1. Giriş
Petrol sektörü çok farklı faaliyetler zincirinden
oluşur. Bu faaliyetler iki ana grupta toplanır.
Arama ve üretim faaliyetlerini kapsayan grup
"upstream", üretim sonrası, yani
taşıma, rafinaj, depolama ve dağıtım faaliyetlerini
kapsayan ikinci grup ise "downstream"
faaliyetleri olarak adlandırılır. Petrol sektörünün
ilk halkasını oluşturan arama faaliyetleri,
petrol ve doğal gaz bulmak amacıyla yapılan
jeolojik, jeofizik ve sondaj çalışmalarını
kapsar. Bu çalışmalar, arama alanı ve arama
alanının yer aldığı çökelme havzasında daha
önce yapılmış olan bütün jeolojik, jeofizik,
jeokimyasal ve sondaj kuyularından elde edilen
yeraltı verilerinin derlenmesiyle başlar.
Farklı zamanlarda, farklı kuruluşlarca ve
farklı amaçlarla elde edilen bu veriler sürekli
olarak değerlendirilerek yeraltı jeolojisi
lokal ve bölgesel ölçekte aydınlatılmaya çalışılır.
Yeraltına ilişkin, büyük faylar ve kıvrımlar
gibi onlarca veya yüzlerce kilometre boyundaki
megaskopik jeolojik özellikler (örneğin Kuzey
Anadolu Fay Zonu, Doğu Anadolu Fayı) yanında,
gözeneklilik ve geçirgenlik gibi mikroskobik
ölçekteki rezervuar özellikleri ve ppm (milyonda
bir) seviyesinde kimyasal özellikler derlenerek
değerlendirilir. Amaç yeraltını mümkün olduğunca
detaylı olarak tanımaktır. Sürekli olarak
yeni bilgiler ışığında yeniden değerlendirilen
arama alanında petrol rezervinin oluşması
açısından olumlu olarak belirlenen alanlarda
sondaj kuyusu delinir. Eğer ekonomik boyutta
bir petrol birikimine rastlanırsa yeni bir
petrol sahası keşfedilmiş olur ve sahanın
geliştirilmesi için tespit ve üretim kuyuları
delinerek üretim faaliyetleri yapılır. Eğer
arama sondajından olumsuz sonuç alınır ve
arama ruhsat alanında delinebilecek başka
potansiyel yoksa, o ruhsat alanı Petrol Kanunu
hükümlerine göre terk edilir.
2. Türkiye'de Petrol Aramacılığının Tarihçesi
Türkiye'de petrol aramacılığının kökleri Osmanlı
dönemine kadar uzanır. İlk sondajlı arama
faaliyeti, İskenderun civarında Çengen'de
1890 yılında delinen ve gaz emarelerine rastlanan
sığ kuyulardır. (Gümüş ve Altan.,1995). Trakya'da
Ganos civarında 1898 yılında delinen sığ kuyularda
petrol ve gaz emarelerine rastlanmıştır. Yabancı
şirketler ortaklığıyla 1914 yılında kurulan
Turkish Petroleum Company Musul'da petrol
aramaya başlayacakken Birinci Dünya Savaşı
çıkınca faaliyetini durdurmuştur.
Cumhuriyetin kuruluşunu takiben, Hükümet,
Türkiye sınırları içindeki petrol kaynaklarını
bizzat kendisinin araştırmasını ilke olarak
kabul etmiştir. Bu amaçla 24 Mart 1926 tarihinde
kabul edilen 792 sayılı Petrol Yasası ile
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bütün
petrol ve petrol bileşiklerinin tabi olduğu
madenlerin aranması ve işletilmesi hakkı Hükümete
verilmiştir. Bu dönemde ilk jeolojik etütler
başlamış olmasına rağmen, önemli sayılacak
arama faaliyetleri 20 Mayıs 1933 tarihinde
2189 sayılı yasa ile Petrol Arama ve İşletme
İdaresi'nin kuruluşundan sonradır. Midyat
civarında 13.10.1934 ile 15.6.1936 tarihleri
arasında 1351 metreye kadar delinen Baspirin-1
arama kuyusu Türkiye'de delinen ilk derin
kuyu olarak kabul edilir.
