 |
|
Ağustos 2003 | Sayı 7
|
| |
|
ISSN: 1303 - 9814
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
 |
|
|
|
|
ETNİSİTE IŞIĞINDA RUSYA FEDERASYONU
|
Timur DAVLETOV
Hakas Cumhuriyeti
Kültür Bakanlığı Türkiye Temsilcisi
|
Genel Bilgiler
Rusya eskilere dayanan çok zengin tarihi
geçmişe sahip olan bir ülkedir ve bu tarihi
boyunca hem inişli, hem de çıkışlı dönemler
yaşamıştır, ama bundan ziyade göstermiş olduğu
gelişme ve genişleme performansının sayesinde
eşi nadir rastlanan tarihsel örneklerden biri
olarak öne çıkmaktadır. Rusya devleti 400
yıllık tarihi zarfında tam 36 kat genişlemiştir
(1). Bu genişleme sürecinin kenarları hep
çiçek dolu bir yol olmadığı gayet açıktır.
Kimi bilim adamları Rusya'nın hep yayılmacı
siyaset gütmesinin temelinde messianic
bir dünya görüşü yattığını iddia eder. Öte
yandan Rusya'nın tarihsel gelişiminin neticesinde
göreceli olarak izole kalması Ruslarda, dünyada
kendilerine özel bir misyon, yani görev yüklenmişlik
hissinin etkisiyle 'Üçüncü Roma' adlı bir
dünya görüşü oluşturmuştur. Bunun temelinde
zamanında en önemli medeniyet merkezleri olarak
kabul edilen 'Birinci' ile 'İkinci' Romalıların,
yani eski adıyla Constantinople olarak bilinen
İstanbul ile Roma'nın yerine geçebilme hedefi
yatmaktaydı (2). Aslında Rusların bu dünya
görüşü tarihleri boyunca izledikleri yayılmacı
siyasetlerince doğrulanmaktadır. (3) Bazı
çevreler yayılmacılık ve işgalcilik terimlerinin
kullanımından ısrarla kaçınarak yerine "bütünleştirici"
ve "keşfedici" siyaset demeyi yeğlemekte
ya da çeşitli milliyetlere mensup olan gayri
Rus halklarına dayatılmış olan çeşitli zorlamalarla
değil de, bütün halkların Rusya'ya kendi istekleri
doğrultusunda anlaşmalar oluşturarak Rusya'nın
içine dahil olduklarını belirtmektedir (4).
Her ilerleme içinde hep bir gerileme unsuru
taşımaktadır. Bu, Rusya için de geçerliliğini
korumaktadır. Ancak sorunun asıl önemi ve
kararlaştırılması gereken noktası bu süreçte
ilerlemenin mi, gerilemenin mi ağır ve başat
olduğudur. Rus devleti tarafından getirilen
ve daha sonra Sovyetler rejimi döneminde pekiştirilen
uygarlaşma bir taraftan demiryollarını, elektriği,
kolektifleştirmeyi, çoğu halklar için ise
yazılı dillerinin yeniden gün ışığına çıkarılması
vb. sağlar iken, öbür yanda da yine aynı rejim
kolonileştirilmeye, Ruslara karşı savaşlarda
kaybedilen binlerce hayata, sömürülmeye, etnik
ayırımcılığa, baskıya, elde edilen yazılı
dil (aslında çoğu halkın Ruslardan önce de
yazılı dilleri mevcuttu, ama kimi halkların
yazılı dilini ifade ettiği harfler Arap alfabesi
iken, 1920'lerin ikinci yarısından sonra Latin
harflerine ardından da 1930'ların sonunda
ise Kiril harflerine geçirilmişlerdir ve bütün
bunlara rağmen yine de bu gelişmelerin Sovyetlerin
sayesinde gerçekleştiği ve ulusal düzeyde
yazılı dile kavuştukları ileri sürülmekteydi)
ile birlikte kazanılan şekli millilik ile
kaybedilen milli içerik ve özlüklere, ve buna
benzer kayıplara sebebiyet vermiştir. Bunun
dışında ise geleneksel Rus görüşünün Avrupa
ve dünya medeniyetinin ve değerlerinin "geri
kalmış" halk ve topluluklara aşılanması
ve öğretilmesi olarak değerlendirdiği "eğitim,
aydınlanma ve gelişme"yi getiren ve tarihin
gelişimi sonucunda başka seçeneği bulunmadığından
katlanılması zorunlu olan ve altında aslında
kolonileşme sürecinin yer aldığı Rusya'ya
"gönüllü" katılmanın, belki de beraberinde
getirmiş olduğu nadir ilerleme örneklerinden
biri olan bu istilaya uğramış halkların Avrupai
anlamda genel eğitim düzeyinin yükseltilmesidir.
Aslında daha sonraları aksini ileri sürmek
zor olan bir şekilde Rusya'daki ve dünyadaki
gelişmeleri yakından izleme imkanına kavuşan
bu az önce sözü edilen milletlerin ileri gelen
aydın kısmı eline gelen her fırsatta rejime
karşı duyduğu rahatsızlığı ve bundan doğan
tepkisini dile, kağıt üzerine ve eyleme dökmekte
idi.
Nitekim, güttüğü siyaset sayesinde Rusya,
geniş topraklı ve çok uluslu bir devlete dönüşmüştür.
Fakat bütün bu işgal edilen toprak ve halkların
sınırdaş ve bitişik olması, Rusya için sömürü
ve sömürge gibi ibareleri saf dışı bırakma
açısından bir avantaj teşkil etmiştir. Oysa
tarihte İngiltere, Fransa vb. deniz ötesi
klasik sömürgeci ülkelerin kolonileri ile
ana ülkeleri arasında binlerce kilometrelik
mesafeler olduğundan, bu devletler Rusya'dan
farklı olarak söz konusu avantajdan yoksun
idiler. Ama bütün bunlara rağmen ünlü bir
Rus tarihçisi olan Vasiliy Klüçevskiy Rusya'yı
kendi kendini sömürge haline getirmiş bir
devlete benzetmiş ve Rus devletinin tarihinin
de böyle bir devletin tarihi olduğunu belirtmiştir
(5)
Rusya'nın genişleme sürecinin başlangıcı
XVI. yüzyılın ikinci yarısına rastlamaktadır.
Bu tarihten itibaren tahta çıkmış tüm Rus
çarları değişik yoğunlukta ama aynı istikamette
olmak üzere Rusya topraklarını büyütmüşlerdir.
Peki Rusya'nın tarihinde toprak yitirişleri
hiç mi olmadı? Elbette ki olmuştur, ama bunlar
1991'in sonunda meydana gelen toprak kaybından
farklı olarak yine de dahil olduğu savaşlar,
dış saldırılar veya Alaska örneğinde olduğu
gibi satışlar sonucunda ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla bu açıdan olaya bakıldığında,
Rusya'nın tarihindeki son toprak kayıplarının
Rus halkı için hem maddi, hem de manevi yönden
ne kadar ağır bir darbe olduğunu idrak edebilmek
hiç de zor değildir. Kısa vadede etkileri
kolay unutulmayacak bu durum, çeşitli etnik
unsurların yarattığı sancılı süreçleri takiben
ayrımcılık akımlarının cereyan etmesi ve sözü
edilen psikolojik darbelerden dolayı şoke
durumunda bulunan Rusların bu durumundan azami
bir şekilde yararlanmak suretiyle Rusya'da
şoven eğilimler daha da şiddetlendirmektedir.
Bunun tipik örnekleri oy toplama uğruna Rus
halkının içinde var olan kızgınlık duygularını
arkasına alarak siyasete soyunan aşırı milliyetçi
Jirinovsky gibileridir.
Jirinovsky konusuna pek dalmadan burada sadece
şunu belirtmekle yetineceğim: Jirinovsky'e
göre Rusya'nın 1900 yılında sahip olduğu sınırlar
(6) itibariyle yeniden kurulması gereklidir
ve böylece ortaya çıkarılacak olan eski Rus
imparatorluğu en başta hakiki Ruslar için
hizmet etmelidir. Buna razı olmayan gayri-Rusları
ise ülkeyi terk etmeye davet etmekte olan
Jirinovsky'e göre Rus imparatorluğunun yeniden
kurulması ince zevke hitap eden çok pahalı
bir süs eşyası olmayıp, Rus halkının "milli
diriliş"inin bir icabıdır. (7) Ama durum
çok farklıdır aslında, çünkü örneğin Baltık
ülkelerinde gayri-Ruslar tarafından ülkeyi
terk etmeye davet edilen etnik Ruslar her
ne kadar o topraklarda kök salmış olabilir
ise de aslında misafirlerdir, yani oralara
daha sonraları göç etmişlerdir, oysa gayri
Rusların Rusya'yı terk etmesinin temelinde
esaslı bir gerekçe yoktur, çünkü Rus olmayan
halklar zaten Ruslardan önce de o toprakların
üzerinde yaşamakta idiler, dolayısıyla söz
konusu bu terk etme daveti biraz ev sahibinin
evi boşaltıp terk etmesine benzemektedir.
Bununla birlikte bu talepler doğası itibariyle
en başta insan hak ve ana hürriyetlerine aykırıdır.
Bu noktada Rus tarihinin en büyük devrimcilerinden
biri olan Leo Troçki'nin Rusya'nın aslında
bir tek etnik halktan oluştuğu ve hakim devletten
ziyade, tarihin kimi gelişimlerinin neticesinde
ülkenin içinde yaşayan ve farklı ırk ve etnisitelere
mensup olan halkların devleti olarak tesis
edilip, meydana getirildiğine ilişkin zamanında
söylemiş olduğu sözlerin hatırlanması için
benim fikrime göre tam zamanıdır.(8)
Yine Rusya'daki milliyetçilik konusuna gelirsek,
gerçek dünyada bu gibi siyasi-toplumsal gelişmeler
bütün dünyada gözlemlenen bir milliyetçilik
uyanışı çerçevesinde ele alındığında Rusya'daki
bu tür aşırı sağ unsurların revaç görmesi
o kadar da beklenmeyen bir şey değildir. Sözün
gelişi, genel olarak dünyadaki gelişmeler
ve özel olarak da Türkiye'deki ve en son olarak
da Avusturya'daki seçimler de bu trendi doğrular
niteliktedir. Ama bu ülkelerde Rusya'dan farklı
olarak iktidara gelen parti oluşmuş sisteme
uyum sağlamakta, oysa Rusya'da böyle bir şey
için kesin bir şey söylemek pek mümkün gibi
görünmemektedir, çünkü ülkede istikrar ve
öngörülebilirlik durumundan bahsetmek oldukça
zordur.
Rusya'nın bir başka özelliği de şiddetsiz
ve kansız gelişememesidir veyahut da ıslahat
yoluyla gelişmenin savunucu ve taraftarlarının
çoğunlukla yolun başında ulaşmak için belirledikleri
hedeflere giden yolda harcadıkları çabaların
başarıdan çok beklenmeyen sonuçların ortaya
çıkmasına vesile olması gibi örnekler ile
dolu olmasıdır. Yani Korkunç İvan olsun, Deli
Petro (9) olsun, Lenin olsun, Stalin olsun
hepsi de Rusya'nın gelişmesini sağlamak uğruna
yüz binlerce insanın hayatlarını harcamaktan
çekinmemiştir. Dolayısıyla Rusya'da gelişme
yönüne bir sıçrama daima şiddet ve kanın eşliğinde
gerçekleşmiştir. Öte yandan ise II. Aleksander,
M. Gorbachov ve diğerleri gibi Rusya için
liberal reformlar yoluyla bir gelişme
sağlamaya uğraşanlar genelde istedikleri sonuçlara
ulaşamayıp elindekileri bile kaybetmektedirler.
