19 Mart ile 1 Mayıs tarihleri arasında, Amerikan
ve İngiliz ordularının Irak'a düzenlediği
ortak harekâtın siyasi ve stratejik tartışmalar
bir yana, savaş tarihi açısından incelendiğinde
önceden beklendiği gibi sonuçlanması kaçınılmazdı.
Bir üçüncü dünya ülkesi olan ve ordusu Körfez
Savaşı ile başlayan topyekün savaş ve savaş
sonrası ambargonun yanı sıra 1990'lı yıllar
boyunca devam eden yıpratma savaşı ile oldukça
yıpranmış olan Irak, dünyanın süper gücü olan
ABD ve en sadık yardımcısı, gelişmiş bir ülke
olan İngiltere'ye karşı hayati bir savunma
çabası içerisine girmişti. Birbirinden oldukça
farklı kültürel gelişmişlik, ideoloji ve idari
mekanizmaya sahip olan iki taraf arasında
silah teknolojileri açısından da oldukça büyük
farklılıklar mevcuttu.
Savaşın görsel sonucu baştan rahatlıkla tahmin
edilmekteydi. Çünkü Amerikan ve İngiliz güçleri
ile Irak ordusunun arasındaki savunma teknolojisi
seviyesi 19. yüzyıldaki kolonilerdeki isyancılarla
Avrupalılar arasındaki dengesizliği çağrıştırmaktaydı.
1898'de Omdurman'da yaşanan muharebe, belki
de paralellik açısından Irak Savaşı'nın taraflarının
silah seviyeleri, başarıları ve verdikleri
kayıplar arasındaki ilişkiye en uygun örnektir.
Omdurman Savaşı'nda İngilizlerin top, maxim
gun (mitralyöz) ve yivli tüfeklerle donanmış
birlikleri sayıca kendilerinden 2,5 katı büyüklükteki
Dervişler Ordusu ile karşılaştılar. 2 Eylül
1898'de Sudan'da geçen muharebede dervişlerin
daha eski tüfeklerin yanı sıra mızrak gibi
ilkel silahları da yoğun olarak kullandıkları
bilinmektedir. Dervişlerin sadece 15.000'i
tüfek kullanmaktaydı ve top ya da mitralyözleri
yoktu. İngilizlerin modern savunma anlayışlarına,
ilkel saldırı gibi Ortaçağ'dan kalma bir anlayışla
karşı gelmeleri, dervişlerin tıpkı Ortaçağ'ın
sonlarında cesaretin, inancın ve gözü pekliğin
modern taktikler ya da ateşli silahlar karşısında
uğradığı felakete benzer bir felaket yaşamalarına
neden oldu. Savaşın sonunda 25.800 kişi İngiliz
ordusu (17.600'ü Mısırlı) 43'ü ölü ve 428'i
yaralı toplam 500'ün altında kayıp verirken,
60.000 kişilik Derviş ordusundan 9.700'ü ölmüş,
16.000'i yaralanmış ve 5000'i de esir düşmüştür.
Dervişler'in kayıplarının % 50'yi bulmasının
nedeni İngilizlerin kullandıkları modern savunma
anlayışının yanı sıra 80 topa ve 44 Maxim
Gun'a sahip olmalarıdır. (1)
1990-91'deki Körfez Savaşı'nın sonuçlarına
bakıldığında da benzer bir sonuca rastlanmaktadır.
Resmi verilere göre, Körfez Savaşı'nın genelinde
Amerika'nın kaybı 1.972 ölü, 467 yaralı olmak
üzere toplam 2.439'dur. (2) 24-28 Eylül arasında
Kuveyt ve Güney Irak'a düzenlenen Çöl Kalkanı
Harekâtı'nda, 665.000 kişilik koalisyon gücünün
toplam kaybı 500'ün altında olarak bilinirken,
Irak Ordusu'nun bu bölgedeki 4.000 tank ve
3.000 topa sahip 350.000 kişilik ordu mevcudundan
60.000'i ölmüş ve 175.000'i de esir düşmüştür.
Iraklıların ayrıca 3.700 tank, 2.400 ZPT (3)ve
2.600 topu yok edilmiş ya da ele geçirilmiştir.
Operasyon sona erdiğinde Irak'ın muharip gücü
olan 42 tümen yok edilmiştir. (4)
Omdurman ile Körfez Savaşı arasındaki en
önemli farklılık ise Omdurman'da silah teknolojileri
geri olan taraf saldırırken, Körfez'de Irak
ordusu savunma durumundaydı. Bunun sebebi
1940'tan beri benimsenmiş olan modern saldırı
anlayışının gelişmesidir. ABD'nin ve koalisyon
güçlerinin sayısının Irak'ın güneyindeki ve
Kuveyt'teki tümenlere oranla daha fazla olmasının
nedeni ise savaşta lojistik, stratejik hava
savunması ve C4 sistemlerinin son derece gelişmiş
olması yüzünden cephe gerisi hizmetin fazla
olmasındandır.
2003 yılındaki Irak savaşında da aynı durum
söz konusudur. Aralarındaki askeri teknolojiler
arasında uçurum olan iki güç karşılaşmış ve
sonuçta teknolojik üstünlük kazanmıştır. Teknoloji
seviyelerindeki uçurum ise kayıplar arasındaki
farkı belirlemiştir. Genel harekâtın bittiğinin
açıklandığı 1 Mayıs'a kadar 139 Amerikan askeri
ölmüştür. (5) Bunun yanında yaralı sayısı
da 495'i bulmuştur. İngilizlerin ise 33 ölü
verdiği açıklanmıştır. Savaştan sonra hastanelerde
ölen ABD askerlerinin sayısı ise tahmini 20-30
civarındadır. Ancak savaşın sona erdiğinin
açıklandığı 1 Mayıs'tan bu yana, düşük yoğunluklu
çatışmalar, trafik kazaları ve diğer nedenlerle
87 ABD askeri ile 10 İngiliz daha hayatını
kaybetmiş, en az 382 Amerikan askeri de yaralanmıştır.
(6) Irak'ın verdiği kayıplar henüz bilinmemekle
birlikte savaşın seyri ve karşı-saldırıda
bozulan elit birliklerinin yaşadıkları muharebelerin
şekli, sadece ölü sayısının on binleri bulabileceği
konusunda bize fikir vermektedir. (7)
ABD ve Irak'ın Askeri Teknolojileri
ABD'nin ve Irak'ın yakın geçmişini ve şu
anki durumlarını kıyasladığımızda, paralel
olarak her iki ülkenin savunma yetenekleri
arasındaki uçurumu görebiliriz. ABD dünyanın
tek süper gücü konumundayken, Irak on seneyi
aşkın yoğun bir ambargoya maruz kalan bir
üçüncü dünya ülkesiydi. ABD'nin ve Irak'ın
ekonomik sınırları birbirinden çok uzak olduğundan
savunma harcamaları verilerine göre ortaya
310 milyon dolara 5,5 milyar dolarlık dengesiz
bir oran çıkmaktadır. (8) Dolayısıyla günümüzde
savunma konularında kapasite ve yetenekleri
kabaca belirleyebilecek bu oranlar, savaşın
sonucunu da baştan tayin etmekteydi.
Ancak "devi yenen insan" hikayelerinin
savaş tarihinde az gerçekleşmediği dikkate
alındığında, bazı insanlar sürprizlere yönelik
beklentiler içinde olmuşlardır. 1939'daki
ilk saldırılarda Sovyetler Birliği'nin Finlandiya'da
perişan olması, Vietnam Savaşı, Türkiye'nin
bağımsızlık için verdiği mücadele ve Sovyet
birliklerinin Afganistan'da tutunamaması bu
sürprizlerden bazıları olmuştur. Ancak sürpriz
yapabilmesi için, insanın karşı karşıya kaldığı
devin zayıf yönlerini bilmesi gerekmektedir.
Finlandiya, Vietnam ve Türkiye farklı tarihlerde
kendi topraklarında savunma savaşı vermişlerdi.
