nun
genişlemesinin tartışıldığı dönem), Kasım
1997 - Mart 1998 dönemi (Irak krizinin olduğu
dönem) ve 1999'un bahar-yaz dönemi (Kosova
krizi) esnasında Rusya'nın çıkarları ABD'nin
çıkarları ile çakışmaktaydı ancak Rusya sorunların
ABD planları çerçevesinde şekillenen senaryolar
dahilinde çözülmelerini kabul etmek zorunda
kaldı. (9) Sonraki yıllarda Rusya'nın bu çizgisi
devam etti. Ancak, Washington'un 13 Aralık
2001'de, 1972 tarihli ABM (Anti-Balistik Füze)
Anlaşması'ndan tek taraflı olarak çekilmesi
taraflar arasındaki gerginliği arttırdı.
ABM Anlaşması iki devlet arasındaki ilişkilerin
gerginleşmesine yol açan tek neden değildir.
Bunun yanı sıra ABD ve Rus çıkarlarının çatıştığı
altı jeopolitik bölge mevcuttur:
Baltık Ülkeleri. ABD,
Litvanya, Letonya ve Estonya gibi eski Sovyet
Cumhuriyetleri'nin NATO'ya entegrasyonuna
destek vermektedir ve organizasyonun Kasım
2002'deki Prag Zirvesi'nde bu devletlerin
NATO'ya kabul edilmesi kararında kesin bir
rol oynamıştır. Öte yandan Rusya, NATO'nun
genişlemesini (özellikle eski Sovyet cumhuriyetleri
yönünde) kendi ulusal güvenliğine dönük en
büyük tehditlerden birisi saymaktadır.
Çevre Ülkeler. Rusya,
Beyaz Rusya ve Ukrayna ile en azından siyasal
bakış açısından maksimum yakınlık kurma ile
ilgilidir. ABD'nin çıkarları ise Rusya'dan
bağımsız bir Ukrayna'nın varlığı yönündedir.
ABD Dışişleri Bakanlığı Rusya ve Beyaz Rusya'nın
birleşmesine yönelik aleyhte tutumunu belirtmiştir.
Washington, birleşmeye yönelik her adımın
eski Sovyet sınırları içersinde yeni bir entegrasyon
süreci tehdidini artıracağının farkındadır.
Balkanlar. Yugoslavya'nın NATO
tarafından 1999 yılında bombalanması ve Miloseviç
rejiminin yıkılması Rusya'nın bölgedeki etkisini
azaltmıştır. Rusya'nın geleneksel nüfuz alanı
olan Balkanlarda Rusya bugün olup bitenleri
edilgin bir şekilde izlemektedir. Kosova sorununun
askeri güç kullanılarak çözülmesi bazı Rus
çevrelerinde, Rusya'nın kriz zamanlarında
ABD'nin öncülük ettiği askeri-siyasal baskılarla
karşılaşabileceği fikrini doğurmuştur.
Güney Kafkaslar ve Hazar Bölgesi.
ABD ve Rusya arasında gaz ve petrol rezervleri
ve bunların dünya pazarlarına ihracı ile ilgili
olarak ciddi bir mücadele mevcuttur. Bilindiği
gibi, Moskova, Batıya olan petrol sevkıyatının
Rus toprakları üzerinden yapılmasını savunurken;
Washington alternatif güzergahların kullanımdan
yanadır. ABD, petrolün Hazar Denizi'nin Azeri
bölgesinden Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı
üzerinden Akdeniz'e sevkıyatını çıkarlarına
daha uygun görmektedir. Rusya'nın Lukoil şirketi
hattın inşaasından sorumlu sponsor gruba katılmamış
ve "Asrın Sözleşmesi" ile elinde
bulundurduğu yüzde 10'luk hissesini Azerbaycan
Operasyon Şirketi'ne (AIOC) satma yönündeki
niyetini Kasım 2002'de belirtmiştir.
Orta Doğu. ABD ve Rusya bu
bölgede işbirliği yapmakla beraber potansiyel
rakip durumundadırlar. Rusya'nın enerji çıkarları
Irak üzerine kuruluydu ve Bağdat'ın Rusya'ya
yedi milyar dolar borcu vardı. Fakat ABD'nin
Irak'ta rejimi yıkması, varolan borçların
ödenmesi problemini ortaya çıkarmıştır. Kurulmakta
olan yeni rejim ise eski borçların ödenmesinden
çok uzaktadır. Bununla beraber bölgenin diğer
önemli bir devleti olan İran üzerinde çatışan
ABD ve Rus çıkarlarının dış politikaya yansımaları
ise çok açıktır.