Maden Tetkik ve Arama (MTA) Enstitüsü'nün
22 Haziran 1935 tarih ve 2804 sayılı kanunla
kurulmasıyla Petrol Arama ve İşletme İdaresi
de MTA'ya bağlanmış ve petrol arama faaliyetleri
artık MTA tarafından yürütülmüştür. Kuruluş
kanununda temel görevi "Ülkede işletmeye
elverişli maden ve taş ocağı sahalarının bulunup
bulunmadığını, işletilen maden ve taş ocaklarının
daha faydalı şekilde işletilme koşullarını
araştırmak ve buna yönelik arama işlemleri,
bilimsel, jeolojik ve teknolojik tetkikleri
yapmak, harita plan ve kesitler hazırlamak,
proje, fen raporları ve karlılık hesapları
yapmak ve madencilik sektörüne kalifiye eleman
yetiştirmek" olarak belirlenen MTA Enstitüsü
(MTA, 2001), bu görevini yerine getirmek için
günün şartlarına göre yoğun çalışma içinde
olmuştur. Petrol arama faaliyetleri, Güneydoğu
Anadolu, İskenderun, Adana, Van ve Trakya'da
jeolojik ve jeofizik etütler ve sondaj faaliyetleri
ile sürdürülmüştür.
Güneydoğu Anadolu'da 1940 yılında Batman'ın
güneyinde delinen Raman-1 kuyusunda petrole
rastlanmış, ticari anlamda petrol keşfi ise
1945 yılında delinen Raman-8 kuyusunda yapılmıştır.
Raman sahasında petrol keşfinden sonra Garzan
sahası da 1951 yılında keşfedilmiştir. Raman
sahasında Maymune Boğazında 1942 yılında günlük
3 ton kapasite ile kurulan rafineriden sonra
1948 yılında Batman'da 200 ton günlük kapasiteli
rafineri kurulmuş, yıllık kapasite 1955 yılında
330.000 tona çıkarılmıştır.
Petrol faaliyetleri 7/3/1954 tarihinde kabul
edilen 6326 sayılı Petrol Kanunu ile kendi
yasal çerçevesine kavuşurken yerli ve yabancı
özel sermayeye de açılmıştır. Aynı tarih ve
6327 sayılı Kanunla Türkiye Petrolleri Anonim
Ortaklığı kurularak MTA'nın ilgili birimleri
TPAO'ya bağlanmıştır. Petrol Kanunu'nun uygulanmasının
denetimi de Petrol Kanunu ile kurulan ve adı
daha sonra "Petrol İşleri Genel Müdürlüğü"
olarak değiştirilen "Petrol Dairesi Reisliği"ne
verilmiştir.
Cumhuriyet döneminde, ilk kuyunun delindiği
1934 yılından halen uygulanmakta olan Petrol
Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1954 yılına kadar
geçen yirmi yıllık sürede 37 adet arama, 7
adet tespit, 13 adet üretim ve 19 adet test
kuyusu olmak üzere toplam 76 adet kuyu delinmiş
ve toplam 95.881 ton petrol üretilmiştir (Gümüş
ve Altan, 1995).
Petrol Kanunu, günün ekonomik ve siyasal
koşullarına göre birkaç defa değişikliğe uğramış,
bunlardan 18/4/1973 tarih ve 1702 sayılı Kanunla
yapılan değişiklik devletçi, 30/3/1983 tarih
ve 2808 sayılı Kanunla yapılan değişiklik
ise liberal yönde olmuştur. Esas olarak liberal
bir kanun olan Petrol Kanunu'nun yürürlüğe
girmesiyle yabancı petrol şirketleri Türkiye'ye
akın etmişlerdir.
Petrol Kanunu'un kabulünden sonraki on yıllık
dönem Türkiye'de birinci sıçrama dönemi olarak
değerlendirilir.Yapılan jeolojik ve jeofizik
çalışmalardaki artış sonunda sondaj faaliyetlerinde
de artış olmuş ve birçok yeni petrol sahası
keşfedilmiştir. Jeolojik ve jeofizik etütler
1958 yılında 164 ekip-ay jeoloji ve 157 ekip-ay
jeofizik çalışma ile ilk sıçramasını yaparken
(PİGM, 1982) sondaj faaliyeti de 1965 yılına
kadar devamlı olarak artmıştır (Şekil 1).