(9) Dolayısıyla kendini savunma güdüsünün
"köşeye sıkışmışlık," "sahip
olduğunu koruma," "onur" ve
"en iyi bilinen bölge ve ortamda savaşma"
gibi bir çok ekonomik, sosyal, psikolojik,
ve coğrafi avantajların savunan ülkeye zafer
kazandırdığı defalarca görülmüştür. Ancak
Irak'ta durum farklılık göstermekteydi. Irak'ın
toplum yapısı, sistemi ve coğrafyası ABD'nin
eline de kozlar vermiştir. Toplumun homojenlikten
uzak oluşu ve uzun süredir baskıcı bir dikta
ile ayakta duruşu, Irak'ın savunmasında sosyo-psikolojik
zaaflarının hızlı bir çökmeye yol açabileceği
sinyallerini vermekteydi. Amerikan ordusu
ise daha çok çöl savaşına alışkın, teçhizatı
ve silahıyla böyle bir coğrafi bölgede savaşmayı
tercih edecek bir yapıya sahiptir. Somali'deki
ve Körfez Savaşı'ndaki harekâtlarda sıcak
iklimde savaşma konusunda taze deneyimler
kazandıklarından, mevcut iklim şartlarına
alışkın olan askerlerin bir tek Iraklılar
olduğu düşüncesi eksik kalır. Kaldı ki, ABD'deki
benzer iklimlerde Amerikan askerlerinin eğitim
alabildikleri de bilinmektedir.
Amerikan silahları da çöl savaşına genellikle
yatkın olup, askerler C4I teknolojilerini
(10) de bu bölgede daha yüksek oranda doğrulukla
kullanabilmektedirler. Çölde yüzeyin daha
düz ve Irak'ın arazi yapısının -kuzey bölgeler
hariç- genellikle alçak olması, haberleşme,
navigasyon sistemleri ve düşman araçlarını
belirleme gibi bir çok konuda Amerikan ordusunun
üstünlüğünü en çok gösterdiği ELINT (11) ve
SIGINT (12) teknolojilerini daha rahat ve
güvenilir bir şekilde kullanmasını sağlamaktadır.
Bunlar elektronik harbin yoğun olarak kullanıldığı
silahların doğruluk oranlarını maksimum düzeye
yaklaştırmaktadır. Bir örnek verecek olursak
güneyden atılan Tomahawk füzelerinin kuzeyden
gelen Tomahawk ya da ACM'lere (13) nazaran
hedefe varma konusunda daha az hata yaptığını
söyleyebiliriz.
1990'ların ikinci yarısında M-1A2 Abrams tankının
İspanya'ya satışı konusunda motoruna bağlı
olarak çıkan sorunlar bu tankın Avrupa'ya
uyumu konusunda bazı olumsuz sinyaller vermişti.
Körfez Savaşı'nda ise 1980'lerin teknolojisi
ile üretilen M-1A1 modeli çöl şartlarında
başarıyla kullanılmıştı. Irak Savaşı'nda M-1A1'in
geliştirilmiş modeli ile M-1A2 birlikte kullanılmıştır.
Irak Savaşı öncesinde Amerikan Deniz Piyadeleri'nin
kullandığı M-60 Patton tankları ile değiştirilen
M-1A1'ler, daha hızlı, ve atış menzili % 50
daha fazla ve yeni atış sistemleri ile birlikte
yeni görüş sistemleri ile birlikte görüş kabiliyeti
de gelişmiştir. (14) Böylece Amerikan tanklarının
Irak zırhlı gücünün belkemiğini teşkil eden
T-55, T-62 ve T-72 tanklarına olan teknik
üstünlüğü daha da artmıştır.
T-55 1950'lerin, T-62 1960'ların, T-72 ise
1970'lerin Sovyet teknolojisi ile üretilmişti.
1991'deki kara harekâtı sırasında Irak kara
gücünün hassasiyeti sınanmış, Irak'ın eski
tanklarının gücü denenmişti. Koalisyon tankları
ile muharebeye giren T-72'lerin kayıpları
% 30 ile sınırlı kalırken, T-62 tanklarının
% 66'sı kaybedilmişti. (15) Amerikan birliklerinin
toplam tank kaybı ise 14 ile sınırlı kalırken,
bunların 7 tanesi dost ateşi ile vurulmuştu.
M-1A2 ise Irak'ın elindeki bütün tanklardan
daha modern olup, Sovyet teknoloji zihniyeti
ile yapılan "T" serisi tanklardan
daha üstündü. Çünkü tank teknolojisi konusunda
NATO ülkeleri kaliteye öncelik verirken, Sovyet
uzmanlar kısıtlı kalitede kitlesel üretimi
tercih etmişlerdir. Bu yüzden eskiye yönelik
bir çatışma olasılığında NATO'nun Sovyet tanklarına
kayıp oranı 1/5 olarak düşünülebilir. Bu kalite
farklılığı hava hakimiyetinin getirdiği sürekli
destek ile birleşince Irak'ın tank ve mekanize
piyade güçlerinin sonunu hazırlamıştır.
Irak'ın tank sayısının yeterliliği ise 2000'lere
gelindiğinde kağıt üstünde kalmıştır. Zira
Körfez Savaşı'nda zırhlı birliklerinin ciddi
kayıplara uğraması ile birlikte on üç senelik
bir ambargoya maruz kalması, Irak'ın yedek
parça sorununu çözebilmesi için eskimiş bir
çok tankı kullanım dışı bırakarak parçalarını
yenilerine aktarmış olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu durumun özellikle T-62'lerin sayısında
önemli bir düşüşe yol açtığı söylenebilir.
Bu sayede, T-72'lerin mevcudiyetinin çoğunun
korunmuş olma olasılığı yüksektir. (16) Kaldı
ki bu tankların, modernizasyon ihtiyacı da
on seneyi aşkın bir süre boyunca karşılanamadığından
ve eskimiş parçalarla takviye edildiklerinden,
fazla verimli olamayacakları önceden tahmin
edilebilirdi. Ancak her şeye rağmen T-72'lerin
125 mm.lik toplarının Irak için bir umut olduğu
da söylenebilir.
1991'de Amerikan Kara Kuvvetleri'nin elindeki
155 mm.lik toplar 8 dakikada hazırlanırken,
altı tanesi aynı hatta dizilip sırayla ateş
ederek etkili olabiliyorlardı. Bugün bu süre
30 saniyeye indirilmiş ve her bir top ayrı
yerlerden ateş edebilmektedir. (17) Irak'ın
topçu desteği ise yine ağırlıkla eski Sovyet
silahlarıyla sağlanmaktaydı. Ancak koalisyon
hava gücünün bu desteği kısa bir süre içinde
önlediği düşünülebilir.
Çölün ABD'ye sağladığı bir başka avantaj
da hava hakimiyetinin sağlanması ve buna bağlı
olarak kara desteğinin oldukça artırılmasıdır.
Bu durum özellikle uçak ve helikopterlerin
görüş ve radardan takip konularında daha geniş
alanı kontrol edebilmelerini sağlamakta, AWACS'ların
(18) işlerini ise kolaylaştırmaktadır. SAM'lerin
(19) atılmasına karşı kontrol arttıkça hava
üstünlüğü oranı daha da yükselmektedir. Irak
uçaklarının kendilerini göstermedikleri Irak
Savaşı'nda coğrafi unsurların etkisiyle de
koalisyonun hava üstünlüğü % 95 gibi çok büyük
bir rakama yükselmiştir. Bu da uçak ve helikopterlerin
kara harekâtına daha çok destek sağlamasını
getirmiştir. Irak Ordusu'nun özellikle tank
ve mekanize piyade birimlerinin yok edilmesinde
bu avantajların büyük payı olduğu söylenebilir.
Koalisyon kuvvetlerinin hava gücünde verdiği
en önemli kaybın -her ne kadar harekâtla orantısı
ele alındığında marjinal gözükse de- şüphesiz
helikopterler olduğu göze çarpmaktadır. Helikopterlerin
hızlarının yavaş olması uçuş tavanlarının
alçak olması, genellikle kara harekâtına yönelik
doğrudan kullanıldıkları için yere yakın ve
paralel seyretmeleri (NAP to the earth,) özellikle
genel maksat helikopterleri piyade naklettikleri
için daha fazla hedef olarak alınmaları ve
boşaltım esnasında düşman piyadeleri ile sıcak
temasa geçme ihtimallerinin yüksek oluşu,
bu araçları yerden gelecek füze ve uçaksavarların
yanı sıra zaman zaman hafif piyade silahlarına
karşı da hassas yapmaktadır. Özellikle omuzdan
atılan portatif uçaksavar füzeleri (SA-7 Grail
(Strella,) IGLA-1/2 ve Stinger gibi) birkaç
kilometre çapındaki bir alanda helikopterlere
büyük tehlike arz etmektedir. Sürati yavaş
olan helikopterlerin bu silahların menzilinden
kolaylıkla çıkabilmeleri mümkün değildir.