Uzak Doğu. Rusya, Çin ile uzun
vadeli işbirliği ilişkileri kurmaya çalışmaktadır.
Tayvan sorunu Rusya tarafından Çin'in iç meselesi
olarak görülmektedir. ABD ise bunun tam zıttı
bir politika izlemektedir. Rusya'nın Çin ile
olan askeri işbirliği ABD'nin Tayvan ile olan
yakın bağlarıyla dengelenmektedir. Çin'in
güç kullanarak Tayvan sorununu çözme girişimleri,
ABD ile karşı karşıya gelmesine yol açabilir.
Sonuçta, ABD ve Rusya arasındaki mevcut anlaşmazlıkları
artırabilecek çok sayıda neden vardır. Bu
sebeplerin sadece bir araya gelmesi bile Rusya'nın
Batı -özellikle de ABD- ile entegrasyonuna
engel olur. Bu anlamda Rusya'nın Batıyla tam
bir entegrasyonu olanaksızdır. Bu bakış açısı,
Rusya'nın NATO'ya olduğu kadar Avrupa Birliği'ne
üyeliği konusunda iyimser öngörülerde bulunulmasını
mümkün kılmıyor.
Elbette, Rusya'nın NATO ve AB'ye girişi yönünde
bazı fikirler ileri sürülmektedir. Mart 2000'de
Rusya Başkanı V. Putin'in Rusya'nın NATO'ya
katılmaya hazır olduğu hakkındaki beyanatından
sonra, eski ABD Başkanı B. Clinton, Portekiz'de
yapılan ABD-AB Zirvesi'nde Rusya'nın NATO
ve AB'ye girişi konusunda kapıların kapanmaması
gerektiğini söyledi. Fakat bu yönde ciddi
bir adım da atılmamıştır ki Putin'in "Rusya'nın
NATO'da beklenmediği" yönündeki açıklaması
da tesadüf değildir.
Mayıs 2000'de AB Başkanı Romano Prodi topraklarının
çoğu Asya'da olan ve kültürü Avrupa ülkelerinden
farklı ve kendi gelenekleri olan Rusya'nın
AB yapısına dahil edilmesinin çok karmaşık
(aslında olanaksız) bir konu olduğunu söylemiştir.
Rusya'nın NATO ile ilişkilerinin sınırları
Mayıs 1997'de Paris'te ve Mayıs 2000'de Roma'da
imzalanan anlaşmalar tarafından sağlanmıştır.
(10) İlkinde, Ortak Daimi Konsey (JPC) kurulmuş,
ikincisinde ise "Yirmiler Komitesi'nin"
temeli atılmıştır. Ancak, her iki durumda
da Rusya'nın NATO'nun herhangi bir sürecini
etkileme fırsatı yoktur. En azından, Rusya'nın
bu organizasyonun kararlarının herhangi birini
veto etme hakkı yoktur.
Çok önemli eski bir devletin varisi olan
Rusya daha çok bir Asya devletidir ve ABD
ve Batı ittifakının lider devletlerinin çıkarlarıyla
uyuşmayan parametreleri vardır.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
1. Senchagov V. Economic Security As a
Basis of Provision of the National Security
of Russia. Economic Issues, No: 8, 2001.
2. Smolin O.N. Russia in the Global World:
Answers to the Challenges of New Century ("Round
table"). International Life, No: 7, 2001.
3. Nikonov V.A. Political Panorama of 21st
Century. International Life, No: 6, 2001.
4. Ibid, s.12.
5. Ibid, s.12.
6. Pushkov A.K. Russia in the New World Order:
Near the West or With Its Own? International
Life, No: 10, 2000.
7. Nasirov E.Kh. USA and the World After September
11. Baku, 2003.
8. Kortunov S.V. Russian-American Partnership
and 21. Challenges. International Life, No:
4, 2002.
9. Pushkov A.K., s. 34.
10. Grushko A.V. Russia-NATO. It seems "Twenty"
has started working. International Life, No:
7, 2002.