Bu oyunu Rusya'da devletin her alandaki başatlığına
oynayanlar, yani koyu etatistler kazanmaktadır.
İşte 26 Mart 2000'de düzenlenen Başkanlık
seçimlerini (bu seçimlerin objektif olup olmadığı
ise ayrı bir araştırma konusu olabilir) kazanarak
Rusya'nın Yeltsin'den sonra ikinci Devlet
Başkanı olan Vladimir Vladimiroviç Putin de
kamuya açıkladığı programının temel taşlarının
arasında geleneksel Rus özellikleri olan kolektifçilik,
ile statikçiliği saymış ve bunlara uygunluk
ölçüsünde devletin her alandaki öncülüğünün
altını çizmiştir. (10)
Bu gidişat sanki Rusya'nın kara yazgısı gibidir
ve bunun nedeninin kaynağı olarak geçen yüzyılda
yaşamış Rus şairlerinden Vasiliy Kuroçkin,
Rus devletinin devlet arması olan iki başlı
kartalın olduğunu belirtmiştir; bu iki başlı
kartalın toplam dört gözü bulunmasına rağmen
bu kartal kördür ve dolayısıyla ülkedeki düzensizlikleri
görmezden gelmektedir. (11)
Toprak (Ülke)
XVI. yüzyıldaki işgal ve savaşlarla sağlanan
genişleme sürecinden evvel genişliği Moskova
dükalığının sınırları ile ifade edilen Rusya'nın,
toprakları günde 50 mil2'lik, yani 80 km2'lik
civarında olan bir genişleme hızıyla artarak
Sovyetler döneminde 22,4 milyon km²'ye ulaşarak
dünya üzerinde yaşanabilir karanın 1/6'ini
kaplar durumuna gelmiş olup, doğudan batıya
yaklaşık olarak 10 bin km.lik, kuzeyden güneye
de 5 bin km.lik bir alana yayılmıştır. Zaman
kuşakları bakımından ise on bir saat bölgesini
ihtiva eder dereceye kadar genişlemiştir (12).
Bunun yanı sıra, tarihte ilk sosyalist devletin
yer aldığı ve batıda Norveç, Polonya, Çekoslovakya,
Macaristan, Romanya; güneyde ise Türkiye,
Afganistan, İran, Çin, Moğolistan, Kuzey Kore
ile sınırdaşlığı olan Sovyetler Birliği toprakları
üç okyanus ve on iki deniz: Atlantik Okyanusu
(Baltik, Kara, Azak Denizleri), Kuzey Buz
Okyanusu (Barents, Ak, Karsk, Laptevler, Doğu-Sibirya,
Çukotskoye Denizleri), Pasifik Okyanusu (Bering,
Ohotsk, Japon Denizleri) tarafından çevrili
idi (13). Bununla birlikte bu kadar geniş
topraklara sahip olmanın insan hayatları itibariyle
ne kadara mal olunduğunun yanı sıra, zorla
dahil edilen halkların milli kimlik ve etnik
değerlerinden Enternasyonalizm ve Sovyetleştirme,
yani Sovyetler Birliği'nde yaşayan milliyetlerin
birbirleriyle yakınlaşıp kaynaşması ve daha
sonra hayali bir Sovyet halkının oluşturulması
bahanesiyle uzaklaştırılmaya çalışılması ile
yerli medeniyetlerin yok ediliş gerçeği de
hesaba katıldığında oluşan olumsuzluklarla
dolu manzaradan insanın etkilenmemesi mümkün
değildir.
SSCB'nin 'devamı' olan Rusya (SSCB'ne nazaran
% 25 oranında) toprak kaybına uğramış olmasının
neticesinde her ne kadar Sovyetler Birliği
ile kıyasla hayli küçük olsa dahi, günümüzdeki
Rusya sahip olduğu 17 milyon km2 toprak hacmi
bakımından (bu rakam oran itibariyle eski
SSCB'nin sahip olduğu toprakların % 75.8'ine
tekabül etmektedir) hala dünyada en büyük
devlet sayılmaktadır. Bir başka deyişle, Rusya
dünya üzerindeki toplam karanın içinde % 11'lik
paya sahip olan bir ülkedir. (14) Rusya Federasyonu,
Sovyetler Birliği'ne nazaran toprak hacmi
itibariyle küçülmüş olsa dahi hala batıda
Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya,
Belarusya, Ukrayna ile güneyde ise Gürcistan,
Azerbaycan, Kazakistan, Moğolistan, Çin, Kuzey
Kore gibi ülkeler ile ortak kara sınırı paylaşmaktadır.
Bunun yanında da Rusya'nın toprakları kuzeyden
Barents, Ak, Karsk, Laptevler, Doğu-Sibirya,
Çukotskoye Denizleri ile doğudan Bering, Ohotsk,
Japon Denizleri ile batıdan Baltık Denizi
ile güneyden ise Kara ve Hazar (Kaspiy)
Denizleri ile çevrilidir. Görüldüğü kadarıyla
tarihinde hep denizlere açılabilmek için bir
yol, bir pencere açmanın peşinde koşan Rusya,
günümüzde de deniz ve okyanuslara çıkış bakımından
çok geniş pencerelere (15) sahiptir. Bu kadar
geniş araziye (ki bu üstte belirtilmiş bulunan
sınır ortaklıklarına deniz üzerindeki sınır
komşulukları dahil edilmemiştir) yayılmış
bir ülke elbette ki arkasında güçlü bir ekonomik
potansiyel ile sağlam hukuksal işlevselliği
olmadığı süre boyunca idari, iktisadi ve siyasi
gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmaya
mahkumdur.
Rusya Federasyonu, 12 Aralık 1993 tarihinde
yapılan ulusal oylamada kabul edilen yeni
Anayasasında yer alan resmi tanımına göre,
ülkenin toplam toprağı içerisinde yer alan
cumhuriyetler, bölgeler, otonom bölge, federatif
statülü şehirler, iller ve otonom daireler
gibi isimlerle sınıflandırılmış bulunan idari
birimlerine ait "topraklardan, iç sularından,
kara sularından ve bunların üstündeki hava
sahasından oluşmakta"dır. (16)
Nüfus
Başlangıçta tek uluslu bir devlet olarak
kurulmuş olan Rusya, XVI. yüzyıldan itibaren
işgal ve savaşlar yoluyla başlattığı genişleme
sürecinde Rus olmayan halkların zorla Rusya'ya
dahil edilmesi ile beraber giderek çok uluslu
bir devlet niteliğini kazanmaya başlamıştır.
Zamanla artan bu çokulusluluk Sovyetler döneminde
en üst noktaya ulaşıp 100'den fazla, kimisine
göre ise en az 200 değişik etnik halkı kapsamaktaydı
(17). 1985 yılının ilk yarısında istatistiksel
verilere göre 276 milyon dolayında kişinin
yaşadığı Sovyetler Birliği toplam nüfus bakımından
dünyada yine ilk beşin içinde yer almakta
idi (18).
Sovyetler Birliği'nin diğer 14 cumhuriyetinden
biri olan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist
Cumhuriyeti (RSFSC)'nin toplam nüfusu 143,09
milyon (1985 sayımına göre) (19) iken, Sovyetler
Birliği üyelerinin içinde bağımsızlığını en
son kazanmış bulunan ve kendisinin SSCB'nin
ardılı değil de 'devamı' olduğunu ileri süren
Rusya Federasyonu'nun toplam nüfusu 148,1
milyon kişi (1996 itibariyle) olmuştur. (20)
Bununla birlikte kimi tarihi gelişmelerin
neticesinde daha önceleri de Rus olmayan halkların
yaşadığı Rusya'daki asıl çokulusluluk sürecinin
en belirgin ve en geniş çaplı başlangıcı olarak
kabul edilebilecek olan Rus devletinin 1552'de
Tatar Hanlığının başkenti Kazan'ı işgal etmesi
ile beraber birçok yerli halk Rus devletine
katılmak durumunda bırakıldı. Aslına bakılırsa
dünyada sömürgeci siyaset izlemiş olan ülkeler
listesini sadece Rusya ile sınırlandırmak
pek objektif olmaz. Dolayısıyla tarihte birçok
Avrupalı devletin zamanında sömürgeci olduğu
bir gerçektir.
Aslında her ülkenin kendisi için oluşturmuş
olduğu 'resmi tarih' te diğer devletlerin
sömürge politikalarını çekinmeden yazarken
aynı alandaki kendi siyasetlerini, ki bu politikalar
çoğu zaman acımasız sömürgeleştirme siyaseti
olmuş olsa dahi, daha yumuşatılmış bir şekilde,
veya gerçeğin tam tersini anlatan biçimde
vermeye çalışması, objektif olarak bakıldığında
doğal olarak karşılanmalıdır. Ancak yine de
Sovyetlerin resmi tarihinde diğer ülkeler
ile ilgili çifte standartları incelemenin
faydalı olacağı kanaatindeyim. Nitekim, Sovyetler
Birliği'nin son yıllarından biri olarak sayılan
1988'de yayımlanan Sovyet Ansiklopedik Sözlüğü
(Sovetskiy Entsiklopediçeskiy Slovar')'nde
örneğin Osmanlı İmparatorluğu anlatılırken,
bu İmparatorluk "XIV-XVI yüzyıllardaki
istila ve işgallerin neticesinde oluşmuştur",
Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili bölümde
ise "XVI. yüzyılda Kuzey Amerika'da Avrupalılar
tarafından yerli halkların yerlerinden sürülerek
ve yok edilerek sömürgeleştirme başlatılmıştır"
gibi tarih pasajlarına yer verilirken, Rusya
"XVI-XVII yüzyıllarda çok uluslu bir
yapıya sahipti; bu yapının içerisine Volga
havzası, Ural ve Sibirya halkları dahildir"
ve "Ruslar tarafından Kuzey, Volga havzası,
Sibirya; Uzak Doğu topraklarının şeneltilmesi
(veya keşfedilmesi; yani burada sanki o topraklar
kimsesizmiş ve kimseye ait değilmiş gibi terra
nullius mesajı verilmek istenmiş olması pek
muhtemeldir)nin ve XVI-XIX yüzyıllardaki bir
takım gayri Rus halkların gönüllü olarak Rusya'ya
dahil olunmasının neticesinde 1721'den itibaren
Rusya İmparatorluğu olacak çok uluslu bir
Rusya devleti oluşmuştur" gibi ifadeler
yer almaktadır (21). Üstelik ideoloji bakımından
Çarlık Rusyası Sovyetlerin geçmişinde yer
alan bir sistem olsa dahi, 'ulusların hapishanesi'
gözüyle bakılan Çarlık Rusyasının zamanında
yürüttüğü politikaların anlatımına yumuşaklık
kazandırmak veya gerçekleri gizlemek amacıyla
verilmiş bu yumuşak ve çoğu kez gerçeği yansıtmayan
Rusya'ya ilişkin bilgilerin yanı sıra sadece
Rusya için olmak üzere şu ifadelere de yer
verilmiştir: "Çarlık tarafından milliyetlerin
oturduğu bölgelerde tesis edilmiş Velikoderjavnaya
(yani sayısı az olan halkların aleyhine,
sayıca çok olan ve bundan dolayı da başat
konumunda bulunan halkların lehine olan) siyasetine
(22) ve sömürge rejimine rağmen, Rus olmayan
halklar için Rusya'ya katılma nesnel olarak
ilerleme anlamını taşımaktaydı: Rus halkı
ile ekonomik işbirliği, ataerkil ve feodal
kapanıklığın aşılmasına, üretim güçlerinin
büyümesine, önde giden Rus kültürü (burada
gayri Rus kültürlerin geri kalmışlığı ima
edilmekte olsa gerek) ile tüm Rusya Devrim
Hareketine alıştırılmasına yol açmaktaydı.