TPAO yeni sahalar keşfederken yabancı şirketlerin
ilk keşfi olan Kahta sahası California Asiatic
şirketi tarafından 1958 yılında keşfedilmiştir.
Mobil, ilk keşfi olan Bulgurdağ sahasını 1960
yılında, büyük sahası olan Şelmo'yu 1964 yılında,
Shell ise ilk keşfi olan Kayaköy sahasını
1961 yılında bulmuştur. Hızla artan toplam
üretim 1955 yılında 178 bin ton iken, 1960
yılında 375

Şekil 1- Yıllar İtibariyle Şirketlere Göre
Sondaj Metrajları (PİGM)
bin ton, 1965 yılında 1.53 milyon ton olmuş,
1969 yılında 3.6 milyon tona ulaşarak ilk
sıçramasını yapmıştır (Şekil 2). Bu yıl tüketilen
6.63 milyon ton petrolün % 55'lik oranı yerli
petrolle karşılanmıştır (Şekil 3). Bu oran
daha sonraki yıllarda, 1980'lerin sonuna kadar,
devamlı olarak azalmış ve bir daha da ulaşılamamıştır.
Bu ilk patlama döneminde keşfedilen yeni petrol
sahaları sayesinde Shell şirketi 1967 ile
1983 yılları arasındaki 15 yıllık sürede en
fazla petrol üreten şirket olmuştur.
Gerek TPAO gerekse Shell tarafından 1970
yılından sonra keşfedilen yeni sahalar daha
öncekilerden küçük olduklarından, azalma trendine
giren sahalardaki üretim azalması karşılanamadığı
için, toplam üretim azalarak 1984 yılında
2.08 milyon tona düşmüştür. Yerli petrol,
1984 yılındaki 16.45 milyon tonluk sivil tüketimin
% 12'sini karşılayabilmiştir (Şekil 3).
Türkiye'de arama faaliyetlerindeki ikinci
sıçrama 1980'li yılların ilk yarısında yaşanmıştır.
Petrol şoku sonrası artan fiyatlardan ve yerli
üretimin devamlı azalmasından dolayı, 1960-1975
yılları arasında düşük seviyede gerçekleşen
jeolojik ve jeofizik faaliyetler, 1975 yılından
sonra devamlı bir artış göstermiştir. Jeofizik
faaliyetler 1982 yılında 217 ekip-ay ile rekor
kırmıştır (PİGM, 1992). Jeolojik ve jeofizik
faaliyetlerdeki artışa paralel olarak sondaj
faaliyetlerinde artış olmuş, 1986 yılında
delinen 125 kuyuda 263.246 metrelik rekora
ulaşmıştır. Bu dönemdeki yoğun arama faaliyetleri
yeni keşiflere yol açmış, özellikle 1988 yılında
Karakuş sahasının keşfiyle üretim artışı yaşanmıştır.
Üretim, 1991 yılında 4.45 milyon ton ile rekor
kırmasına rağmen, aynı yıl içindeki 21.16
milyon tonluk sivil tüketimin ancak % 21'ini
karşılayabilmiştir. TPAO, 1990-1999 yılları
arasında yıllık üretimini 2 milyon tonun üzerinde,
1991 yılında da rekor kırarak 3.3 milyon ton
olarak gerçekleştirmiştir.

Şekil-2: Yıllar itibariyle
Türkiye'nin ham petrol üretimi (PİGM)
TPAO ve yabancı şirketlerin arama faaliyetlerinin
azaldığı 1990'lı yıllarda keşfedilen yeni
sahalar küçük olduklarından, üretim azalmasını
karşılayamamıştır. Toplam üretim 2001 sonu
itibariyle 2.55 milyon tona düşmüş ve 28.63
milyon tonluk sivil tüketimin ancak % 9'unu
karşılayabilmiştir (PİGM, 2002). Günümüzdeki
eğilim değişmediği taktirde, petrolde dışa
bağımlılık daha da artacaktır.

Şekil 3- Yıllar İtibariyle
Türkiye'nin Ham Petrol Üretimi ve İthalatı,
(PİGM).