Chaff ya da flare gibi savunma sistemleri
de işe yaramazsa sonuç genellikle helikopterlerin
aleyhine olmaktadır. 250 km/h hızla giden
bir helikopter manevra yapmadığı takdirde,
4 km. mesafeden atılan ve 550 km/h hızı olan
bir füze ile 18-26 sn. içinde havada buluşacaktır.
(20) Bu yüzden savaşta düşen 5-10 kadar koalisyon
helikopteri ciddi bir kayıp olarak görülmemelidir.
Uçaklar ise hızlı ve manevra kabiliyeti yüksek
oldukları için şaşırtma manevralarını ve korunma
sistemlerini birlikte daha seri kullanabildiklerinden
orta ya da yüksek irtifa hava savunma füzelerinden
kaçabilmeleri helikopterlere göre daha olasıdır.
Savaştaki Amerikan ve İngiliz helikopterlerine
baktığımızda bir kısmının orijininin 1950-1980
arası Soğuk Savaş dönemine dayandığı, ancak
modernize edilerek geliştirildiklerinden,
modern sistemlerle donatılabilen yeni modellerinin
ortaya çıktığını görmekteyiz. UH-1 Huey, CH-46
Sea Knight, SH-3 Sea King ve Wessex helikopterlerinin
geçmişi 1950'lere; CH-47 Chinook, CH-53 Stallion
ve AH-1 Cobra'nın geçmişleri ise 1960'lara
dayanmaktadır. AH-64 Apache, UH-60 Blackhawk
ve Lynx helikopterlerinin ilk tipleri 1970'lerde
üretilmişlerdir.
Uçaklarda da aynı durum söz konusudur. F-14
Tomcat, F-15 Eagle, F-16 Fighting Falcon,
F-18 Hornet, gibi av/bombardıman uçakları
1960'ların ya da 1970'lerin getirdiği silahlar
olup, bugün modernize edilmiş yeni tipleri
kullanılmaktadır. Harrier ve A-10 Thunderbolt
II'nin ilk modelleri ise 1960'larda üretilmiştir.
Bunun yanında ilki 1950'lere dayanan B-52
Stratofortress, 1970'lerde ortaya çıkan B-1
Lancer, 1980'lerin F-117 Stealth Fighter'ı
ve 1989'da ilk uçuşunu yapan B-2 Stealth Bomber
uçakları Irak'taki çeşitli bombardıman görevinde
kullanılmışlardır. Ayrıca yine 1950'li yıllardan
beri kullanılan U-2 casus uçağının oldukça
gelişmiş bir modeli de bulunmaktadır.
1990-91'deki Çöl Fırtınası Harekâtı'nda vurulan
hedef sayısının 1942-43'te Amerikan 8. Hava
Filosu'nun vurduğu hedef sayısından daha fazla
olduğu söylenmektedir. (21) İkinci Dünya Savaşı'nda
B-17 Flying Fortress bombardıman uçaklarının
hedefi vurma CEP'i (22) 1.000 metre kadarken,
1990'da bu sayı lazer-güdümlü bombalarla birlikte
3 metreye düşmüştür. (23) JDAM gibi GPS-güdümlü
(24) mühimmatın bombardıman ve av/bombardıman
uçakları tarafından kullanılması ile uçaklar
her türlü hava şartında hedef yakınından tek
bir geçişle birden fazla hedefe kesin atış
yapabilmektedirler. (25) Uçaktan atıldıktan
sonra en çok 24 km.lik mesafedeki hedefe ulaşan
JDAM'ların 450'den daha fazlası 1997-99 arasındaki
testlerde 9,6 CEP ile birlikte % 95 başarı
göstermişlerdir. (26) Pentagon, 2002 sonunda
bazı seçkin projelerde yaptığı değişiklikler
içindeki en önemli bütçe artışının % 48,9
JDAM stokunda yaşandığını görüyoruz. Bunun
nedeni Deniz Kuvvetleri envanterindeki JDAM
sayısının 43.292'den 74.166'ya ve Hava Kuvvetleri'nin
elindekilerin ise 92.679'dan 152.011'e çıkarılmasıdır.
(27)
1985'te geliştirilen F-15E Strike Eagle uçakları
tek sortide laser-güdümlü bombalar kullanarak
dokuz ayrı hedefi yok edebilirken, B-2'ler
uydu-güdümlü silahlar sayesinde 16 ayrı hedefi
yok edebilmektedirler. (28) Bununla birlikte
stealth teknolojisinin gelişimiyle de bu teknolojiyi
kullanan uçakların refakate olan ihtiyaçları
azalmıştır. 1991 yılı Ocak ayında Basra'da
yapılan bir hava saldırısına katılan 41 uçağın
sadece 8'i bombardıman uçağı iken, diğerleri
refakatçi avcı uçakları, SEAD (29) ve EW (30)
uçaklarıydı. (31) Bugün biraz riskli olmakla
birlikte B-2 gibi stealth kabiliyetine sahip
uçakların refakate ihtiyacı yoktur. 1990'lar
boyunca 21 adet üretilen bu yeni uçaklar iki
kez yenilenmiş, bugün kullanımda olan block
30 konfigürasyonu ile radarı geliştirilerek,
JDAM ve JSOW (32) atma kabiliyetine kavuşmuşlardır.
(33) Ayrıca Irak Savaşı'nda drone (34) kullanımına
da yoğun bir şekilde rastlanmaktadır.
21. yüzyıldaki Amerikan savaş doktrinine
göre stratejik hava taşımasının oldukça önemli
bir yeri vardır. Kökeni 1968'e dayanan C-5
Galaxy dev nakliye uçaklarının yanı sıra daha
büyük araçları taşıyabilmek amacıyla genişletilmiş
bir uçak konseptine gereksinim duyulması,
1980'lerde Ana Muharebe Tankı da taşıyabilen
C-17 Globalmaster kargo uçaklarının geliştirilmesine
neden olmuştur. C-5 ve C-17, uçak, helikopter,
top, zırhlı araç, personel ve ekipman naklini
hızlandırarak, birliklerin bir kısmının hızlı
konuşlandırılması olanağını artıran unsurlar
olarak daha eski ve hafif olan C-130 Hercules
ve C-141 Starlifter nakliye uçaklarına nazaran
daha çok iş görmüşlerdir.
Irak Savaşı'ndaki belki de en önemli gelişmelerden
biri Global Hawk ve Predator UAV'lerinin (35)
kullanılmasıdır. Bunlar uzun mesafeli keşifler
yaparak en tehlikeli yerlerde bile uçarak
keşif yapmışlar ve sürekli taze bilgi akışı
sağlamışlardır. (36) Global Hawk, 21.600 km
menzili ve 41 saat havada kalma süresiyle
uzun mesafe keşif görevi yapabilen bir UAV
olup ilk uçuşunu 1998'de yapmıştır. (37) 128
km/h hız yapan Predator ise 2-3 milyon dolar
değerinde olup üstündeki gözetleme kamerasını
içiren sistem ile birlikte 7 milyon doları
bulmaktadır. (38) Predator havadan-karaya
füze de kullanabilmektedir. Askeri istihbaratın
bu araçlar sayesinde yeni bir ivme kazandığı
da söylenebilir.
ABD'nin Körfez Savaşı ile Irak Savaşı arasında
önemli yol aldığı bir başka gelişme ise haberleşme
alanında olmuştur. Alınan istihbaratı hızla
gerekli birimlere ulaştırma ihtiyacı bu alanda
çok yol kat edilmesiyle sonuçlanmıştır. İkinci
Dünya Savaşı'nda dakikada 60 kelime bilgi
iletilirken, Vietnam'da bu sayı yüzlere, Körfez
Savaşı'nda ise 200.000'lere çıkarılmıştı.