Bu halkların tarihsel kaderi Rus halkının
tarihiyle sımsıkı bir şekilde bağlantılı olma
durumuna düşmüştür." (23) Üstteki cümlelerin
aktarılma sebebi, Sovyetler döneminde gayri
Rusların Rusya devleti tarafından yutulması
gerçeğini, amacı ne olursa olsun, çeşitli
yollarla kamufle etme veya gizleme gayretlerini,
bu gayretlerden oluşan sansürlü yazılımın
neticesinde ortaya çıkan 'resmi tarih'in içinde
yukarıdaki alıntılara bakılarak ne gibi çifte
standartlar barındırdığını gösterebilmektir.
Nitekim Rus ve Rus olmayan halkların kendi
etnik kimliklerini bir tarafa bırakarak beraberce
kurdukları iddia edilen "yeni sosyal
ve milliyetler arası insan topluluğu olan
Sovyet milleti şekillenip vücut bulmuştur."
(24) gibi ifadelerin aslında tarihsel gerçekleri
tam olarak yansıtmadığı apaçık bir biçimde
ortadadır.
İdari Yapı
Tarihte birçok kez yeniden yapılanmaya (perestroyka)
ve çözülüp yeniden dikilmeye (perekroyka)
sahne olmuş Rusya toprakları hep bugünkü karmaşık
idari yapıyı teşkil etmemekteydi. Fakat bununla
birlikte bugünkü Rusya'nın idari şeması, hukuken
devamı sayılan eski SSCB'nin (25) yönetimsel
paylaşımından hem sayıca, hem de şekil itibariyle
çok farklı değildir. Bunun yanında Rusya Federasyonu'nun
öğeleri Sovyetler zamanındaki idari birimlerin
sahip olduğu hak ve yetkilerden daha fazla
yetkiye sahiptir demek hem doğru hem de yanlış
olabilir, çünkü SSCB'nin sosyalist federasyon
olması gereğince en üst statü olan Birlik
Cumhuriyeti adına sahip olduğu federe öğeler
hem bugünkü Rusya'nın içindeki federe cumhuriyetlerin
kendi anayasalarına, devlet armasına, bayraklarına
vb. sembollere, hem de onlardan daha çok yetki
sahibi olduğu anlamına gelen ama bununla birlikte
sadece de jure olarak kağıt üzerinde güzel
bir meyve resmi gibi kalan ve de facto
olarak hiçbir zaman istifade edemedikleri
o meşhur 'Birlikten Ayrılma Hakkı'na (26)
ve de SSCB'nin yanı sıra Birlik üyesi olan
15 Cumhuriyetten sadece ikisine (Ukrayna ile
Belarusya - yani Beyaz Rusya) tanınan Birleşmiş
Milletler Örgütü'nün Genel Kurulunda temsil
edilme hakkına sahip idiler. Buna ilaveten
yine bugünkü Rusya Federasyonu'nun üyesi olan
idari birimlerin arasında bulunan cumhuriyetler,
sahip oldukları yetki bakımından eski SSCB'nin
Birlik Cumhuriyetlerine nazaran kaybediyor
gibi görünmektedir, çünkü Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetleri (ama OSSC - Otonom Sovyet Sosyalist
Cumhuriyetler değil) yine de uygulamadan yoksun
ve sadece de jure ve sadece belli bir zaman
için ve zamanın şartlarının icabı olsa bile
hem doğrudan dış münasebetleri yürütme, anlaşmalar
oluşturma, hem de askeri birlikleri kurma
hakkına sahip idiler. Bunu SSCB'nin Yüksek
Sovyeti tarafından kabul edilmiş olan 1 Şubat
1944 tarihli "Birlik Cumhuriyetlerinde
Askeri Birlikleri Oluşturma ..." ile
yine aynı tarihli Birlik cumhuriyetlerine
dış politikada daha geniş yetkilerin verilmesine
dair kanuna bakarak anlayabiliyoruz (27).
Ancak dış münasebetler konusunda günümüz Rusya'sındaki
federe birimler, ki buna bölgeler bile dahildir
(örneğin, Novgorod Bölgesi), eski birlik cumhuriyetlerinin
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin
içinde sahip olduğu olanaktan daha avantajlı
durumdalar denilebilir. Bunun nedeni olarak
da genel olarak Rusya'nın dışa doğru açılmış
olmasının (hem iktisaden, hem de siyaseten)
getirmiş olduğu yeni olanak ve fırsatların
etkisi küçümsenemez gibi görünmektedir.
Fakat burada daha derinlere girmeden yine
bugünkü Rusya'ya dönersek şunu söylemek mümkündür:
Rusya Federasyonu'nun idari yapısı gene de
oldukça karmaşık bir tablo görünümündedir.
Nitekim, bir Federasyon olan Rusya'daki idari
birimlerin sayısı ikisi federal öneme sahip
olan şehirler (Rusya'nın başkenti Moskova
ile Rusya'nın daha önceki başkenti St. Petersburg);
isimlerini toprakları üzerinde yaşayıp oraların
yerlisi olduğu etnik halklardan alan yirmi
bir cumhuriyet (Respublika); bir otonom
bölge (Avtonomnaya Oblast');
altı il (Kray); on otonom daire (Avtonomnıy
Okrug); ve kırk dokuz bölge (Oblast')
olmak üzere toplam seksen dokuz tanedir. (28)
Rusya Federasyonu'nun idari yapısı :
1) Cumhuriyetler,
2) Bölgeler,
3) Otonom Bölge,
4) Otonom Daireler,
5) İller,
6) Federal şehirler ; gibi altı grupta toplanabilir.
(29)
Yukarıda verilen rakamlara göre Rusya devletinin
idari yapısının içinde sayı itibariyle en
kalabalık grubu, toplam sayıları kırk dokuzu
bulan Bölgeler oluşturmaktadır. Bu bölgelerde
ise cumhuriyetlerden farklı olarak genellikle
nüfusun hemen hemen tamamına yakını etnik
Ruslardan meydana gelmektedir. Burada şunu
da belirtmemiz gerekir: Rusya'nın içinde bulunan
Bölgelerin hem sayıca, hem de nüfus bakımından
daha kalabalık olmalarının ve bir de siyasetin,
Federasyonun tüm üyelerini, ama özellikle
etnik cumhuriyetleri, federatif sübjeler arasındaki
sınırlar değişikliğinin onaylanması, Devlet
Başkanı tarafından yapılmış bulunan savaş
halinin veya olağanüstü durumunun ilanının
onaylanması gibi doğrudan ilgilendiren meselelerin
karara bağlandığı yasama sürecinin üzerindeki
etkisi söz konusu olabilir. Şöyle ki: Rusya
Federasyonu'nun parlamentosu olan iki kamaralı
Federal Meclisin (Federal'noye Sobraniye)
Üst Kanadı - Federasyon Kurulu (Sovet Federatsiyi)'nun
bir karar alabilmesi, Federasyon Kurulunun
toplam temsilci sayısının içinde oy çoğunluğunun
sağlanması ile mümkündür. (30) Oysa zaten
etnik olarak Rusların çoğunluğu oluşturduğu
Federasyon Kurulunda Rus olmayan tüm temsilcilerin
homojen bir şekilde muhalefet hareketine rağmen
böyle bir oy niteliğini bulmak hiç de zor
olmayabilir.
Rusya Federasyonu'nun üyesi olan etnik cumhuriyetler
Federasyonun diğer idari birimlerinden farklı
olarak kendi anayasalarına sahiptirler. Bu
anayasalar ile Rusya Federasyonu Anayasası
tarafından etnik cumhuriyetlerin statüleri
belirlenir. İlk bakışta cumhuriyetlerin kendi
anayasalarına sahip olma hakları Rusya Federasyonu
Anayasasında yer alıp sabitleştirilmiş gibi
görünse de söz konusu etnik cumhuriyetlerin
sahip olduğu statü merkez ile idari birimin
karşılıklı anlaşmaları ile federal anayasal
kanunların çerçevesinde değiştirilebilmektedir.
(31) Aslında bu durum her iki (hem olumlu
anlamda olan bir idari birimin statüsünün
yükseltilmesi olayı, hem de olumsuz anlamda
- bir bölgenin cari statüsünün küçültülmesi,
düşürülmesi meselesi) yönün lehine yorumlanıp
çekilebilmeye müsait olduğundan sakıncalıdır.
Bu sakıncalı durum, söz konusu maddede yer
alan ifadenin belirsizliğinden, kesinlik arz
etmediğinden kaynaklanmaktadır, çünkü Federasyon
üyelerinin sahip oldukları statüler hem yükseltilebilir,
hem de düşürülebilir, yani bir alt statü seviyesine
küçültülebilir ki, bu idari birimler açısından
muhtemel bir genel durum olsa da özellikle
etnik bölgelerin çıkarlarını ciddi biçimde
sarsabilir. Bu itibarla şimdilik faraziye
düzeyinde varlığını sürdüren bu gibi durumlar
meydana gelmemiş olsa dahi, yorumları kötüye
kullanılmaya elverişli olabileceğinden Rusya
Federasyonu içerisinde bulunan etnik bölgelerin
buna dikkat etmeleri gerektiği açıktır. Öte
yandan merkez ile idari bölgenin arasında
olmadan, bölgeler kendi aralarında mevcut
sınırlardaki statükoyu karşılıklı anlaşmalar
temelinde bozabilirler. (32) Bu durumda, aslında
statüko ve barışı korumanın önemi yönünden
yaklaşıldığı takdirde, bölgeler arası ilişkilerde
gerginliklere ve hatta çatışmalara dek varan
durumlara yol açabileceği tahmin edilebilir.
Tabii ki bu görüşler fazlası ile şüpheci gibi
görünebilir, ancak içinde bulunan etnik bölgeler
dahil, Rusya Federasyonu üyesi tüm seksen
dokuz idari birimin çoğunda Rus asıllı nüfusun
çoğunlukta olduğu ve yönetimi elde tuttuğu
gerçeği göz önüne alındığında üstte bahis
olunan konuların önemi ile bu durumların kesinliğe
kavuşturulmadığı taktirde ne gibi olaylara
yol açabileceği daha açık ve net bir şekilde
anlaşılabilmektedir.