Doğal gaz piyasasında dışa bağımlılık daha
fazla olup hemen hemen tamamen ithalata bağlıdır.
TPAO tarafından Trakya'da 1970 yılında keşfedilen
Hamitabat ve Kumrular sahalarını 1980'li ve
90'lı yıllarda diğer sahalar izlemiştir. Üretilen
doğal gaz sınırlı olarak elektrik üretiminde
ve lokal olarak sanayide kullanılmış, Türkiye
çapında veya bölgesel boyutta altyapı ve pazar
oluşmadığından doğal gaz kullanımı uzun süre
sınırlı kalmıştır. Doğal gaz ithalatı 1987
yılında başlamış ve yapılan ithal bağlantılarıyla
yıllık doğal gaz ithalatı hızla artmış ve
kullanımı yaygınlaşmıştır. Son yıllardaki
ekonomik küçülme ve gerçekçi olmayan talep
öngörüsüne dayalı ithalat bağlantıları nedeniyle,
1999 yılında 731 milyon metre küpe ulaşan
yerli doğal gaz üretimi azaltılarak 2001 yılında
311 milyon metre küpe düşürülmüştür. 2001
yılında doğal gaz ithalatı 15.52 milyar metre
küp, tüketimi de 15.83 milyar metre küp olmuştur.
Türkiye'de 2002 yıl sonu itibariyle toplam
3015 kuyuda 5 963 507 metrelik sondaj yapılmıştır.
Bu kuyuların cinslere göre dağılımı Tablo
1'de verilmiştir. Tablo 1 incelendiğinde,
arama kuyularının % 60'ının TPAO, % 5.4'ünün
MTA, %0.3'ünün diğer yerli şirketler, % 28'inin
yabancı şirketler, % 6.3'ünün de yerli ve
yabancı şirket
ortaklığı tarafından delindiği görülür.
Tablo 1- 31.12.2002 İtibariyle Türkiye'de
Açılan Kuyuların Dağılımı
| Şirketler |
Arama |
Tespit |
Üretim |
Enjek. |
Jeo.
İstik. |
Toplam |
| TPAO |
681 |
320 |
991 |
23 |
37 |
2052 |
| MTA |
61 |
8 |
15 |
- |
20 |
104 |
| Diğer
yerli şirketler |
4 |
1 |
16 |
- |
18 |
39 |
| Yabancı
şirketler |
317 |
110 |
253 |
- |
5 |
685 |
| Yerli+yabancı
ortak |
72 |
31 |
24 |
7 |
1 |
135 |
| Toplam |
1135 |
470 |
1299 |
30 |
81 |
3015 |
Tablodaki en çarpıcı özellik yerli özel şirketlerin
faaliyetlerinin çok az olmasıdır. Riskli olan
petrol arama faaliyetinde yerli sermayenin
isteksiz olmaktan vazgeçip bilinçli bir arama
politikası ile sektörde daha fazla yer alması
teşvik edilmelidir.
3. Petrol Aramacılığının Önemi
Petrol sektörü, arama çalışmasından dağıtıma
kadar farklı faaliyetler zincirinden oluşmuştur.
Her biri tek başına büyük bir faaliyet alanı
olan bu halkalar birbirleriyle çok sıkı ilişkiler
içindedir. Her bir faaliyet alanının kendine
özgü farklı özellikleri vardır. Zincirin ilk
halkasını oluşturan petrol aramacılığının
önemini birkaç ana başlıkta toplamak mümkündür.
Petrol aramacılığının teknolojik önemi bu
konudaki bilgi birikimi, yetişmiş insan gücü
ve sermayeyi kapsar (Atalay, 2003). Arama
faaliyetlerinde kullanılan teknoloji çok hızlı
ilerlemektedir. Bu teknoloji, her biri kendi
içinde uzmanlık ve bilgi birikimi gerektiren
birçok farklı disiplinlerden oluşur. Jeolojik,
jeofizik, jeokimyasal ve diğer arama yöntemleriyle
sondaj teknolojisinde uzmanlaşmak, bu konulardaki
gelişmeleri takip edip uygulamak ve hatta
bu gelişmelere önderlik etmek, ancak yoğun
arama faaliyetinde bulunmakla mümkündür. Bunun
gerçekleştirilebilmesi de arama faaliyetinin
alt dallarından her birinde yetişmiş insan
gücü ve malzemeye sahip olmak yani bu alana
sermaye ayırıp faaliyetleri sürekli kılmakla
mümkündür. Yetişmiş insan gücü, bilgi birikimi
ve teknolojiye sahip olan kuruluşlar yurt
içinde kazandıkları tecrübeyi kullanarak yurt
dışında da faaliyette bulunabilirler.