ABD Genelkurmay Başkanı Richard Myers'in verdiği
bilgiye göre bu sayı Irak Savaşı'nda Körfez
Savaşı'nın 30 katı büyüklüğündedir. (39) C4I
sistemlerinin oldukça gelişmesi sayesinde
savaş sırasında Iraklı liderlere yönelik alınan
bir istihbarat üzerine bir B-1'in Suudi Arabistan'dan
kaldırılarak Bağdat'taki bir restoranı bombalaması
olayında, bilgi akışı ile bombalanmanın tamamlanması
arasındaki süre sadece 38 dakika olarak ölçülmüştür.
(40)
Irak'a düzenlenen Anglo-Amerikan harekâtında
en çok göze batan silahlar ise araçlar değil
akıllı mühimmatlar olmuştur. Hassas bombardıman
(Precision-bombing) 1990-91'deki Körfez Savaşı'ndaki
hava bombardımanının % 10'u gibi sınırlı bir
bölümünü oluştururken, 2003'teki Irak Savaşı'ndaki
hava bombardımanının % 90'ını kapsamıştır.
Bundan yola çıkarak on yıl zarfında ABD'nin
Hassas-Güdümlü Bombalar'ı (Precision-Guided
Bombs,) hızla geliştirdiğini, üretimlerini
artırdığını ve harekâtlarda bu bombalara daha
çok yer verdiğini söyleyebiliriz. Aslında
her biri binlerce dolar tutarında olan bu
mühimmatların kazandırdıkları kesinlik sayesinde
çok az sayıda kullanılıp çok büyük etkiler
sağladıklarından klasik bombardımana göre
daha ucuz bir yöntem için biçilmez kaftan
oldukları düşünülebilir. Bu mühimmatlar sayesinde
sivil hedeflerin vurulması riski de en aza
indirgenmiştir. Irak Savaşı'nda 18.000'den
fazla akıllı bomba atılmıştır. Tomhawk ve
ACM'lerin önceki modelleri akıllı füzeler
olarak Körfez Savaşı'nda ün yapmıştı. Bu savaşta
da yoğun olarak başvurulan bu füzelerden 750'den
fazlası fırlatılmıştır. Ancak bu füzelerin
hızlarının yavaş olması ve alçaktan yere paralel
olarak seyretmeleri, az bir kısmının Irak
uçaksavar bataryaları tarafından düşürülmesine
yol açmıştır. (41) Kullandıkları akıllı mühimmat
sayesinde Körfez Savaşı'na göre sayıca daha
olan daha az sayıda sorti yapan uçaklar çok
daha etkili olmuşlardır. (42)
Irak'ın Körfez Savaşı öncesindeki silah sistemlerini
çeşitli ülkelerden alması da giriştiği savaşlarda
lojistik sorunlar doğurmuştur. Amerikan, Rus
ve Fransız silahlarına sahip olan Irak'ın
bu araçlara ayrı ayrı yedek parça ve mühimmat
bulmak zorunda olması, ambargodan sonra bunların
çoğunu kullanamadığı gerçeğini gözler önüne
sermektedir. Bunların arasından en çoğu eski
Sovyet silahları olduğundan ve gizli yollardan
az da olsa bu silahların yedek parçaları temin
edilebileceğinden, ordunun envanterindeki
silahlardan sadece Sovyet yapımı olanların
bir kısmı işlerliğini sürdürebilmiştir. Yine
de hava hakimiyetinin tamamen koalisyon uçaklarının
inisiyatifinde olması, muharebe alanlarına
yapılacak ikmal ve iaşeyi son derece zorlaştırdığı
için, Irak Kara Kuvvetleri'nin ellerindeki
ağır silahları kullanabilmesinin optimal seviyeden
son derece uzak olduğu düşünülebilir.
Irak ordusunun bu durumda cephede yapabileceği
fazla bir şey olmadığını söyleyebiliriz. Ancak
savaş tarihinde harekâtların seyrini etkileyen
iki faktörden biri manevralar ise diğerinin
de coğrafi unsurlar olduğu hatırlanmalıdır.
Savunmadaki bir düşman savaşı kendi lehine
çevirmek ve aradaki kuvvet açığını kapatabilmek
için coğrafi şartları en iyi şekilde kullanmak
zorundadır. Irak Savaşı'nda da bu durum zaten
bekleniyordu. Irak ordusu savunmasını hazırlarken
Fırat, Dicle ve Şattülarap'ın yanı sıra bazı
nehirleri de savunma hattı olarak kullanmış,
barajlardan fazla su boşaltmak suretiyle bazı
geçici bataklıklar yaratmıştır. Ancak bu coğrafi
şartların Anglo-Amerikan ordusunu oyalayabileceği
ama yenemeyeceği düşünülen Irak Ordusu'ndan
en önemli beklenti, en zor savaş şekli olan
"şehir savaşı" üzerine yoğunlaşması
yönündeydi. Çünkü teknolojik üstünlüklerin
en çok zorlandığı ve sivil kayıpların yüksek
olduğu bu savaş şekli, 1942-43'te Stalingrad'da
ve 1945'te Berlin'de Savaş Tarihi'nin en kanlı
sayfalarından ikisinin yazılmasına neden olmuştu.
Zaten hukuki bir dayanaktan yoksun olan Anglo-Amerikan
harekâtı mecburen sivilleri de hedef alacağından,
böyle bir savaş tarzı, uluslararası kamuoyundan
ve kendi toplumlarından gelen tepkilerin artması
nedeniyle Amerikan ve İngiliz hükümetlerini
oldukça zor durumda bırakabilirdi.
ABD'nin savaşın başlarında cephede gösterdiği
yetersizlik belki de bu durumdan kurtulmanın
bir çaresi olarak başvurduğu bir aldatma yöntemiydi.
Amerikan ve İngiliz birliklerinin duraksayarak
cüzi kayıplar vermeleri ve ağır ilerlemeleri,
Bağdat'ta uzun süreli çetin bir şehir savaşına
girişecekleri beklenen Güney Komutanlığı'na
bağlı olan Cumhuriyet Muhafızları, Medine
Zırhlı Tümeni, Adnan Mekanize Tümeni ve Nebulchadnazzar
Piyade Tümeni, Bağdat'ın güneyinde Dicle ve
Fırat arasında oluşturulan savunma hattında
karşı-saldırıya geçirildi. Büyük olasılıkla
bu birliklerin çoğu hava hakimiyetinin eseri
olan kara-desteği ile yok edildi. Bunun üzerine
Kuzey Komutanlığı'na bağlı olan diğer Cumhuriyet
Muhafızları, El Nida zırhlı tümeni, Hammurabi
zırhlı tümeni ve Bağdat piyade tümeni de savunması
güneyden zayıflayan Bağdat'a sevk edilmeye
başlanmıştır. Olasılıkla bu tümenlerde Bağdat
yolunda havadan baskınlara maruz kalarak eritilmişlerdir.
Kısacası Amerikalıların bu aldatması, Irak
Ordusu'nun şehir savaşlarında kullanılması
için ayırdığı elit birlikleri savaş alanına
çekerek çoğunun havadan imhasını sağlamıştır.
Bu tümenler aynı zamanda T-72 gibi Irak ordusunun
elindeki en iyi silah ve teçhizatla donatılmışlardı
ki bu durumda Irak ordusunun elindeki ağır
silahların önemli bir bölümü de yok edilmiş
oluyordu. Böyle bir durum hem kuvvet, hem
de moral kaybına uğrayan diğer Irak birliklerinin
Bağdat'ın savunulmasında beklenenden daha
çabuk çözülmesini sağlamış olabilir.
Bu muharebeler sırasında televizyonlarda
çok sayıda Amerikan ve İngiliz aracının da
tahrip olduğunu seyrettik. Tabi, bu sayının
Irak'ın verdiği kayıp miktarının oldukça altında
olduğu rahatlıkla tahmin edilebilir. Yine
de M-1 ve Challenger-II gibi tankların, M-2/3
Bradley, Warrior, AAVP (43) ve LAV-24 Piranha
gibi diğer zırhlı araçların, zırhlarının hala
belli koşullar altında daha eski teknolojiye
karşı direnemediklerini söyleyebiliriz. T-72'nin
125 mm.lik namlularının haricinde eski Sovyet
ATGW'lerinin (44) de bu kayıplarda önemli
rolünün olduğu söylenebilir. Bir tanka ya
da ZPT'ye nispeten daha küçük ve tespiti daha
zor olan "AT" serisi anti-tank ve
"SA" serisi karadan-havaya füzeler,
ucuz ve yoğun kullanımda etkili olabildikleri
için Ortadoğu'daki bütün ülkelerin stoklarında
fazla miktarlarda depolanmıştır. İran'daki
coğrafi şartlarda benzer bir operasyon ihtimalini
göz önüne getirdiğimizde, bu eski ve küçük
silahların üstün teknolojiye karşı daha ciddi
zararlar vereceğini tahmin edebiliriz.