Başka bir açıdan da Rusya'nın federalizm
konusundaki deneyimi henüz yeterli değildir
denilebilir. Bunun nedeni Rusya'nın geçmişte
gerçek anlamda federalizm gibi geleneklerden
yoksun olmasıdır. Dolayısıyla Rus federalizmi
daha çok gençtir ve bu sebeple de pek oturmuş
ve yerleşmiş bir tarafı da yoktur. (33) Yani
devletin içinde bu konuda istikrar değil,
maalesef çalkantı mevcuttur, ki buna Rusya'nın
yani Devlet Başkanı olan V. V. Putin'in federasyon
yapısını hiçbir idari bölgeye sormadan, danışmadan
"perekroyka"ya kalkışması
örnek olarak gösterilebilir. Rusya Federasyonu'nun
içindeki seksen dokuz tane federe birimin
temsil edildiği ve Rusya Federasyonu'nun iki
kamaralı parlamentosu olan Federalnoye Sobraniye'nin
üst kanadı görevini yürüttüğü Sovet
Federatsii (Federasyon Kurulu) ile
oradaki yüz yetmiş sekiz senatöre danışmaya
hiç ihtiyaç duyulmamış gibi görünmektedir.
Herhalde bunlar nasılsa itiraz etmez, etmeye
de cesaret edemezler diye düşünülmüş olsa
gerek. Oysa Devlet Başkanının bu yeni girişimine,
yani hem oluşmuş idari yapının içinde Federasyon
üyesi birimleri birleştirme yoluyla genişleterek
Çarlık zamanındaki eyaletler (Gubernya)
ile bu eyaletlerin başında bulunacak general-vali
(General Gubernator) uygulamasına
ve Federasyon Kurulunun re-organizasyonunu
ve böylece de Rusya'daki Federalizmin temelinin
zayıflatılmasını öngören yasa taslağına, hem
etnik birimlerden ve parlamentonun alt kanadı
olan Gosudarstvennaya Duma tarafından
onanmış söz konusu bu yasa taslağını bloke
etme şeklinde Federasyon Kurulundan, hem de
Duma'nın bünyesindeki Federasyon İşleri ve
Bölgesel Politikalar Komitesinden olmak üzere
birçok itirazlar gelmiştir. (34) Daha ayrıntıya
girilecek olursa Rusya Devlet Başkanı Putin'in
Federasyon Kurulunu yeniden ıslahını amaçlayan
yasa tasarısı, Çuvaş Cumhuriyeti Devlet Başkanı
Nikolay Födorov'a göre zaten şu sıralar ekonomik
gücü pek de üst noktalarda seyretmeyen Rusya'da
kendilerine tanınan geniş birçok ayrıcalıklardan
faydalanan bürokrasi ordusunu (Federasyon
Kurulu'ndaki her federe birimden 2'şer olmak
üzere bulunan senatörler aynı zamanda federe
birimlerin yürütme ve yasamanın başındaki
adamlardır. Bunun dışında ise Federasyon Kurulunun
tüm üyeleri Federal Bakanlar statüsüne sahiptir)
büyütmeye ve milletin sırtına daha 178 tane
"parazit"i oturtmaya yönelik bir
atılımdan başka bir şey değildir. Aynı pasajı
Födorov bakımından general-valilikler veya
süper valilikler uygulaması konusunda da söylemek
mümkündür, çünkü bu uygulama ile birlikte
178 değil yüzlerce, hatta binlerce yeni bürokrat
yaratılmış olacaktır. (35)
Ne var ki, en son gelişmelerden bilindiği
gibi Rusya Federasyonu Federal Asamblesinin
üst kanadı olan Federasyon Kurulundaki senatörler,
Kremlin ve parlamentonun alt kamarası olan
Devlet Duması tarafından onaylanması istenen
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir
Putin'in çıkarmış olduğu ve Duma tarafından
onaylanmış bulunan RF Federasyon Konseyinin
yeniden oluşturulmasını öngören bir yasasına
karşı sürdürdükleri ve aslında "kaybedeceklerini
peşinen bildikleri" direnmeyi 26 Temmuz
2000 tarihinde yapılan akşam oturumundaki
119 olumlu (aslında bunun olumluluğu da tartışılabilir)
oya karşı sadece 18 karşıt oyu meydana getiren
açık oylamanın sonucunda teslimiyet bayrağını
çekerek durdurmuştur. (36)
Yukarıda yer verilmiş gelişmeler konusunda
Rusya Federasyonu 1993 tarihli Anayasası,
yani hukuk ne diyor acaba? Anayasaya baktığımız
zaman 95. Maddenin 2. Fıkrasında deniliyor
ki :
"Federasyon Kuruluna,
Rusya Federasyonu'nun her sübjesinin, devlet
iktidarının yasama ve yürütme organlarından
birer [kişi] olmak üzere ikişer temsilcisi
girmektedir."
Bir başka deyişle, objektif bakmak gerekirse
anayasada Senatörlerin illa ki sübjeler, oradaki
yürütme ile yasama organlarının başlarındakiler,
yani en üst iki makam koltuğunda oturan şahıslar
tarafından temsil edilecek demediği gibi sadece
iki temsilciden bahsedilmektedir. Oysa bugünkü
Federasyon Kurulunda, Rusya'nın 89 sübjesi
çoğunlukla makamlarına seçimlerle gelen ve
dolayısıyla legal gücünü halktan alan liderler
tarafından temsil edilmektedir. Bu husus aslında
bir bakıma Federasyon Kurulunu güçlü kılmaktadır
ve dolayısıyla Senatörler oldukça güçlüdürler.
Üstelik bir önceki dönemde, yani Boris Yeltsin'in
Devlet Başkanlığı zamanında Duma ile Devlet
Başkanı arasında pek samimi havalar esmemesine
karşın, tam tersine Rusya Federasyonu Federasyon
Kurulu'nun B. Yeltsin'e bir çok konuda hemfikirlik
ve dayanışma göstermeleri hatırlanabilir.
Ancak bugünkü duruma baktığımızda, Rusya'nın
ikinci Devlet Başkanı olan Putin'in selefi
tarafından takip edilen çizgiden farklı bir
yol seçerek kendi programını uygulama alanında
RF Federasyon Kurulundan çok Devlet Duması
ile dostluk kurmakta ve dayanmaktadır. İşte
Devlet Başkanı'nın çıkardığı ve Duma'dan yeşil
ışık aldıktan sonra en sonunda tüm direnmelerine
rağmen Federasyon Kurulunun da onayladığı
Federasyon Kurulunun yeniden oluşturulmasını
öngören, bugün mevcut olan Federasyon Kurulunun
ise dağıtılması anlamına gelen yasa aslında
üstteki görüşleri doğrulamanın yanı sıra Rusya
Federasyonu üyesi olan sübjelerin (bunu Federasyonun
temeli olarak okuyun) zayıflaması veya güçlerinin
kısıtlanması, merkezin ise (bunu Devlet Başkanı
olarak okuyun) kuvvetlenmesini veya kuvveti
elinde toplamasının başlangıcını simgeler.
Bununla beraber Rusya Federasyonu parlamentosunun
alt kanadı olmasına rağmen Devlet Duması'nın
Federasyon Kuruluna nazaran zaten daha güçlü
ve üstün konumu, Federasyon Kurulunun herhangi
bir federal yasa tasarısı konusunda almış
olduğu olumsuz karara razı olmayan Devlet
Duması tarafından yeniden oylandığı ve Dumanın
milletvekillerinin toplam sayısının üçte ikisi
kadar olumlu oy aldığı takdirde Federasyon
Kurulu tarafından onaylanmayan söz konusu
federal yasa kabul edilmiş olacağının anlatıldığı
RF Anayasasının 105. maddenin 5. fıkrasınca
da teyit edilmektedir.
Kısaca toparlayacak olursak, Rusya'nın Federasyon
Kuruluna ilişkin son gelişmeler belki de kısa
vadede olmasa da, orta ve uzun perspektifte
bence, en çok Federasyon'un içindeki etnik
sübjeleri yakından ilgilendirir duruma gelecektir.
Bütün bunlar olurken, yani milliyetlerin,
iktisadın, askeriyenin ve sosyal meselelerinin
tam olarak çözülememesi durumu var iken Rusya'da
hala iktisattan ziyade siyaset ile uğraşılmaktadır.
Üstelik bu siyaset uğraşları ülke içinde istikrarı
pekiştireceğine demokrasi deneyimi zaten derin
ve köklü diye tarif edilemez olan Rusya'nın
devlet-yönetimi ve yönetsel yapısı konusunda
ikide bir perekroyka'lara girişilmesi hem
dış, hem de iç siyaset bakımından hiç de alkış
toplayacak yöntemler gibi görünmemektedir.
Etnik Azınlıklar
Gelişmenin Kısa Tarihçesi
İlk dönemlerinde (en azından XVI. yüzyıla
kadar) göreceli olarak daha fazla derecede
etnik homojenlik gösteren Rusya, özellikle
yayılmacı politikaları uygulamaya başlattığı
XVI. yüzyıldan itibaren çok uluslu imparatorluk
halini kazanmaya başlamıştır. Bu dönemden
beri resmi tarihe göre başlangıçta bütün gayri-Rus
halkların gönüllü olarak, daha sonra bir takım
değişikliklere uğrayan söz konusu bu resmi
tarihin söylemine göre ise bir kısmı gönüllü
bir kısmı ise işgal, yani zor yoluyla dahil
oldukları veya edildikleri Rusya'nın içinde
hem olumlu, hem de olumsuz yönleri bulunduran
böyle bir tarihsel gelişim ve kader tarafından
bir araya getirilen bütün bu halklar ortak
bir kaderi paylaşmaya başlamış veya paylaşmak
durumunda kalmışlardır. Ancak kesin olanı
şudur, bu halklara çoğu zaman danışılmamıştır,
çünkü Tatar tarihçilerinden Dr. Ravil Fahrutdinov'a
göre "mutlu' ülkemizde [Rusya`da], özellikle
1552'den sonra herhangi bir halkın kaderini
bu işi beceremediği için kendisi değil de
büyük abisi, yani büyük halkın [Rusların]
kararlaştırması lazım diye düşünmeye alışılmıştır
tabii ki".
Eski SSCB'ni oluşturan on beş cumhuriyet
arasında içinde barındırdığı çeşitli milliyetler
bakımından en yoğun etnik mozaiğe sahip olan
devlet Rusya Federasyonu'dur. Nitekim Rusya'da
bir arada 70'i aşkın farklı milliyet yaşamaktadır
ki bunlar aralarında dil, din, kültür, köken,
sosyal-ekonomik gelişmişlik ve nüfus sayıları
yönünden büyük farklılıklar göstermektedir.
Örneğin sayı unsurunu ele aldığımız zaman
Rusya'nın içinde nüfusları birkaç milyonu
bulan milliyetlerin yanı sıra toplam sayıları
birkaç bin ile sınırlı kalan milliyetler de
mevcuttur. Bununla beraber Rusya Federasyonu
ülkesinde yaşayan bu denli milliyetin içinde
sayı itibariyle en büyük (Toplam nüfusun içindeki
sahip olduğu oran itibariyle % 80'den fazla)
ve dolayısıyla rakipsiz çoğunluğu oluşturan
ve aynı zamanda da bütün ülkeye, yani Rusya'ya
adını veren (titüler) etnik grup Ruslardır.