Arama faaliyetini başka sektörlerden ayıran
özellik, faaliyetlerde elde edilen bilginin
sürekli olarak birikmesi ve daha sonraki faaliyetlerde
de kullanılmasıdır. Bir çökelme havzasında
belli bir yer ile ilgili bilgi sadece o yer
için değil, tüm havza için önemlidir. Petrol
aramacılığı ile ilgili parametrelerin her
birinin lokal olarak doğru tahmin edilmesi,
o parametrenin havza genelinde dağılımı ve
değişimiyle ilgili bilgi birikimine ve bilgilerin
gerçekçi değerlendirilmesine bağlıdır. Bundan
dolayı, Petrol Kanunu gereği, bir arama ruhsatı
terk edildiğinde, o ruhsatla elde edilen yeni
veriler Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'ne teslim
edilerek gelecekteki arama faaliyetlerinde
başka arayıcılar tarafından kullanılmak üzere
arşivlenir. Böylece, zamanla, daha fazla ve
daha doğru bilgiler kullanılacağı için arama
faaliyetlerinde daha gerçekçi değerlendirmelerde
bulunmak mümkün olacaktır.
Arama faaliyetinin bir önemi de onun ekonomik
boyutudur. Ancak arama faaliyeti sayesinde
yeni petrol rezervleri keşfedilebilir. Bugün
yapılacak birkaç milyon Dolarlık bir arama
çalışması sonunda keşfedilecek yeni bir petrol
sahasının önümüzdeki on yılda yüz milyon varillik
petrol üretimi sağlayacağı varsayıldığında
ve petrolün varili ortalama 25 Dolar kabul
edildiğinde, 2.5 milyar Dolarlık bir ekonomik
boyut ortaya çıkar. Riski yüksek olan petrol
arama faaliyetinin olumlu sonuçlanması durumunda
getireceği gelirin büyüklüğü ve bunun yapılan
yatırımla bire bir orantılı olmaması da bu
sektörün kendine özgü çarpıcı bir özelliğidir.
Büyük miktarda harcama yapıp başarısız olmakla
birlikte az bir masrafla tek bir arama kuyusu
delerek olumlu sonuç almak, yani büyük bir
rezerv keşfetmek de mümkündür. Bunun tipik
örneği 1988 yılında Adıyaman civarında keşfedilen
Karakuş sahasıdır. Bu sahada, aynı yapıda
olduğu için Cendere sahasıyla birlikte değerlendirildiğinde,
toplam üretim 2001 yılı sonu itibariyle 105
milyon varili aşmıştır. Günlük üretim aynı
tarihte 11 670 varil olup gerek toplam üretimde,
gerekse günlük üretimde Karakuş sahası Türkiye'nin
en büyük üretim yapılan sahası olmuştur.
Petrol aramacılığının bir başka ekonomik
boyutu da arama faaliyetleri için kullanılan
hizmet sektörünün yaratacağı istihdam ve vergiler
ile keşfedilecek yeni sahadan üretilen petrolden
devlete ödenecek olan Devlet Hissesidir. Petrol
Kanunu gereğince üretilen brüt ham petrolden
% 12.5 oranında Devlet Hissesi ödenir. Yukarıda
verilen Karakuş sahasında 15 yılda üretilen
105 milyon varil petrolden elde edilen 13.12
milyon varillik Devlet Hissesi, varili 25
Dolar kabul edildiğinde, 328 milyon Dolar
değerine ulaşır.