Körfez Savaşı, Irak Savaşı ve Dünya Silah
Ticareti
1990'da çıkan Körfez Savaşı ile bugünkü Irak
Savaşı silah ticaretine bağlı olarak getirdiği/getireceği
ekonomik sonuçlar bakımından birbirinden ayrılmaktadır.
Çünkü, 1990 öncesinde bölgenin önemli iki
ekonomisine sahip olan Suudi Arabistan ve
Kuveyt'te dahil bir çok Ortadoğu ülkesinde
1980'lerden gelen önemli bir maddi birikim
söz konusuydu. Öyle ki, bu birikim savaş zararlarını
karşılamanın ötesinde oldukça büyük ölçüde
ağır silah teknolojilerinin transferine de
yetmişti. 1990 yılında ABD'den 1,3 milyar
dolarlık silah alan Suudi Arabistan'ın güvenlik
harcamaları katlanınca, 1990-2000 yılları
arasındaki alımı toplam 35 milyar doları geçti.
Bunun yanında 1990'da ABD'den 50 milyon dolarlık
oldukça düşük seviyede silah alımına giden
Kuveyt ise, aynı dönemde ABD'den 5,6 milyar
dolarlık silah transfer etti. ABD'den yılda
650 milyon dolar civarında silah alan Mısır
da alımlarını ikiye katladı ve aynı yıllar
aralığında ABD'ye silah transferi için 11
milyar dolar ödedi Yani ABD'nin 1990'lı yıllarda
beklenen kazancı savaş ile birlikte 20 milyar
dolardan 50 milyar dolara çıktı. Bunun haricinde
1990-2000 arası Türkiye 10, İsrail 7, BAE
1,5 milyar dolar ve diğer Ortadoğu ülkeleri
de 700 milyon dolar değerinde silahı ABD'den
transfer ettiler. Görüldüğü gibi bu dönemde
ABD'nin sadece silah ticaretiyle bölgeden
kazandığı para 70 milyar doları bulmaktadır.
Avrupa'da silahlanma giderleri yarılara düşerken
Körfez Savaşı sonrasında silahlanma giderlerinin
artması ve bundan en çok ABD'nin yararlanması
ilgi çekicidir. Bununla birlikte aynı dönemde
ABD'nin gizli satışlarından elde ettiği 9
milyar doların önemli bir miktarının bu bölgeden
geldiği de düşünülebilir. ABD'nin 1990'lı
yıllarda ekonomisinin canlanmasının nedenlerinin
biri Ortadoğu ülkelerine yapılan bu silah
satışlarıydı. 1990 sonrasında bölgedeki silah
ticaretinden kâr eden diğer ülkeler ise öncelikle
Fransa, Almanya, İngiltere ve Rusya oldular.
(45)
ABD'nin Körfez Savaşı sonrasında silah satışlarının
yükselmesinin bir sebebi yeni silahların savaş
alanlarında ispatlamasıdır. ABD'nin bölge
ülkelerine F-15, F-16, C-130, AH-1, AH-64,
CH-47, CH-53, UH-60, M-1, M-60, M-2, LAV-24,
M-109 Paladin, MLRS, (46) ATACMS, (47) I-Hawk
(48) ve Patriot gibi silahların yanında çok
sayıda ekipman, mühimmat ve diğer sistemlerin
yanı sıra firkateynler de transfer etmesi
Ortadoğu'daki silah ticaretinin patlamasına
neden oldu. Ancak Irak Savaşı'nda ispatlanan
ileri-silahların nitelikleri ve bölge ülkelerinin
içinde bulundukları ekonomik zorluklara baktığımızda,
bu savaş sonrasında Körfez Savaşı sonrasında
olduğu gibi bir bölgesel silah ticareti patlaması
beklenmemelidir.
Amerikan Ordusunun Zaafları
Savaşta başı çeken ABD'nin profesyonel ordusunun
önemli zaafları olduğu uzun zamandır vurgulanmaktadır.
Dışarıdan gözlemleyebildiğimiz kadarıyla,
daha çok ülkenin yapısından kaynaklanan bu
sorunların Amerikan ordusunun zayıf noktaları
olarak düşmanlarınca kullanılmaları, acaba
Amerikan hükümetini bir yenilginin eşiğine
getirebilir mi?
Amerikan ordusuna yapılan başvurulara bakıldığında,
subaylar haricindeki kadroların genellikle
kalitesinin düşük olması, bu kadroların daha
çok hayat standartlarını artırmak isteyen
ve bunun tek çaresinin ordu olduğunu düşünen,
köy ya da varoşlarda yaşayan ve hem kültürel
hem de gelir düzeyini Amerikan toplumu içinde
alt tabakalar olarak kabul edebileceğimiz
çevrelerden oluşmasından kaynaklanmaktadır.
Kaldı ki, yapılan başvurular ihtiyacı karşılayamamaktadır.
Bu yüzden ordu içinde yoğun bir uzmanlaşma
söz konusudur. Bu yüzden toplam mevcudu 3
milyona dayanan orduda 1,455,778 askerle birlikte
657.994 kadar sivil çalışan bulunmaktadır.
(49)
Askerlerin çoğunun yaşam seviyelerini yükseltebilmek
için geldikleri bir orduda Avrupa ya da üçüncü
dünya ordularında görülen vatanseverlik seviyesi
beklenemez. Bu durumun muharebe esnasında
ordunun kayıp vermekten kaçınma içgüdüsüne
yol açtığı söylenebilir. Bu durumda, kesin
çatışmalarda Amerikan askerlerinin beklenenin
üstünde kayıp vermeleri, sürekli hava ya da
yer desteği ile takviye edilmek zorunda kaldığından,
zamana karşı verilen mücadelelerde daha büyük
sorunlar yaşamaları ve daha fazla cephane
harcamaları beklenebilir.
Subay kademesinin kalitesinin ise ordunun
tabanına göre zıtlık oluşturduğu söylenebilir.
Amerikan subayları kültürel açıdan daha ileri
olup askeri ya da sivil okullarda yüksek öğrenim
yapmaya teşvik edilmektedirler. Yine de subay
kadrosundaki sayısal yetersizlik kendini sürekli
hissettirmektedir. (50) Bunun nedenini bütün
dünyanın gözünü diktiği Amerikan yüksek hayat
standartları içinde ordunun insanlara diğer
işler kadar cazip gelmemesinde arayabiliriz.
Ordunun halkın gözünde değeri sınırlıdır.
Eğer yarısı başkanlık seçimlerine bile katılmayan
halkın kalan yarısının Demokrat ve Cumhuriyetçi
olarak bölündüğünü hatırlar, bunlardan sadece
Cumhuriyetçilerin orduya öncelik verdiğini
ve Demokratların olaylara bağlı olarak orduya
destek verdiğini düşünürsek, Amerika'da ordunun
halk bazındaki desteğinin % 20'ler ile % 40'lar
arası gibi düşük bir oranda değişmekte olduğunu
tahmin edebiliriz. Ancak realist bir dış politikaya
sahip olduğu için ABD'nin yöneticileri -Cumhuriyetçi
ya da Demokrat olsun- dışişlerinde orduyu
öncelikli bir baskı unsuru olarak görmektedirler.
Amerikalıların, özellikle gelişmemiş ülkelere
yönelik davranışlarında, buna dayanarak güç
politikaları uyguladıkları açıkça ortadadır.
ABD tarihinde ordunun siyaset ile ilişkilerinde
askerlerin yetkilerinin sivil yöneticiler
lehine sınırlanmış olduğunu görüyoruz. Ancak
buna rağmen ordunun siyasete dolaylı etkisi
olabilmektedir. Bunun bir örneği 2000 yılında
Clinton yönetiminin son senesinde ordu savunma
bütçesini % 25 gibi önemli bir oranda kısma
girişimi ile yaşandı. (51) Ordudan gelen tepkiler
sonucu, tahminen savunma firmalarının da etkisiyle
sonraki yılın savunma bütçesi Kongreden cüzi
bir artışla geçirildi. Bununla birlikte, Amerikan
Başkanlarının bir çoğunun -19. yüzyılda bile-
geçmişlerinde zorunlu ya da profesyonel olarak
askeri kariyere rastlanmaktadır.