Sovyetlerin dağılmasından önce SSCB'nin içinde
yaşayan diğer milliyetler tarafından genel
nüfus içinde sahip oldukları nüfus oranı bakımından
eşitlenir durumuna gelmiş bulunan Ruslar,
1991'de meydana gelen parçalanmadan sonra
(bu sefer Rusya ülkesinin içinde) yeniden,
tabir yerinde ise, ezici çoğunluk durumunu
elde etmiş oldular.
Ruslar, ülke nüfusunun % 80'ni oluşturmakta
olup Rusya'nın içinde yaşayan toplam nüfusları
110 milyondan fazladır. Bir de buna tarihin
kimi gelişimlerinin sonucu Rusya'nın dışında
kalan ve böylece de azınlık statüsüne düşmek
durumunda bırakılmış bulunan ve toplam sayıları
25 milyon dolayında olan etnik Ruslar veya
'Rusça konuşan nüfus'tan Rusya'ya doğru devamlı
göçün varlığı da hesaba katıldığında, Rusya'nın
içindeki etnik Rus nüfusunun daha da artacağı
söylenebilir.
Rusya Federasyonu'nun toplam nüfusunun %
80'ini etnik Ruslar oluşturmakta ise de bilindiği
gibi, dünyadaki birçok ulus-devletin nüfusunun
etnik yapısına benzer bir şekilde homojenlikten
tam anlamıyla uzak bir görüntü çizmektedir.
Üstelik Rusya'da, genel nüfusun % 20'sini
oluşturmalarına rağmen birçok ulus-altı grup
mevcuttur. Bu etnik gruplardan diğerlerine
nazaran sayıca daha kalabalık olan veya sayıları
bir milyonu aşanlar şunlardır: Tatarlar, Ukraynalılar,
Çuvaşlar, Başkurtlar, vs. Bunun dışında da
sayıları bir milyondan az olan milliyetler
vardır, (ki buna toplam sayıları birkaç yüz
kişiyle ifade edilen etnik gruplar da dahildir),
bunlar Altaylar, Hakaslar, Tıvalar, Sahalar,
Buryatlar, Teleütler, Şorlar, Telengitler,
Tofalar ve diğerleridir. Bunlar genelde sayıları
giderek azalan ve bundan dolayı da bir etnos
olarak varlıkları yok olma sınırında bulunan
az sayılı yerli halklardır. Rusya'nın etnisite
konusu ile ilgili bir başka özelliği de, içinde
bulunan 21 cumhuriyetin çoğunda, cumhuriyete
adını veren etnos veya titüler halk, memleketi
olan bu ülkelerde yaşayan toplam nüfusun içinde
oran olarak çoğunluğu Ruslar oluşturduğundan,
Ruslar Rus olmayan bir başka etnik gruptan
ya da gruplardan (ki bu gruplar Karaçay-Çerkesya,
Kabardin-Balkarya ve 1992'ye kadar Çeçen-İnguşetya
örneklerindeki gibi titüler etnik gruplar
da olabilir) daha kalabalık bir kitleyi teşkil
ederek bu grupları azınlık durumuna düşürmektedir.
Örneğin, Rusya Federasyonu'nun içindeki cumhuriyetlerde
sahip olduğu toplam nüfus bakımından en büyük
olan Başkurdistan Cumhuriyetine ismini veren
Başkurt halkı cumhuriyetin içinde sadece %
21,9'luk bir orana sahiptir. Buna karşın Tatarların
oranı % 28,4 ve Rusların oranı da % 39,3'tür.
(37)
Federasyon üyesi cumhuriyetlerin içinde Çeçenistan,
Dağıstan, Kuzey Osetya, Çuvaşistan, Tıva,
Kalmukya, Kabardin-Balkarya, Tataristan ve
bu tabloda yer almayan İnguşetya'nın dışındaki
cumhuriyetlerin titüler halkları Rus nüfusuna
nazaran azınlık durumundadır. Bunun dışında
kendi bölgelerinde Ruslara nazaran çoğunluğu
oluşturanlar: Komi-Permyak Otonom Dairesinde
Komi-Permyaklar toplam nüfusun % 60'ını ve
Aginski-Buryat Otonom Dairesinde yaşayan Buryatlar
nüfusun içinde % 55'lik bir oranla çoğunluğu
oluşturmaktadır. Bir başka deyişle, Rusya
Federasyonu içindeki federe birimlerden tüm
cumhuriyetleri bir araya toplarsak, yani kumulatif
olarak 'yerli nüfus' %3 2'yi oluşturur iken,
bu oran Otonom Dairelerde ise sadece % 10,5
tir.
Oysa bilindiği gibi, etnik olarak Rus olmayan
milliyetlerin azınlık durumunda bulunmaları,
ülkenin genelinde zaten kötü şartlarda giden
hayatın içinde bu azınlığın varlık koşullarını
daha da ağırlaştırmaktadır.
Milliyetler Politikası
Rusya'ya tarihsel perspektiften bakıldığında
bu devletin varlığının son beş yüzyıl boyunca
çok uluslu bir ülke olarak süregeldiği göze
çarpmaktadır. Bu beş asrın içerisinde çarlık,
imparatorluk, cumhuriyet, birlik, federasyon
gibi isim çeşitliliği olmasına rağmen, devletin
dahilinde hep çokulusluluk mevcut idi. Bu
bağlamda Troçki (Trotskiy)'nin Kuzey Kafkasya
bölgesine ilişkin olarak söylemiş olduğu "etnografya
müzesi" benzetmesinin kapsamını aslında
tüm Rusya'yı kaplayacak bir şekilde yayarsak
hiç de yanlış olmaz gibi görünmektedir. Bu
çok ulusluluk nicel olarak gerçekten o kadar
çok uluslu idi ki, devletin önünde her zaman
hep bu farklı dillere, dinlere, kültürlere,
etniklere ve hatta ırklara mensup bu milliyetleri
bir arada ve Rusya'nın içinde tutabilme problemi
durmaktaydı. Bu arada tutma yöntemlerinin
yelpazesinde "şekerden kamçıya dek"
varan çeşitliliğin dışında, bu yöntemlerden
oluşan kombinasyonlar da uygulanmaktaydı.
Bütün bu uygulamaların yer aldığı yelpaze
ise "sağlam" bir ideoloji ve bu
ideolojinin akaryakıtı olduğu tarih motorunun
üzerinde kurulu idi. Bu ideoloji süzgecinden
geçirilen "resmi tarih" en az daha
önce sözü edilen yöntemler kadar devlet arabasını
bir arada ve toplu halde tutabilecek yapıştırıcı
işlevini görmekte idi. Devletin görünümü ilk
başta bir arabaya benzememekteydi fakat Sovyet
döneminin ilerideki yıllarında söz konusu
araba görünüşüne üzerinde çeşitli milliyetlerin
yaşadığı bölgelerin ekonomik olarak birbirine
bağımlı hale getirilmesi ile birlikte ulaşılmıştır.
Burada ilginç bir nokta var: bölgeler arası
karşılıklı veya tek taraflı bağımlılık geliştirilirken
farklı milliyetler arasında ise, sistem tarafından
öz dillerinin yerini alan veya öyle kabul
ettirilen Rusça'nın ve 'önde gelen' Rus kültürünün
haricinde tüm farklılıkların ortadan kaldırıldığı
"homo sovieticus" gibi tek tip kişiliğin
hakim olduğu Sovyet milletinin yaratılması
güdülmekteydi.
Bununla birlikte tam olarak gerçekleri yansıtabilmek
için burada gayri-Rus milliyetlerine yönelik
politikalar bakımından Çarlık ile Sovyet dönemlerini
karşılaştırmak gerekir. Bu duruma bir örnek
olarak, SSCB Yüksek Sovyeti'nin 1 Aralık 1988
tarihinde (yani ülkede artık perestroyka rüzgarlarının
estiği dönemde) Moskova'da düzenlenen Olağanüstü
XII. Toplantısı esnasında yapılan değişiklikler
ile ilaveleri içeren 1977 tarihli SSCB Anayasasına
baktığımızda, sistem tarafından yaratılmış
toplumun şu gibi "resmi" tanımına
rastlamak mümkündür: "SSCB'nde gelişmiş
bir sosyalist toplum kurulmuştur... Bu toplum,
bütün sınıf ve sosyal tabakaların yakınlaşmasının,
tüm uluslar ile halkların de jure ve de facto
eşitlikleri ve bunların kardeşçe işbirlikleri
bazında insanların kurmuş olduğu yeni bir
tarihsel ortaklık olan Sovyet milletini oluşturan
olgun sosyalist toplumsal ilişkilerin toplumudur."
Topluma yeni sistem tarafından kazandırılmış
niteliklerden ve sistemin milliyetler arası
ilişkiler alanında ulaşmış olduğu hedeflerden
bahsedilirken aynı Anayasanın giriş bölümünde
şu sözlere yer verilmiştir: "...Sovyet
iktidarı...bir daha tekrarlanmayacak şekilde...sınıflar
arası antagonizmler ile milliyetler arası
düşmanlıklara son vermiştir. Sovyet Cumhuriyetlerinin
SSC Birliği'nde bütünleşmeleri ülkede yaşayan
halkların Sosyalizmin kurulmasındaki kuvvet
ve imkanlarını artırmış" ve sistemin
yaptığı ilerlemenin sayesinde "SSCB'ndeki
ulusların ve halkların dostluğu pekişmiş"tir.
Oysa bu "pekişme"nin neyin neticesinde
ve ne gibi yöntemlerin devreye sokularak elde
edildiği şimdilerde herkesçe gayet iyi bilinmektedir.
Fakat mevzuata baktığınızda bu tür genellemeyi
bırakın, ancak ve ancak sistemi gerçekten
kutlamak ve methetmek kalıyor. Nitekim 1977
Sovyet Anayasasına baktığımız zaman pembe
bir tablo karşımıza çıkıyor, çünkü olumsuzluk
bulmak imkan dahilinde değildir. Bununla birlikte
aslında eksiklikler ve noksanlıkların bulunması
doğaldır, çünkü her sistem kendisi tarafından
yaratılan anayasanın sayfalarında pozitif
imaj izlenimini dizayn ederek çizmeye özen
göstermektedir. Yalnız Sovyet Anayasası bir
başkadır, çünkü anayasanın temel işlevi olan
devletin başlıca kuvvetlerinin dahilinde bulunan
kurumların işleyişini temel hatları ile çizmek
ve açıklamak yerine, Sovyet anayasaları ideoloji
süzgecinden geçirilen ve olabildiğince muğlak
ifadelerle donatılan ve sistem ile bu sistemin
kazandıklarını, ulaştığı hedefleri ve ulaşması
gereken amaçları sıralayan, öven ve bildiren,
yani deklare eden bir stilde dizayn edilmiştir.
İşte bu dizayn yüzünden Sovyetlerde sistem
tarafından kitle halinde yurdundan sürülmüş
milliyetlerin (örneğin Kırım Tatarları, Karaçaylar,
Balkarlar, Çeçenler, İnguşlar vs.) kaderini,
ülkenin içinde de jure olmasa da de
facto olarak sosyo-ekonomik ve politik
hayatın her alanında göze çarpan Rus etniğinin
üstün konumda bulunmasını, az sayılı yerli
halkların kaybolma sınırında yaşamalarını
sanki bunlar hiç yokmuş-olmamış gibi bir kenara
bırakıp SSCB vatandaşlarının "aslına,
sosyal ve malvarlığı durumuna, ırk ve milliyet
aidiyetine, cinsiyetine, eğitimine, diline,
dine karşı tutumuna, mesleğinin tür ve niteliğine,
ikamet yerine vesaire hususlara bakılmaksızın
kanun önünde" hak eşitliğine sahip oldukları
belirtilerek, bu eşitliklerin devlet tarafından
"ekonomik, politik, sosyal ve kültürel
hayatın bütün alanlarında sağlanmakta"
olduğu ifade edilmekteydi.