Petrol aramacılığının bir başka önemi de petrolün
stratejik özelliğidir. Petrol ve doğal gaz,
tıpkı kömür gibi fosil yakıt, yani, yenilenmesi
mümkün olmayan enerji kaynağıdır. Bundan dolayı,
mevcut rezervlerin bulunduğu alanlara sahip
olmak veya yeni rezervlerin keşfedilmesi stratejik
önemdedir. Petrolün ticari olarak üretilip
endüstride kullanılmaya başladığı 19. yüzyıl
ortasından beri stratejik önemi giderek artmaktadır.
Stratejik önemdeki petrol rezervlerinin yeterli
olması ancak yeni rezervlerin keşfedilmesiyle,
bu da arama faaliyetlerinin sürekli olarak
sürdürülmesi, petrol potansiyelinin tamamının
araştırılıp ortaya çıkarılmasıyla mümkündür.
Yeni petrol rezervlerinin keşfindeki azalma,
petrolün stratejik önemini daha da artırıcı
bir rol oynamaktadır.
4. Türkiye'nin Petrol Potansiyeli
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ciddi olarak
ele alınan petrol arama faaliyetleri 1954
yılından itibaren yerli ve yabancı özel sermayenin
de katkısıyla sürdürülmektedir. Toplam olarak,
2001 sonu itibariyle, 170 yabancı ve 20 yerli
şirket faaliyette bulunmuştur. Üretim faaliyetinde
bulunan şirketler sayısı ise 2'si yerli, 9'u
yabancı olmak üzere 11'dir. Bu şirketlerin
rezerv bilgileri Tablo 2'de verilmiştir.
Tablo 2 incelendiğinde, Türkiye'nin üretilebilir
petrol rezervinin bir milyar varilin biraz
üzerinde olduğu, bunun 811 milyon varilinin
üretilmiş olduğu, kalan üretilebilir rezervin
de 286 milyon varil (42 milyon ton) olduğu
görülür. Bu 42 milyon tonluk kalan üretilebilir
petrol, 30 milyon ton civarındaki yıllık tüketimin
1.5 katından azdır. Azalma sürecindeki yerli
üretim, 2001 yılında 2.5 milyon ton olmuştur.
Kalan üretilebilir petrol miktarı, yıllık
petrol üretiminin 17 katıdır. Keşfedilen petrol
sahalarının yaklaşık dörtte biri de üretimden
düşmüştür.
Tablo 2- 2001 Yılı Sonu İtibariyle Türkiye'deki
Rezerv Bilgileri (PİGM, 2002)
| Rezerv |
TPAO |
Shell |
Mobil |
Diğer |
Toplam |
| Rezervuardaki petrol
(milyon varil) |
4639 |
1294 |
539 |
163 |
6635 |
| Üretilebilir petrol
(milyon varil) |
601 |
356 |
94 |
43 |
1098 |
| Toplam üretim (milyon
varil) |
419 |
282 |
79 |
31 |
811 |
| Kalan üretilebilir
petrol (milyon varil) |
183 |
74 |
15 |
14 |
284 |
| |
| Rezervuardaki doğal
gaz (milyon m3) |
13025 |
4654 |
|
2621 |
20300 |
| Üretilebilir doğal
gaz (milyon m3) |
8563 |
3258 |
|
2069 |
13890 |
| Toplam gaz üretimi
(milyon m3) |
5122 |
46 |
|
49 |
5217 |
| Kalan üretilebilir
doğal gaz (milyon m3) |
3441 |
3211 |
|
2021 |
8673 |
| |
| Toplam keşfedilen
petrol sahası |
61 |
24 |
3 |
12 |
100 |
| 2001 yılında üretim
yapan saha |
47 |
20 |
1 |
8 |
76 |
| |
| Toplam keşfedilen
doğal gaz sahası |
14 |
2 |
|
4 |
20 |
Türkiye'de petrol arama faaliyetleri Güneydoğu
Anadolu ve Trakya'da yoğunlaşmış, bu bölgelerin
dışında kalan sedimanter havzalar yeteri kadar
aranmamıştır. Mevcut bilgiler ışığında Türkiye'deki
bütün sedimanter havzaların petrol sistemini
oluşturan parametreleri ortaya çıkarılmıştır.
Gerek günümüzde petrol ve gaz üretiminin yapıldığı
Güneydoğu Anadolu, Trakya ve Adana bölgelerinde
gerekse Tuzgölü, Antalya ve diğer iç sedimanter
havzalarda petrol potansiyeli mevcuttur (Atalay,
2001).