Bu arada Amerikan ordusunun askeri kültürünün
dünyadaki diğer devletlere oranla zayıf oluşuna
deyinmek de yararlı olabilir. ABD, Avrupa
ve Asya'daki köklü devletlerle karşılaştırıldığında
200 senenin biraz daha üstünde geçmişi olan
ama yapılanmasını gerçek anlamda 20. yüzyılın
başlarında tamamlayan bir güç olarak daha
yeni ve karmaşık bir kültüre sahiptir. Kolonicilerin,
dünyanın çeşitli yörelerinden gelen göçmenlerin,
kölelerin ve yerli halkların etkileşimiyle
kurulan bu yeni ülkenin askeri sisteminin
-iç savaş haricinde- Birinci Dünya Savaşı'na
kadar canlanmadığı ve 20. yüzyılda girdiği
önemli savaşlarda ise kendi toprakları dışında
savaştığı düşündürücüdür. ABD tarihinde ordunun
2. Dünya Savaşı'na kadar arka planda kalmasıyla
birlikte, ülkenin özellikle Soğuk Savaş sırasında
ülke çıkarları doğrultusunda çok sayıda global
çatışmalara ve savaşlara katılan ve dünyanın
bir çok yerinde savaşmaya alışmış bir modern
orduya 20. yüzyılda sahip olması, yeterli
bir askeri kültüre sahip olmayan ABD'yi süper
güç yapan önemli bir etmen olmuştur.
Amerikan ordusu 2001 yılından itibaren yeni
bir doktrin arayışı içinde olup, ciddi bir
yapısal değişiklik yapılmaksızın kullandıkları
araç ve teçhizat başta olmak üzere savaş için
bir çok unsurun yeniden gözden geçirilmesi
ile birlikte bir doktrin değişikliği içine
girmiştir. Hafif tankların ve stratejik hava
taşımasının ön plana çıktığı bu yeni tarzda,
hızlı bir şekilde birlik konuşlandırma gereksinimi
göze çarpmaktadır. Aslında 1990 Ağustos'unda
Amerika'nın başı çektiği koalisyon güçleri
henüz Suudi Arabistan'a yığınak yaparken saldırıya
uğrasalardı, savaş daha farklı bir hal alabilirdi.
Belki de Irak'ın bu zamanı değerlendiremeyişini
ileride karşılaşabileceği benzer bir durumla
tartan Amerikalı yetkililer, bunun için şimdiden
önlem almaya çalışmaktadırlar. Yine de sürpriz
bir saldırı ihtimalinin önlenebilmesi için
en sağlam çözüm, -ekonomik olmasa da- birliklerin
önceden o bölgede konuşlandırılması olarak
görülebilir. Hatta, bugün Amerikan ordusunun
Irak'a yerleşmesinin sebeplerinden birinin
bu olduğu da düşünülebilir.
Tüm bu açıkları kapatan unsurun, ABD'nin
sahip olduğu askeri teknolojinin üstünlüğü
olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında modern
bir sisteme de sahip olan Amerikan Ordusu,
Pentagon gibi sistemin bütünleştiği bir karargaha
sahiptir ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana
ordu içindeki eğitime kazandırılan bilimsel
yaklaşım sayesinde taktik, operasyonel ve
stratejik seviyelerde fikren oldukça gelişmiştir.
Bu sayede ordu, elindeki askeri teknolojiyi
olabildiğince verimli bir şekilde kullanabilmektedir.
Irak'ta Yapıldığı Düşünülen Hataların
Etkileri
Öncelikle ABD'nin Irak operasyonunun hukuki
altyapısını kitle imha silahları üretimine
devam ederek Birleşmiş Milletlerin 1991'de
aldığı 657 sayılı karara muhalefet ettiği
iddiasına dayandırması ile bu silahların operasyonun
beş maddeli öncelikli hedef sıralamasının
beşinci maddesi olarak açıklaması ciddi bir
çelişkidir. Çünkü Irak'ın savaşta bu silahları
kullanacağı düşüncesine rağmen, ilk dört hedef
olarak sırasıyla rejim liderliği, rejimin
komuta-kontrol (C²) kabiliyeti, rejim güvenliği
ve bütünleşmiş hava savunmasını alması, sanki
bu silahların hiçbir zaman bulunamayacağını
müjdeliyordu.
Irak'taki Anglo-Amerikan varlığının uluslararası
hukuka aykırı olması yapılan en ciddi hata
olup, bunun asıl etkilerinin bir kaç sene
içinde dünya güvenliğini tehdit eder bir şekilde
ortaya çıkabileceğini düşünebiliriz. Gerçekten
de Irak'ta hukuk dışı bir işgale girişen ABD'nin,
ileride Çin'in Tayvan'a yönelik aktivitelerine
karşı hukuka sığınması pek mümkün gözükmemektedir.
Böyle bir olasılık Irak'ta ciddi bir yara
alan Birleşmiş Milletler sisteminin tamamen
çözülmesi ve sonunda eski "Güç Dengesi"
sistemine geri dönülmesi ile sonuçlanabileceğinden
uluslararası güvenliği tehlikeye düşürüp dünyayı
yeniden savaşın eşiğine getirebilir. Böyle
bir savaş ihtimali ise Amerikan ordusunun
bugünkü hareket olanaklarını, yukarıda sayılan
zaaflara yenilerini de ekleyebileceğinden,
aşmaktadır.
Bir süredir insana dayalı istihbarattan çok
elektronik istihbaratın kullanılmasını Amerika'nın
güvenlik sistemindeki bir zaaf olarak algılayabiliriz.
Hatta bu durumun 11 Eylül sürecini başlatan
önemli bir etmen olduğunu da düşünebiliriz.
(53) Elektronik istihbarat günümüzde yoğun
olarak kullanılan ama insan faktörü ile desteklenmediğinde
yanıltabilen ya da önemli hatalara yol açabilen
bir unsurdur. Bu unsura fazla saplanmış olan
Amerika'nın insana dayalı istihbaratının zayıflığını,
bölgesel kaynaklarının güvenilirliğini de
sorgulayarak Irak'ın güneyindeki Şii nüfusu
ayaklandırmasında gösterdiği başarısızlıkla
ve savaşın sonunda Irak'a dönen bir Şii liderin
Iraklılar tarafından öldürülmesinde arayabiliriz.
Ayrıca harekâtın ilk gecesi yapılan ve büyük
olasılıkla rejim liderliğine yönelik suikastler
içeren özel operasyonların başarısızlığı da
istihbarat konusundaki yanılgıları sergiler
niteliktedir. Bununla birlikte savaşla ilgili
yapılan ilk çalışmalarda teknolojiye bağlı
olarak askeri istihbaratın kalitesi vurgulanmaktadır.
Yetersiz birlik konuşlandırılması da bir
hata olarak değerlendirilebilir. Savaşın sonlarında
350.000'i bulan, ancak savaş sırasında 250.000
askerin konuşlandırılarak bunların 70-80.000
kadarının 350.000 kişilik Irak ordusuna karşı
kullanılması düşündürücüdür. Ancak sürekli
takviye alan güney cephesinde ve her ne kadar
Türkiye'nin tepkisiyle karşılaşsa da açılma
ihtimali her zaman var olan kuzey cephesi
sayesinde Irak ordusu ikiye bölündüğünden,
operasyonlar rahatlamıştır. Bununla birlikte
güneydeki duraklamayı aldatma olarak kabul
edersek, yeterli sayıda uçağı bulunan koalisyon
hava unsurları sayesinde kara birimlerinin
yükü de azaltılmıştır.