Sovyet rejiminin uygulamış olduğu milliyetler
politikalarından sadece gayri-Rus halklar
etkilenmemiş, bu politikalar Rus halkına da
dokunmuştur.
Bununla beraber, Sovyetlerde mevcut rejim
her ne kadar Rus halkına da en az Rus olmayan
halklar veya bu halklara mensup insanlar kadar
zorluklar çektirdiyse de ikincilerin sayıca
azınlıkta bulunmaları ve ülke yönetiminde
söz sahibi olmamaları nedeniyle daha büyük
ve daha çok yıkıcı boyutlarda olumsuz etkilendiklerini
savunmak pek yanlış olmasa gerekir.
Nitekim, bunun için Rus olmayan milliyetlerin
ülkenin içinde sayıca en büyük etnik çoğunluğu
oluşturan Ruslara nazaran sistemin veya devletin
"üvey çocukları" olmaları ve bundan
dolayı da daha dezavantajlı durumda yaşamlarını
sürdürmeye zorlanmaları ve bu dezavantajlı
durumdan dolayı da yine sistem tarafından
dolaylı ya da dolaysız eylem veya söylemler
ile 'gerilikleri' veya ülkenin içinde hegemonyaya
sahip nüfusa kıyasla tali pozisyonda bulunmalarını
unutmayıp devamlı hatırlamaları bakımından
her fırsatta 'Büyük Rusya'nın ve 'Büyük Rus
halkının' diğer 'daha az medeni olan' gayri
Rus halkların medenileşip gelişmesinde oynamış
olduğu önemli rolün altının zikredilmesini
dile getirmek yeterli gibi gelmektedir. İleri
sürülen bu iddianın sırf duygusallık zemininde
barınmadığını göstermek için örnek olarak,
Sovyetler döneminde en durgun zaman olarak
bilinmesinin yanı sıra yine aynı dönemin göreceli
olarak "en gelişmişlik" zamanı diye
bilinen ve ülke iktidarının başında Brejnev'in
bulunduğu dönemin kapsadığı 1967 yılının Haziran
ayında Sovyetler Birliği Komünist Partisi
Merkezi Komitesinin Sovyetlerin kurulmasının
50. yıldönümü münasebetiyle yayımladığı Raporunda
yine Rus halkının muazzamlığından bol miktarda
pasajlar verilmiştir. Bunun dışında yine aynı
dönemde, Sovyetlerin 1944'e kadar devlet marşı
olan ve bir anlamda komünist tipi Kosmopolitizm'i
temsil eden "Enternasyonal" metni,
ilk kez 1 Ocak 1944 tarihinde radyoca duyurulan
yeni bir marş ile değiştirilmiştir. İşte bu
yeni devlet marşında yine "Büyük ve güçlü
Sovyetler Birliği"ne üye olan cumhuriyetlerde
yaşayan milletlerin "açık gönül"den
gelen "irade" ile kurdukları Birliğin
içinde "Büyük Rusya" tarafından
ebedileştirilmişçesine beton ile tutturulmuş
olduklarından bahsedilmekteydi. Üstelik bu
marşın metni SSCB Yüksek Sovyeti Prezidiyumunca
onaylanmıştır .
Kültürel hayatta SSCB'nde yaşayan halklara
rejim tarafından kendi öz dillerinde kültürü
yaşama ve yaşatma olanağı tanınmaktaydı. Sovyetler
döneminde Birliğin içinde yaşayan bir çok
milliyet Sovyetlerin sayesinde Avrupa ve Dünya
kültürü ile tanışma fırsatını buldular. Bu
bir gerçektir, çünkü Sovyetlerden önceki dönemde
de kültür ve sanat dünyasında yüksek noktalara
ulaşarak dünyaya bir çok tanınmış yazar, kompozitör
(müzik yazan), ressam, bilim adamı vermiş
bulunan ve tiyatroları, baleleri ile dünya
çapında şöhrete sahip olan Rus halkından farklı
olarak diğer bir çok milliyet bu alanlardaki
yükselişi Sovyetler zamanında yakalayabilmiştir.
Bu kıyaslamaya iktisat, sosyal hayat, eğitim,
bilim ve sağlık gibi konular da dahil edilebilir.
Bununla birlikte bilindiği gibi her gelişmenin
maliyeti vardır veya başka bir deyim ile madalyanın
öbür tarafına bakacak olursak, diğer milliyetlerin
aslında Sovyetler sayesinde o kadar da ileri
gidemediğini görebiliriz. Üstelik Sovyetler
dönemi boyunca Batı standartlarına göre ne
ekonomileri geliştirilerek (örneğin burada
kıyas için bir taraftan Rusya ile Rusya, yani
içinde yaşayan tüm gayri Rus halkların yaşadığı
ülkeler, diğer yandan ise Büyük Britanya ile
Hong-Kong veya Büyük Britanya ile Kanada ya
da Rusya'dan bağımsızlığını kazanarak koruyabilmiş
olan Finlandiya vs. verilebilir) yaşam şartları
radikal bir şekilde yükseltilebildi, ne de
milli kültürleri, inançları geliştirilebildi
ve kendi ulusal kültürlerini dünyaya tanıtma
olanağına kavuştular. Rus olmayan milliyetler
bunun karşılığında ise yıkılmış geleneklerle
yaşam tarzları, yok edilmiş özgün kültürleri,
silinmiş milli kimlikleri, kaybedilen toprakları,
o topraklardan sömürülen yer altı kaynakları,
kirletilmiş çevreleri, bozulmuş ekolojileri,
asimile edilip kaybolan halkları, unutulan
öz dilleri ve yapılan zulüm ve baskılar gibi
kayıplar vermişlerdir. Ancak o pembe gözlükleri
çıkardığınızda milliyetlerin yaşadığı ve yaşatmakta
olduğu milli kültürlerin aslında gerçekten
milli olmaktan çok uzaklarda olduklarını ve
milliliği diliyle sınırlı olup içeriğin ise
tamamen "sotsrealizm"i, yani sosyalist
gerçeklilik ile doldurulmuş olduğu gün ışığına
çıkmaktadır maalesef.
Ülkenin içinde yaşayan gayri-Rus milliyetlere
yönelik linguistik politikalara gelince şunlar
denilebilir. Rejim, 'niyetli ya da art niyetli
mi' tartışmasına girilmeden dil alanında uyguladığı
politikaların temelinde Rus dilinin hakimiyetinin
önemi ve etkisi büyüktür, çünkü Rusça diğer
halklar için vazgeçilmez hale sokulmaya istenmekteydi.
Örneğin devletin resmi dili Rusça idi, eğitim
dili, özellikle yüksek tahsil dili Rusça idi,
merkezi yayın ve yayımın dili yine Rusça idi,
bilimin dili Rusça idi. SSCB'nin içinde yaşayan
milliyetlerin (ki buna konuştukları lehçelerin
hem şekli, hem de içeriği bakımından mümkün
olduğu kadar farklılaştırılmış ve bu lehçelerin
bazılarında ayrı-ayrı diller oluşturulmuş
olan Türk asıllı halklar dahil) arasındaki
iletişim dili veya Michael Rywkin'in deyimi
ile 'Lingua Franca' olarak yine Rusça kullanılmasının
propagandası yapılmaktaydı. Dolayısıyla Sovyetler
döneminde Rus dilinin hegemonyasının devlet
tarafından desteklenmiş olduğunu ileri sürmek
pek olası gibi gözükmektedir. Aslında doğal
olarak bu destek başat konumda bulunan etnik
grup olan Ruslar açısından son derece tutarlı
ve olması gereken bir siyasettir ki hiç kimse
bunu eleştirebilme olanağına sahip değildir.
Ancak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin
sözde olsa dahi anlaşmalar yoluyla kurulduğunu
ve dolayısıyla Rusların dışındaki halkların
da kendi ana dillerini koruma ve geliştirmeleri
için devletin azami düzeyde ve en önemlisi
de etkin bir biçimde elverişli zemin hazırlamak
ve bu yönde gerekli önlemleri almakla görevli
olduğunun unutulmamasında da yarar vardır.
Milliyetler konusunda devlet tarafından izlenen
politikaya ilişkin bir de rejimin ağzından
dinleyelim:
"Çeşitli ırk ve milliyetlere mensup olan
SSCB vatandaşları eşit haklara sahiptir. Bu
hakların gerçekleştirilmesi, SSCB'nin tüm
ulus ve halklarının her yönlü gelişme ve yakınlaşma
politikası, vatandaşların Sovyet vatanperverliği
ile Sovyet Enternasyonalizmi ruhuna uygun
eğitilmesi, kendi öz dili ile SSCB'nin diğer
halkların dillerini kullanma olanağı ile sağlanmaktadır.
Hakların ister dolaylı, isterse dolaysız sınırlandırılması,
vatandaşlara ırk ve milliyet belirtilerine
göre dolaylı veya dolaysız ayırımın kurulması,
ırk ve milliyet temeline dayalı üstünlüğün
ve düşmanlık ile [diğer halkları] kendinden
aşağı görmenin her türlü propagandası gibi
kanunen cezalandırılır."
1977 tarihli Sovyetler Birliği Anayasasının
bu 36. maddesinde yer alan metinden anlaşıldığı
gibi farklı ırk ve milliyetten olan vatandaşların
sahip oldukları haklar eşittir. Bu "eşit
haklar"ın hayata geçirilmesine ve onlardan
istifade edilmesine rejim sınırlamalar koymuştur.
Yani bu hakların gerçekleştirilmesi, dolayısıyla
da vatandaşın yararlanabilmesi, söz konusu
vatandaşın Sovyet vatanperverliği ile Sosyalist
Enternasyonalizm kriterlerine uyup uymadığına
endeksliydi gibi görünmektedir. Bu at gözlüklerini
takmaya istemeyenler ise ya cezaevlerine,
ya da yurtdışına rejim muhalifleri, batı kapitalist
ve emperyalist güçlerin ajanı ile Sovyet karşıtı
propagandacıları damgası vurularak sürülmekte
veya kaçmak ya da 'bodruma' inip gizlenmek
durumunda kalmakta idiler.
Bunun dışında "gelişme ve yakınlaşma"
politikaları altında devlet içinde yaşayan
milliyetlerin farklılıklarının özü olan milli
kimliklerin zamanla ortadan kaldırılması veya
kısa dönemde ikincil plana itilmesi yoluyla
teorik olarak hiçbir etnik kimliğe dayanmaması
gerekirken nedense uygulamada Rus dilli olması
gerekliliği öne çıkan bir Sovyet milletinin
yaratılmasının peşinde idi. Bu amaç doğrultusunda
"devlet sınıfsal farklılığın, şehir ile
köy arasındaki farkın ortadan kaldırılması,
SSCB'nde yaşayan tüm ulus ve halkların her
yönlü gelişmesi ve yakınlaşması gibi toplumsal
homojenliğin pekiştirilmesine yardımcı olmakta"idi.