Türkiye'de keşfedilen petrol sahalarının
önemli bir kısmı ikinci veya üçüncü kuyularda
keşfedilmiştir. Adıyaman, Çemberlitaş ve Karakuş
sahaları bunun en güzel örnekleridir. Geçmişte
yeraltı verilerinin yetersiz olması nedeniyle
uygun konumda olmayan veya teknik nedenlerle
terk edilen kuru kuyuların delindiği alanlarda,
yeni verilerin ışığında daha sonra delinen
kuyularda olumlu sonuçlar alınmıştır.
Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye'de deniz
alanları çok az aranmıştır. Deniz derinliğine
bağlı olarak, günümüzde oldukça pahalı olan
deniz sondajları önümüzdeki yıllarda gündeme
gelecektir.
Türkiye'nin petrol tüketiminin ancak % 9'dan
daha az bir kısmı yerli üretimle karşılanmaktadır.
Doğal gazda bu durum daha da az olup hemen
tamamı ithal doğal gaza bağlıdır. Bundan dolayı,
Türkiye petrole aç bir ülkedir. Türkiye'nin
bir petrol ülkesi olmadığı bilinmektedir.
Fakat, ciddi arama programları sonunda yeni
petrol ve doğal gaz sahalarının keşfedilmesi
mümkündür.
5. Sonuç ve Öneriler
Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden dönemde,
bir yandan devrimler gerçekleştirilirken bir
yandan da kalkınmayı gerçekleştirmek için
ham madde ve doğal kaynakların aranıp üretilmesi
için yoğun çaba gösterilmiştir. Bu şekilde
Türkiye'de petrol sektörünün temeli atılmış
ve kısa sürede başarılı olunmuştur. 1954 yılında
Petrol Kanunu'nun uygulamaya girmesiyle de
petrol sektörü yerli ve yabancı özel sermayeye
açılmıştır. Yurt içinde başarılı olan Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı 1980'li yıllarda
yurt dışına açılmış, Asya ve Afrika'da tek
başına veya ortak arama faaliyetlerinde bulunmuştur.
Kafkaslarda ve Orta Asya'da büyük projelere
imza atmıştır.
Yetmiş yıllık bu süreçte Türkiye'de MTA,
TPAO ve yabancı şirketler tarafından sayıları
100'ü bulan irili ufaklı birçok petrol sahası
ile 20'yi aşkın doğal gaz sahası keşfedilmiştir.
MTA ve TPAO, 742'si arama olmak üzere toplam
2156 kuyu delmiş, 600 milyon varil üretilebilir
rezerv keşfetmiştir. 50 yıllık süreçte, toplam
170 yabancı şirket Türkiye'de faaliyette bulunmuştur.
Bu şirketlerin Türkiye'ye ithal ettiği yaklaşık
bir milyar Dolarlık tescilli sermayenin çok
büyük bir kısmı, petrol bulamadıkları için
yurt dışına transfer edilmesi mümkün olmadığından,
yurt içinde kalmıştır. Yabancı şirketler tarafından
389'u arama olmak üzere toplam 820 kuyu delinmiş,
40'a yakın sahada, yaklaşık 500 milyon varillik
üretilebilir rezerv keşfedilmiş ve 400 milyon
varil petrol üretilmiştir. Petrol üretiminde
bulunan şirketler, ürettikleri petrolden elde
ettikleri gelir ile tescilli sermaye ve kar
transferi yapabilecekleri için, sonuçta 1.1
milyar Dolarlık sermaye ve kâr transferi yapmıştır.
Ancak, hızla büyüyen ve buna paralel olarak
petrol ürünleri tüketimi hızla artan Türkiye'de
yerli üretim hiçbir zaman tüketimi karşılayamamıştır.
Son yıllarda % 10'un altına düşen yerli üretimin
tüketimi karşılama oranı % 55'lik maksimuma
1969 yılında ulaşmıştır. Üretim sahalarının
hemen tümü azalma sürecinde olan ve tüketim
artışı devam eden Türkiye'de petrolde dışa
bağımlılık önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır.