Yine de burada savaş öncesinde yapılan bazı
stratejik hesaplamalardaki başka türlü bir
hata göze çarpmaktadır. Türk kamuoyunun Amerikan
çıkarlarının aleyhine olma olasılığını hesaplamayan
Amerikan yönetiminin, savaş sırasında İngiltere'den
sonra en sıkı işbirliğine gittiği Türkiye'den
tepki alması, büyük ihtimalle savaş sonrasında
bölgede yapmak istediklerinin sınırlanmasına
neden oldu. Ancak savaşın büyük bölümünde
Türkiye'nin güneydoğusundaki Amerikan askerlerinin
varlığı bile Irak'ın I. ve V. kolorduları
ile üç Cumhuriyet Muhafızları tümenini kuzeyde
tutmasına yol açarak güneydeki operasyonun
başarıya ulaşmasına önemli katkıda bulunmuştur.
Türkiye'nin yanı sıra, İsrail hariç bütün
Ortadoğu ülkeleri bu operasyona karşı çıkmış
ve Amerika'nın Irak'taki varlığından huzursuz
olduklarından tehdit algılamalarını buraya
yönlendirmişlerdir.
Bunun yanında teröre doğrudan destek vermeyen
Irak'ta, Amerikan karşıtı muhalefet artmakta
ve özellikle ülke içinde Amerikan askerlerini
hedef alan saldırılar yaşanmaktadır. Savaş
bittikten sonra kısa bir süre içinde Amerikalıların
savaş sırasında verdiği ölü sayısının 2/3
oranında ölü vermesi, Saddam'ın devrilmesiyle
kendilerini destekleyeceklerini umdukları
Iraklıların bağımsızlık savaşına gidebileceğini
önceden düşünmediklerini ortaya koymaktadır.
Sonuç
Savaşta henüz denenmeyen Amerikan silahları
da mevcuttur. Örneğin gelecekte ağır tankların
yerine ağırlıklı olarak üretilmesi planlanan
ve hafif tank konseptinin ilk gelişmiş modeli
olan M-8'ler henüz denenmemiştir. F-22 Raptor
ve V-22 Osprey uçakları da Irak'ta konuşlandırılmamışlardır.
Aslında uzun süredir geliştirilmesine çalışılan
RAH-66 Comanche helikopteri için Irak Savaşı
iyi bir deneme sahası olabilirdi. Bunlar gibi
yeni ve kullanılmayan silahların varlığı,
geleceğe yönelik savaş alanları ile ilgili
akıllarda bazı sorular bırakabilir. Acaba
Irak'taki savaş tarzı kısa vadeli ve geçici
mi?
Ortada olan, hava üstünlüğüne dayalı kara
harekâtlarının Omdurman'daki teknolojik üstünlüğün
yaptığı etkiyi yapmasıdır. Kaliteli istihbarata
dayalı olan hassas-bombardıman faaliyetleri
arttıkça, hedeflerin vurulma oranları da yükselmekte
ve kullanılan mühimmat sayısı azalmaktadır.
Bu da hem operasyonlarda ihtiyaç duyulan uçak
sayısını azaltmakta, hem de yoğun yer-desteği
sağladığı için kara ekipmanlarının sayısında
da düşüşlere yol açmaktadır. Ancak zırhlı
birliklerin saldırılarını önleyen taarruz
helikopterlerine ve birliklere hızlı manevra
yeteneği kazandıran genel-maksat helikopterlerine
olan ihtiyaç daha da artmaktadır.
ABD'nin teknolojik gelişim sayesinde kazandığı
artırılmış muharebe gücü, hızlı istihbarat
ve çevik komuta-kontrolün getirdiği kesin
güç, General Myers tarafından "yeni Amerikan
savaş tarzı" olarak tanımlanmıştır. (53)
Gerçekten de Amerikan savaş teknolojisi dünyada
en ileri askeri teknolojiye sahip olmanın
verdiği bir rahatlamaya girmeksizin on yıl
boyunca ilerlemiş ve ABD'nin tek başına süper
güç olmasına zemin hazırlamıştır. Ancak George
W. Bush yönetiminin bu gücün büyüklüğüne kapılıp
dış politikasında şahinden öte saldırgan bir
tavır benimsemesi dünya çapında ileriye yönelik
tepkiler doğurmaktadır. Rusya, Fransa, Almanya,
Japonya ve Çin de -ABD kadar olmasa da- gelişmiş
askeri teknolojilere sahiplerdir. Bu geleceğin
süper güç adayları Ortadoğu'daki çıkarları
Irak'taki ABD askeri varlığı yüzünden tehlikeye
girdiği için askeri teknolojide işbirliği
yapmaya yönelerek, bu alanda ABD'ye ulaşabilmek
için en azından kağıt üstünde bir teknolojik
denge yakalamaya çalışabilirler. Bu durum
BM sisteminin çözülmeye başladığı ve NATO'nun
geleceğinin tartışılmaya açık olduğu bu dönemde
en azından on yıl içinde farklı ve geçici
ittifaklar yaşanmasına neden olabilir.
Burada unutulmaması gereken özellikle Rusya'nın
askeri gücüdür. Rusya, Sovyetler'in teknolojik
mirasını geliştirmeye çalışırken, Boris Yeltsin
zamanında geliştirilen sistemle askeri teknolojideki
araştırmaları destekleyen bir politika izlemektedir.
ABD'nin elindeki bütün silah ve yan sistemlerin
karşıtına ya da prototipine sahip olan Rusya'nın
ekonomik refaha kavuşması, askeri teknolojiler
konusunda uzun vadede Amerika'yı yakalamasını
sağlayabilir.
Uzmanların çoğu haklı olarak ABD'nin Irak'taki
varlığının geçici olmadığı konusunda birleşmektedirler.
Ancak bu biraz da Irak'ta devam eden düşük
yoğunluklu çatışmaların seyrine bağlıdır.
Bush'un savaşın bittiğini açıkladığı 1 Mayıs'tan
itibaren savaş, savaş-dışı ya da kaza gibi
nedenlerle 87 Amerikan askerinin ölmesi/öldürülmesi,
bugün Irak'ta hala 147.000 Amerikan ve 13.000
diğer koalisyon gücü askeri bulunmasının bir
nedeni olup ayda mâl olduğu 4 milyar dolarlık
ekonomik yük ABD'yi zorlamaktadır. (54) Buna
rağmen Amerikan askerlerinin zaman içinde
azaltılması, Irak'taki son olaylara rağmen
sürmektedir.
Bu son olaylarda ABD teknolojiyi ne kadar
kullanırsa kullansın, özellikle şehir gerillası
tarzında seyreden harekâtlar -ki Somali'de
bu tarz harekâtlarda Amerikan ordusunun yaşadığı
acı tecrübeler de henüz tazedir- bu tarzın
klasik silahları olan Kalashnikov, Kanas ve
RPG-7 (55) ile yapılmaktadır. Savaşın Vietnam'daki
gibi geniş kitlelere yayılması halinde, Irak
Amerikan ordusu için bir çıkmaz sokak niteliğinde
olacaktır. Bir başka deyişle "Irak Savaşı"
bitmiştir ve teknoloji galip gelmiştir. Ancak
Irak'ta savaş bitmemiştir ve savaşın değişen
tarzı teknolojiye rağmen Amerika'nın aleyhine
işleyebilir. Bir başka deyişle ABD halâ kaybedebilir.
Bu durumda eski bir Türk sözünü hatırlatmak
yararlı olacaktır:
Düşmanın karınca bile olsa, onu fil olarak
gör.
------------------------------------------------------------------------------------------------
1) Perrett, Bryan, The Battle Book,
London, Arms and Armour,1992, s.389 ve Macdonald,
John, Great Battlefields of the World,
London, Marshall Editions, 1998, ss.110-117.
2) Amerikan Savunma Bakanlığı, Bilgi Harekât
ve Raporlar Direktörlüğü, İstatistiki Bilgi
ve Analiz Bölümü. (01/07/2003,) (http://www.dior.whs.mil/mmid/casualty/GWSUM.pdf)
3) Zırhlı Personel Taşıyıcı.
4) Perrett, ss.165-166. Irak ordusunun kayıplarına
operasyon öncesi süren hava harekâtında verdikleri
zayiat da dahildir.