Oysa anılan bu "toplumsal homojenliğin"
ve insanlık tarihinde yeni bir toplumsal oluşum
olan Sovyet milleti adlı projenin tam olarak
hayata geçirilmesi yolunda sistemin tüm çabalarına
rağmen, diğer milliyetlerin hafızasında bastırılmış
olsa da muhafaza edilmiş milliyetçilik duygularının
yanı sıra en büyük engeli Rus etnosu ve Rus
milliyetçiliği oluşturmakta idi. Hatta bu
konuda SSCB'nde yaşayan ve sayıca en büyük
etnik grubu temsil eden Rus nüfusunun ve bu
nüfusun aydın kesiminin gerçekten ciddi korkuları
mevcuttu, çünkü Ruslar "objektif tarihsel
şartların" gelişimi sonucunda sahip olduklarından
olmaktan korkmaktaydılar. Üstelik sarı ırkı
temsil eden Asyalıların (bunu gayri-Ruslar
olarak okuyun) ekstensif bir şekilde nüfus
artışı performansı göstermeleri Rusların çoğunluğu
oluşturduğu ve başatlığı elde tuttuğu rejimin
"sarılaşma"sından endişe duyulmasına
sebebiyet teşkil etmekteydi.
Bu toplumu "sağlam" tutmanın yolunun
eğitimden geçtiğinin bilincine erişmiş bulunan
Sovyet rejimi, sanki ırkların ve milliyetlerin
arasındaki eşitliğin en ateşli savunucusu
kendisi değilmiş gibi okullarda öğrencilere
okutulan SSCB tarihi kitaplarında gayri-Rus
milliyetlerin tarihine hiç değinmeyerek veya
kısa ve yüzeysel pasajlar şeklinde (ki bunlar
da çoğunlukla söz konusu halkların Rus işgaline
karşı değil de memleketleri olan topraklarına
turizm amacıyla uğrayıp sakin sedasız tatil
kampını kurmuş bulunan Ruslara hiçbir neden
olmadan saldıran, yıkan ve öldüren gayri-Rus
milletlere ilişkin olumsuzluklar içermekteydi)
geçiştirerek bolca ve genişçe ve olabildiğince
derinine Rus tarihini okutmakta, yönetiminde
çoğunlukta Rusların bulunduğu devlet tarafından
resmileştirilen Rus halkının geleneksel ve
tarih görüşünü diğer halkların olmuşa (geçmişe),
olana (şu ana) ve olacağa (yani geleceğe)
dair olan en doğal haklarını hiçe sayarak
öğrencilere aşılamaktaydı.
İşte bu "ortak" tarih "sayesinde"
gayri-Rus halklar Ruslar tarafından keşfedilmiş
ve lokantaya davet edilirmiş gibi, Rusya'nın
içine kendi istek ve iradeleri ile girmiş
oldukları hususu tarihsel gerçekler mertebesine
taşınıp tesis edilerek sabitleştirilmiş oldu.
İşte bu istikamette yıllarca ileri sürülen
ve SSCB'nde yaşayan vatandaşlara aşılanan
görüş noktası - az sayılı (yani sayısı nüfus
itibariyle az olan) yerli ve Rus olmayan halkların
Sovyetlerin sayesinde kapitalizm denen sosyo-ekonomik
düzeni hiç yaşamayıp feodal veya "primitif
komünal" düzenden doğrudan komünist düzene
girmek için bir hazırlık niteliğinde olan
ve ön-aşaması olarak kabul edilen Sosyalizme
devasa adımlar ile atlamalarının aslında "eşi
görülmemiş" bir ilerleme olmasıdır, çünkü
güya böylece 1917 tarihinde meydana gelmiş
veya getirtilmiş olan Sosyalist devrimden
önce bu "geri kalmış" gayri-Rus
halkları dünyada Kapitalizm düzeninde yaşamını
sürdüren ülkelerin çok daha öne geçmelerini
sağlamıştır.
Ancak gerçek durum bize tam tersini söylememiz
için yol gösterir gibidir. Nitekim SSCB'nin
içinde yaşayan yerli halkların bir kısmını
meydana getiren, varlıklarını, eski Sovyetler
ülkesinin yarısına yakın toprağın üzerinde
sürdüren ve diğer halklara kıyaslandığında
çok daha ağır ve zor olan yaşam şartlarının
iyileşmesi kısa dönem içinde pek olası gibi
görünmeyen ve üstelik de giderek sayıları
azalan ülkenin Kuzey bölgelerinin yerlisi
olan halklar gerçekten ne gibi "devasa
adımlar" atıp da yaşam standartlarını
yükselterek refah ve yeterlilik içinde yaşamaktadırlar?
diye bir soru sorulabilir mesela.
Ancak günümüzde Rusya'daki etnik bölgelerde
özellikle yerli ve devlete adını veren halkların
dilleri devlet ve resmi diller olarak tanınmış
ve bu durum ilgili anayasalarda da tescil
edilmiştir. Bu bakımdan Rusya'daki dilsel
siyasetin olumlu yanının altının çizilmesinde
yarar vardır. Bununla birlikte genel olarak
Rusya'daki etnik azınlık halkların durumunun
daha çok geliştirilmeye gereksinim duyduğu
son derece açıktır ve belki de kaba hesapla
daha on yaşını yeni dolduran ve bu zamanlar
yoğun değişimler geçiren ve Batı ile yakın
işbirliği halinde ve ulusal çıkarlarını devlet
olmaktan öte devleti meydana getirenlerin
yaşam düzeylerinin iyileştirilmesi olarak
algılayan bir yönde ilerlemede bulunan Rusya'nın
eninde sonunda sosyal yüzlü kapitalizm yolunda
ciddi ilerlemeler kaydedeceği de tartışılmazdır.
--------------------------------------------------------------------------------------------
1. Lev. P. Kurakov (1995) Orientations
For Revival. TDAV, İstanbul, s.21.
2. Richard Sakwa (1998), "Soviet Politics
In Perspectives", 2. Baskı, Routledge
Publishing House, s.3.
3. Bu konuda Komünizmin babası sayılan K.
Marx bile yayılmacılığın ve dünya üzerinde
egemenlik sevdasının Rus milleti için politik,
taktik vs. değişiklikler gösterebilmesi ile
beraber sabit ve değişmez bir mürşit olduğunu
söylemiştir. Bkz.: John T. Rourke (1993) International
Politics On The World Stage. The Dushkin Publ.
Gr. Inc., s.173.
4. Bu konuda Sovyet Birliği tarihini anlatan
kitaplar ve ansiklopedilere bakılabilir. Örneğin,
bkz: Sovetskiy Entsiklopediçeskiy Slovar'.(S.
E. S.) Sovetskaya Entsiklopediya Yayımcılığı,
Moskova, 1988, s.1255.
5. Richard Sakwa (1998), "Soviet Politics
In Perspectives", Routledge Yayınevi,
2. Baskı, s.3;
6. Bu sınırlar bugünkü Polonya ile Finlandiya
ülkelerinin bir kısmını kapsamaktadır. Bkz.:
Jacob W. Kipp "The Zhirinovsky Threat"
Foreign Affairs, Mayıs/Haziran 1994, s.77.
7. Jakob W. Kipp "the Zhirinovsky Threat"
Foreing Affairs, Mayıs/Haziran 1994, s.77.
8. L. Troçki "Rus Devriminin Tarihi",
III. Cilt, "Ekim Devrimi. Sovyetlerin
Zaferi.", Çev.: Bülent Tanatar, Yazın
Yayıncılık, İstanbul, Şubat 1999, s. 40.
9. Türkiye'de nedense ona böyle derler, oysa
bu devlet adamının adı I. Petro veya Büyük
Petro (Pötr Velikiy)'dur. Bununla birlikte
Rus tarihinde 'devleti iyi bir şekilde yönetemeyen,
eğitim seviyesi düşük olan' bir Petro var
idi. I. Petro'nun torunu olan ve damarlarında
Alman kanını taşıyan bu III. Petro eşi I.
Yekaterina tarafından 1762'de organize edilmiş
bir entrikanın sonucunda tahttan devrilerek
öldürülmüştür. Bkz. Ş. M. Munçayev (1998)
"Politiçeskaya istoriya rossiyskogo gosudarstva",
Unity Yayımcılık Birliği, Moskova, s.139;
"Sovetskiy Ensiklopediçeskiy Slovar",
Sovetskaya Ensiklopediya. Moskova, s.996.
10. Yuri Zakharovich, Two Heads, Two Faces.
Time,17 Ocak 2000, s.23.
11. Yuri Zakharovich, Two Heads, Two Faces.
Time,17 Ocak 2000, s.23.
12. Richard Sakwa (1998), Soviet Politics
in Perspective. Routledge Yayımevi, s.3-4;
Sovetskiy Entsiklopediçeskiy Slovar'.(S. E.
S.) Sovetskaya Entsiklopediya Yayımevi, (1988)
Moskova, s.1253.
13. S.E.S., Moskova, 1988, s.1254.
14. Daniel C. Diller (1993) Russia and The
Independent States, Congressional Quarterly
Inc., s.281.
15. Nedense Rusya tarihinde açılan kapı değil
de pencere geleneği mevcuttur. Mesela Deli
Petro zamanında "Avrupa'ya çıkan bir
pencere baltayla yarılmıştır (prorubleno)"
denir, oysa "Avrupa'ya giden kapı açılmıştır"
ifadesi genelde kullanılmaz.
16. Rusya Federasyonu Anayasası, m.67, f.1.
17. S.E.S., Sovetskaya Entsiklopediya Yayımcılığı,
(1988), Moskova, s.1254.
18. S.E.S., Sovetskaya Entsiklopediya Yayımcılığı,
(1988), Moskova, s.1254.
19. S.E.S.,(1988), s.1140.
20. "Demography and Health" adlı
25 No'lu Tablo, World Culture Report 1998,
UNESCO, s.464.
21. S.E.S., (1988)Moskova, , 1359, 1238, 1140,
1255 sayfalar.
22. Bunun içeriğini açabilmek için Sovyet
Ansiklopedik Sözlüğüne bakabiliriz. Orada:
Velikoderjavnıy Şovenizm - Büyük diye anılan
ulusların egemen sınıf ve gruplarına ait milliyetçiliğin
uç şeklidir; sömürgecilikte, çokuluslu devletlerdeki
azınlık [durumunda bulunan] halkların bastırılmasında
ve ırkçılıkta kendini gösteren Emperyalist
Burjuvazi ile Faşizmin siyaseti ve ideolojisinin
kendine has niteliğidir" denilmektedir
Sovetskiy Entsiklopediçeskiy Slovar'de. Bkz.
S.E.S.,(1988) Moskova, s.205.
23. S.E.S.,(1988) Moskova,s.1255.
24. S.E.S., s.1255.
25. Hüseyin Pazarcı (1994) Uluslararası Hukuk
Dersleri, Turhan Kitapevi, Ankara,s.30.
26. 1977 SSCB Anayasasının, 72. maddesinde
deniliyor ki: "Birliğin her Birlik Cumhuriyeti
için SSCB'den serbestçe çıkış (Vıhod, ama
Rusça'da ayrılma anlama gelen Otdeleniye değil
de çıkış veya çıkma anlamına gelen Vıhod sözcüğü
kullanılmıştır. Herhalde çıkış, ayrılma kadar
hareket serbestisini ima etmediğinden ilki
tercih edilmiştir) hakkı saklı tutulmaktadır."