Doğal gazda ise, son yılların enerji politikaları
gereği Türkiye doğal gaza yönelmiş olup, tüketimin
hemen tamamı ithalata dayalıdır.
Petrol aramacılığının doğası gereği, yapılan
irili ufaklı her arama faaliyeti, ülkenin
petrol potansiyelini belirlemede ve daha sonraki
aramalarda kullanılmak üzere çok değerli verilerin
birikimini sağlamaktadır. Mevcut veriler ışığında
Türkiye'nin petrol kaynaklarının tam olarak
arandığı söylenemez. Delinen arama kuyularının
çoğu bilgi birikiminin ve teknik imkanların
az olduğu 1950, 60 ve 70'li yıllarda delinmiştir.
Yapılacak yeni arama faaliyetleriyle yeni
prospektler belirleneceği gibi, daha önce
delinip de olumlu sonuç alınamamış prospektlerin
yeni bilgiler ışığında yeniden değerlendirilmesi
sonucunda olumlu sonuçlar alınabilir. Aramaların
yoğunlaştığı Güneydoğu Anadolu ve Trakya havzaları
dışındaki iç havzalar ve denizel alanlar daha
da az aranmıştır.
Bir petrol ülkesi olmamakla birlikte, Türkiye,
petrol aramacılığı bakımından cazibesini korumaktadır.
Stratejik önemdeki petrolde dışa bağımlılığın
azaltılması, ancak, yerli üretimin tüketimi
karşılama oranının artırılmasıyla mümkündür.
Bunun için de arama faaliyetlerini artırmak
şarttır. Hem yerli ve yabancı özel sermayenin
hem de TPAO'nun arama faaliyetlerini artıracak
tedbirler alınmalıdır. Bu konuda aşağıdaki
önerileri sıralamak mümkündür:
1) TPAO'nun arama bütçesi artırılmalı, geleneksel
petrol şirketi kimliğine döndürülmeli ve yönetimi
siyasi etkilerin dışında tutulmalıdır.
2) TPAO'nun Türkiye'de yabancı şirketlerle
ortak faaliyetleri gerçekçi temele oturtulmalı,
ortak operasyon yeni şirketler için cazip
hale getirilmelidir.
3) Yeni yabancı sermaye girişini olumsuz
etkileyen tescilli sermayenin kur garantili
transferi konusu yasal çözüme kavuşturulmalıdır.
4) Yerli özel sermaye, vergi kanunlarındaki
düzenlemelerle, petrol arama faaliyetleri
konusunda teşvik edilmelidir. Yurt içinde
başarılı olup arama üretim tecrübesini kazanacak
olan yerli sermaye, hem diğer yerli sermaye
şirketlerine petrol arama faaliyetlerine girişme
konusunda örnek oluşturacak, hem de bir süre
sonra yurt dışına da açılacaktır.
5) Petrol Piyasası Kanunu ve 6326 sayılı
Petrol Kanunu Değişikliği, arama faaliyetlerini
olumsuz etkileyecek hükümlerden arındırılmalı,
tam tersine, teşvik edici olmalıdır. Teşvik
edici hükümler gerçekçi olmalı, abartılmamalıdır.
---------------------------------------------------------------------------------------------------
Kaynakça
Atalay M., 2001, Türkiye'de Petrol Aramacılığı
ve Petrol Kanunu, Proceedings of 13th Petroleum
Congress and Exhibition of Turkey, June 04-06,
2001, s 584, Ankara.
Atalay M., 2003, Türkiye'de Petrol Aramacılığının
Önemi, Avrasya Dosyası, Cilt. 9, Sayı: 1,
ss 169-191, Ankara.
Gümüş Ö. ve Altan Y., 1995, Petrolün Tarihçesi
ve Türkiye'de Açılan Petrol Kuyuları, Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü, ss 179, Ankara.
MTA, 2001, 2000 Çalışma Raporu, Ankara.
PİGM, 1982, 1981 Yılı Petrol Faaliyeti, T.C.
Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Dergisi, No:26,
Ankara.
PİGM, 1992, 1991 Petrol Faaliyeti, T.C. Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü Dergisi, No:36, Ankara.
PİGM, 2002, 2001 Yılı Petrol Faaliyetleri,
T. C. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Dergisi,
No:46, Ankara.