5) Amerikan Savunma Bakanlığı, Bilgi Harekât
ve Raporlar Direktörlüğü, İstatistiki Bilgi
ve Analiz Bölümü. (01/07/2003,) (http://www.dior.whs.mil/mmid/casualty/OIF
-thru-20030501.pdf)
6) Bu sayılar resmi açıklamalar üzerine güncel
kayıplar eklenerek verilmektedir. Konu ile
ilgili olarak bkz: NBC'nin Rumsfeld ile röportajı,
(13/07/2003,) (http://www.defenselink.mil/transcripts/2003/tr20030713-secdef0383.html)
İngiliz Ordusu'nun kayıpları için bkz: (http://www.operations.mod.uk/telic/casualties.htm)
7) Savaş sonrası Amerikan kayıpları resmi
olup, Pentagon'dan yapılan açıklamalar takip
edilerek derlenmiştir.
8) İngiltere'nin savunma bütçesi ise 35 milyar
dolardır. Bu veriler 2001 mali yılına aittir.
Bkz: Military Technology World Defence
Almanac 2000-01, Vol.XXV Issue 1-2001,
ss.24, 204, 234.
9) Savaş alanında aralarından en büyük etkiyi
yapan Finlandiya, savaşın ikinci safhasında
yenilmiştir.
10) Komuta, kontrol, haberleşme, bilgisayar
ve istihbarat.
11) Electronic Intelligence: elektronik istihbarat.
12) Signal Intelligence: sinyal istihbaratı.
13) Advance Cruise Missile: geliştirilmiş
seyir füzesi. ACM'ler, Denizden atılan Tomahawklar'ın
uçaktan atılan modelleridir.
14) Richard B. Myers, "The New American
Way of War," Military Technology,
6/2003, s.68.
15) "Savaş Nasıl Gelişecek," Globus,
Özel Sayı, 2003, s.26.
16) Savaş öncesinde Irak'ın elinde olduğu
tahmin edilen 2.200 tankın 700 kadarının T-72
idi. Bkz: IISS, The Military Balance 2001-2002,
London, Oxford University Press, 2001, ss.134-135.
17) Myers, s.68.
18) Airborne Warning Control System: erken
uyarı ve kontrol sistemi.
19) Surface-to-Air Missiles: karadan-havaya
füzeler.
20) Burada eski model olan Strela-2M kullanıldığı
farz edilmektedir. Stinger kullanımı helikopterin
vurulma süresini 5 saniyeye kadar düşürmektedir.
Bu hesaplamalarda Helikopter ile füze arasındaki
açı kabaca 180° olarak alınmış, manevra ya
da başka etmenlere yer verilmemiştir.
21) Gary L. Crowder, "Effects, Based
Operations," Military Technology,
6/2003, s.16.
22) Circular Error Probable, olası hata yarıçapı.
23) Crowder, s.16.
24) Global Positioning System: küresel yer
bulma sistemi.
25) Crowder, ss.16-17.
26) (http://www.af.mil/news/factsheets/JDAM.html)
27) Pentagon açıklaması, (12/04/2003,) (www.defenselink.mil/news/Apr2003/b04122003_bt232-03.html)
28) Myers, s.66.
29) Supression of Enemy Air Defences: düşman
hava savunmasını bastırma.
30) Electronic Warfare: elektronik harp.
31) Crowder, s.17.
32) Joint Stand-off Weapons: uçaklardan bırakılan
uzun menzilli ve büyük ebatlı bir tür hassas-güdümlü
bomba.
33) (07/12/2002,) (http://www.globalsecurity.org/wmd/systems/b-2-variants.htm)
34) Drone ilk jenerasyon UAV olarak basit
ve ucuz bir araçtır. Bir çok drone Irak Savaşı'nda
özellikle Irak Hava Savunması'nı şaşırtmak
ve yanlış hedefe yönlendirmek amacıyla yem
olarak kullanılmışlardır.
35) Unmanned Air Vehicle: insansız hava aracı.
36) Myers, s.68.
37) "Global Hawk Makes Maiden Flight,"
Jane's International Defence Review,
Vol.No.31, 4/1998, s.6.
38) Gerardo Gonzalez, (30/06/2003,) "Predator
Team Prowls Iraq,"(http://www.af.mil/stories/story.asp?storyID=123005180)
39) Myers, ss.68-70.
40) Myers, s.70.
41) Savaşta kullanılan seyir füzeleri ile
ilgili bilgiler savaş sırasında Pentagon'dan
yapılan açıklamalara dayanarak derlenmiştir.
42) Bkz: Körfez Savaşı'na 2.500 uçak katılmışken
Irak Savaşı'nda bu sayı 1.900'e düşmüştür.
Bkz: Michael Knights, ""Iraqi Freedom"
Displays the Transformation of Air Power,"
Jane's Intelligence Review, Vol.15
No.5, May 2003, s.16. Yine Irak Savaşı'nda
yapılan toplam sorti sayısı Körfez Savaşı'nın
yaklaşık üçte biri, günlük sorti sayısı ise
yarısı kadardır. Bkz: Knights, s.19.
43) Amphibious Assault Vehicle Personel: amfibik
taarruz aracı-personel taşıyıcı.
44) Anti-Tank Guided Weapon: güdümlü tanksavar
silahı.
45) İstatistikler için bkz: (14 Temmuz 2003,)
(http://www.fas.org/asmp/profiles/sales_db.htm)
46) Multiple-Launch Rocket System: çok-namlulu
roketatar sistemi.
47) Army Tactical Missile System: ordu taktik
füze sistemi.
48) Improved Hawk, karadan-havaya Hawk füzelerinin
geliştirilmiş versiyonu.
49) (30 Nisan 2003,) (http://www.dior.whs.mil/mmid/military/ms0.pdf)
ve (29/05/2003,) (http://www.dior.whs.mil/mmid/civillian/fy2003/april2003/April2003.pdf)
2000 yılı verilerine göre 864,600 olan yedekler
ve Ulusal Muhafız birlikleri bu sayıya dahil
değildir. Bkz: Military Technology World
Defence Almanac 2000-01, ss.23-24.
50) 30 Nisan 2003 verilerine göre subayların
ordu mevcuduna oranı yaklaşık % 16'dır. Bkz:
(30/04/2003,) (http://www.dior.whs.mil/mmid/military/ms11.pdf)
51) Bkz: (14 Sep. 2000,) "Report: Budget
One-Quarter Low," (http://www.military.com/Content/MoreContent?file=FL_cboreport_trimble)
52) Bkz: Clifford Beal, "Chronic Underfunding
of US HUMINT Plays Role in Intelligence Failures,"
Jane's Defence Weekly, (11.09.2001,)
(www.janes.com/security/international_security/news/jdw/jdw010911_1_n.shtml)
53) Myers, s.70.
54) Bkz: NBC'nin Rumsfeld ile röportajı, (13
Temmuz 2003,) (http://www.defenselink.mil/transcripts/2003/tr20030713-secdef0383.html)
Ayrıca Amerika'yı savaşta 19 ülke asker vererek
desteklemiş, 19 ülke daha savaş sonrasında
oluşturulan barış sürecinde görev alarak asker
göndermeyi kabul etmiştir.
55) Rocket-Proppelled Granade: roketatar.
Kaynaklar
Bryan Perrett, The Battle Book,
London, Arms and Armour,1992.
Enzo Angelucci, Rand McNally Encyclopedia
of Military Aircraft, New York, Crescent,
1990.
Chris Foss, Jane's Modern Tanks, Glasgow,
Harper Collins Publishers, 1995.
Edward Luttwak and Stuart L. Koehl, Dictionary
of Modern War, New York, Gramercy Books,
1998.
Globus, Özel Sayı, 2003.
(http://www.mod.uk)
(http://www.af.mil)
(http://www.dior.whs.mil)
(http://www.dod.gov)
(http://www.fas.org)
(http://www.globalsecurity.org)
(http://www.janes.com)
(http://www.military.com)
IISS, The Military Balance 2001-2002,
London, Oxford University Press, 2001.
Jane's Intelligence Review, Vol.15
No.5, May 2003.
Jane's International Defence Review,
Vol. No.31, 4/1998.
John Macdonald, Great Battlefields of the
World, London, Marshall Editions, 1998.
Military Technology World Defence Almanac
2000-01, Bonn, Mönsch, Vol.XXV Issue 1-2001.
Military Technology, Bonn, Mönsch,
6/2003.
Tim Ripley, Jane's Pocket Guide Modern
Military Helicopters, London, Harper Collins
Publishers, 1998.
Tony Cullen and Christopfer F. Foss (eds.)
Jane's Land-Based Air Defence 1992-93,
Surrey, Jane's Information Group Inc., 1992.