Bu maddenin son ibaresi olan 'saklı tutulmaktadır'
yine nedense 'ayrılma hakkına sahiptir' veya
en azından 'saklı tutar' gibi ifadelerin yerine
tercih edilmiştir ki, bunda da zımni bir mananın
bulunması muhtemeldir.
27. R.G. Abdulatipov, L.F. Boltenkova, Yu.
F. Yarov (1992) "Federalizm V İstoriyi
Rossiyi" Moskova, Respublika Yayımevi,
s.333.
28. Rusya Federasyonu Anayasası, madde 65/1.
29. Bakınız Tablo 1.'e ve Şekil 2.'ye.
30. RF AY, Madde 102/3.
31. RF AY, Madde 66/1 ile Madde 66/5.
32. RF AY, Madde 67/3.
33. Sergey Borisov, "Çto hotyat regionı
Rossii? Vneşnepolitiçeskaya deyatelnost rossiyskih
regionov kak atribut ih politiçeskoy samoidentifikatsii.",
http://pubs.carnegie.ru/books/1999/10am/01.asp
.
34. Moskovskiye Novosti, N.26 (1044), 4 -
10 Temmuz 2000, s.1 ve 3.
35. Nikolay Födorov, Razmnojeniye Bürokratiyi",
Moskovskiye Novosti, N.26 (1044), 4-10 Temm.2000,
s.1.
36. Olga Tropkina "Bez Jarkih Sporov
Senatorı Odobrili İ Federalnuyu, İ Nalogovuyu
Reformı": Nezavisimaya Gazeta, #138 (2200),
27 Temmuz 2000, http : // www.ng.ru.
37. Bkz. Tablo 2.'ye.
Tablo 1. Rusya Federasyonu Sübjesi Olan
İdari Birimler
( Kaynak : RF 1993 AY, M. 65.)
I. Cumhuriyetler (Respubliki):
1. Adıgeya Cumhuriyeti
2. Altay Cumhuriyeti
3. Başkortostan Cumhuriyeti
4. Buryatya Cumhuriyeti
5. Dağıstan Cumhuriyeti
6. İnguş Cumhuriyeti
7. Kabardin-Balkar Cumhuriyeti
8. Kalmıkya Cumuhriyeti - Halmg Tangç
9. Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti
10. Karelya Cumhuriyeti
11. Komi Cumhuriyeti
12. Mariy El Cumhuriyeti
13. Mordovya Cumhuriyeti
14. Saha (Yakutya) Cumhuriyeti
15. Kuzey Osetya Cumhuriyeti
16. Tataristan Cumhuriyeti
17. Tuva Cumhuriyeti
18. Udmurt Cumhuriyeti
19. Hakasya Cumhuriyeti
20. Çeçen Cumhuriyeti
21. Çuvaş Cumhuriyeti - Çavaş Cumhuriyeti
1. İller (Kraya):
1. Altay İli
2. Krasnodar İli
3. Krasnoyarsk İli
4. Primorski İli
5. Stavropolski İli
6. Habarovski İli
2. Bölgeler (Oblasti) :
1. Amurski Bölgesi
2. Arhangelski Bölgesi
3. Astrahanski Bölgesi
4. Belgorodski Bölgesi
5. Bryanski Bölgesi
6. Vladimirski Bölgesi
7. Volgogradski Bölgesi
8. Vologodski Bölgesi
9. Voronejski Bölgesi
10. İvanovski Bölgesi
11. İrkutski Bölgesi
12. Kaliningradski Bölgesi
13. Kalujski Bölgesi
14. Kamçatski bölgesi
15. Kemerovski Bölgesi
16. Kirovski Bölgesi
17. Kostromski Bölgesi
18. Kurganski Bölgesi
19. Kurski Bölgesi
20. Leningradski Bölgesi
21. Lipetski Bölgesi
22. Magadanski Bölgesi
23. Moskovski Bölgesi
24. Murmanski Bölgesi
25. Nijegorodski Bölgesi
26. Novgorodski Bölgesi
27. Novosibirski Bölgesi
28. Omski Bölgesi
29. Orenburgski Bölgesi
30. Orlovski Bölgesi
31. Penzenski Bölgesi
32. Permski Bölgesi
33. Pskovski Bölgesi
34. Rostovski Bölgesi
35. Ryazanski Bölgesi
36. Samarski Bölgesi
37. Saratovski Bölgesi
38. Sahalinski Bölgesi
39. Sverdlovski Bölgesi
40. Smolenski Bölgesi
41. Tambovski Bölgesi
42. Tverski Bölgesi
43. Tomski bölgesi
44. Tulski Bölgesi
45. Tümenski Bölgesi
46. Ulyanovski Bölgesi
47. Çelyabinski Bölgesi
48. Çitinski Bölgesi
49. Yaroslavski Bölgesi
3. Federal Önemdeki [Statülü] Şehirler
(Goroda Federal'nogo Znaçeniya):
1. Moskova
2. Sankt - Petersburg
4. Otonom Bölge (Avtonomnaya Oblast'):
1. Yahudi Otonom Bölgesi
5. Otonom Daireler (Avtonomnıye Okruga):
6. Aginski Buryat Otonom Dairesi
7. Komi-Permyatski Otonom Dairesi
8. Koryakski Otonom Dairesi
9. Nenetski Otonom Dairesi
10. Taymır (Dolgan-Nenetski) Otonom Dairesi
11. Ust-Ordınski Buryat Otonom dairesi
12. Hantı-Mansi Otonom Dairesi
13. Çukotski Otonom Dairesi
14. Evenk Otonom Dairesi
15. Yamalo- Nenetski Otonom Dairesi
Tablo 2. Etnik Cumhuriyetlerdeki Yerli
(I.) ve Rus (II.) Nüfus Oranları ile Şehirleşme
(Kaynak: "Rusya Federasyonu Cumhuriyetlerinin
Sosyo-Ekonomik Profili", Uluslar arası
Müteahhitler Birliği, Türkiye, Ankara, Ocak
1996.)
|
I. Yerli
Nüfus
Oranları
|
|
Dağıstan (%80,2)
|
|
Çuvaşistan (%67,8)
|
|
Tıva (%64,3)
|
|
Çeçenistan* (%60)
|
|
Adıgeya (%53,8)
|
|
K.Osetya (%52,9)
|
|
Tataristan (%48,5)
|
|
Kabardin-Balkarya
(%48,2- Kabarda)
|
|
Kalmukya (%45,3)
|
|
Mariy El (%43,3)
|
|
Yakut-Saha (%33,4)
|
|
Mordovya (%32,5)
|
|
Karaçay-Çerkezya
(%31,2 - Karaçay)
|
|
Udmurtya (%31)
|
|
Altay (%31)
|
|
Buryatya (%24,0)
|
|
Komi (%23,3)
|
|
Başkortostan (%21,9)
|
|
Hakasya (%11,1)
|
|
Karelya (%10)
|
|
Karaçay-Çerkesya
(%9,7 - Çerkez)
|
|
Kabardin-Balkarya
(%9,4 - Balkar)
|
|
|
II. Rus Nüfusu
Oranları
|
|
Hakasya (%79,5)
|
|
Karelya (%73,6)
|
|
Buryatya (%69,9)
|
|
Adıgeya (%68)
|
|
Altay (%64)
|
|
Mordovya (%60,8)
|
|
Udmurtya (%59)
|
|
Komi (%57,7)
|
|
Saha-Yakutya (%50,3)
|
|
Mariy El (%47,5)
|
|
Tataristan (%43,2)
|
|
Karaçay-Çerkezya
(%42,4)
|
|
Başkortostan (%39,3)
|
|
Kalmukya (%37,7)
|
|
Tıva (%32,0)
|
|
Kabardin-Balkarya
(%31,9)
|
|
K. Osetya (%30,3)
|
|
Çuvaşistan (%26,7)
|
|
Çeçenistan** (%20)??
|
|
Dağıstan (%9,2)
|
|
|
|
|
|
|
III. Şehirleşme
Oranları
|
|
Komi (%74,9)
|
|
Karelya (%73,9)
|
|
Tataristan (%73,4)
|
|
Hakasya (%71,1)
|
|
K.Osetya (%69,9)
|
|
Udmurtya (%69)
|
|
Saha -Yakutya
(%65,5)
|
|
Başkortostan (%64,6)
|
|
Mariy El (%61,7)
|
|
Çuvaşistan (%59,8)
|
|
Kabardin-Balkarya
(%59,7)
|
|
Buryatya (%59,4)
|
|
Motdovya (%57,9)
|
|
Adıgeya (%53,8)
|
|
Karaçay-Çerkezya
(%47,5)
|
|
Tıva (%47,2)
|
|
Dağıstan (%42,2)
|
|
Kalmukya (%37,7)
|
|
Altay (%26,3)
|
|
Çeçenistan (%20)
|
|
|
|
|
|
*Büyük bir ihtimalle bu oran meydana gelen
iki savaştan sonra değişmiştir.
**Yukarıdaki oranın savaşların etkisiyle değişmiş
olması pek muhtemeldir.
Tablo 3. Rusya Federasyonu'nun ve devamı olduğundan
dolayı bağlandığı SSCB'nin Birleşmiş Milletler
sistemi içinde insan hakları alanında taraf
olduğu kimi uluslararası sözleşmeler ve bunların
yürürlüğe koyulduğu tarihler.
(Kaynak : "The United Nations and Human
Rights 1945 - 1995" , Birleşmiş Milletler,
1995)
| No: Sözleşmenin
adı: |
Yürürlüğe girdiği
tarih:
|
| 1. CESCR (İktisadi, Toplumsal
ve Kültürel Haklara Dair Uluslar arası
Sözleşme) |
1976 |
| 2. CCPR (Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin U/arası Sözleşme) |
1976 |
3. OPT (Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin
U/arası Sözleşmeye İhtiyari Ek Protokol) |
1992 |
4. OPT 2 (Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin
U/arası Sözleşmeye 2. İhtiyari Ek Protokol
- Ölüm Cezasının ortadan kaldırılması
ile ilgili) |
----- |
5. CERD (Irksal Ayırımcılığın
Tüm Şekillerinin
Kaldırılmasına Dair U/arası Sözleşme) |
1969* |
6. APAR (Apartheid Suçunun
Bastırılması ve
Cezalandırılmasına Dair U/arası Sözleşme)
|
1976 |
7. CAT (İşkenceye ve Diğer
Zalimce, Gayri-
İnsani veya Haysiyet Kırıcı Muameleye
veya
Cezalandırmaya Karşı Sözleşme) |
1987* |
| 8. CRS (Çocuk Haklarına
İlişkin Sözleşme) |
1990 |
(*) Devletin taraf olduğu bu sözleşme konusunda
özel görüşme prosedürünü kabul ettiğini göstermektedir.
Şekil 1. Rusya'daki Rus İdari Birimler
ile Gayri-Rus Etnik Bölgeler
Şekil 2. Etnik Bölgelerin İçinde Cumhuriyet
Statülü İdari Birimler
Şekil 3. Etnik Cumhuriyetlerin İçinde Türk
Asıllı Cumhuriyetler

|
|
|
|
|
| önerileriniz anasayfa |
|
|